ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Ramazan Ayı Özel Dünyası ๑۩۞۩๑ > İlim Dünyası İle Ramazan Ayı > Ramazan Ayı Makaleleri > Ibadet anlayışı açısından oruç
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ibadet anlayışı açısından oruç  (Okunma Sayısı 488 defa)
16 Ağustos 2010, 13:02:03
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 16 Ağustos 2010, 13:02:03 »



İBADET ANLAYIŞI AÇISINDAN ORUÇ


Mü'minler için oldukça önemli kabul edilen aylardan ramazan ayına girmiş bulunuyoruz. Bu mübarek ayın rahmet ve duygu dolu gölgesi üzerimize düşmüş durumda. Tabii ramazan ayı, teravihleri, iftar sofraları ve eğlenceleri ile içinde birçok güzellikleri barındırmakla beraber bu ayda en belirgin ibadet oruçtur.
Oruç Farsça'daki "Rûze" kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Arapça'sı "Savm" ve "Sıyâm" dır. Savm kelimesi Arapça'da "bir
şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek" anlamında kullanılır. (1) Terim olarak ise oruç; Dinen yükümlü
kabul edilen bir şahsın, Allah'a ibadet niyetiyle, tan yerinin ağarmasıyla başlayan zamandan (imsaktan) güneş batıncaya (iftar vaktine) kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durması şeklinde tanımlanmaktadır. (2)
İslâm fıkhında her ibadette olduğu gibi şüphesiz oruç ibadetinin de sahih olabilmesi için birtakım kurallara uymak gerekir. Biz
kurallara girmeksizin oruç ibadetinin manevi boyutunu ele alarak bu boyutu ile sağladığı faydalara temas edeceğiz.
Şunu öncelikle ifade edelim ki, oruç sadece İslâm dininde değil tarihsel süreç içerisinde yer alan diğer vahye dayalı dinlerde de
farz kılınmış bir ibadet şeklidir. Hatta nitelik ve niceliği farklı da olsa oruç tutulması, bazı batıl dinlerde de benimsenmiştir.
Örneğin Sabiiler (yıldızlara tapan batıl din mensupları), 46 gün oruç tutarlardı. 8 Mart günü başlamak üzere ilk oruçları 30 gün,
21 Aralık'ta başlayan oruçları 9 gün ve 9 Şubat'tan başlamak üzere 7 günlük oruç olmak üzere toplam 46 gün oruç tuttukları
ifade edilmiştir. (3) Orucun geçmiş milletlere de farz kılındığı Kur'an-ı Kerim'de "Ey iman edenler! Kötülüklerden sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı." (4) âyeti ile dile getirilmektedir. Vahye dayalı dinlerde Allah'ın
birliği (tevhid) ilkesi ile nitelik ve niceliği değişse de namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadetlerin yapılması insanlara daima
önerilmiştir. Söz konusu ibadetlerdeki tarihsel süreklilik, bize bu ibadetlerin önemini vurgular nitelik ve güçtedir.
Allah'ın buyrukları ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını
gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği etmişlerdir. Allah'ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok
büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu bir gerçektir. Örneğin zina suçunda, içki içmede, hırsızlıkta zararın olmadığını hangi aklı selim (reel akıl) iddia edebilir? Bunların terkinde de gerek fert gerekse toplum bazında inkarı mümkün olmayacak derecede faydalar söz konusudur.
Şu bir gerçektir ki, Kur'an-ı Kerim'de akla aykırı - tabii kastımız İlahi iradenin istediği şekilde düşünen orijinalitesi bozulmamış
akıl- hiçbir emir ve yasak bulunmamaktadır. Genel kabul, Kur'an'ın evrensel ve çağlar üstü boyut ve nitelikte ilke ve mesajlar içerdiği şeklindedir. Böyle olunca da genelde verileri çağlarla sınırlı olan aklın, bu mesaj ve ilkeleri tespiti güçleşmektedir. Bunun böyle oluşu Kur'an üzerinde düşünenlere, düşünme dinamizmi sağlamaktadır. Ancak öteden beri İslâm alimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı
faydalar tespit edilebildiği gibi, bu faydaların ya da gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir gerçektir. Ancak aylar, yıllar hatta çağlar, bu faydaları adeta bir mübelliğ gibi düşünce ve ilim adamlarının diliyle insanlara haykırmaktadır.
İbadetlerin sağladığı faydalar bizim dışımızdaki düşünce ve ilim adamlarınca da yer yer ifade edilmektedir.
İşte tutacağımız oruçların, kılacağımız namazların dahası yapacağımız bütün ibadetlerin bizlere fert ya da toplum bazında
psikolojik, sosyolojik, sağlık hatta ekonomik açıdan sağlayacağı faydalar inkar edilemeyecek açıklık ve boyuttadır.
İslâm dini ferdin toplum içinde uyumlu, güvenilir ve hoşgörülü olmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler getirdiği gibi onun
yaratıcı ile olan bağlantısını daha derinden hissetmesine, devam ettirmesine ve geliştirmesine hizmet edecek düzenlemeler de
getirmiştir. Bu düzenlemelerin bir parçasını da ibadetler oluşturmaktadır. Kanaatimizce oruç ibadeti de bunların başında gelir.
Çünkü oruç tamamen duygu yüklü, kul - yaratıcı arasındaki sevgi ve saygının doruğa ulaştığı bir ibadettir. Kul, oruçta Rabbi ile
adeta başbaşadır. Nitekim oruç ibadetinin en büyük özelliği, namaz ve hac ibadetlerinde olduğu gibi ne lisanla, ne de herhangi
bir hareketle dışa yansıyan formel bir yapısının olmamasıdır. Bu yönüyle oruç kalbî bir ibadettir. Bu nedenle Allah Teâlâ bir
hadisi kudside "... İnsanoğlunun yaptığı herşey kendisi içindir. Oruç müstesna. O benim içindir ve onun mükafatını ben
vereceğim." (5) buyurarak orucun bu özelliğine işaret etmiştir. Bu yönüyle oruç riyanın en az karıştığı bir ibadettir. Bilindiği gibi
riya, İslâm'ın hiç de tasvip etmediği bir hastalıktır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de kendisinden en çok bahsedilen ve yerine
getirenlerin övüldüğü namaz ibadeti, riya karıştırılması durumunda, yergi aracı olmuştur. "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır, hayra da engel olurlar." (6) âyetleri bu gerçeği dile getirmektedir.
Namazın bu âyette bir anekdot olduğunu düşünüyoruz. Buna göre salt Allah rızası için yapılmayan, başkalarına yardakçılık ya da yaranmak amacıyla ifa edilen bütün ibadetlerin aynı konumda değerlendirilmesi gerekir. Tutacağımız oruçlara bu noktada dikkat etmek durumundayız. Kim için, hangi amaçla oruç tuttuğumuzun bilincinde olmalıyız. İbadetimizin orijininde Allah rızası mı yoksa başka rızalar mı var? sorusunu kendi kendimize sormalıyız. Eğer orucumuz Allah için ise, müjdeyi, "Kim iman ederek ve sevabını Allah'tan umarak ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir." ifadeleriyle sevgili Peygamberimiz veriyor. Bu müjdeye ulaşma gayreti temel amacımız olmalıdır.
Oruç, nefsin isteklerine iradî olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma
yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade
eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi, uhrevi açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü
ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedir. Bu noktada oruç, nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp (psikolojik temizlik) yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak mevcut olmasını bu gerçeği ifade edecek yeterlilikte delildir.
Toplumsal hayatta huzursuzluklara neden olan taşkınlıklar, büyük ölçüde insanın hayvanî yönünü tatmin eden maddi zevklere
düşkünlüklerden kaynaklanır. Maddi zevk deyince de akla, yeme, içme ve cinsel ilişki gibi zevkler gelmektedir. İşte oruç, bu
bağlamda insanı maddi zevk ve şehvetler peşinde koşmaktan alıkoyan bir ilaç niteliğindedir. Nitekim Peygamber (s.a.s.), "Oruç bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu bir günde kötü söz söylemesin, kavga etmesin. Ona birisi sataşır veya küfrederse, "Ben oruçluyum" desin..." (7) Bu hadisin de dile getirdiği gibi oruç, bilenler için gerçekten bir kalkandır. Kişiyi kötülüklere karşı korur. Toplumsal barışın ve birlikteliğin sağlanmasında da oruç etkin rol üstlenmektedir. Çünkü oruçlu kavgalara, kötü sözlere açık değildir. Onun sadece midesi değil aynı zamanda dili, eli, gönlü, bütün uzuvları dünyada bu tür çirkinliklere karşı iftarı olmayan bir oruçtadır. Evet kısa vadede onun dilinin iftarı güzel sözdür, gönlünün iftarı güzel duygulardır; elinin iftarı, hayır işlerde kullanmaktır, gözünün iftarı güzelliklere bakarak Yüce Rabbi'nin kudret ve kuvvetini anlamaktır. Aklın iftarı, millet ve insanlığa huzur verecek bilgi ve düşünceler üretmektir. Uzun vadede ise bu uzuvların iftarı, Yüce Rabbi'nin müjdesine erdiği andadır.
İnancımıza göre asıl müjde ve iftar da bu olsa gerek. Orucun bu boyutu asla yabana atılacak derecede değildir. İnsanların
birbiriyle iyi geçinme yerine birbirini yeme yarışında olduğu günümüzde, nice kanlar hiçbir değeri olmayan sözler ve kavgalar
sonucunda akıtılmaktadır. Bu yüzden nice aileler, nice dostluklar yıkılmaktadır. Bu da toplumsal boyutta tamiri imkansız yaralar
ortaya çıkarmaktadır. İşte dar anlamda oruçlu geniş anlamda ise müslüman, bütün kavga ve anlamsız sözlere kapalıdır, diğer bir
ifadeyle iftarı olmayan bir oruçtadır. Onun kapısı hep güzelliklere açılır.
Ramazan ayı diğer bir ifadeyle oruç ayı, kötülüklerin asgari seviyeye düştüğü bir aydır. Yayınlanan istatistiklere baktığımızda
kazaların, cinayetlerin azaldığını görmek mümkündür. Bu noktada Resûlüllah (s.a.s.)'in "Ramazan geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar da zincire vurulur." (8) sözünün ne kadar da anlamlı olduğunu görürüz. Ancak bizler, açılan cennet kapılarını kapatır, kapatılan cehennem kapılarını açar ve zincire vurulan şeytanların bağını çözersek, doğal olarak bu rahmet ayından gerektiği şekilde fert ve toplum olarak fayda elde edemeyiz. Hadisin yorumuna biraz farklı bir perspektiften bakacağız. Kanaatimize göre, "Cennet kapılarının açılması", bu ayda insanın cennete girmesinde etkin olan ibadetlere fazlaca imkan verilmesi gerçeğini ifade etmektedir. Nitekim orucun yanında İslâm'ın diğer temel şartlarından olan namaz, zekat gibi ibadetler de bu a...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Ibadet anlayışı açısından oruç
« Posted on: 30 Mart 2020, 22:49:53 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Ibadet anlayışı açısından oruç rüya tabiri,Ibadet anlayışı açısından oruç mekke canlı, Ibadet anlayışı açısından oruç kabe canlı yayın, Ibadet anlayışı açısından oruç Üç boyutlu kuran oku Ibadet anlayışı açısından oruç kuran ı kerim, Ibadet anlayışı açısından oruç peygamber kıssaları,Ibadet anlayışı açısından oruç ilitam ders soruları, Ibadet anlayışı açısından oruçönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &