ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Rabıta ve Nakşibendilik > Nakşibendilik
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Nakşibendilik  (Okunma Sayısı 847 defa)
08 Haziran 2010, 15:40:27
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 08 Haziran 2010, 15:40:27 »



• Nakşibendîlik

 

Madem ki Nakşibendî Tarîkatı da tasavvufî bir kurumdur, o halde yu­karıdaki hükümden, Nakşilik için de peşin olarak aynı zamanda söz edilebi­lir.

Fakat konumuzun eksenini oluşturan râbıta hakkında olabildiğince ay­dınlanabilmek amacıyla Nakşibendîliği sadece böyle peşin bir hükme bağ­lamak yerine, kısa da olsa sistematik bir inceleme ile onu burada gözden ge­çirmekte yarar vardır. O zaman hem tarîkatın tasavvuftan beslenme biçimi, hem Kur'ân ve Sünnetin ışığındaki yeri, hem de râbıtayı aydınlatmak ba­kımından Nakşîliğin doktrinal yönlendiriciliği ortaya çıkmış olacak ve böy­lece bu konuya ilişkin kuşkular da dağılmış bulunacaktır.

Nakşibendî Tarîkatı'nın, tasavvuftan nasıl beslendiğine gelince, bunu en iyi ka­nıt­layan delillerin başında yine râbıta gelmektedir. Çünkü râbıtanın gerek ortaya atıldığı yer ve zaman, gerekse uygulanış biçimi, Nakşîliğin, hangi din ve felsefeler­den, hangi milletlerin mistik kaynaklarından yarar­landığını çok açık bir şe­kilde ortaya koymaktadır.

Râbıta, Nakşibendîliği yüzyıllar boyu etkilemiş olan Uzakdoğu dinleri ara­sında özellikle Hind mistisizminin, çok derin izlerini yansıtmaktadır.

Nitekim ileride ayrıntılarıyla ve karşılaştırmalı olarak ortaya konulacak olan bu gerçek bile tek başına gösteriyor ki Nakşîlik, Bâqıy-Billâh-ı Kabulî'den önce (yani mîlâdî 1550'lerden önce) Türkistan'daki muhiti ile sınırlı iken tarîkatta uygulamalı olarak râbıta diye bir şey yoktu. Her ne ka­dar Raşahât'da râ­bıta, kelime olarak geçiyorsa da bu kitabın kaleme alındığı mîlâdî XV. yüzyılın ortalarında onun, sonraki biçimiyle henüz uygulamalı bir tarîkat kuralı ol­madığı rahatça anlaşılmaktadır.

Bu da Türkistan'da Nakşiliği o dönemde besleyen kaynakların an­layış ve zevk bakımından Hind mistisizminin fantezilerine sahip bu­lunmadı­ğını kanıtlamaktadır.

Nitekim vaktiyle Türk muhitlerinde yaygın bulunmuş olan Şamanlık, in­sanın iç dünyasında coşkular uyandırabilecek zengin dekorlara, motif ve ritüellere sahip bir din değildi. Bu nedenle Nakşîliğin (henüz Hindistan'a sıçramadan) Türkistan'da ürettiği on bir kavram bile yine kaynak olarak Budizm'den ru­hunu almaktadır. Raşahât bu kav­ramları sıralayıp açıklar­ken râbıtayı, sa­dece mürîdin şeyhine karşı sevgi bes­lemesi anlamında kul­lanmaktadır.

Nakşîliğin, gerek doktrini ve kurallarıyla, gerekse rûhânîlerinin yaşam tarzıyla İslâm'dan çok farklı bir çizgide olduğunu anlamak hiç de zor değil­dir. Bunun için tarîkatın temel dinamiklerini kısaca incelemek yeterlidir.

Bunlar başlıca üçtür: “Biat“, “Kelimât-ı Semâniye“ ve “Zikir“.

Bu dinamikler, “Seyr-u Sülûk“ adı altında sistematize edilmiştir.

Seyr-u Sülûk: İki sözcükten oluşan Arapça bileşik bir terimdir.[1] Sözlükte yalın olarak: Yürümek ve bir yolu izlemek anlamına gelir. Bir ta­savvuf terimi olarak ise: Mistik yöntemle özel bir eğitimden geçmek de­mektir.

Bu özel eğitim, “Biat“, “Kelimât-ı Semâniye“ ve “zikir“olarak yukarıda sıralanan genel başlıklar altındaki birçok kuralın belli şartlarla ve büyük bir titizlikle şeyhin denetiminde mürîd tarafından uygulanmasıyla gerçekleşir. Bu kuralları, söz konusu başlıklar altında bir nebze açıklamak râbıtaya ışık tutacaktır.

I - BİAT: İslâm'da bir siyaset bilimi terimidir. Kısaca, (devlet başkanı olmaya aday bir kimse lehinde) oy kullanmak demektir. Kaynağı Kurân-ı Kerîm'dir.[2]

 İslâm Tarihinde ilk kez, mîlâdî 628 yılında Hudeybiye Antlaşması'nın imzalanmasından biraz önce yaşanan duyarlı saatlerde Hz. Peygamber (s), beraberinde bulunan yaklaşık 1400 kişiden bağlılık yemini isteyince Jadd b. Qays  adındaki biri hariç, herkes bu davete katılmıştır. Bu tarihi olay, "Biat" kavramının kesin biçimde tanımlanmasına kaynaklık etmektedir. Ne bu olayın, ne de anlamını bundan alan “biat“ kavramının mistik hiç bir yanı yoktur, tamamen siyâsî-askerî bir anlam taşır. İşte İslâm'daki biat budur ve bu kurum, İslâm tarihinde Hz. Peygamber (s)'in devlet başkanlığı ile bir­likte işlerlik kazanmış, Hz. Hasan (ra)'ın istifasıyla da son bulmuştur.[3]

Nakşibendîlikteki bî'atta ise belirsizlikler ve çelişkiler vardır. Nakşî dok­trinine göre, her insan mutlaka bir mürşide bağlanmalıdır. Bu mürşid, tarîkat şeyhidir. «Şeyhi olmayanın kılavuzu şeytandır.»[4]

 Şeyhin nitelikleri, görev ve fonksiyonları, tarîkat protokollerinde mad­deler halinde sıralanmıştır. Bu hükümlerdeki kaynak ve ölçü, kitap ve sün­net değildir. Bilakis bunlar, tarîkat rûhânîleri tarafından belirlenmişler­dir.

 Örneğin bu maddelerden bazıları şöyledir:

«Madde: 10) Mürîdlerinden biriyle oturmak eğer onun (yani şeyhin) azametini ve hey­be­tini mürîdin kalbinden gidermeye neden oluyorsa ona, ne uzak ne de çok yakın olmayan bir yerde oturmasını emretmelidir.»

«­­­Madde: 11) Mürîdlerinden birinin kalbindeki saygınlığını yitirdiğini anlar anlamaz, onu usulca def etmelidir. Çünkü artık o mürîd, kendisi için düşmanların en büyüğüdür.»

«Madde: 14) Mürîdlerini, cemaat arkadaşları dışındaki kimselerle ko­nuşmaktan yasaklamalıdır, aksini gerektiren zorunlu bir durum olma­dıkça.»

«Madde: 15) İki ayrı yer belirlemeli: Bunlardan birinde yalnızca ken­disi bulunmalı ve buraya, hizmetlisi hariç, hiç kimsenin girmesine asla izin vermemeli; diğeri ise, mürîdleriyle birlikte olacağı yerdir.»

«Madde: 18) Mürîdlerini, başka bir şeyhin mürîdleriyle oturmaktan ya­saklamalıdır. Çünkü onlarda bu suretle bozulma çok çabuk olur. Eğer sevgi­sinde kalıcı olduklarını görür ve herhangi bir tereddüde düşeceklerinden endişe etmezse birlikte olmalarında beis yoktur.»[5]

Bu maddelerin ne kadar ustaca hazırlandıkları meydandadır. Amaç, tarîkata belli bir disiplin kazandırmak ve bu disiplin çerçevesinde şeyhe, ce­maat üzerinde mutlak bir saygınlık ve heybet sağlamaktır. Dolayısıyla yeri gelmişken sormak lazım: Kendi inisiyatifleri ile bu maddeleri dinî birer ve­cîbe olarak kanunlaştıranlar, acaba râbıtayı da aynen bu şekilde kanunlaş­tırma yetkisini kendilerinde bulmuş olamazlar mı? Öyle ise râbıtayı, Mâide Sûresi'nin 35'inci, ve Tevbe Sûresi'nin 119'uncu âyet-i kerîmelerine zorla dayandırmanın ne gereği vardır? Her konuda olduğu gibi bu meselede de «Efendi Hazretleri öyle buyurdu.» dense yetmez mi?!

Sonuç olarak kaydetmek gerekir ki, şeyhin verdiği mistik eğitime, emir ve tâlimatlara mürîdin kesin şe­kilde boyun eğmesini amaçlayan, tarîkattaki bu biat, her bakımdan Kur'ânî bî'attan farklıdır. Çünkü her şeyh, ayrı bir cemaate başkanlık etmekte, hatta diğer şeyhlerle rekabet içinde bulunmakta­dır. Mürîdlerinin bile diğer şeyh­lere bağlı mürîdlerle düşüp kalkmasını bu ilgiyle yasaklamaktadır ki biat bu anlamda çok kişisel bir nitelik taşımakta­dır.

Oysa Kur'ânî biat, Müslüman kişinin, şer'î yeterliliğe sahip adaylar ara­sından bir devlet başkanını seçmesidir. Yani hilâfet referandumuna fiilen katılmasıdır. Bundan amaç ise, halîfenin otoritesi etrafında ve İslâm kardeş­liği şemsiyesi altında bütün Müslümanların birleşmesine katkıda bulun­mak, onların, güç ve ülkü birliğinin, eğer yoksa oluşmasına, varsa deva­mına yardımcı olmak, bu suretle de ümmete birlik ve beraberlik kazandır­maktır. Biat, bu anlamda (tarîkattakinin tam tersine) ev­rensel bir nitelik ta­şımaktadır.

II - KELİMÂT-I SEMÂNİYE: İki sözcükten oluşan bu Arapça[6] terim, sekiz kelime demektir. “Sekiz kelime“ diye adlandırılmalarına rağmen bun­lar aslında bileşik kalıplardır ve hepsi de Farsça’dır. Çünkü çok önceleri de işaret edildiği gibi Nakşibendî Tarîkatı'nın dili Farsça’dır.[7] Abdulkhâlıq-ı Gonjduwânî tarafından bunlara özel anlamlar yükle­nerek birer kavram ha­line getirilmiş ve tarîkatın temel ilkeleri olarak karar­laştırılmışlardır. Ayrıca, Gonjduwânî'nin ölü­münden 140 yıl sonra doğan Şah-ı Nakşibend,  Muhammed Buharî'nin, bunlara eklediği üç kavram daha vardır. Böylece bunlar, toplam on bir ilke­den oluşmaktadır ve çok kısa anlamlarıyla birlikte sırayla şöyledir:

  1-Hûş der dem: Solunumu kontrol etmek (Gafletle solumamak)

2-Nazar ber kadem: Yürürken ayakların önüne bakmak.

3-Sefer der vatan: İnsanlıktan terfi etmeye ve melekleşmeye çalışmak.

4-Halvet der encümen: İnsanlar arasındayken dikkati onların üzerinde yoğunlaştırmamak 

5-Yâd kerd: Zikre (Allah'ı anmaya) aralıksız devam etmek.

6-Bâz geşt: Zikirden sonra:

   «Allahım! amacım yalnızca sensin, isteğim de sırf senin hoşnutluğundur.» nakaratını tekrarlamak.   

7-Nigâh dâşt: Kalbi vesveselerden korumak.

8-Yâd dâşt: Sözlerin soyut anlamlarından vazgeçip Allah'ın bizzat kendisine yönelmek.

9-Vukûf-i zamânî: İki, ya da üç saatte bir nefis ve vicdan muhasebesi yapmak.     

10-Vukûf-i adedî: Zikri tek sayılar üzerinde durdurmak.

11-Vukûf-i kalbî: Kalbi, zikrin hem sözü, hem de anlamıyla meşgul bulundurmak.

Bunlara yüklenmiş olan anlamlar, başta Raşahât  olmak üzere tarîkata ait bazı kitaplarda açıklanmıştır.[8]

 Bunlara ilişkin ayrıntılar incelendiğinde, ilk başta hiç de ürkütücü gö­zükmeyen yu­karıdaki özet anlamların yanında bu kelimelerin, aslında sinsi, sap­tırıcı ve endişe verici içeriklere sahip bulunduğu  anlaşılmaktadır. Dolayı­sıyla bu kavram­ların, kay­naklarını Kitap ve Sünnetten almadığı ke­sindir. Bunlar sırayla şöyledir:

 

Birincisi: «Hûş Der Dem»'dir.

«Hûş Der Dem», nefesin denetim al­tına alınmasını öngörmektedir. Zamanın gaflet içinde geçirilmemesini em­reden bu ilke, sanki gafilleri kö­tüleyen âyet-i kerîmeleri hatırlatmaktadır. Halbuki biraz dikkatle incele­nirse anlaşılacaktır ki, burada amaçlanan bilinç hâli ile Kurân-ı Kerîm'in kötü­le­diği gafletin, aykırı hâli hiç de birbirinin aynısı değildir. Nitekim (diğer ilkeler incelendikten sonra daha iyi anlaşılacağı üzere) yukarı­dak...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Nakşibendilik
« Posted on: 18 Temmuz 2019, 08:02:51 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Nakşibendilik rüya tabiri,Nakşibendilik mekke canlı, Nakşibendilik kabe canlı yayın, Nakşibendilik Üç boyutlu kuran oku Nakşibendilik kuran ı kerim, Nakşibendilik peygamber kıssaları,Nakşibendilik ilitam ders soruları, Nakşibendilikönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &