ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Bir Güne Bin İyilik Yetmez
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bir Güne Bin İyilik Yetmez  (Okunma Sayısı 413 defa)
24 Temmuz 2010, 14:47:37
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 24 Temmuz 2010, 14:47:37 »



BİR GÜNE BİN İYİLİK YETMEZ

SELİM GÜNDÜZALP

 “Muhtaçlara verdikçe zenginleşir, açları yedirdikçe doyarız... Yoksulların uzattığı avuçlar, hazineyle doludur.” —Selâhaddin Şimşek HER İNSANIN kıymeti iyiliği kadardır. Gökyüzüne yerden toz kalkar ama yeryüzüne gökten yağmur yağar. Her kap içinde olanı sızdırır. İyiler kendileri için değil, başkaları için var. “Yar yüreğim yâr, gör ki neler var!” Bilge biri: “Allah’ım” diyordu. “Sen kötüleri esirge! İyileri zaten esirgemişsin, çünkü onları iyi yaratmışsın.” İyilikte geciken, bugün yarın diyen yolda kalır. Aza çoğa bakan aldanır. Hz. Ali; “Az vermekten utanma” der, “umut kırmak daha utandırıcı.” İyiler işini bilirler. Allah için sever, Allah için verirler. Ve sonunda müjdeye ererler: “Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği tavsiye ederler, kötülükten sakındırır, hayırda yarışırlar. İşte onlar iyi ve hayırlı kullardır.” (Âl-i İmran, 114) Rahmetli Hüseyin amcadan dinlemiştim. Cemaatinden olduğu caminin ihtiyaçları vardır. Cuma namazı bitiminde yardım için sergi açar. Her insan bir değil ya, aksi mizaçlı biri: “İlle de bir şey vermek zorunda mıyız?” diye çıkışır. Hüseyin amca gayet nezaketle: “Hayır efendim” der, “biz verenden alıyoruz, vermeyenden değil.” Âlem bu işte. Engeller aşmak içindir, takılmak için değil. Geçelim bir adım ötesine. Takılmayalım elin sözüne. Evet, insan iyilik için yaratılmıştır. Bunu da kendi yaratılışına bakarak görebilir. Bir eli diğer elin, bir gözü diğer gözün imdadına koşturan kim? Bu kâinatı onun hizmetine veren kim? Hangi iyilik bunlarla yarışabilir? İnsana ne verilmişse hepsi birer lütuf, hepsi birer ilâhî ikram. Bu iyiliklerin kaynağı nereden, vereni kim? Bunları bilmek ve öğrenmek de insanın en yüce görevi. Nefsimiz fakirlikle korkutur, cimriliğe sevk eder. Oysa mutluluğun yolu kısadır, ama ulaşmak zordur. Eh, o kadar da olur. Biraz çaba gerek. Bel bükülmeden de odun yarılmaz ya. İyiliğin yolcusu azıcık zahmeti rahmet bilir. İnsan verdiğini aza saymalı, aldığını da çoğa. Gitmeyene gitmeli. Nice ahbap, nice eski dostlar, komşular var. Aramayanı biz arayıp bulalım. Cimrilik kimi zengin etmiş ki? Yel alır gider, sel olur gider. Ne varsa yanında emanettir. Ver ki, senin olsun. Bak, ecel alır gider. Cömerdin eli açık, iyinin bahtı açık. Garibe bir selâm, bir ekmekten iyidir. Gönül alıcı bir söz, kışı bahara çevirir. İyiliğin küçüğü olmaz. Eli açık olanın bir lokması, bir tas çorbası bile kırk kişiye yeter. Çünkü bereket ve bolluk oradadır. İlâhî rahmet ondadır. Yaşlı bir komşu teyzemiz vardı, gördüğümde selâm verir, hâlini hatırını sorardım. “Bir arzun, bir isteğin var mı teyzeciğim?..” derdim. Nuranî ihtiyar gülümseyen bir yüzle: “Ah be oğlum” derdi, “İnsana bu yaşta bir selâm, bir de tatlı kelâm gerek, verenden Allah razı olsun.” İyilik nerde ise sen orada ol, Bak ne kapılar açar; Hakkın yolunda ol. Kalbimizin kapılarını açmalı, iyilikte yarışmalıyız. Bizdeki nimet emanet. Verelim ki yerini bulsun. Verelim ki, verdiğimiz bizim olsun. Elde tuttuğumuz değil, elden çıkardığımız bizim öz malımız olur. “Ne verirsen elinle, o gider seninle” diyorlar, doğrudur amma sanırım eksik söylüyorlar. Siz bırakın vermeyi, o hayra niyet etmenizin bile sevabı çoktan verilmiş ve yazılmıştır. Yarım hurma ile dahi olsa iyilikten geri kalmayalım. Rabbimiz Kur’an’da bize doğru olan yolu gösteriyor: “...Allah sana nasıl ihsanda bulunduysa, sen de öylece insanlara iyilik yap...” (Kasas, 77) Rabbim! Sonsuz rahmetin ve nimetlerin karşısında her zaman ve her daim hayretteyim. Herkesin hayra, iyiliğe koşuştuğu bir dünyaya özlem duymalıyız. Ziya Osman Saba’nın mısraları, bu hasret ve iştiyakla dolu. Dua gibi dilimde: “Bir yeşil yer bilirim ormanların içinde, Bütün gün mavi bir gök, bir rüzgâr, akşam esen. Dedikodusuz bir köy, herkes kendi işinde, Her an düşüneceğim: Allah ne kadar iyi! Bir parça aşk, bir parça sevinç, su, güneş, ekmek, Bahtiyar seveceğiz yaşamayı, ölmeyi.” D?NYA ahiretin tarlası, burada ekip, burada kazanacağız. Yan gelip yatalım da, şeytana arkadaş mı olalım? Öyle ise Rabbim, Yunus gibi derim: “Gözüm Seni görmek için, Elim Sana ermek için, Bugün canım yolda koyam, Yarın Sana ermek için.” Hz. Peygamber (sav.), “Siz nasıl bir tayı yetiştirip büyütürsünüz, Allah da (c.c.) rızası uğruna verdiğiniz bir hurmayı, Uhud dağı kadar büyütür” buyuruyor. Verenler kazandı, sıra bize geldi. Kimse malım, gücüm yok diyemez. Herkesin yapacağı bir iyilik vardır. Mesela, açılmış iki el... Ne mi yapabilir? Çok şey... Bir kuşu, bir güvercini, söz gelimi bir masumu, zayıf bir çocuğu koruyabilir. Bir dertlinin âhını dindirebilir. Bir hastaya, bir fakire derman olabilir. İnsanın bir küçük gayreti, dağı toz eder. Deler geçer, düz eder. Ele bakma, gönle bak. Kalp vermeden, el de vermez. Topyekûn o sonsuz rahmeti çekmek için, bir araya gelmeli. Yoksa dağınık buluttan boşuna yağmur bekleme... Bir güne, bin iyilik yetmez. Bazen bir iyiliğin içinde, koca bir ömrün sevabı gizlidir. Bediüzzaman Hazretleri de öyle demiyor mu? “Hem bazen olur ki, bir tek kelime, bir tek tesbih, öyle bir saadet hazinesi açar ki, altmış sene hizmetle o açılmamış. Demek bazı hâlât oluyor ki, bir tek âyet, Kur’an kadar fayda verebilir.” Bir iyiliğin, insan hayatını tümden ve nasıl değiştirebileceğini Hz. Mevlâna şu kıssayla anlatır: “Musa Peygamberin çobanlık yaptığı sıralarda, sürüsünden bir koyun kaçtı. Hz. Musa, onun peşinden saatlerce koştu. Öyle ki, ayak tabanları şişti ve yara oldu. Gece bastırınca, koyun yoruldu ve yavaşladı, bir yerde durdu kaldı. Hz. Musa da, onu yakaladı. Biraz olsun öfkelenmedi. Koyunun postundaki tozu toprağı elleriyle temizledi. Başını okşadı, sırtını sıvazladı ve: “Haydi bana acımadın, beni arkandan koşturdun durdun fakat; kendini ne diye bu kadar yordun?” dedi. Onun böyle demesi üzerine Cenâb-ı Hak meleklerine şöyle buyurdu: Musa'ya peygamberlik yakışır!” Bir güne, bin iyilik yetmez. DUAMIZ, Sinan Paşa’nın duası olsun: “İlâhi! Kabul Senden, ret Senden. İlâhi, şifâ Senden, dert Senden. İlâhi! Her şeyi gülzâr ettinse ânı ittim. İlâhi! Elime her ne sundunsa ânı tuttum. İlâhi! Gönlüm oduna her ne yaktınsa, ol tüter. İlâhi! Vücudum bağına her ne diktinse ol biter. İlâhi! Dil verdin, zikrinden ayırma; gönül verdin fikrinden çevirme. İman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle.” Bir güne bir iyilik yetmez. Rabbim hayrı ve iyiliği seller, sebiller gibi akıtsın. EVLADIM, TRENİ BEKLİYORUZ! İYİLİĞİ ANLAYAN ve derinden kavrayan insanların hikâyesini bir de rahmetli Prof. Dr. Saffet Solak Hocamızdan dinleyelim: “Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Saatler epey ilerledi ama yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan hacı anneye sıkılarak sordum: “Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?” Hacıanne: “Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz,” dedi. Merak ettim, tekrar sordum: “Trenden sizin bir yakınınız mı inecek?” Hacıannenin cevabı inanılacak gibi değildi: “Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, ışığı yanan bir ev bulsun diye bekliyoruz.” Evet o insanlar âlim değildi belki ama derin bir iman ve irfan sahibiydiler. Çok şeyi değil ama bir şeyi çok iyi biliyorlardı. İyiliğin gecesi, gündüzü olmaz. Küçüğü büyüğü olmaz. Bunu biliyorlardı işte. “İyilik ve takvada yardımlaşın.” (Maide, 2) Kur’an’ın bu emrini okumakla kalmıyor, yaşıyorlardı.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Bir Güne Bin İyilik Yetmez
« Posted on: 05 Nisan 2020, 16:45:24 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Bir Güne Bin İyilik Yetmez rüya tabiri,Bir Güne Bin İyilik Yetmez mekke canlı, Bir Güne Bin İyilik Yetmez kabe canlı yayın, Bir Güne Bin İyilik Yetmez Üç boyutlu kuran oku Bir Güne Bin İyilik Yetmez kuran ı kerim, Bir Güne Bin İyilik Yetmez peygamber kıssaları,Bir Güne Bin İyilik Yetmez ilitam ders soruları, Bir Güne Bin İyilik Yetmezönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &