ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Peygamberimiz (S.A.V) > Sizden Gelenler (Peygamber Efendimiz ) > Yolculukları
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yolculukları  (Okunma Sayısı 454 defa)
14 Ekim 2010, 14:56:39
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 14 Ekim 2010, 14:56:39 »



Yolculukları



1. Şam Yolculuğu ve Rahip Bahîra

Siyer kitapları ALLAH Resûlü'nün ilk yolculuğunu amcası Ebû Talib'le ve henüz on iki yaşında iken yaptığını naklederler. Bu yolculuk Şam'a yapılmaktadır. Kervan bir yerde konaklar; ALLAH Resûlü de kervana gözcü olarak bırakılır. Diğerleri istirahata çekilmek üzere bir hana yerleşirler. Bazılarının, yanlışlıkla "Buhayra" dedikleri rahip Bahîra, gelmekte olan bu kervanı seyrederken dikkatini çeken bir hâdise olmuştur. Kervanın üzerinde bir bulut vardır ve bulut, sürekli kervanı takip etmektedir. Kervan durunca durmakta, yürüyünce de harekete geçmektedir.

Bunun üzerine Bahîra kervanda bulunan herkesi yemeğe davet eder. Daha önceleri kervanlarla hiç ilgilenmeyen Bahîra'nın bu davranışı herkesi şaşırtmıştır. Efendimiz hariç herkes bu davete icabet eder. Fakat rahip gelenler içinde aradığını bulamamıştır. Bunun üzerine kervanın başında kimsenin kalıp kalmadığını sorar. Aldığı cevab üzere O'nu da çağırtır. Daha O'nu görür görmez, hükmünü verir. Ve Ebû Talib'e O'nun kim olduğunu sorar. "Oğlum" deyince de, Bahîra buna pek inanmak istemez, zira onun tespitlerine göre bu O'dur. O'nun babası, henüz O doğmadan vefat etmiş olmalıdır. Ve daha sonra Ebû Talib'i bir kenara çekip, bu yolculuktan vazgeçmesini tavsiye eder. Çünkü ona göre Yahudiler haset insanlardır. Bu çocuğun simasından O'nun son peygamber olduğunu anlayabilirler ve kendilerinden olmadığı için de O'na bir kötülük düşünebilirler mülâhazasıyla, Ebû Talib'e: "Sen bu yolculuktan vazgeç." der. Ebû Talib denileni yapar.. bir mazeret bulup kervandan ayrılır ve Mekke'ye geri döner.[1]

Bahîra, hakikati söylüyordu. Fakat bilemediği bir husus vardı. O, ALLAH'ın (celle celâluhu) himayesindeydi ve O'nu hayatının sonuna kadar ALLAH (celle celâluhu) koruyacaktı ki, وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِyani "Ey Habibim! ALLAH seni (iç ve dış mihrakların şerrinden) koruyup muhafaza edecektir."[2] âyeti de bunu ifade etmektedir. Evet, Rabbi, O'na böyle diyordu.. ve dediğini de yerine getirecekti...

2. Şam'a İkinci Seyahat

İki Cihan Serveri, ikinci seyahatini de yirmi beş yaşlarında yapar. Bu defa da Hz. Hatice'nin gönderdiği kervanın başındadır ve onunla iş ortaklığı yapmaktadır. Bu seyahatinde de Bahîra ile karşılaşır. Rahip iyice ihtiyarlamıştır. ALLAH Resûlü'nü görünce de bir hayli sevinir. Zira o, hep böyle bir günü beklemişti. ALLAH Resûlü'ne: "Sen peygamber olacaksın. Ah keşke Senin nübüvvetini ilân ettiğin güne yetişebilsem, yetişebilsem de ayakkabılarını taşısam ve sana hizmet edebilsem." demişti.[3] O, o günlere yetişemedi; fakat bu kabullenmenin, ona ahirette çok şey kazandırdığı kesindi; muhakkaktı.

3. Herkes O'nu Bekliyordu


O'nu bekleyen ve O'nu müjdeleyenlerin sayısı sadece bir iki kişiye münhasır değildi, bunlar çoktu ve Zeyd b. Amr da bunlardan biridir. Aşere‑i Mübeşşere'den meşhur sahabi Said b. Zeyd'in babası ve Hz. Ömer'in amcası olan Zeyd, hanîflerdendi. Bu zat, putlardan yüz çevirmiş ve onların hiçbir fayda ve zarara muktedir olamayacaklarını haykırmış, tulûa beş dakika kala gurûb edenlerden biriydi. Bunun da bişaretleri olmuştu ve en mühimi de şu sözleriydi: "Ben bir din biliyorum ki onun gelmesi çok yakındır; gölgesi başınızın üzerindedir. Fakat bilemiyorum ki ben o günlere yetişebilecek miyim?"

Zeyd, bir esintiden müteessir olmuş ve vicdanı hakka karşı tamamen uyanmış biriydi; bir olan ALLAH'a (celle celâluhu) inanıyor ve O'na teslimiyetini arz ediyordu. Ancak ne inandığı ALLAH'a, "ALLAHım" diyebiliyor, ne de O'na nasıl ibadet edeceğini bilebiliyordu.

Sahabe-i kiramdan Âmir b. Rebia, bize şunu naklediyor: "Zeyd b. Amr'dan işittim, bir gün şöyle diyordu: 'Ben Hz. İsmail'in, sonra Abdülmuttalib'in soyundan gelecek bir nebi bekliyorum. O'na yetişebileceğimi zannetmiyorum; ama iman ediyor, tasdik ediyor ve kabul ediyorum ki, O, hak nebidir. Eğer senin ömrün olur da O'na yetişirsen, benden O'na selâm söyle! Sonra da, sana O'nun şemâilinden haber vereyim de sakın şaşırma!' dedi. Ben de 'Buyur anlat.' dedim. Devam etti: 'Orta boyludur. Ne çok uzun ne de çok kısadır. Saçları tam düz de değildir, kıvırcık da değildir. İsmi Ahmed'dir. Doğum yeri Mekke'dir. Peygamber olarak gönderileceği yer de burasıdır. Ancak daha sonra kavmi, O'nun getirdikleri, onların hoşlarına gitmediğinden, O'nu Mekke'den çıkaracaklardır. O, Yesrib'e (Medine) hicret edecek ve getirdiği din oradan yayılacaktır. Sakın ondan gafil olma! Ben diyar diyar dolaştım ve Hz. İbrahim'in dinini aradım. Bütün konuştuğum Yahudi ve Hıristiyan âlimleri bana, (senin aradığın daha sonra gelecek) dediler ve hepsi de bana biraz evvel sana anlattığım şeyleri anlattılar ve sözlerinin sonunu da şöyle bağladılar: O, son peygamberdir ve O'ndan sonra da bir daha peygamber gelmeyecektir.' "

Âmir b. Rebia devam ediyor: "Gün geldi ben de Müslüman oldum. ALLAH Resûlü'ne, Zeyd'in dediklerini bir bir anlattım. Selâmını söyleyince toparlandı ve Zeyd'in selâmını aldı. Ardından da şöyle buyurdu: Ben Zeyd'i Cennet'te eteklerini sürüye sürüye yürürken gördüm."[4]

Varaka b. Nevfel bir Hıristiyan âlimiydi ve Hz. Hatice'nin de akrabasıydı. ALLAH Resûlü'ne ilk vahiy gelmeye başladığında, Hatice Validemiz (radıyallâhu anhâ) durumun ne olduğunu öğrenmek için ona gelmiş ve Varaka'dan şu cevabı almıştı: "Yâ Hatice! O doğru sözlü bir insandır. Gördüğü, nübüvvetin ilk başlangıcında görülmesi gerekenlerdir. O'na gelen Namus-u Ekber'dir. Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya (aleyhimesselâm) da o gelmiştir. Yakın zamanda O, peygamber olacaktır. Eğer o günlere yetişebilirsem, ben de O'na iman eder ve mutlaka muzahir olurum."[5]

Abdullah b. Selâm ise bir Yahudi âlimiydi. İslâm'a girişini bizzat kendisinden dinleyelim: "ALLAH Resûlü Medine'ye hicret edince herkes gibi ben de görmeye gittim. Etrafında birçok insan vardı. Ben içeriye girdiğimde mübarek dudaklarından şu sözler dökülüyordu: أَفْشُوا السَّلاَمَ وَأطْعِمُوا الطَّعَامَ..."Önünüze gelene selâm verin ve yemek yedirin..." O'nun sözlerindeki büyüye ve çehresindeki derinliğe vurulmuştum. Hemen orada şehadet getirip Müslüman oldum. Çünkü O'nda gördüğüm sima ancak bir peygamberde olabilirdi."[6]

Abdullah b. Selâm (radıyallâhu anh) mühim bir şahsiyetti. İbn Hacer'in "İsâbe"de kaydettiğine göre, Hz. Yusuf'un neslinden geliyordu.[7] İtibarlı bir insandı. Onun şahitliği bizzat Kur'ân'da tebcil ediliyor ve delil getirme sadedinde anlatılıyordu: قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَكَفَرْتُمْ بِهِ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى مِثْلِهِ فَآمَنَ وَاسْتَكْبَرْتُمْ إِنَّ اللّٰهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ""De ki: Hiç düşündünüz mü; şayet bu, ALLAH katından ise ve siz de O'nu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini görüp inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız?) Şüphesiz ALLAH zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."[8]

Âyette zikredilen Benî İsrailli şahit, Abdullah b. Selâm'dır. Her ne kadar bazı müfessirler, bu sûrenin Mekkî oluşunu nazara alarak zikredilen şahsın Hz. Musa (aleyhisselâm) olacağını söylemişlerse de,[9] bu âyetin Medenî olduğu görüşü daha kuvvetlidir. Yani Ahkâf sûresi Mekkî olmakla beraber sadece bu âyet Medenîdir ve Abdullah b. Selâm'dan bahsetmektedir.[10]

4. Neden İnanmadılar?

Aslında Yahudi ve Hıristiyanlardan bazıları, ALLAH Resûlü'nü çok iyi bilip tanıyorlardı. Ama kin ve hasetleri inanmalarına mâni oluyordu. Hem bu tanıma, o kadar kesin ve netti ki inanmak için sadece ALLAH Resûlü'ne bir kere bakmaları yeterliydi. Zira onlar, ALLAH Resûlü'nü bütün şekil ve şemâiliyle tanıyorlardı. Kur'ân-ı Kerim bu hakikate şöyle işaret etmektedir:

اَلَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمْ وَإِنَّ فَرِيقاً مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ "Kendilerine kitap verdiklerimiz, O'nu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. (Buna rağmen) onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizler."[11]

Âyette, bizzat ALLAH Resûlü'nün ismi zikredilmeyip de "O'nu" denmesi işaret ediyor ki, Ehl-i Kitap bütünüyle, son gelecek peygamber kastedilerek "O" dendiğinde hep Tevrat ve İncil'de adı geçen Zât'ı anlıyorlardı. O da, hiç şüphesiz ki, Hz. Muhammed Aleyhisselâm'dı ve O'nu öz evlâtlarından daha iyi tanıyorlardı.

Hz. Ömer (radıyallâhu anh), Abdullah b. Selâm'a sorar:

- ALLAH Resûlü'nü öz evlâdın gibi tanıyor muydun?

Cevap verir:

- Öz evlâdımdan daha iyi tanıyordum.

Hz. Ömer, ikinci defa "Nasıl?" diye sorunca da şu cevabı verir: "Evlâdım hakkında şüphe edebilirim. Belki beni hanımım kandırmıştır. Fakat ALLAH Resûlü'nün son peygamber olduğundan zerre kadar şüphem yoktur." Bu cevap Hz. Ömer'i öyle sevindirir ki, kalkar ve Abdullah b. Selâm'ın başından öper.[12]

a. Kıskançlık ve Haset

Evet, onlar ALLAH Resûlü'nü çok iyi tanıyorlardı. Fakat iman başka, tanımak daha başkadır. Tanıyor, ama iman edemiyorlardı. Kıskançlıkları ve hasetleri imanlarına mâni oluyordu.

وَلَمَّا جَاءَهُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَمَّا جَاءَهُمْ مَا عَرَفُوا كَفَرُوا بِهِ فَلَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الْكَافِرِينَ"Ne zaman ki, onlara ALLAH katından, yanlarında bulunan (Tevrat)'ı doğrulayıcı bir kitap (Kur'ân) geldi ki, daha önce küfredenlere karşı nusret talebinde bulunup dururlarken, o bildikleri (Kur'ân) kendilerine gelince, onu inkâr ettiler, artık ALLAH'ın lâneti, inkârcıların üzerine olsun."[13]

Bu âyetle de Cenâb-ı Hak, onların, ALLAH Resûlü'nü kabul etmemelerindeki gerçek sebebi anlatıyordu. Bütün mesele son gelen nebini...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Yolculukları
« Posted on: 08 Nisan 2020, 05:11:02 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Yolculukları rüya tabiri,Yolculukları mekke canlı, Yolculukları kabe canlı yayın, Yolculukları Üç boyutlu kuran oku Yolculukları kuran ı kerim, Yolculukları peygamber kıssaları,Yolculukları ilitam ders soruları, Yolculuklarıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &