ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Kutul Kulub > Selef -Salih
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Selef -Salih  (Okunma Sayısı 1148 defa)
31 Aralık 2009, 18:07:16
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 31 Aralık 2009, 18:07:16 »



Selef-Salih Tarafından Yapılmadığı Halde Sonrakilerin Ortaya Çıkardıkları Sözler Ve Fiillerin Beyanı
Selef devrinde insanlar karşılaştıkları zaman selamdan sonra ´Ne haber?´, ´Halin nasıl?´ diye sorarlardı. Hk soru ile kasdettikleri; nef­sin mücahede ve sabrıyla ilgili durumuydu. İkinci soruyla kasdeclilen ise; kalbin iman ve yakin ilmindeki artış ve eksilmenin duru­muydu. Onlar birbirlerine, Hak Teala´ya karşı amellerinde ve dün-ya-ahiret işleriyle ilgili hallerinde artış mı yoksa eksilme mi oldu­ğunu sorarlardı. Böylece kalplerinin hallerim devamlı zikreder, ilimlerinin amellerini vasfeder, Allah Teala´mn kendilerine bahşet­tiği hüsn-ü muameleyi ve kendilerini sahip kıldığı anlayışları şü­kürle anarlardı.

Onların bu güzel sünnetleri, aynı zamanda Allah Teala´mn on­lar üstündeki nimetlerini saymalarının ve şükürlerini en güzel şe­kilde ifade etmelerinin bir göstergesiydi. Bu da, marifet ve muame­ledeki himmetlerin artmasını temin ederdi. Seleften bir zat şöyle demiştir: İlimlerimizin ve sahip olduğumuz şeylerin çoğunluğu, birbirimizden öğrendiklerimizden ve kardeşlerimizin birbirleriyle karşılaştıkları anda verdikleri haber ve söylediklerinden ibarettir. Yukarıda anlattığımız bu güzel sünnet, artık görülmez olmuştur. Bugün iki kişi karşılaştığı zaman birbirlerine sordukları hal-hatır, tamamıyla dünya işlerini ve heva vesilelerini hedeflemektedir. Bu hal-hatır faslından sonra da, izzet ve celal sahibi olan Rablerini, O´nun aciz bir kuluna şikayet etmeye girişmektedirler. O´nun hü­kümlerine hiddetlenmekte ve O´nun kazasından kendilerini akla­makta, kendilerini ve kendi yaptıklarını unutuvermektedirler.

Bu meyanda Allah Teala´mn şu ayetlerim hatırlatmakta büyük fayda vardır: "Kim Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldığı halde onlardan yüz çeviren ve kendi elleriyle öne sürdü fiilleri unutandan daha zalim olabilir?" (Kehf/57); "Andolsun insan Rabbine karşı çok nankördür". (Adiyat/6) Yani O´nun nimetlerini inkar edici, musibet­lerini ise ısrarla anıcı ve nimetlerini ise unutucudur. Bütün bunlar, Allah Teala´yı bilmemek ve O´na karşı gaflet içinde olmaktır.

Sonraki devirlerde ortaya çıkan bidatlardan biri de, ´Nasıl sa­bahladın? Nasıl akşamladın?´ gibi sorulardır. Halbuki Selef-i Salih (ra) birbirleriyle karşılaştıkları zaman ´Allah´ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun´ diye selamlaşırlardı. Bu meyanda Allah Resu-lü´nden de (sav) şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: "Sizden kim, se­lamdan önce söze başlarsa, ona karşılık vermeyin".

Bu adetin ortaya çıkışı, Şam´da görülen veba salgınından sonra­sına rastlar. Şehirdeki salgın öyle bir hal almıştı ki herkes sabah­leyin birbirine ´Veba cihetinden nasıl sabahladın?´ veya ´Nasıl ak­şamladın?´ diye sorar olmuştu. Çünkü sabah sağlam olan akşama bu illete yakalanıyor veya akşam sağlam olan, sabah veba mikro-buyla uyanıyordu. Ama o günlere mahsus olan bu hal-hatır ve se­lamlaşma şekli günümüze kadar gelmiş ve çıkış sebebi tamamen unutulmuştur. İlk devir alimleri arasında, bunun sebebini bilenler, onu mekruh görürlerdi.

Ahmed b. Ebi´l-Havari´den şunu nakletmişlerdir:
´Bir adam Ebu Bekir b Ayyaş´a (ra) ´Nasıl sabahlayıp nasıl akşamladın?´ diye sor­muştu. Ebu Bekir, onunla konuşmadı ve şöyle dedi: Şu bidati artık bırakın´. Yine o, şöyle demiştir: Selefden bir zata ´Nasıl sabahla­dın?´ diye sormuştum. Bana sırt çevirdi ve şöyle dedi: ´Nasıl sabah­ladın?´ ile değil, selam ile başla.

Ebu Ma´şer de Hasan el-Basri´den (ra) şunu rivayet etmiştir:
Selef, sadece ´Allah´ın selamı üzerinize olsun´ diyorlardı. Allah´a an­dolsun ki bununla kalpler selamet bulurdu. Halbuki bugün ´Nasıl sabahladın? Allah seni ıslah etsin! Nasıl akşamladın? Allah sana afiyet versin!´ gibi sözler kullanılıyor. Eğer Selefin görüşünden ha­reket edersek, bu tür selamlaşmayı bidat olarak görmemiz gerekir. Böyle yapmazsak, kendimize saygımız kalmayacağı için bize kız­maya hakları olur.

Sonraki devirlerde ortaya çıkan bidatlara misal olarak, mektup­ların başında mektup gönderilen kilenin adıyla başlamak da zik­redilebilir. Halbuki sünnete uygun dîan, mektup yazanın kendi adıyla başlayıp muhatabın adını sonra zikretmesi ve bunu ´Falandan fa­lana´ şeklinde ifade etmesidir. İbni Şirin (ra) bu mevzuda şöyle bir hadise nakleder: Evden uzunca bir zaman ayrı kalmıştım. Sonunda babama bir mektup yazdım. Mektubun başına da onun ismini yaz­dım. Bana gonderdiği cevabi mektupta şöyle diyordu: Ey oğul, ba­na mektup yazdığın zaman, kendi isminle başla. Eğer yine benim adımla başlarsan, ne mektubunu okur, ne de ona cevap yazarım.

Ala´ b. el-Hadrami de Allah Resulü´ne (sav) bir mektup yazıp mek­tubuna kendi adını zikrederek başlamış ve ´Ala b. el-Hadrami´den Al­lah Resulü Muhammed´e´ ifadesini kullanmıştı. Bunu ilk defa ihdas edenin Ziyad olduğu söylenmiştir. Ulema, bu tavrından dolayı kendi­sini ayıplamış ve bunu da Emeviler´in ihdas ettikleri bidatlar arasın­da saymışlardır. Ama bu bidat, özelikle halifeler ve emirlerin mek­tuplarında günümüze kadar aynen devam etmiştir. Bugün de idare­ciler, mektuplarında kendi isimlerini ön´e koydurtmaktadırlar.

İslam´ın ilk devresinde olmayan muhdesattan biri de, kişinin bir kardeşinin evine girdiği zaman, o evin hizmetlilerine ´Ey delikanlı, ey kadın!´ şeklinde hitap etmesidir. Bu, Allah Teala´nm ve Resu-lü´nün (sav) emirlerine açık bir muhalefettir. Çünkü Allah Teala şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler kendi evlerinizden başka evlere, sahipleriyle kaynaşmadan ve selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır". (Nur/27) Yani o ev halkıyla selamlaşıp ta­nışmadan önce onların hizmetçilerine buyruk vermemek gerekir.

Ayette geçen ´İsti´nâs=Ünsiyet etmek´ kelimesi; kapıyı çalmak, öksürmek ve evde bir insan olduğunu hissettirecek hareketler yap­mak şeklinde tefsir edilmiştir. Allah Resulü (sav) buyurdu ki: "Siz­den biri, kardeşinin evine geldiği zaman üç kez selam versin. Eğer kendisine izin verilirse girsin. Aksi halde geri dönsün". Selef-i Sa­lih, kardeşinin evini ziyaret ettiğinde kapıya vurduktan sonra üç kez selam verir ve her selamdan sonra kısa bir müddet beklerdi. Eğer ev sahibi izin verirse eve girerdi. Ev sahibi, bir Özründen do­layı kardeşini o vakitte kabul etmek istemezse şöyle derdi: Ve aley-kümü´s-selamu ve rahmetullah, Allah size afiyet versin, şimdi dö­nün çünkü meşguliyetim var.

Ziyaretçi de bunu yadırgamadan hoşluk içinde ayrılıp giderdi. Kardeşinin sözü, kalbini asla kırmaz hatta kendisine daha hoş gelirdi. Çünkü bu, onun arılığı ve icabeti bakımından daha faziletli bir haldi.

Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
"Eğer size ´Geri dönün´ denilir­se dönün. Bu, sizin için daha arıdır". (Nur/28) Ziyaretçi kişi aynı gün içinde iki veya üç kez daha eve gelip müsaade isteyebilir. Ev sa­hibi reddetse de bu onun kalbini kırmaz. Halbuki bu davranış, za­manımızda yaşayan insanların çoğuna yapılsa, kesinlikle yadırga­nır ve kalp kırıcı olurdu. Hatta o gün bir daha kapıyı çalmazlardı.

Bu meselenin bir yönü de ulema ile ilgilidir. İnsanlar, sadece za­ruri ve çok mühim meseleler için onlardan izin istememekle kalmı­yor, aksine onların kapılarında ve mescidi erinde eğleşip namaz vakti için çıkmalarını bekliyorlardı. Bunu da ilimlerine verdikleri değeri göstermek ve ulemanın heybetini takdir etmek için yapıyor­lardı. Ebu Ubeyd´den şu sözü nakletmişlerdir: Ben, bir alimin ka­pısını asla çalmadım. Bilakis onun evine gider ve kapısının önünde bekleyip kendiliğinden dışarı çıkmasını beklerdim. Bu hareketimi de Allah Teala´nın "Sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretseler, on­lar için daha hayırlı olurdu" (Hucurat/5) buyruğunun yorumuna sı­ğınarak yapardım.

Buna benzer bir söz İbni Abbas´dan da (ra) rivayet edilmiştir. Bu hadise, onun ilim ve şeref bakımından bulunduğu mevkiiyi gös­termesi bakımından gayet önemlidir: ´Yoldan geçen biri, İbni Ab-bas´ın (ra) Ensar´dan birinin kapısının önünde beklediğini gördü. Çok şiddetli bir rüzgar esiyor, tozu dumana katıyordu. Adam onun yanma yaklaştı ve ´Ey Allah Resulü´nün amcasının oğlu, seni böy­le bir yerde oturtan nedir?´ diye sordu. O da, ´Ev sahibinin çıkması­nı bekliyorum´ dedi. Bir müddet sonra hane sahibi dışarı çıktığın­da, ´Ey Allah Resulü´nün amcasının oğlu, eğer çağırtsaydm yanına gelirdim´ dedi. Bunun üzerine İbni Abbas (ra) şöyle dedi: ´Sana gel­mem daha doğruydu´. Bunu söyledikten sonra, onun rivayet ettiği­ni işittiği bir hadisi kendisine sordu. Saygının büyüklüğüne bakın ki ibni Abbas (ra) bu hadisi bizzat bu sahabiden rivayet etmediği halde teyid ettirmek için kapısının Önünde bekleyebilmekteydi.

Bu tür bidatlara misal olarak, kişinin kardeşinin halini özel ha­yatına müdahe edecek şekilde merak edip araştırmasını da zikre­debiliriz. Bu, mekruh görülmüştür. Bu meyanda Selman-ı Farisi´nin (ra) evlilikten sonra başından geçenleri misal olarak zikrede­biliriz: O, gerdeğe girişinin ertesi günü halkın arasına çıkmıştı. Bir adam önüne çıkarak ´Nasılsın ey Eba Abdullah?´ diye sordu. O da ´Allah´a hamdolsun, iyiyim´ dedi. Adam tekrar, ´Nasılsın ve dün ge­ceyi nasıl geçirdin?´ diye sordu. Bu hadisenin başka bir rivayetinde ´Hanımım nasıl buldun?´ ifadesi geçmektedir. Selman (ra) buna çok kızdı ve şöyle dedi: ´Sizden biri, niçin soru soruyor ve sorunun mak­sadını gizliyor? Evlerin içinde olanları da sorsun da tam olsun! İşin görünen kısmını sormanız yeterlidir´.
Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Selef -Salih
« Posted on: 21 Eylül 2019, 06:17:29 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Selef -Salih rüya tabiri,Selef -Salih mekke canlı, Selef -Salih kabe canlı yayın, Selef -Salih Üç boyutlu kuran oku Selef -Salih kuran ı kerim, Selef -Salih peygamber kıssaları,Selef -Salih ilitam ders soruları, Selef -Salih önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &