ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Siret Ansiklopedisi > Feodalizmin Sonu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Feodalizmin Sonu  (Okunma Sayısı 828 defa)
20 Temmuz 2012, 18:58:42
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 20 Temmuz 2012, 18:58:42 »



FEODALİZMİN SONU

Rasûlullah, aynı şekilde feodal beyle­rin/ağaların, köylülere hiç bir ücret ödemeksi­zin yaptırdıkları hizmetlerin, bayağı işlerin ve diğer feodal mecburiyetlerin her çeşidini orta­dan kaldırmıştır. Feodalizmde bir tek kişinin boyunduruğu altında yaşayan insanlar tama­men serbest kalmışlar, feodal beylerin sulta ve İmtiyazlarına son verilmiştir. Bunun yeri­ne, İslâm, din kardeşleri arasında tam bir iş­birliği temeline dayanan çok yakın ilişkiler kurdurmuş ve geliştirmiştir. İslâmî kardeşlik­te herkes, üstünlük veya aşağılık hissi duy­maksızın birbirlerinin işlerini yaparlar. Ger­çekte, İslâm, toprak sahibi ile köylüler arasın­daki ilişkilerin esas yapışım tamamıyla değiş­tirmiştir. Bu ilişkiyi köle-efendi ilişkisi ol­maktan çıkarıp, anlaşma şekline dönüştür­müştür. Bununla beraber, köylüleri feodal dü­zenin zulmünden kurtarmada İslâm'ın oynadı­ğı rolü doğru bir şekilde değerlendirebilme­miz açısından feodalizmi ve feodalizmin te­mel niteliklerini açıklamak faydalı olacaktır. "Feodalizm", sürekli kölelik düzeninden fark­lı bir üretim tarzına sahiptir. Bu düzende top­rak sahibi veya temsilcisi üründen belirli bir pay alırken, kiracı köylüleri kendi işlerinde kullanma imtiyazı, olmazsa para veya eşyala­rını alma gibi özel hakları da vardır. Bu açık­lamaya göre feodal toplumun iki sınıftan meydana geldiğim söyleyebiliriz: (1) Feodal toprakların sahipleri, (2) Köylüler. Bu sınıf çiftçiler, tarım işçileri ve sayısı diğerlerinden daha hızlı azalan kölelerden oluşmaktaydı? Esas üretici, çiftçilerdi. Bununla birlikte top­rak sahibi olma, ailelerinin geçimini sağlaya­cak kadar üründen pay alma ve ziraat yaptık­ları yerlerde çiftlik evleri inşa etme haklarına sahiptiler. Bunlara karşılık, onlar da toprak sahiplerinin tarlalarında, kendi hayvan ve va­sıtalarıyla haftalık imece (ücretsiz) çalışması yapmak, hasat ve biçme zamanında ilave hiz­metler görmek ve bayramlarda verebildikleri kadar hediye vermek zorundaydılar. Ayrıca zahirelerini öğütme, üzümlerini sıkma işleri­ni, toprak sahibinin değirmen ve makinelerin­de yaptırmaları gerekirdi. (Raşid el-Baravi, Communism).

Derebeyi, topraklarında yaşayan köylüler üzerinde tam bir idarî ve hukukî güce sahipti.

Feodalizmde gerçek üretici, bugünkü anladı­ğımız şekliyle hür değildi; ne tam olarak top­rağa sahip olur, ne de satabilirdi; miras bıra­kamaz ve hibe de edemezdi. Efendisinin top­raklarında kendi maddî kayıpları pahasına zorla çalıştırılırlardı. Dahası, efendisine bo­yun eğmenin işareti olarak sınırsız Ölçülerde vergiler ödemek zorundaydı. Toprakla birlik­te efendileri de değişirdi, birinden ötekine... Zira, hür iradesiyle, iş aramak için toprağını değiştirme veya başka bir efendinin hizmeti­ne girme hakkına dahi sahip değildi. Bu şekil­de, Ortaçağdaki köylüler, eski zamanların kö­leleri ile modern zamanların hür köylüleri arasında bir bağ oluşturur.

Köylüye vereceği toprağın genişliğini belirle­yen efendi idi. O, aynı şekilde kiracı köylüle­rin yerine getirmelerini istediği hizmetleri ka­rarlaştırırdı. Toprak sahibi böylesi önemli ka­rarlar verirken, diğer toprak sahiplerinin hak­larını veya köylülerin ihtiyaçlarını gözönünde bulundurmazdı. Böyle bir mecburiyeti yoktu.

Onüçüncü yüzyılda kanun dışı olarak meyda­na gelen büyük göç hareketleri sonunda, an­garyadan ücret karşılığı iş gören tarım işçile­rini ortaya çıkararak sona erdi. "Çiftçilerin fi­rarı" adıyla bilinen bu hareket, toprak sahip­lerinin kaçan köylüleri geri istemelerine se­bep oldu. Toprak sahipleri, derebeyliklerini ihlâl eden bütün işçileri esir etme yetkisiyle donatıldı ve bu hususta anlaşma sağlandı. Fa­kat bu firar hareketi bütün beldelerde genel bir davranış hâline geldi. Bu yüzden derebey­leri topraklarında ziraat işlerini yürütebilmek için kiralık işgücüne muhtaç kaldılar ve bu bağımlılıkları giderek arttı. Sonuçta, derebey­lerinin aralarında yaptıkları anlaşma önemini kaybederek, yavaş yavaş uygulanamaz hâle geldi. Bu durum, aralarındaki işbirliğinin gi­derek azalması anlamına geliyordu. Bu olayın bir diğer kaçınılmaz sonucu şu idi: Artık, hiç­bir ödeme yapılmaksızın, zorla çalıştırılan köylüler yoktu. Yerlerine, ücretleri peşin ola­rak ödenen işçiler gelmişti.

Köylülerin bir çoğu soyluların ve derebeyleri­nin emirlerine karşı çıktılar, kademeli olarak başarılı da oldular. Zira, onların istekleri, git­tikçe fazlalaşmış, altından kalkılamaz yükler haline gelmişti. Şartlar köylülerin lehine ge­lişti ve onlar hürriyetlerini satın aldılar. Bu durum, 14. yüzyılda tarım işçilerinin hürriyet­leri bu şekilde herkes tarafından kabul edilin­ceye kadar devam etti. Bununla birlikte, za­man içinde meydana gelen önemli değişiklik, feodal düzenin dayandığı temelin çökmeye başlamasiydı ki, gelecek yüzyıllar onun tama­men yokoluşunun şahitleri oldu. (Communism, sh. 22-23).

Bunlar feodalizmin dayandığı temel unsurlar­dır. Feodal toplumun bu özelliklerini zihni­mizde tutarak, şimdi şunları sorabiliriz: İslâm tarihinde böylesi bir feodalizme şahit olun­muş mudur? Olunduysa, ne zaman ve nerede?

Bazı araştırmacılara veya İslâm'ın etrafında şüpheler kondurmak için fırsat kollayanları mazur gösteren görünüşteki benzerliğin aslı şudur: Tarihin bazı devirlerinde İslâm toplu­mu, zaman içinde oluşmuş iki sınıftan mey­dana gelmişti. Bunlar toprak sahipleri ile on­ların topraklarında çalışan köylülerdi. Ancak bu sadece bir dış görünüşten ibarettir. Hiç bir akıl, İslâm'ın, feodalizmle karıştırılmasını haklı çıkaramaz. İslâm ile feodalizm arasın­daki karşılaştırmayı kolaylaştırmak için, feo­dalizmin temel özelliklerini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

1- Sürekli tâbiiyet (kölelik).

2- Köylünün efendisine karşı yapmakla mü­kellef olduğu mecburiyetler:

a- Haftada bir tam gün, derebeyinin top­raklarında mecburî ve ücretsiz çalışma;

b- Hasat zamanlarında, yapılması gereken ücretsiz ve mecburî hizmetler;

c- Bayramlarda ve muhtelif vesilelerle, köylünün yoksulluğuna veya derebeyi­nin zenginliğine bakılmaksızın derebe-yine hediye takdimi;

d- Hububatın derebeyinin değirmenlerin­de öğütülmesi. (İslâmda şarap gibi al­kollü içkiler yasak olduğundan, üzüm­lerin derebeyinin makinelerinde sıktı-nlması mecburiyetim geçiyoruz).

3- Köylülerin kiralayacakları toprağın genişli­ği, yapmaları gereken hizmetler ve ödeye­cekleri vergiler konusunda tek belirleyici unsur derebeyinin kapris ve arzularıdır.

4- Derebeyinin elinde bulunan idare ve kanun gücü, sabit, belirli bir hukuka uygun ola­rak değil de, toprak sahibinin arzu ve is­teklerine göre uygulanırdı.

5- Köylülerin peşin para karşılığı hürriyetleri­ni satın alma mecburiyeti sonunda feoda­lizmi tüketti ve yozlaşma sürecini başlattı.

Bütün bu unsurlar gözden geçirilerek, bütün İslâm tarihinden benzer özellikler aranmalı­dır. Ne var ki bu çaba, kesinlikle sonuçsuz kalacaktır. Çünkü, İslâm tarihinde buna ben­zer olaylar vâki olmamıştır. (M. Qutb, islam, The Misunderstood Religion).

İslâm'da, kabul edilmiş olan kölelik şeklinin dışında kölelik yoktur. îslâm, kiracı köylüle­rin toprağa bağımlı kılınmasıyla ortaya çıkan köleliğe izin vermez. Bilindiği gibi, köleler, sadece savaşlarda esir edilenlerdir. İlk İslâm toplumunda kölelerin sayısının, hür vatandaş­lardan çok daha az olması, bu gerçeği göste­rir. Onlar efendilerinin topraklarında, ya sa­hipleri karşılıksız olarak âzad edinceye veya kendileri harekete geçip, hürriyet belgelerini (mükâtebe) isteyinceye kadar çalışırlardı. Ancak, Avrupa feodalizm tarihinde böylesi örnekler yoktur. İlk önceleri köylüler ve tarım işçileri hürriyetlerini talep etmeleri konusun-

da teşvik edilmemiş, tersine boyun eğmeleri amaçlanmıştı. Bu nedenle Avrupa'da köylüler toprağa bağlı, toprakla birlikte efendisi de de­ğişen köleler (serf) olarak görülmüştü. Bu şe­kilde köylüler ne çalıştıkları topraklardan ay­rılabilirler, ne de derebeylerinin üzerlerine yüklediği mecburiyetlerden kurtulabilirlerdi.

İslâm bu çeşit kölelik ve köylülüğe tamamen yabancıdır. Prensip olarak, bütün kâinatın Yaratıcısı Allah'a karşı, insanın yaptığı kullu­ğun haricindeki bütün kulluklara karşıdır İslâm. Kimi yaratıkların boyun eğmesi kul-köle olması kesinlikle kabulü mümkün olma­yan bir davranıştır. İslâm'ın herhangi bir dahli olmaksızın, belirli dış faktörlerin sonucunda ortaya çıkan, insanın insana kulluğu gibi anormal olaylar, daima geçici vak'alar olmuş­tur. Öyle ki, İslâm kullanabildiği bütün kay­naklarıyla, bunları ortadan kaldırmaya çalış­mış, köleleri hürriyetlerini kazanma hususun­da teşvik etmiş, bunun yaraşıra devlete de imkân dahilinde lüzumlu bütün yardımları yapma sorumluluğunu vermiştir.

İktisadî sahada da İslâm, bir insanın kendisi gibi bir başka insana kul köle olmasını kabul etmez. Yukarıda zikrettiğimiz köleli düzen bir istisnadır, o çağda, İslâm'ın önünde başka bir tercih yoktu. Köleler manen âzad edilene, İslâm'ın bilfiil yardımlarıyla, kaybettikleri hürriyetlerini tekrar kazanıp toplumun hür fertleri olarak sorumluluklarını yüklenecekle­ri zaman gelinceye kadar, İslâm bu duruma tahammül etti.

İslâm, iktisadî yapısını, fertler arasında tam bir işbirliği ve karşılıklı hizmetlerin değişi­miyle bağlantılı hür faaliyetlere dayandırır. Böylesi bir düzende İslâmî yönetim, hayat mücadelesinde kimi sebeplerle geride kalmış ve nezih bir hayatın bütün imkânlarından mahrum bırakılmış insanların koruyucusu ve kollayıcısı olarak görev yapar. Sonuçta, arka­sında devletin destekleyici bütün kaynaklan olduğu halde, hiçbir insan kendisini toprak ağalarına kul köle yapmaz. İslâm, kişiyi aşa­ğılamaksızın veya hürriyetini, kendine saygısını ve şerefini kaybettirmeksizin insanın bü­tün temel ihtiyaçlarım karşılar.

Neticede, İslâm ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Feodalizmin Sonu
« Posted on: 31 Mart 2020, 13:25:59 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Feodalizmin Sonu rüya tabiri,Feodalizmin Sonu mekke canlı, Feodalizmin Sonu kabe canlı yayın, Feodalizmin Sonu Üç boyutlu kuran oku Feodalizmin Sonu kuran ı kerim, Feodalizmin Sonu peygamber kıssaları,Feodalizmin Sonu ilitam ders soruları, Feodalizmin Sonuönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &