ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Aile Hayatı > Sizden Gelenler( Aile Hayatı ) > Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz üç s si
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz üç s si  (Okunma Sayısı 467 defa)
06 Aralık 2010, 17:02:59
Hadice
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5.942


« : 06 Aralık 2010, 17:02:59 »



Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz "üç s"si


1- Sevgi ve saygı:

 

Sevgi, Bir kalbin diğerine sımsıkı ve sıcacık bağlanmasıdır. Şimdi gençler, "Sevemedim" demiyorlar; "Elektrik alamadım" diyorlar. "Gönlüm ısınmadı" yerine "Frekanslarımız tutmadı" gibi cümleler kullanıyorlar.

 

Eşinize karşı içinizde ciddi ve samimi bir sevgi varsa ge­çinmeniz, anlaşmanız, uyuşmanız kolay demektir. Çünkü se­ven, eksik görmez. Gördüğü eksiği, hatayı çabuk affeder.

 

Sevgi, gönülleri bağlamaya yeter. Ancak unutmamak ge­rekir ki her sevgide, saygı vardır; her saygıda da sevgi olduğu gibi.

 

Sevgi, evliliğin olmazsa olmaz şartıdır. Ne var ki sevgi yoğunluğu eşleri laubalileştirmemeli, yüz göz etmemeli, laçkalaştırmamalı. Gerçek sevgi, saygısız olmaz ve daima, en derin sevgilerde bile bir saygı mesafesi bulunmalıdır.

 

Ünlü bir psikolog olan Dr. W. Stekel, bu hususta şöyle der:

Evliliğin birinci kanunu, eşinin şahsiyetine saygı göstermektir Onun zaaflarına, onun büyüklüklerine, onun dinine, sanat temayülüne, onun hayata, harekete, işe ve oyuna olan,ihtiyaçlarına karşı saygı göstermek..."

 

Bu saygı, sevgiden bağımsız ve ayrı bir şey değildir; tam aksine, gerçekten var olan sevginin çok güzel bir yansımasıdır.

 

Efendi'mizin (a.s.m.) hayatında bu asil tavrın çok güzel örnekleri vardır:

 

Mesela Hz. Aişe'nin, komşusu olan arkadaşlarıyla birlikte, oyuncak bebeklerle oynamasını tasvip eder. Efendimiz, bu konuda kızmadığı gibi Aişe annemize şakalar yapar da yapar, eşini hoş görür.

 

"Bir defasında, Efendi'miz (a.s.m.), Hz. Aişe'nin elinde bir oyuncak görür. Ne olduğunu sorar. O da kanatları olan bu oyuncağın at olduğunu söyler.

"Efendi'miz, 'Atın kanadı olur mu?' diye sorunca da şu il­ginç cevabı verir:

" 'Sen Hz. Süleyman'ın atını duymadın mı?'

"Bu cevap, Güzeller Güzeli'ni çok güldürür."(İbrahim Canan r.; Aile İçi Eğitim; s. 207-209.)

 

Efendi'miz, Hz. Aişe'ye, 'Asla sen artık evli bir hanımsın, bırak bunları!' dememiştir.

 

Bazen Hz. Aişe annemizle koşu yarışması yapar.

 

Bazı bayramlarda, ona Habeşîlerin oyunlarını seyrettirir

 

Hem de "Artık yeter" deyinceye kadar, bu temaşaya müsaade eder.

 

Akşamları, hanımlarına neşeli ve ibretli kıssalar anlatır, Güzeller Güzeli, eşlerine hem şaka yapar hem de onların şa­kalaşmalarına müsaade eder, bu hususta onları teşvik eder:

 

"Bir gün, Hz. Aişe, Efendi'miz için bulamaç pişirir. Yanlarında Şevde validemiz de bulunmaktadır. Hz. Aişe, Sevde'ye 'Buyur, sen de ye' der. O yemekten çekinir. Bunun üzerine' 'Yemezsen yüzüne bulayacağım' diye onu tehdit eder. Buna rağmen Hz. Sevde, yememekte ısrar edince bulamaçtan alıp Sevde'nin yüzüne sıvar.

 

"Ortaya çıkan manzaraya Hz. Peygamber (a.s.m.) güler ve elini Sevde'ye koyarak 'Ne duruyorsun, sen de onun yüzüne sür' der. Sevde annemiz de Hz. Aişe'nin yüzüne sürer. Resulullah, ona da güler.

 

Güzeller Güzeli, Hz. Aişe annemize iltifatın en anlamlıla­rını yapardı. Mesela su içtiği kaptan, su içer; ama o sırada ağzını, eşinin ağzının değdiği yere koyardı.

 

Yine Hz. Aişe annemizin anlattığına göre ısırarak yediği etli kemiği Efendi'mize uzattığında, o da aynı yerden, eşinin yediği kısımdan yerdi.

 

"Hz. Aişe'ye, 'Bir hanım hayızlı iken kocası ile birlikte yemek yer mi?' diye soruldu. Hz. Aişe, bu soruyu kendi hayatından örnek vererek cevapladı:

 

"Evet, dedi. 'Benim kanamam varken Resulullah (a.s.m.) beni çağırırdı, ben de onunla birlikte yerdim. Bu .sırada etli kemiği alır, bana uzatır, önce benim başlamam için bana yemiin verirdi. Ben de onu alır ve bir miktar dişler, sonra Resulullah'a uzatırdım. O da ağzını, kemikte tam benim ağzımı koyduğum yere koyarak yemeye başlardı.'

 

" 'İçecek bir şey istediği olur, getirince ondan önce benim içmem için bana yemin verirdi. Bunun üzerine, ben de kabı alır, bir miktar içer, sonra bırakırdım. Bu sefer onu Efen­di'miz (a.s.m.) alır, kabın tam benim ağzımı koyduğum yeri­ne ağzını koyarak içerdi.' "(A.g.e., s- 222-223)

 

Efendi'mizin bu ve benzeri davranışlarından anlıyoruz ki eşe sevgi göstermenin bin bir türlü yolu vardır. Herkes, ken­disine ve eşine göre, onu mutlu edecek birçok yol bulabilir... Eşine sevgi göstermenin tek ve belli çeşidi yoktur. Bu yön­temlerin bazıları, size anlamsız, gülünç ve basit gelebilir. Eşi­nizin hoşuna gidiyorsa siz de o tarzı sevmediyseniz bile hoş görünüz. Eşinin sevdiği tarzda sevgi göstermek için tabii ki onu tanımak ve anlamak lazım.

 

Ayrıca sevgi gösterirken saygıyı da elden bırakmayanlar, eşinin en çok beğendiği ve arzuladığı tarzlarda gösterir mu­habbetini.

 

Anlamak ve sevmek, birbirine en yakın iki kelimedir. Anlaşılmak da sevilmeyi kolaylaştırır. Bunun için sohbet ve diyalog gerek. Seven, düşüncesizce kıramaz ve tekrar barışacak şekilde davranır. Seven, anlaşma kapısını sımsıkı kapatmaz; aralık bırakır.

 

Fırtına, kırar döker;  ama daima, sükûnetle neticelenir.

 

Şiddetli bir atışmadan sonra evdeki barış havası ne kadar tatlıdır!Eğer karı-koca arasında aşılmaz bir uçurum açan kötü sözler söylenmemişse kendiliğinden bir yumuşak hava eser. Her şey bizim anlayışımıza bağlıdır. Anlamak ve sevmek, bir­birine ne kadar yakındır. Fransızlar, "Anlaşılmak, sevilmek­tir" demekte haksız değillerdir.

 

Sevmek, anlamaktır; zira seven, sevdiğinin hâli ile hallenir. Sevginin gerçekliğini ve sürekliliğini koruyabilmek kolay değildir. Bu iş, kesintisiz bir emek ve çabayla sağlanır.

 

Şunu da unutmamak lazım ki sevgi, gücünü kaynağından almalı, Sahibine, Yaratıcısına bağlanmalıdır.

Böylece sevgiye maneviyat, ruh ve kutsallık katılır, yücelik kazandırılır.

 

2- Sabır:

 

"Sabır imanın yarısıdır" buyurur Efendi'miz. Gerçekten sabır, dertlerin devası, zorlukların çaresi, kurtuluşun anahta­rıdır. "Sabırla koruk helva olur" demiş atalarımız.

 

Hele de öfkenin, kızgınlığın, hiddetin ilk anında sabrı ku­şanmak çok önemlidir. Böyle olursa sabır musibete, belaya, derde karşı koruyucumuz, kalkanımız olacaktır.

 

Zor ve dar anlarımızda sabır ilticagâhımız olacak, bizi sakinleştirecek ve yanlışlardan koruyacaktır.

 

Sabırsızlar, hep pişman olmuşlardır. Sabrı az olanın, keş­ke, demesi çok olur; çünkü öfkeyle kalkan zararla oturur.

 

Birçok insan, hiddetini sabırla söndüremediği için aile ya­pısında onulmaz yaralar açmış, hatta bu kutsal kurumu bü­tünüyle tahrip edip yıkmıştır.

 

Sabır, kişinin olgunluğunu gösteren en önemli özelliktir. Bu hususta daralanların, peygamberlerin hayatlarını, özellik­le de Efendi'mizin yaşadıklarını düşünmeleri gerekir. Onların karşılaştığı olumsuzluklar karşısında bizimkilerin minnacık kaldığını göreceklerdir.

 

Sabır, aile hayatının temel ihtiyacıdır.

 

İki ayrı ve bambaşka insanı bir arada mutlu etmek için sabır gerekir.

 

Kısaca seven, sabreder.

 

Hem sevdiğini söyleyen hem de eşinin bazı hâllerine sab­retmeyen, çelişkili davranmıyor mu sizce?

 

Eşinden gelen huysuzluğa sabır konusunda da Efendi'miz eşsiz bir örnektir. Onun eşleri de kıskançlık gösterdiler, tat­sızlık çıkardılar, dik kafalılık ettiler, karşı geldiler, isyankâr hâllere girdiler, daha da ileri gidip küstüler ve konuşmadı­lar...

 

Ancak bütün bu olumsuzlukları büyük bir sabır ve olgun­lukla karşıladı Efendi'miz... En fazla konuşmayı kesti; ama asla kırıcı, rencide edici, suçlayıcı bir tavra hiç girmedi.

 

Efendi'miz (a.s.m.), Hz. Aişe'nin yanında bulunuyordu. O sırada, diğer bir hanımı ona bir tabak yemek göndermişti. Hz. Aişe, onun eline vurarak tabağın yere düşüp iki parçaya ayrılmasına sebep oldu.

 

Güzeller Güzeli, Hz. Aişe'ye ne fiili ne de sözlü olarak hiç­bir olumsuz tavır göstermedi. Sadece eğilip yere düşen iki parçayı aldı ve eliyle birleştirdi. Dökülen yemeği de topladık­tan, sonra orada bulunanlara, "Annenize kıskançlık geldi, haydi buyurun, yiyin" dedi.

 

Eşinin gösterdiği bu şiddetli kıskançlığı çok tabiî ve sıra­dan bir hâl olarak değerlendirdi. En ufak bir kızgınlık ve kır­gınlık alameti göstermedi.

 

Efendiler Efendisi'nin bu hâli bize açıkça gösteriyor ki sev­gisinde saygı, saygısında sevgi olan, eşinin huysuzluğunu da hoş görür ve sabırla karşılar.

 

Bu hâlleri kadın psikolojisinin tabii bir tezahürü olarak görüp sabretti; âdeta gülüp geçti.

Sahabe de hanımlarıyla tartışıyordu. Bir gün Hz. Ömer, hanımıyla tartıştı ve Hz. Peygamber'in yanına gelip şöyle ya­kındı:

 

" 'Ey Allah'ın Resul'ü, bizi bilirsin; biz Kureyşliler, kadınla­ra hâkim kimselerdik; sonra Medine'ye geldik. Burada kadın­ların erkeklere hâkim olduklarını gördük. Bizim kadınlar da onlardan huy kaptı.'

 

" 'Bir gün hanımıma öfkelenmiştim, bana mırıldanıp karşı­lık vermez mi! Bunu doğru bulmayıp azarladım. Bu sefer, be­ni niye azarlıyorsun, vallahi Resulullah'ın hanımları bile ona karşılık veriyorlar, mırıldanıyorlar. Hem onlar icabında kü­süp gün boyu, geceye kadar Resulullah'ı terk ediyorlar, dedi.'
...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz üç s si
« Posted on: 21 Kasım 2019, 21:28:27 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz üç s si rüya tabiri,Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz üç s si mekke canlı, Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz üç s si kabe canlı yayın, Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz üç s si Üç boyutlu kuran oku Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz üç s si kuran ı kerim, Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz üç s si peygamber kıssaları,Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz üç s si ilitam ders soruları, Sevgi iletişiminin olmazsa olmaz üç s siönlisans arapça,
Logged
06 Aralık 2010, 17:05:17
Hadice
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5.942


« Yanıtla #1 : 06 Aralık 2010, 17:05:17 »



Ölüm, aşk ve sadakat

 

Aşk ve sadakat deyince hep hatırlarım rahmetli Prof. Fa­ruk Özerengin Bey'i. O eşi ölünce bile ona sadık kalmıştı. Eş­ler arasında gerçekten sevgi varsa onu hiçbir şey kesintiye uğratamaz. Her hâl ve durumda sevgi varlığını sürdürür; ölüm bile onu sona erdiremez. İşte bu gerçeğin örneğidir Fa­ruk Bey.

 

O, eşine âşık bir insandı. Emel Hanımefendi de o derin aş­ka layık bir gönül yüceliğindeydi. Uzun yıllar süren dostlu­ğumuzda, onu eşinden bahsederken hep mutlu olan adam olarak görmüştüm. Emel Hanım'ın adı her geçtiğinde, gözle­rinin içi gülerdi.

 

Emel Hanım, Kazım Karabekir Paşa'nın kızıydı. Bir gün, o da ecel şerbetini içiverdi; ancak Emel Hanım'ın dünyasını de­ğişmesi, Faruk Bey'i de tamamen değiştirmişti. Artık ne sağlı­ğı ne neşesi ne de yaşama sevinci eskisi gibi değildi.

 

Bir gün ona, "Hocam, herhalde hayatınızı ikiye ayırmak gerek. Emel hanımlı ve Emel hanımsız" demiştim. Birden gözleri dolmuş ve "İsabet buyurdunuz" demişti.

 

Emel Hanım'sız bir hayat, hayat gibi gelmemişti ona. Has­talandı. Gırtlak kanseriydi. Bir ziyaretimde, Maraş'tan bakla­va getirmiştim. Şu sözünü hiç unutamam:

 

"Kardeşim Vehbi Bey, bu baklava ağzıma çamur tadı veri­yor. Ha çamur çiğnemişim ha baklava..."

Faruk Bey'in sadece ağzının tadı değil, gönlünün tadı da yoktu artık. Çünkü Emel Hanım yoktu.

 

Bir gün şöyle demişti Faruk Bey: "Onsuz hayat, hiç dü­şünmediğim bir şeydi. Dolayısıyla, böyle bir hayata hiç hazır değilmişim."

Gerçekten de hiç hazır olmadığı bu hayata fazla katlana­madı ve Rahman'ın rahmetine gidiverdi.

 

Sevgi, sabır, sadakat timsalleri: Çanakkale anneleri

 

Çanakkale anneleri, sevginin, sabrın ve sadakatin bütün renklerini en güzel biçimde yansıtmış güzel örneklerdir. Onlardan sadece birkaç tanesini, Çanakkale'de Şahlananlar isim­li eserimden özetlemek istiyorum. Kızlarımız yüreklerini o harika yüreklere ayarlasınlar ve uyarlasınlar diye... Oğulla­rımız, eş ararken yürek kalitesine de önem versinler, hep gö­rüntüye takılıp kalmasınlar diye...

 

Cemal Gürsel'in annesi

 

Kocası subaydı. Balkan Savaşı'nda bulundu. Osmanlı, hiç de alışık olmadığı türden bir yenilgi almıştı.

 

O da hava deği­şimi olması amacıyla yıllardır görmediği eşine ve çocuklarına döndü.

 

Eşi onu karşılamaya gitmedi. Evde de "Hoş geldin" demedi. "Eeee hanım, görüyorsun ki ben geldim. Bunca ayrılıktan sonra bir hoş geldin bile yok mu?" diye sitem etti. İşte o an kükredi, o muhteşem Osmanlı kadını: "Sen benden nasıl hoş geldin, beklersin? Hoş mu geldin ki! Sen Balkanlar'da, üç buçuk soysuzun önünde, koca Os­manlı Ordusu'nu perişan eden kumandanlardan biri değil misin? Bu sıfatınla benden nasıl hoşluk ve muhabbet bekler­sin!"

 

O an her şey durmuş ve donmuştu. Ortalığı hiç bitmeye­cekmiş gibi görünen sopsoğuk bir sessizlik kaplamıştı. Evin beyi, bir süre öylesine kalakalmıştı.

 

Neden sonra kendine geldi ve "Haklısın Hanım" dedi. Gözyaşlarıyla eşine sarılırken de ekledi:

 

"İnşAllah, bir gün o bozgunun lekesini zaferle temizlemiş bir ordunun subayı olarak çıkarım karşına..."

 

Böylece bu muhteşem kadının yüreği, bir askerin yüreği­ne, bir zafer kıvılcımı atmış ve galibiyet yemini ettirmişti.

 

Çanakkale Zaferi'mizin arkasında, bu annelerin desteği, teşviki ve duaları vardır.

 

Şemsi Nine

 

Adı, Şemsi Nine idi. 16 yaşında evlenmiş. Evliliği sadece üç gün sürmüş. Eşi, yedek subay olarak

 

Çanakkale'ye çağı­rılmış. Orada şehitlik şerbetini içmiş.

 

Şemsi Nine, kocasının Çanakkale'den kendisine yazdığı ve hepsi de "Şemsi'm, Güneşim diye başlayan mektupları, evinin duvarlarına yapıştırmış. Yıllar yılı her sabah, bu silik ve sa­rarmış mektupları birer kere okur; her birinin karşısında şe­hit kocasının ruhuna Fatihalar gönderir, sonra da rahlesinin önünde diz çöküp kaldığı yerden Kur'an okumayı sürdürürmüş.

 

Şemsi Nine, evinden dışarı hiç çıkmazmış. Dermiş ki "Ko­cam Çanakkale'ye giderken bana 'Gençsin, güzelsin ne olur, ben gelinceye kadar sokağa çıkma. Gözüm arkada kalmasın' dedi. Nasıl çıkarım dışarı!"

 

Yıllar sonra cenazesini çıkarmışlar evinden...

 

Şemsi Nine'nin, üç günlük eşine gösterdiği vefa ve sada­kat, şimdi ülkemizdeki bütün eşlere bölüştürülse hepsini de vefa ve sadakat timsali yapmaz mı?

 

Kadir Amca'nın annesi

 

Rahmetli Ali Kadir Amca çocukluk yıllarını şöyle anlatır: "Babam Çanakkale'ye gittiğinde, ben altı aylıkmışım. Onu hiç tanımadım. Resmi bile yok; ama ben kendimi bildim bile­li, eve her geldiğimde, annem ayağa kalkar, "Beyimin yadigâ­rı" diyerek benim elimi öperdi.

 

Asıl eli öpülecek anne, şehit eşinin hatırası, yadigârı, tim­sali olarak evladının elini öpüyor. Bu sadakat, sözle değil, ancak gözyaşlarıyla yorumlanabilir.

 

Nişanlı ölen nine

 

Nişanlısı Çanakkale'de şehit olan nine, kendisiyle beraber bir torbanın da gömülmesini vasiyet etmiş.

Torbanın içinde saçları ve dişleri varmış. Çanakkale şehidi olan nişanlısına diyormuş ki:

"Senden başkasına yar, demedim, bu dişler şahidimdir. Saçlarıma senden başkasının eli değmedi, bu saçlar şahidim­dir."

 

Bu iffet abidesi anneler, cephenin gerisini öyle sağlam tut­tular ki hiçbir Mehmetçiğin gözü arkada kalmadı.

 

Edremitli Halil Efendi'nin eşi

 

Edremitli Halil Efendi, oğlu Ali'yi Çanakkale'ye yollamış. Fakat yetmemiş, kendisini çağırmışlar. Kırk yaşından sonra gönüllü gitmiş Çanakkale'ye. Gidişi ani olmuş. Gideceği gün eşine demiş ki:

 

"Bilirsin kuru fasulyeyi çok severim, akşama yap da yiye­lim."

 

O gün diğer gönüllülerle birlikte hemen yola çıkması ge­rekmiş. Bu yüzden de o akşam eşinin pişirdiği kuru fasulyeyi yiyememiş. Eşi, o akşam sofraya onun için de bir tabak koy­muş...

 

Yıllar geçmiş gelmemiş Halil Efendi; ama o evde her ak­şam kuru fasulye pişmiş ve sofraya da boş bir tabak kon­muş...

 

Torunu diyor ki:

 

"Ninem, hayatı boyunca, her akşam kuru fasulye pişirdi. Kendisi o yemekten ağzına bir tek lokma koymadı. Hep bize yedirirdi.

 

"Ninem, ölünceye kadar, her akşam, o boş tabağı sofraya koydu ve kaldırdı."

 

Bu eli ayağı öpülesi muhteşem anneler, arkada sıra dağlar gibi sapasağlam durdukları için Mehmetçikler de hep "Allah, Allah!" diyerek dönmeyi düşünmeden koştular düşman üstü­ne...

 

Bugün de bu sadık ve vefalı annelere şiddetle ihtiyacımız var.

Kızlarımızın yürekleri hazır mı, onlarınki gibi olmaya?

Oğullarımız, böylesine bir sevgiye layık olacak gönle talip mi?

 

Sabır Timsali Beyler

 

Hanımına sabrederek büyüyen veli kulları; örnek insanları bir kitapta toplayacaktım. Daha sonra bu projemden vazgeç­tim. Çünkü kısa bir araştırmadan sonra gördüm ki bu konu kitaplık değil, ansiklopedilik çaptadır. Ancak onlardan birkaç tane gönül sultanını kaleme alıyorum:

 

Kırklar meclisinde bir veli

 

Mübarek bir adam eşinden bir ömür çekmiş. Hiçbir nasi­hat, hediye, güzellik, bu hanımı yumuşatamamış. Kızdığı za­man, gözü hiçbir şey görmez, konu komşuyu da hiçe sayarak ortalığı birbirine katarmış.

 

Eşi, komşulardan özür diler, çaresizlik içinde, olan biteni sessizce seyredermiş. Adamcağız, kısa sürede kasabada sabır kahramanı olarak tanınmış.

 

Daha sonra da "Bu adam evliyadır" demişler ve her sıkış­tıklarında adamın duasını almaya başlamışlar.

 

Güzel ahlakıy­la örnek, derin bilgisiyle gençlere öğretmen olmuş bu müba­rek adam. "Bu hanımla yaşanır mı? Boşa onu!" diyenlere hiç aldırış etmemiş.

 

Nihayet, o da bir gün, eşini ahirete yollamış. Çok geçme­den de kendisi vefat etmiş.

 

Bu güzel insan, dünyada eşinden çektiği eza ve cefalara sabrettiği için veliler meclisine seçilmiş.

 

Kırklar meclisine ka­tılınca çok sevinmiş ve "İyi ki dünyanın sınırlı hayatında eşi­me sabretmişim" diye düşünmüş. Fakat o da nesi! Bir bakmış ki o Allah dostlarından oluşan mecliste eşi de var. Hemen ayağa fırlamış ve "Haydi bana müsaade" demiş.

 

"Aman" demişler, "Nereye? Böyle bir meclis terk edilir mi?"

Heyecan ve telaş içinde:

 

"Ne olur, bırakın beni, gideyim. Bizimki de burada. Ben ondan dünyada neler çektim. Şimdi, bir de burada uğraşamam!"

 

Kırklar meclisi hep birden gülümsemiş ve demişler ki:

 

"Korkmana gerek yok. O hanım da bizden biridir. Dünya­daki görevi seni olgunlaştırmak ve Hakk'a yaklaştırmaktı."

 

Bir konferansımda bu kıssayı nakletmiştim. Birçok erkek dinleyicim, "Hocam, yoksa benim eşim de görevli biri mi?" diye sormuşlardı. Anlaşılıyor ki günümüzde de eşinden evliya olanların sayısı hiç de az değildir.

 

Ancak çektiren hanımefendiler de biraz insafa gelip eşle­rine çekemeyecekleri yükü yüklememelidirler.

 

Tabii ki birçok hanımefendi de beyinden çekmektedir. Yani beylerden de görevli olanlar bulunabilir. Her iki taraf için de çözüm sabırda ve kadere imandadır.

 

Eza çeken hangi taraf olursa olsun, "Benim de imtihanım,...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &