ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Mektubat-ı Şeyh Hazret > Yetmişbirinci Mektup
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yetmişbirinci Mektup  (Okunma Sayısı 535 defa)
22 Ocak 2010, 00:46:01
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 22 Ocak 2010, 00:46:01 »



YETMİŞBİRİNCİ MEKTUP

Kullarda cüzi ihtiyari olduğu meselenin en mükemmel bir şekilde tahkiki ve beyanı, Eşariye ile Matüridiye’ye gvre, kesb ile irade-i cüziyyenin arasındaki farkı hakkında şerefli pederinin halifesi Bitlisli Molla Mustafa’yadır.

Allah’IN ADIYLA BAŞLARIM

Bütün hamdler, o Allah’a olsun ki, zatının, sıfatlarının fiillerinin marifetinde ariflerin akılları hayrette kaldı. Sıddıkların en büyük zatları da bunların idrakinden aciz olduklarını itiraf ve ikrar etmişlerdir. Salat ü selam, ilk ve son insanların efendisine, güzel ve temiz ruhlu aline ve ashabına olsun!

Bundan sonra, bu mektub alem kutbu kaymakamının (Radıyallahü anh) perverdesinden, şerefli efendi, en muhterem dost, Üstadı azamın halifesi ve katibi, sıdk ve vefa kaynağı olan Molla Mustafa’yadır. Allah onu, dünya ve ahiretteki afetlerden korusun!

Mektubunuz perverdeye geldi. Ona bakınca, sıhhat ve selametinizden haber verdiği için, yüzünde gülümseme belirdi. Sonra mektubda kulun ihtiyari fiilerinden bahs eden sualiniz çıktı. Hatta onda delil, Kur’an-ı Kerimin;

“Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.” Ayeti celilesini de yazmışsınız.
Ey efendim! Bu konu kelam ilminin en derin ve ince meselelerindendir. Hatta El-Şeyh Abdülvahab; El-Şarani, El-Levakit ve El-Cevahir adlı kitabında, Şeyh-i Ekber (El-Muyiddin B. Arabi’den) (Kuddise sirruh) (560-637) naklen demişki: Halku’l-ef’al (fiillerin yaratılışı) meselesinin şekli, arapça alfabesindeki !lam, elif” harfine benzer. Zira bu harf hem la, hem elif harflerinin şeklini gösterir. Bu çaprazlı harf şekli kimse, çaprazın hangi lam olduğunu bilmez ki, diğer tarafı elif olduğunu bilsin. İşte kuldan zahir olan fiili de buna benzer. Zira yukarıda geçtiği üzere, Allahü teala Kur’an-ı Kerimde, “Halbuki sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaramıştır.” Diye buyurmuş ve onlara ibadet yapmalarının teklifiyle hitab eylemiştir. Demek ki kuldansadır olan fiilde, hem Allah’ın hem de kulun müdahalesi olması gerekir. Burada El-Şeyh Abdülvahab, El-Şarani’nin kavli hülasa olarak sonar erdi.

İşte, perverde, bunun için bu konuda konuşma istemedi. Lakin beyanı içiin ısrarda bulunduğundan dolayı, emrinize imtisalen konuştu. Bu konuda hak olan kavlin beyanından maksat anlaşıldığı için, geniş izaha ve bu konu hakkında muhtelif kayillerin nakline ihtiyaç yoktur. Çünkü hak tek bir kavlin belanı ile mesele hal olup açıklanır. Bu konuda zahire göre, üç kavil olsa da, ancak hakikatta doğru olanı birdir. Onlardan birisi, selef alimlerinin kavlidir ki, müteşabih ayet ve hadisler gibi bu konunun hakikatın Allah’ın (celle ve ala) ilmine havale edip ondan bahs edilmemesidir. Hatta selef alimleri bu hususta ne cebr, ne de tefvid vardır demişlerdir. Nitekim selefiön bu kavlini, mevlana Halid Zül Cenaheyn hazretleri El-İkdul cevheri filfarkı beyna kesbeyil Maturidi ve El-Eş’ari adlı kitabında, açıkça bildirerek demiş ki, İmam-ı Maturidi (Rahmetullahi aleyh) vera için selefin görüşüne mütabeati ve biatçı taifeden uzak olduğundan dolayı kulun ihtiyari fiilleri hakkındaki mezhebini kaleme almamıştır. Bunun içindir ki, ashabı da (talebeleri) bu konda muhtelif görüşlerde bulunmuşlardır. Mevlana Halid, daha sonra demişki, İmam-ı Eş’ari (Rahmetullahi aleyh) ise, mutezile ve bidatçı taifeleri arasında olup, meşhur olduğu ve kitablarda yazıldığı üzere, ilk olarak kendisi mezkur taifelerle, akaid meseleleri hakkında münazara etmek belasına düştüğü için, mezhebini hakkıyla beyan etmeye muhtaç olmuş ve ashabı arasında müşterek olarak tevatür yoluyla rivayet edilmiştir. Sora İmam-ı Eş’ari son kalemealdığı ve mezhebinde ona itimat edildiği El-İbane fi usulüd diyanet adlı eserinde, bidatçı taifelerin bana karşı, devamlı direnişleri olmasaydı, efali ihtiyari hususunda hiçbir şeyden konuşmayacaktım. Diye özür dilemiş ve müteşabihat hakkındaki mezhebi ise, selef alimlerin mezhebi gibi, tefvid olup tevil olmadığını açıkça bildirmiştir. Burada hülasa olarak ve kitabından alınmış ayrı ayrı Mevlana Halid’in naklen ibaresi sona erdi.

Taftazani eserleri olan Makasıt kitabı ile şerhinde demiş ki, yukarıda beyan edilip anladığın üzere, deriz ki, bu konudaki doğru görüş, bazı selef alimlerinin dedikleri gibi kulun ihtiyari fiilinde hiçbir cebr, ne de büsbütün kendisin terk etme olmayıp lakin bu iki haletin ortasındadır. Burada Taftazani’nin dedikleri sona erdi.

Taftazani’nin bundan maksadı, kul yaptığı fiillerinde mecbur değildir büsbütün kendisine işin yapılması da, terk edilmemiştir. Nitekim rivayet edildiğine göre, İmam-ı azam Ebu Hanife, Allah ondan razı olsun! Cafer El-Sadık’dan, (Radıyallahü anh) Allahü teala, işin yapımasını kullara terk etmiş mi? Diye sorduğunda, Cafer, (Radıyallahü anh) Allah, (celle ve ala) kulun fiilerini, herhangi birisine terk ve havale etmekten çok uzaktır. Sonra Ebu Hanife, peki Allah, kulları ihtiyari fiillerin yapmasında zorlamamış mı? Cafer, şübhesiz Allah (celle ve ala), kullarına fiilleri yaptırmaya zorlayıp da, sonra onlara azab vermeketn münezzehtir, diye buyurdu.

Bu nakillerden Hakk ehlinin mezhebi bir olup o da selefin mezhebi olduğu zahir oldu.
Mevlana Halid, (Allah bizi onun sırlarıyla kutlasın!) yukarıda adı geçen kitabında demiş ki: Bu miskin kulun bu konudaki mezhebi, aynı selefin mezhebi ve Hazret-i Ebu Bekir’e mensub olan tarikatı, sahabiler ve yüce tabiinlerin tarikatı olduğu için, onların yasak eyledikleri konuya dalması, kendisine zor gelmektedir. Lakin anlaşılan lüzum ve ihtiyaç beni bu hususta konuşturmaya sevketti. Burada Mevlana Halid’in dedikleri sona erdi.
Biz de onun tabilerinden olduğumuz için, bumeselinin hakkındaki tartışmadan vaz geçip ondan bahs etmemek layıkıtr. Lakin halkın suali, bizi ondanbahs etmeye mecbur etmiştir. Yukarıda geçen nakillerden kulun ihtiyari fiileri büsbütün kendisine terk veya cebr yoluyla olduğu hakkındaki fikir tartışmalarını anladığına göre, biz de bir çok ayet ve hadislerle emir ve nehiylerin çoğu ile mükellef olduğmuz düşünülürse, o tartışmaları bırakıp, emir ve nehiylerle amel etmeye önem verip onlar çalışmamız lazımdır.

Mektubunuzda demişsinz ki, kul için hiçbir fiilve kesb yoktur. Halbuki bu förüşün, kelamcıların fiilin kesbi, kuldan icadı, Allah’tan olduğu diye açıkça söylediklerine muhaliftir. Kelamcıların bu kavli bütün ehl-i sünnet vel cemaat taifeasinden olan Eş’ari ile Maturidilerce sabittir. Ancak kasbin manası hakkında her iki taife arasında görüş itibariyla za bir fark vardır.

Mevlana Halid, Allah bizi onun sırlarıyla kutlasın. Mezkur risalesinde, demiş ki: bilmesilisn ki Matüridilerce, kulun irade i cüziyesi, kesb demektir. Kulun ihtiyari ve arzusuyla kendisinden sadır olup kendi kudretinin esiridir. Çünkü onların tahkik edici alimlerinin ittifaki ile kul, herhangi bir şeyin mucidid olduğunu men etmişlerse de, lakin kuldan hakiki bir şey kendisinden mevcut olması lazım gelmeyecek şekilde, ona ispat edilen izafe ve nisbetlerin ihtilafına sebeb olacak kadar bir kudret sahibi olduğuna cevaz vermişlerdir. Burada Mevlana’nın dedikleri sona erdi.

Nisbet ve izafe olan vasıflar, hariçte hakiki bir varlık olmadıklarından dolayı, kula ispat edilip, bundan hariçte bir varlık olduklarına sebeb olamaz. Zira nisbetler, izafeler kelam alimlerinin cemaatine göre hariçte mevcut olan şeyler değillerdir. Öyle ise, kuldaki kudret ve güzten hiçbir şeyin varlığında tesiri olması da lazım gelmez.

Sözün hülasası, Allahü teala kulda külli ihtiyari ve külli iradeyi yaratmıştır. Her ikiside durumları da cüzi ihtiyarlar ve cüzi irade gibi bir şeye taallük etmektir. Bu taallük itibari bir şey olup, hariçten bir varlık değildir. Binaenalyh bundan, kulun ne bir şey yaratması ve ne de müdahale etmemesi lazım gelmez.

Daha sonra mezkur imam, yine aynı risalede demiş ki, kulun iradei cüziyesi, Allahü teala ondan hemensonra yarattığı fiile bir şart ve adi bir sebedir. Fiilin, taat veya masiyet vasfıyla muttasıf olmasına taalluk eder. Bu tıpkı bir yetim çocuğa şamar vurmak gibidir. Şayet ondan maksat, onu terbiye etmek ise, taattır. Hakaretse, masiyettir. İşte bu taalluk d itibari bir şey olup, bir varlık değildir.

Mevakıf ve diğer kitabların yazdıklarına göre, Eşarinin bu husustaki görüşü ise, kesgilcatta tesir etmemek şartıyla kulun kudreti, iradesi makdurla beraberliklerinden ibarettir. Bu mukaranet Allahü teala tarafından makdurun kendisindeki iradenin sarfına tabidir. İradenin sarfı, kul bir fiilin yapması veya yapmamasından birini kendisine tercih etmek demektir. Bilindiği üzere, irade ise ilme vebilgiye tabidir. İradenin sarfı, kul bir fiilin yapması veya yapmamasından birin ikendisine tercih etmek demektir. Bilindiği üzere, irade ise ilme ve bilgiye tabidir. Dolayısıyla iradenin muktezası da, ilme tabidir. Mesela; kul taat yapmakla ve günahlardan sakınmakla mükellef olduğnu ve bunlarariayet etmesi karşılığında Allahü teala kıyamet gününde mükafat olarak, şerefli zatına baktırmayı, ebedi nimet olan cenneti on vereceğini vad ettiğini bildiğinde, bu bilgi onu taat etmeye sevkeder. Nitekim lanetlenmiş şeytanın vesveseleri, nefsi emmarenin yardımıyla günah işlenmesine sebep olur. Kuldaki iradenin taalluku bir tarafa yani masiyet cihetine yönelir. Kul, iradesinde mecbur oluşu, kendisinden sadır olan fiillerinde cebr olması lazım gelmez. Yani Allahü teala onda, fiil için cebirsiz irade yaratmış, lakin yukarıda geçtiği üzere, kuldaki kudret, hiçbir şeyin icadında tesiri olmayıp, fiilin yapmasına vaya yapmamasına dair kalbinin kattı azminden ibaret olduğunu anladın.

Matüridi ile Eşari mezheblerinin arasındaki farkşöyle özetlenebilir ki, Matüridilerce,kuldaki kudretin eseri, nisbet ve izafelerdir. Eş’arilerde ise, kuldaki kudretin hiçbir tesiri yoktur. Her iki taife dahi, fiilin icadında kuldaki kudretin hiçbir tesiri yoktur. Her i...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Yetmişbirinci Mektup
« Posted on: 13 Kasım 2019, 08:08:31 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Yetmişbirinci Mektup rüya tabiri,Yetmişbirinci Mektup mekke canlı, Yetmişbirinci Mektup kabe canlı yayın, Yetmişbirinci Mektup Üç boyutlu kuran oku Yetmişbirinci Mektup kuran ı kerim, Yetmişbirinci Mektup peygamber kıssaları,Yetmişbirinci Mektup ilitam ders soruları, Yetmişbirinci Mektupönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &