ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Reşahat > Mevlana Şemsüddin Muhammed Ruci
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mevlana Şemsüddin Muhammed Ruci  (Okunma Sayısı 526 defa)
08 Ocak 2010, 11:30:31
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 08 Ocak 2010, 11:30:31 »



MEVLANA ŞEMSÜDDİN MUAHMMED RUCİ

Yine Mevlânâ Sadeddîn Kaşgarî ashabından... Yıllarca Herat camiinde isteklileri Hakka davet ettiler. Herat yakınlarında Ruc isimli köyde dünyaya geldiler. 820 yılı saban ayının Berat gecesinde...

Annesi beş yaşında bir oğlunu kaybediyor. Sonsuz bir ke­der.., Rüyasında Peygamberler Peygamberini görüyor ve şu hita­ba eriyor:

Gam yeme! Gönlünü hoş tut ki, Allah sana devlet sahibi ve uzun ömürlü bir oğul ihsan edecektir!

Ve Mevlânâ Semsüddin Muhammed doğuyor.

Valideleri, Mevlânâ´ya sık sık dermiş :

- Bana rüyada müjdeledikleri oğul sensin!

Mevlânâ Semsüddin Muhammed, çocukluğunda bile yalnızlığa ve öbür çocuklardan çekingen bir mizaca malik... Baba evin­de kendisine mahsus bir hücre edinip zamanını orada geçiriyor. Babaları, ticaret işleriyle uğraşan, mal ve katar katar hayvan sa­hibi insanlar... Mevlânâ Hazretleri bu mesleğe yanaşmamışlar...

Derlermiş ki:

- Gayem Allah´ın Resûl´ünü rüyada görmekti. Bir gün, evimize girdiğim zaman gördüm ki, annem, yakınlarımızdan bir takım kadınlarla oturmuş, kitap okumakta... Aralarına girdim. Annem, cuma geceleri birkaç kere okunursa Allah´ın Resûl´ünü rüyada görmek kabil olacağına dair bir dua okuyordu. Bunu işi­tince sevinçle doldum. O günün akşamı cuma gecesiydi. Anneme o duayı o gece okuyacağımı söyledim. Teşvik etti. Kitabı alıp kö­şeme çekildim. Ayrıca duymuştum ki, cuma geceleri üç bin kere salâvat getirenler Allah´ın Resûl´ünü rüyada görürler. Duayı oku­dum ve üç bin kere salâvat getirdim. Gece yarısı oldu. Başımı yastığa koyarak uyudum. Rüya : Evimize giriyorum.Annem sofada oturuyor. Beni görünce «Oğlum, niçin geç kaldın; Allah´ın Resûl´ü evimizde. Gel seni mübarek huzurlarına götüreyim!» diyor ve elime yapışıp evin bir tarafına götürüyor. Allah´ın Re­sûl´ü, arkalarını kıbleye vererek oturmuşlar. Etraflarında bir­çok kimse.Bazıları da ayakta, halka olmuş.Allah´ın Resûl´ü, etrafa peygamber nâmesi göndermekle meşgul. Biri, Allah Re-sûl´ünün ön tarafında oturmuş, emredilen nâmeleri yazmakta.Kâtiplik eden zat, devrinin ilim ve takva ile meşhur büyüklerin­den Mevlânâ Şerafeddin Osman. Annem, Allah Resûl´ünün meş­guliyetlerinden bir an ayrılmalarını beklemeden beni yanlarına götürdü ve dedi : «Ey Allah´ın Resûl´ü! Bana devlet ve uzun ömür sahibi bir evlât vaadetmiştiniz! O çocuk bu mudur, değil midir?» Allah´ın Resûl´ü gülümsediler ve buyurdular : «Evet, o çocuk bu­dur!» Ve Mevlânâ Şerafeddin´e dönüp bu mevzuda da bir mektup emrettiler. Mevlânâ, kağıt. ve kalem alıp birkaç satır yazı yazdı. O satırların altına da, dizi hâlinde bir çok isim ekledi ve mektu­ba katlayıp bana verdi. Mektubu alıp çıktım. Yolda düşündüm ki, mektupta ne yazılı olduğunu bilmiyorum, dönüp Allah´ın Resûl´ünden sorayım.Döndüm ve sordum. Mektubu okudular. Okuduklarını halı/ama nakşettim. Mektubu katladılar ve bana uzattılar. Bir .şev daha sormaya davrandım. Fakat olmadı. Bir ka­pı partisiyle uyandım. Kapım açık... Annem, elinde şamdan, ka­pıda... Dedi : Rüya gördün mü? «Evet!» dedim. O «Ben de gör­düm!» diye cevap verdi ve noktası noktasına benim gördüğüm rü­yayı anlattı. O da, uyanıklık hâlinde beraberce yaptığımız bir iş gibi, aynı rüyayı görmüştü.

Derlerdi ki :

- Ruc köyündeyken bende tarikata girmek meyli uyandı. Etrafıma danışıp Herat´ta irşada sâlih bir azîz bulunup bulunma­dığını sordum. Şeyh Sadreddin Revası isimli bir azîzi sağlık ver­diler. Hararetle mürşit arayışıma karşı dediler ki : «O zat mer­hum Şeyh Zeynüddin Hâfî halifelerindendir. Şu anda irşâd işiy­le meşguldür. Git ve eteğine yapış!» Ben bu sağlığı alınca hemen şehre koştum. Yolda Şeyh Zeynüddin Hâfî Hazretlerinin mezarı­na uğradım. Şeyh Sadreddin orada oturuyorlardı. Yanlarına git­tim ve bir köşede oturdum. Zikir meclisindeydiler. Kendimi belli edemedim. Çok geçmeden zikir meclisinde bir çekişme, bir kav­gadır koptu. Hayret ettim, fakat hiç müteessir olmadan meclisten .Ayrıldim. Şehre yöneldim. Yolda Hafız İsmail isimli bir dervişe rastladım. Bu dervişle aynı köyden hemşehriydik. O. benden ev­vel Mevlânâ Sadeddin Kasgarî hazretlerine erişip kabullerine mazhar olmuştu. Mevlânâ Hazretlerinin vefatından sonra da Mev­lânâ Cami hazretleriyle birlikte haccedin tarikat feyzini tamam­ladı. Tste bu Hafız îsmail bana sordu : «Nereden gelip nereye gi­diyorsun?. Hangi muradın peşindesin?» Hâlimi ona anlattım ve biraz evvel zikîr halkasında gördüğüm çekişmelerden üzüldüğümü ve ümidimi yitirdiğimi anlattım. Dedi ki : «Herat camiine git! Orada bir aziz göreceksin. Cami avlusunda sık sık sohbet eder. Onu da gör!» Ve ilâve etti : «Umarım ki, onun sohbeti sana tesir eder.» Camie gittim. Mevlânâ Hazretleri camiin maksuresinde bir halka insan arasındaydılar. Sükût ediyorlardı. Ben kapı tarafın­da duvara yaslanmış, kendilerine, heybetli sükûtlarına nazar edi­yor ve biraz evvelki zikîr halkasının şamatasını düşünüyordum. Mevlânâ Hazretleri başlarım kaldırıp bana baktılar ve «Kardeş, buraya gel!» diye seslendiler. Yürüdüm. Beni yanlarına oturttu­lar. Buyurdular : «Şahruh Mirza´nın huzurunda hizmet eden kul­lardan biri Sultanın önünde avaz avaz Şahruh, Şahruh diye bağırsa, düşün, ne büyük soğukluk ve edepsizlik etmiş olur! Edep odur ki, hizmetçi padişah önünde ve kul efendi karsısında sükût içinde olsun ve şamata etmesin.Zikirde boş yere patırtı etmek aptal ve nadanların kârıdır.» Sonra elime bakıp parmağımda bir yüzük gördüler : «Bir iş için ricaya gelen insanın eli boş olmamalı...» buyurdular. Ben de yüzüğü çıkardım. Kalktılar. Mescidin iç kısmına doğru yürüdüler. Sağdan ve soldan «Ardınca yürü!» diye işaret edenler oldu. Ardlarınca camie girdim. Bir yerde otu­rup beni önlerinde oturttular. Bana tarikat şartlarını talim etti­ler. «Cami yücelikte âlâ yerdir; burada otur ve tarikata çalış!» emrini verdiler. Ben de emirleri gereğince çalışmaya koyuldum. Annem de haberimi alıp köyden Mevlânâ hazretlerinin hizmeti­ne geldi ve o da tarikat nisbetini aldı. Bir müddet sonra, içinde beş vakit namaz kılınır bir camiin kubbesi altında teheccüd namazını kılıp varmıştım ki. bana meşalp gibi bir nur zahir oldu. Onur sayesinde karanlık kubbenin içini açıkça seçtim. O nur git­tikçe arttı, büyük bir ateş kadar oldu ve camiin içini gündüz gibi aydınlattı. Vazivet sabaha kadar sürdü. Bu hâlden bende bir gu­rur peydahlandı. O gururla Mevlânâ Hazretlerinin huzurlarına vardım. Yüzüme öfkeyle baktılar ve dediler : «Seni gurur içinde görüyorum. Bir kimse abdestin nurunu görmekle bu türlü mağ­rur mu olur?» Bu ihtar bana ders oldu. Utancımdan yerin dibine girdim. Mevlânâ Hazretleri devam buyurdular : «Ben Mevlânâ Nizameddin Hâmuş Hazretlerine hizmet ederken geceleri, geçtiğim yerlerden sağlı sollu nur fışkırırdı. Ne tarafa yönelsem nur beni takip ederdi. Bense bu hâle iltifat etmez, değer vermezdim.» Dayanamadım; durumu Mevlânâ Hazretlerine anlattım. Dinledi; Peşinden öfkeleri artıp seslerini yükselttiler : «Kalk git, benden uzak ol, bu haletle benim karşıma bir daha çıkma!» Ben de yüce huzurlarından ağlaya ağlaya çıktım ve hâlimden dolayı istiğfar ettim. O gururun eserini üzerimden kazımak için hayli didindim. Mevlânâ Hazretlerinin manevî imdatlariyle o hâl benden kalktı. Aynı nurdan anneme de zahir oldu. Fakat annem o zuhurattan o kadar haz etti ki, hazzını yenip ileriye geçemedi ve o noktada kal­dı. O sıralarda bir adam bana hadsiz, hesapsız medh ve senalar, dalkavukça iltifatlarda bulunmaya başlamıştı. Nihayet dayana­mayıp sordum : «Bize bu kadar tevazu ve bağlılık göstermenizin sebebi nedir?» Anlattı : «Zifirî karanlık bir gecede caminin dış tarafında oturuyordum. Birden, bir adam, bulunduğum yere gel­di. Elinde fener, şamdan, hiç bir şey yoktu. Ortalık aydınlanıverdi. Adam geçip gitti; onunla beraber de ışık gitti ve karanlık av­det etti. Bu adam sizdiniz!» Adam doğru söylüyordu. Ben de o anı hatırladım.

Derlerdi ki:

- Mevlânâ Hazretlerinin hizmetlerine eriştikten sonra, bir müddet, bende tarikat yolunun eserleri belirmediği için fevkalâ­de mahzun ve müteessir bir hâle düşmüştüm. Geceleri camide ba­şımı yerlere vurup ağlıyordum. Gündüzleri kırlara çıkıp yalvar­makla vakit geçiriyordum. Bir gün Mevlânâ hazretleri beni göz­yaşları içinde görüp buyurdular: «Ağla! Ağlamayı ve yalvarma­yı hiç kesme! Kendini o hâle getir ki, merhametin hedefi olasın!. Gözyaşı ve yalvarmanın büyük eseri vardır.» Zaten ben çocuklu­ğumdan beri çok ağlardım. Gözyaşına büyük istidadım vardı. Bu sözü söyledikten sonra bana öyle bir iltifat nazariyle baktılar ki, nisbetimin eseri bende hemen zuhur etti. Bu mânanın zuhurun­dan sonra, bir gece, camide oturmuştum. Murakabeye çalışıyor­dum. Gece yarısına doğru bana uyku galebe etti. Uykumu dağıt­mak için ayağa kalktım. Bir de ne göreyim? Mevlânâ Hazretleri, arkama geçip oturmuşlar, murakabe halindeler... Ne zaman gelip oturduklarım farkedememekten üzüldüm. Ben de kendilerinin arkalarına geçip oturmaya davrandım. Mübarek başlarını kaldır­dılar : «Şemsüddin, niçin kalktın?» «Uykumu yenmek için kalk­tım.» Bana öyle bir bakış baktılar ki, içime bütün bir feza doldu ve tarikat nisbeti bende kemâliyle meydana geldi.

Mevlânâ Şehabüddin Ahmed anlatıyor :

- Bir sabah Mevlânâ Sadeddin hazretlerinin sohbetindeydim. Şöyle buyurdular: «Bu gece bir devecinin oğluna öyle bir fetih elverdi ki, yedi göğün melekleri ona gıpta ederler.» Bu ifa­deden, kastedilen şahsın Mevlânâ Şemsüddin Muhammed oldu­ğunu anladık. Zira onun babaları deve beslerlerdi.

Derlerdi ki:

- Pirimiz Mevlânâ Sadeddin hazretlerinde öyle bir tasar­ruf kudreti vardı ki, ne zaman ve her kime isteseler «azizân» nisbetinin şarabını içirirlerdi. Ve onları manevî sarhoşluk içinde kendilerinden geçirirlerdi. Bir gün Mev...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Mevlana Şemsüddin Muhammed Ruci
« Posted on: 19 Kasım 2019, 02:47:58 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Mevlana Şemsüddin Muhammed Ruci rüya tabiri,Mevlana Şemsüddin Muhammed Ruci mekke canlı, Mevlana Şemsüddin Muhammed Ruci kabe canlı yayın, Mevlana Şemsüddin Muhammed Ruci Üç boyutlu kuran oku Mevlana Şemsüddin Muhammed Ruci kuran ı kerim, Mevlana Şemsüddin Muhammed Ruci peygamber kıssaları,Mevlana Şemsüddin Muhammed Ruci ilitam ders soruları, Mevlana Şemsüddin Muhammed Ruci önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &