> Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Fıkhı Eseleri > Mükayeseli İbadetler İlmihali > Adalet Prensibi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Adalet Prensibi  (Okunma Sayısı 854 defa)
29 Ağustos 2012, 15:02:57
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 29 Ağustos 2012, 15:02:57 »



Adalet Prensibi:

Vergi adaleti, üzerinde yüzyıllardan beri tartışma yapılan bir kavramdır. Genellikle adalette olduğu gibi, vergi adaletinde de ke­sinlik olmamasının başlıca sebebi, fert veya fert gruplarının za­mana göre değişiklikler gösteren siyasî, sosyal ve hatta ahlâkî düşünceleridir.

Vergide kesin adaletin gerçekleşmesinin imkânsız olması karşısında, hiç olmazsa bazı teknik esaslara göre vergi adaletine yaklaşmak, devrin genel düşünceleri içinde, bir amaç olmuştur. Bu bakımdan maliye yazarları, vergi kaçakçılığı ve çifte vergileme­nin önlenmesi, vergi yükünün mükelleflere orantılı dağıtılması gibi çare ve ölçülerin, vergi adaletine uygun düşeceğini be­lirtmişlerdir. Bunun gibi, adalet duygusunu sarsabilecek şiddetli ve taraflı muamelelerden kaçınılması ve sermaye teşekkülüne veya reel gelirin artmasına engel olunmaması gerekir. Bu anlamda, zengin ve fakirden aynı miktarda vergi alınmaması, bir insanı ancak yaşatabilecek gelirin vergi dışı bırakılması, bir bekâr ile ço­cuklu veya çocuksuz bir aile reisinin aynı yük altında tutulma­ması, iş ve sermaye gelirlerinin vergilendirilmesinde farklı muamele yapılması vb. gibi esaslar, vergi adaletine yaklaşmayı sağlayabilir.

Vergi adaleti, ülke sınırları İçinde yaşayan yerli ve yabancı herkesin, ödeme güçleriyle orantılı miktarda vergi ödemesidir. Bu­nun gerçekleşebilmesi, vergide genellik ve eşitlik esaslarına da­yanır.

Verginin genel olması ve herkesi kapsamına alması; kişilerin bir fark gözetilmeden, vergi ödemeleri lâzım geldiği de­mektir. Bu prensibe göre, bir ülkede, herkes sosyal sınıf farkı göze­tilmeksizin, kendi gelir ve mallarından vergi vermek zorundadır. Bu sebeple, bir ülkede oturan vatandaş ve yabancılar ile dışarda oturmakla beraber ülke içinde faaliyet gösteren veya malı bulunan herkes vergi ödemek durumundadır. Bu prensip genel olarak bütün anayasalarda yer almıştır. Anayasalarda bu çeşit hükümlerin yer alması, demokrasilerin gelişmesiyle eski ayrıcalıklı sınıfların or­tadan kalkmasının bir sonucudur. Gerçekten, eskiden ileri sürüler bir düşünceye göre, vergi halka düşer; “krala asilzade kanını, pa­pazlar duasını ve halk da vergisini verir” denirdi. Kuşkusuz bu du­rum zamanında pek göze batmazdı ve olağan görünürdü.  Fakat demokrasilerin gelişmesiyle herkesin vergi vermesi prensibi kabul edilmiştir. Bu kaide, ayrı tutmaksızın herkesin vergi ödemesini öngörmekle beraber, uygulamada bütün ülkelerde bir takım sosyal ve ekonomik görüşler sonucu, vergilerde, -kişi veya mevzularla il­gili olarak- çeşitli muaflık ve istisnalar kabul edilmektedir. Bu da toplum hayatının zaruretlerinden doğmaktadır.

Verginin gerçekten adil olması için, kamu mükellefliği karşısında herkesin eşit tululması gerekir. Eşitlik kaidesi, uzun mücadeleler ve kanlı ihtilaller sonucu, imtiyazlı sınıfların kaldırılmasından dolmuş ve kanun karşısında herkes eşittir, prensibi yerleşmiştir.

Vergide eşitlik veya vergi önünde eşitlik prensibi, ilk anlam­da, fertlerin, genel vergi yüküne, kendi ödeme güçlerine göre katılmalarını ifade eder. Ancak bütün güçlük, vergi ödeme gücü­nün ölçülerini belirtmektedir. Bu ölçüler, her zaman tatmin edici olmamaktadır. Bunun yanında vergi adaletine yaklaşmak bakımından, vergi önünde eşitlik prensibinin hukukî temeli daha kesin ve mutlak bir anlam alır. Vergi kanunu önünde eşitlik, şu şekilde tanımlanmaktadır:

“Vergi kanunu ile belirtilen bir durum­da olan bütün mükellefler, aynı vergi rejimine tabî tutulmalıdır.” Şu halde, bir vergi memuru veya bir vergi yargıcı kanuna bağlı olarak, aynı durumda olan mükelleflere aynı ölçüleri uygulamak zorundadır. Vergi kanunun bazı muafiyet ve istisnalar kabul etmiş olması, vergi uygulayıcısı ve yargıcı bakımından, vergi eşitliğine aykırı sayılmamalıdır. Bu, vergi koyucuların işidir. Kamu ya­rarına uygunluk dolayısıyla, vergi kanunlarında kabul edilen esaslar, vergi uygulayıcılarını bağlar. Ancak aynı durumda olan mükelleflere ayrı muameleler yapılması halinde, vergi kanunu önünde eşitlik bozulmuş olur. Vergi kanunu Önünde eşitlik, tarafsız ve yetkili vergi kazası organlarının bulunmasına bağlıdır.

Vergide eşitlik prensibinin bu hukukî yönü yanında, toplam vergi yükünün mükellefler arasında eşit olarak dağıtılması için, sübjektif bir ölçüden, yani fedakârlıkta eşitlikten sözedilir. Bu prensip, fertlerin psikolojik hallerine dayanan marjinalist kurama göre açıklanır.  Bu prensibin esası, vergi olarak her mükelleften eşit miktarda fayda alınmasını sağlamaktır. Vergiler mükellefler için birer yük olduğuna ve onların gelirlerinden elde ettikleri fay­daları azalttığına göre, marjinal fayda kuramı bakımından, bu fayda azaltımlarında eşitliğin   gerçekleştirilmesi, başka bir deyişle, fedakârlıkta eşitlik sağlanması gerekliliği ileri sürülmek­tedir.  Fedakârlıkta eşitlik prensibi hakkında görüşler başlıca eşit fedakârlık, eşit oranlı fedakârlık ve enaz toplam fedakârlık noktalarında toplanmaktadır. Fedakarlıkta eşitlik prensibi, bütün ince­lik ve sübjektif unsurlarına rağmen, uygulama bakımından tat­minkâr değildir. Bu prensibin yetersizliği, vergide eşitlik ku­ramının belirtilmesinde bazı objektif ölçülerin gözönüne alınmasını gerektirmiştir. Eşitliği, genel anlamda, “eşit koşullar altında bulunanlara eşit işlem yapılması” şeklinde tanımlamak mümkündür. Vergide eşitliğin bir unsuru da, vergileme şartlarının, vergilemenin objektif olmasını sağlayacak derecede geniş tutulması gereğidir. Bu bakımdan, sözgelimi toplumun yalnız bir kısım fertlerine ilişkin şartlar konulması, objektiflik veya ver­gilerde kişiler bakımından ayrım yapılması esasını bozabilir. Öte yandan, vergilerin ve devletten alınan karşılıksız yardımların be­lirli olması gereği de, vergide eşitlik bakımından ayrı bir unsur olarak görülür. Vergi miktarının arttırılması veya azaltılması, benzeri durumda olan mükellefler bakımından aynı derecede ol­malıdır.  Son olarak, vergileme    hatalarının yaratabileceği eşitsizliğe de değinmek gerekir. Burada konunun önemi, vergi ka­çakçılığının yarattığı eşitsizlik durumunda ortaya çıkmaktadır.

Vergide eşitlik prensibi, üzerinde geniş tartılmalar yapılmakta olan bir konudur. Her toplum, eşitliğin şartlarını kendi içyapısı ve sosyal, ekonomik ve hukukî görüşlerine göre değerlendirir. Bu görüşlerin, zaman içinde bile değişme ve gelişmeler gösterdiği tarihî bir gerçektir. Ancak, genel anlamda eşitliğin gerçekleşmesi veya eşitsizliklerin önlenmesi bakımından, maliye ilminde bazı temel kurallar yer almıştır. Bun­lardan biri ve belki de en önemlisi, günümüzde bir kısım anayasa­larda hüküm altına alınan vergi ödeme gücüdür.

Alman maliye yazarlarından Wagner'e göre, vergi ödeme gücü, mükellefin kendisini ve ailesini geçindirebilecek gelirlerin­den fazla olan kısımdır, italyan yazarlarından Morselli'ye göre ise, ilk yaklaşım olarak vergi ödeme gücü, bir ferdin kendi gelir ve servetiyle orantılı şekilde vergi ödemesidir. Şurası muhakkak ki, ödeme gücü, belirtilmek istenenin tersine, mükelleflerin birbirleriyle karşılaştırılmasının bir sonucu değildir. Bazı vergiler, tersine artan oranlı olduğu için, fakirlerin ödeme gücüne aykırı düşer; fakat zenginlerden artan oranlı vergi almak, fakirlerin ödeme gücünü açıklamaz. Ödeme gücü, bir mükellefin kendi ihtiyaçları ve bu ihtiyaçlar, karşılayabilecek varlıklarının karşılaştırılmasından bulunur. Bir kimsenin geliri, ancak kendi­sini geçindirebilecek kadarsa, bu kimsenin ödeme gücü sıfırdır. Bir ödeme gücünün sıfır olması ise, diğer bir ödeme gücünün sıfır olmasının sonucu değildir.

Fertlerin kendilerini ve ailelerini geçindirebilecek gelirle­rinden fazla olan kısmı, ödeme gücüdür. Bu anlamda ödeme gücü, malî-iktisadî bir kavramdır. Toplum halinde yaşayan insanlar, devletin gördüğü kamu hizmetlerinin karşılığını, genel faydalan­maya göre vermek zorunluğunda olduklarından, bunu kendi ikti­sadî imkânları derecesinde yapmaları gerekir. İktisadî imkânlar her şeyden önce fertlerin geçimleri bakımından değerlendirilir. Bu bakımdan, fertlerin kendilerini ancak geçindirebilecek derecede gelir sahibi olmaları halinde, kamu hizmetlerinden faydalanma karşılığı ödeyecekleri bir değerin bulunmadığı sonucuna varılır. Böyle bir ödeme gücü, insanların yaşantılarını sürdürebilecek kaynaklarının, varsa ancak üstünde bulunan kısmı için sözkonusu olmak gerekir.

Ödeme gücüne göre vergilendirme, esas anlamıyla, kamu hizmetleri için belirli karşılık veya fayda gözönüne alınmaksızın, her ferdin kendisini ve ailesini geçindirecek miktarın üstünde ma­lık olduğu servet veya elde ettiği gelire göre vergi yüküne katlanmasıdır. O şekilde ki, fertleri iktisadî kapasiteleri, servet veya ge­lir bölüşümünün ölçüsünü verebilir. Gelir veya servete göre ödeme gücünün ölçüleri, unsurları olarak maliyede başlıca üç kural ele alınmaktadır:

1. Geçim İndirimi: Bir ferdin yaşamak veya üretim imkân­larını sürdürmek için kullanabileceği gelir, onun ihtiyaç duyduğu enaz miktardır. Bu miktarda ise, artık ödeme gücü yoktur ve bunun vergi dışı kalması gerekir. Kaldı ki, bu miktardan vergi alınırsa, sosyal dayanışma bakımından devletin gelir sahibine yaşama ve çalışma imkânı sağlamak için yardımda bulunmak zorunluğu doğar. Buna göre, geçim indirimi veya Türk Gelir Vergisi Kanu­nundaki deyimiyle genel indirim, vergide genellik prensibinin ancak görünüşte kalan bir istisnasıdır.

Vergide ödeme gücünün ilk unsuru, mükelleflerin kendile­rini ancak geçindirebilecek miktardaki gelirlerinin vergi dışı bırakılmasıdır. Gerçekten, insanların kendi bedenî ve fizyolojik yaşantılarını ancak devam ettirebilecek maddî kaynaklarının vergide istisna edilmesi, hem mantıkî, hem da ahlâkî bir esastır. Aksi halde bunlar kendi gıdalarını kesmek zorunda kalacak­lardır. Vergi alınmasında hiçbir gerekçe, insanların kendi b...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Adalet Prensibi
« Posted on: 31 Ocak 2023, 09:32:44 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Adalet Prensibi rüya tabiri,Adalet Prensibi mekke canlı, Adalet Prensibi kabe canlı yayın, Adalet Prensibi Üç boyutlu kuran oku Adalet Prensibi kuran ı kerim, Adalet Prensibi peygamber kıssaları,Adalet Prensibi ilitam ders soruları, Adalet Prensibiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &