ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Hayatını Anlatan Eserler > Peygamberimizin Hayatı > Mekke devrinin hülasası
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mekke devrinin hülasası  (Okunma Sayısı 327 defa)
10 Ocak 2011, 13:39:21
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 10 Ocak 2011, 13:39:21 »



Mekke Devrinin Hülasası
 
Resûli Ekrem Efendimizin Medine'ye hicretleriyle, 13 senelik Mekke devri geride kalmış oluyordu. İslâm tebliğ tarihinde mühim bir yer işgal eden bu devreyi burada tekrar özetlemek, hususan Peygamber Efendimizin bu devredeki tebligatını bir kere daha nazara vermekte birçok fayda vardır.

Resûli Ekrem Efendimiz, Milâdî 610 yılında Cenâbı Hakk tarafından peygamber olarak vazifelendirildiği zaman, o günün Arap cemiyeti bütün dünyayla birlikte tarihinin en karanlık ve vahşetli devrini yaşıyordu, içinde bulunduğu cemiyeti ve bütün insanlığı bu zulmet ve vahşetten kurtarma vazifesi ise Efendimizin omuzuna tevdi ediliyordu.

Onu peygamber olarak gönderen Cenâbı Hakk, aynı zamanda İslâm'ı neşretme ve yaşayıp yaşatma vazifesinde nasıl hareket etmesi gerektiğini de bildiriyordu. Peygamber Efendimiz de bu emirlere göre hareket tarzını tâyin ve tesbit ediyordu.

Hayata her yönüyle yepyeni bir düzen ve şekil vermeye müteveccih bir tebligatın pek kolay olmayacağı muhakkaktı. Hele o zamanın vahşî âdetlerine son derece mutaassıp ve inatçı Arap cemiyeti içinde bu işin daha da güç olacağında şüphe yoktu.

İçinde yaşadığı cemiyetin hususiyetlerini, mizaç ve efkârını çok iyi bilen Resûli Ekrem Efendimiz, bu sebeple, peygamberlikle vazifelendirilir vazifelendirilmez ortaya atılıp açıktan davete girişmedi; peygamberliğini ve İslâm Dinini açıktan ilân etmedi. Bunun yapılabilmesi için zamana ihtiyaç olduğu kadar, lehte de bazı şartlarını doğması gerekiyordu.

Resûli Kibriya Efendimiz, îman ve İslâm'a davete ilk önce en yakınlarından başladı. İlk defa dâvasını zevcesi Hz. Haticei Kübra'ya anlattı. Hz. Hatice, onun peygamberliğini tasdik ederek derhâl Müslüman oldu. Daha sonra yine en yakını olan ve dört beş yaşlarından beri yanında ve terbiyesinde bulunan Hz. Ali'yi İslâm'a davet etti. O da İslâm'la müşerref oldu. Bundan sonra ailesi dışında en çok güvendiği kimselere îman ve İslâm'ı anlattı. Bunların başında Hz. Ebû Bekir geliyordu. Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla da birçok kimse İslâm'a girdi.

Gizli davet devresinde Peygamber Efendimiz bizzat son derece tedbirli ve ihtiyatlı davrandığı gibi, ilk Müslümanlara da aynı tedbir ve ihtiyatı göstermelerini ısrarla tavsiye ediyordu. Ebû Zerri Gıfarî Müslüman olduğu zaman, ona tavsiyesi şu olmuştu:

"Yâ Ebâ Zerr!.. Sen şimdi bu işi gizli tut ve memleketine dön git! İşi açığa vurduğumuzu haber aldığın zaman gel!"

Efendimizin bu tavsiyesindeki hikmet ve sebebi, îmanından gelen coşkunlukla bir anda düşünemeyen Ebû Zerr, henüz zamanı değilken, Mescidi Haram'a gidip açıktan açığa Müslümanlığını ilân ederken, müşriklerin öldürücü darbelerinden ancak Hz. Abbas'ın yardımıyla kurtulabilmişti.436

Hz. Resûlullah, tam üç sene böyle gizlice tebligatına devam etti. Bu zaman zarfında, safında yer alanların sayısı ancak 30 kadardı.

Bu devre, "En yakın akrabalarını âhiret azabıyla korkut!"437 mealindeki âyeti kerîmenin nazil olmasıyla sona erdi. Bundan sonra Efendimiz, emri İlâhî gereğince en yakın akrabalarını İslâm ve îmana davet etmeye başladı. Önce, Abdûlmuttâlib Oğullarını bir araya toplayıp onlara dâvasını anlattı.

Bundan sonra tebliğ dairesini biraz daha genişletti ve ilk defa Safa Tepesinden Mekkelilere seslendi. Onları Allah'ın birliğine îmana ve peygamberliğini tasdike davet etti. Bu davete icabet edenler çıkmadığı gibi, üstelik Ebû Leheb, işi daha da ileriye götürerek Efendimize hakarete yeltendi. Fakat, Peygamber Efendimiz, îman ve İslâm'ı anlatmaktan, insanları Allah'ın birliğine îmana ve risâletini tasdike davete ara vermeden bütün gayretiyle devam etti.

Cenâbı Hakk, indirdiği âyeti kerîmelerle, İslâm'ı neşretme ve yaşayıp yaşatma vazifesinde Peygamberimizin hareket tarzını da tesbit ediyordu.

Mekke'de nazil olan âyetlerin özellikle iki ana hedefi vardı: 1) Allah'ın varlık ve birliğine, 2) Ba'se, yâni öldükten sonra tekrar dirilmeye îmanı, akıl, kalb ve ruhlara nakşetmek...

Peygamber Efendimiz de, mesaisini bu iki ana hedef üzerine teksif etmişti. İnsanları Allah'ın varlık ve birliğine îmana davet ediyor, onlara öldükten sonra tekrar dirileceklerini ve kabirden sonra yeni bir hayatın başlayacağını haber veriyordu.

Bunlardan başka da, Peygamberimizin karşı karşıya bulunduğu ve halletmesi gerekli meseleler vardı. Fakat, en önemlisi bunlardı. Bunlar halledilmedikçe, halkın zihninde, kalb ve ruhunda bu iki muazzam mesele tesbit edilmedikçe diğer içtimaî meselelerin halli de mümkün değildi. Nitekim, o, bilâhare bu meseleleri teker teker halletmek yolunu tuttu ve bunda muvaffak da oldu.

Peygamberimiz, her şeyden önce, Allah'tan aldığı emir gereği bütün enerjisini, cemiyetin esasında noksan bulunan temel anlayışı tesis etmeye, bütün insanlığı Allah'a îmana ve O'na mutlak itaate hasretti. Çünkü, şirk inancını kafalardan sökmedikçe hak ve hakikati kalblere yerleştirmek mümkün değildi. Bu temelde bozukluk olunca hiçbir İslâm dâvası muvaffak olamazdı.

Bunun içindir ki, Hz. Resûli Ekrem, insanlığın en asil hissiyatına ve ahlâk duygusuna hitab ederek, bu kâinatın yegâne Hâlık ve Mâlikinin Allah olduğunu telkinle işe başladı. O'nun iradesinden başka itaat edilecek, önünde baş eğilecek hiçbir kuvvet ve kudret bulunmadığını ortaya koydu. Bunu tebliğ ederken de dâvasından tâviz vererek hemen bir muhit hazırlamak veyahut hâkim bir kuvvete dayanmak gibi bir şeye lüzum hissetmedi. Doğudan doğruya insanlığa "tevhid" inancını sundu. '"Lâ ilahe illallah.' deyiniz, kurtulunuz." diye insanlığa hitab etti.

Resûli Ekrem Efendimizin bu daveti, haliyle cemiyete hâkim durumda bulunan kuvvetli, zengin ve nüfuzlu kimselerin işine gelmedi. Dünyanın zahiren tatlı, fakat manen zehirli bir bal hükmünde olan gayrimeşru lezzetlerinden vazgeçmek istemiyorlardı. Açıkçası, menfaatlerinin devamını, eski yaşayışlarının idamesinde görüyorlardı. Bu sebeple Efendimize muhalefete başladılar.

Önceleri, Peygamber Efendimizi cemiyetten tecrid etmek, kendi başına bırakmak, anlattıklarını ciddîye almamak ve onunla istihza etmek yoluna gittiler. Ne var ki, onun telkin ettiği muazzam hakikatlerin etrafındaki mü'minler halkası günden güne genişliyordu. Bunu görünce telâşlandılar. Bu sefer taktik değiştirdiler. Aleyhte propagandaya başladılar. Türlü türlü iftira ve isnadlara kalkıştılar. Resûli Ekrem Efendimize "sâhir, kâhin, şâir." dediler. Fakat, bunların hiçbirisi tutmadı. Bu iftira ve isnadlarına rağmen hak ve hakikate inanmışların saflarının sıklaştığını gördüler.

Bu sefer açık ve tecavüzkâr hareketlere teşebbüs ettiler. Peygamber Efendimizle Müslümanları Kabe'de namaz kılmaktan menediyorlar; üzerlerine murdar şeyler atıyor; namaz kılacakları, oturacakları yerlere ve gidip geldikleri yollara dikenler saçıyorlardı. Zaîf, fakir ve kimsesiz Müslümanları zulüm, işkence altında inletiyorlardı. Bazıları bu işkenceler altında can vererek yüce şehâdet mertebesine ulaşıyordu.

Bu duruma tahammül etmek oldukça zordu. Üstelik Müslümanlar sayıca az, kuvvetçe zayıf bulunuyorlardı. Bu sebeple yapılan eziyet ve hakaretlere karşı koyma durumuna da giremiyorlardı. Böyle bir durum, yok olmalarını netice verebilirdi.

Bütün bu zorluklara ve her türlü aleyhteki şartlara rağmen Hz. Resûlullah, durmadan dinlenmeden İslâm Dinini tebliğ ediyordu. Şâir Müslümanlar gibi o da müşriklerin eziyet, işkence ve hakaretlerine mâruz kalıyordu. Fakat buna rağmen Allah'tan aldığı emir gereği sabrediyor ve dâvasını tebliğden asla vazgeçmiyordu.

Cenâbı Hakk, işkence, eziyet ve hakaretlerin her türlüsüne mâruz kalan Müslümanlara, gönderdiği âyeti kerîmelerle devamlı sabrı tavsiye ediyordu. Meselâ, ilk nazil olan sûrelerden biri, Asr Süresidir. Bu sûrede "birbirlerine hak ve hakikatle birlikte sabrı da tavsiye edenler" övülür.

Bâzan Cenâbı Hakk, doğrudan doğruya Resûli Kibriya Efendimize sabrı emir ve tavsiye ediyordu: "(Ey Habibim!..) Sen, şimdi sabret! Şüphe yok ki, Allah'ın va'di mutlaka tahakkuk edecektir! Sakın, âhirete îmanı olmayanlar (seni sabırsızlıkla) hafifliğe götürmesinler."

Bir başka âyeti kerîmede, Efendimize şöyle hitab ediliyordu:

"(Ey Resulüm!..) Sen şimdilik (o kâfirlerin eziyetlerine karşı) güzel bir sabırla mukabele et."439

Bütün bu emirler gereği, Resûli Kibriya Efendimiz, Mekke devrinde kendisine yapılan haksız muamelelere aynıyla cevap vermediği, mukabelei bilmisilde bulunmadığı gibi, mü'minlere de uğradıkları eziyetlerden dolayı fevrî hareket etmemelerini ve herhangi bir maddî mukabeleye girişmemelerini emir ve tavsiye ediyordu. Bunun en açık bir misâli, Yasir Ailesine yaptığı tavsiyedir.

Bir gün, Yasir Ailesine toptan işkence ediliyordu. O sırada Efendimiz, onları görünce, "Sabredin ey Yasir Ailesi!.. Sizin mükâfatınız Cennet'tir."440 demişti.

Yine, bir gün, uğradığı eziyet ve işkencelerden âdeta bunalan Habbab b. Eret (r.a.), kendisine şikâyette bulunduğunda, Efendimiz şu cevabı vermişti:

"Sizden önce yaşayanlar arasında öyleleri vardır ki, bazılarının vücutları kemiklerine kadar demir taraklarla tarandığı, bazılarının gövdeleri başlarının ortasından testerelerle ikiye bölündüğü hâlde, bu yapılanlara yine de sabrettiler, îmanlarından vazgeçmediler. Allah, muhakkak, İslâmiyeti tamamlayacak ve üstün kılacaktır! Öyle ki, hayvanına binip San'a'dan Hadremut'a kadar tek başına giden bir kimse Allah'tan başkasından korkmayacak, koyunları hakkında da kurt saldırmasından başka hiçbir korku duymayacaktır. Fakat, siz acele ediyorsunuz!"

Yine İkinci Akabe Bîatı sırasında Medineli Müslümanlardan biri, "Yâ Resûlallah!.. İstersen, yarın sabah kılıcımızı sıyırır, Mina'da bulunan halkın üzerine yürürüz!" dediği zaman Peygamber Efendimiz, "Hayır!.. Bize, henüz bu şekilde hareket etmemiz emrolunmadı." cevabını vermiş...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Mekke devrinin hülasası
« Posted on: 04 Haziran 2020, 01:44:29 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Mekke devrinin hülasası rüya tabiri,Mekke devrinin hülasası mekke canlı, Mekke devrinin hülasası kabe canlı yayın, Mekke devrinin hülasası Üç boyutlu kuran oku Mekke devrinin hülasası kuran ı kerim, Mekke devrinin hülasası peygamber kıssaları,Mekke devrinin hülasası ilitam ders soruları, Mekke devrinin hülasasıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &