ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Kutul Kulub > İlim Sıfatı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İlim Sıfatı  (Okunma Sayısı 2155 defa)
29 Aralık 2009, 18:33:32
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 29 Aralık 2009, 18:33:32 »



İlmin Sıfatı,Selef´in İlimde Takip Ettiği Yol Ve Sonrakilerin Çıkardıkları Kıssacılık Ve Kelamcılığın Zemmedılişi
Allah Teala´yı hakkıyla bilen bir alim, şu beş sıfatı haiz olmalıdır. Bunlar, ahiret ulemasının alametleridir; Korku, huşu, tevazu, gü­zel ahlak ve zühd.Allah Teala buyurdu ki: "Allah´dan kulları içinde ancak alimler hakkıyla korkar". (Fatır/28) Yine O, huşu hakkında şöyle buyur­maktadır: "Allah´a huşu duyar ve O´nun ayetlerini az bir pahaya satmazlar". (Al-i îmran/199) Ahiret alimi, tevazu ve güzel ahlaka da sahip olmalıdır. Allah Teala buyurdu ki: "Müminlere kanadınıger ve de ki: Ben açık bir uyarıcıyım". (Hicr/88); "Ve Allah´dan bir rahmet ile, onlara karşı yumuşadm". (Al-i İmran/159)

Ahiret ulemasına gereken sıfatlardan biri de dünya hayatında zühd sahibi olmaktır. Allah Teala buyurdu ki: "Kendilerine ilim ve­rilmiş olanlar ise: Yazıklar olsun size, iman edip salih amel işleyen­ler için Allah´ın sevabı daha hayırlıdır". (Kasas/80) Bu sıfatları taşı­yan kimse, Allah Teala´yı hakkıyla bilen ahiret ulemasından sayılır. Dinle ilgili hususlarda ortaya çıkan müşkil meselelerde alimin açıklamasına ihtiyaç duyulur. Kalplerde oluşan şüphelerin gideril­mesinde ise ariflere ihtiyaç duyulur. Abdullah b. Mesud da fra) bu meyanda şöyle demiştir: Sizden birinin kalbine takılan bir mesele­yi kendisine bildirecek ve ona derman olacak birini bulabildiğiniz sürece hayır içinde olmaya devam edersiniz. Allah´a yemin olsun ki, böylelerini bulamayacağınız zamanlar neredeyse gelmiştir´.

Allah Resulü de (sav) bir defasında İbni Mesud´a (ra) şunu sor­muştu:
"İnsanların en bilgilisi kimdir? O da ´Allah ve Resulü en iyi bilendir" demişti. Bunun üzerine Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuş­tu: İşler karıştığında ve müşkil meseleler vuku bulduğunda oturağı üstünde emeklese bile hakkı en iyi bilenleridir. İnsanlar ihtilafa düş­tüklerinde, amelinde kusur bulunsa dahi hakka en iyi bilen odur".

Allah Resulü (sav), İmran b. Husayn´m (ra) hadisinde de şöyle buyurmaktadır
: "Allah Teala, şüpheler varid olduğu zaman tenkidçi gözü, şehvetler hücum ettiği zaman akl-ı kamili, birkaç hurmayla dahi olsun cömertliği ve yılan öldürmekte dahi olsun cesareti sever". Ne üzücüdür ki yaşadığımız şu devirde îbni Mesud´un (ra) endi­şe ettiği durumla karşılaşmış bulunuyoruz. Mesela tevhidin mana-lanyla ilgili bir şüpheyle karşılaştığınızda veya tevhid ehlinin sı­fatlarının esaslarından biriyle ilgili olarak bir müminin kalbine bir soru takıldığında, onu giderebilmek ve işin hakiki şeklini ortaya çı­kararak yüreğini teskin etmek istediğinizde bunu yapmanız hayli zor olacaktır. Yaşadığımız şu devirde tevfîk-i ilahiye mazhar olmuş bir kalp sahibine ulaşmak neredeyse imkansızdır.

Böyle bir durumda hakikati bulmak için girdiğiniz araştırmada şu beş zümrenin ortasında kalakalırsınız:


1. Sapıtmış bidatçılar; bunlar, kendi nevalarından kaynaklanan reylerini bildirerek şaşkınlık ve şüphenizi daha da arttırırlar.

2. Kelamcı; o da, kendi ilminin, yakin ehlinin şehadetlerini idrak edemeyeceğini söyleyerek, akılla bilinen bilgilerini dinin zahirine kıyas ederek sana bir görüş bildirir. Bu da ayrı bir şüphedir. Bir şüphe, başka bir şüphenin ortaya çıkarılmasını sağlayabilir mi?

3.
Şatahât ehlinden bir Sufî´ye gidersiniz; böyle bir aufî, yolunu kaybetmiş, hatalar içinde biri olduğu için sizi Kitab ve Sünnet´in ötesine taşır. O, bu iki kaynağı fazla önemsemez ve söylediği söz­lerle imamların görüşlerine muhalefet eder. Bu görüşlere muhale­fet etmekten çekinmediği gibi sana sadece, zanna, vesveseye, had-se ve hakkı batıl gösterme esasına dayanarak fikir beyan eder. Kevni ve mekanı ortadan kaldırarak, ilmi ve ahkamı tamamen devreden çıkarır. Kavramları ve kaideleri çiğneyip atar.

Bunlar, ucu bucağı olmayan bir çölde yollarını kaybetmiş ve hiç­bir hüccete dayanmayan kimselerdir. Tevhid denizinde boğulup gi­den bu zavallılar, ne müttakilerin imamları sayılır, ne de müttaki-ler için bir rehber olabilirler. Bunların bildirecekleri görüşler, delil­den yoksun olduğu ve delillendirme yollarından birine dayanmadı­ğı için tamamen geçersizdir.

4. Fetva ehli Alimlere gidersiniz: Böyleleri, kendilerine göre alim oldukları ve ilimleri kendi çevrelerinde takdir gördüğü için alim makamında dururlar. Bunların diyeceği de şundan ibarettir: Bu husus, ahiret hükümlerinden ve gayb ilminden olup bu bahis­lerde konuşamayız. Çünkü biz, bunlarla mükellef kılınmadık. Hal­buki girdikleri münazaraların çoğunda aslen mükellef olmadığımız hususlarda fikir beyan eder ve Selefin telaffuz etmediği hususları ısrarla müdafaa ederler. Zorlama bilgileri öğrenir ve öğretirler.

Zavallılar, şunu bilmezler ki asıl mükellef kılındığımız ilimler
; imanın yakini, tevhidin hakikati, mumelenin ihlasının bilinmesi ve ihlasa etki eden hususları bilmektir. Onlar ise kendi kendilerine ardına düştükleri ilimleri zorlama yoluyla öğrenmektedirler. Bun­lar, bizim mükellef kılındığımız ilim dairesinin dışındadır. Oysa iman ilmi, tevhidin sıhhati, Rahman´a kulluğun ihlası, amellerin dünyevi hevalardan halis kılınması ve bunlara tealluk eden kalbi ameller, dini fıkhetmenin esasını ve müminlerin sıfatlarının tavsi­fini ifade ederler. Çünkü bunların icabı, müminleri uyarma ve kor­kutmadır.

Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
"O halde onlardan bir kısmı da din ilimlerini öğrenmek ve kabileleri savaştan kendi­lerine döndüğü zaman onları, Allah´ın azabıyla korkutmak için ge­ri kalmalıdır". (Tevbe/122) Bu manada Allah Resulü de (sav) şöyle buyurmuştur: "Yakin´i öğrenin. Ben de sizinle beraber öğreniyo­rum". Sahabe de (ra) şöyle demişlerdir: (Biz önce imanı öğrendik. Sonra Kur´an´ı öğrendik ve imanımız daha da arttı´. Şu halde bu ilim, yakin ile hidayetin artması ve müminlerin de imanlarmdaki artışı beraberinde getirmektedir. Allah Teala da şöyle buyurmakta­dır: "Allah onları iman bakımından arttırdı". (Al-i İmran/173); "Al­lah, hidayete erenleri hidayet bakımından arttırır". (Meryem/76)

Böyle alimler, muameledeki edeb güzelliğinin marifet ve yakin ile olduğunu hissedemezler. Bu da, yakin sahiplerinin sıfatlarm-dandır. Yine bu, kulun bulunduğu makamda Rabbi ile arasındaki bir hali, Rabbi´nden aldığı bir nasibi ve ahireti bakımından da aldı­ğı sevabıdır. Bu, birinci derecede kulun tevhid şehadetinin halis oluşuna ve şirk unsurlarından ve nifak tohumlarından arınmış bir iman ile içice olmasına bağlıdır. Bu iman, farizalarla birlikte varo­lan bir imandır. Bu farzlardan biri de amelde ihlas sahibi olmaktır.

Alim olduğunu iddia eden kimse, bunlar dışında kendi kalbinin yattığı ve gönlünün hoşlandığı fuzuli ilimler ve garip anlayışlarla meşgul olur. Bunlar ise, halkın gündelik ihtiyaçlarından ve başla­rına gelen hadiselerden ibaret olup yukarıda anlattığımız türdeki ilim için perde ve oyalayıcı bir meşguliyet teşkil ederler. Alim oldu­ğunu iddia eden bu gafil, faydalı ilmin hakikatini yeterince bilme­diği için arzularının süslediği ve maksadının sevdirdiği fuzuli bilgi­leri, bu ilme tercih eder. O, insanların ihtiyaç ve hallerini, kendi nefsinin ihtiyaç ve hallerine tercih etmekte ve onların dünyevi iş­leriyle ilgili olarak kendisindeki nasipleri uğruna çalışarak yüce Rabbinden ahiretti alacağı çok daha büyük ve dolgun nasibini ih­mal etmektedir. Halbuki bu nasip, kendisi için çok daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Çünkü neticede dönüp gideceği ve ebediyen sığına­cağı yer orasıdır.

Böyle davranmak suretiyle insanlara yaklaşmayı, Allah Tea-îa´ya yakınlaşmaya tercih etmiş ve onlarla meşgul olarak çok daha değerli ve ulvi olan Rabbi´nin sevabım terketmiş olur. O, her anını onlara ayırmayı, kalbim Rabbinin hizmetine girip O´nun rızasını umarak takva ile Rabbi için halis kılmaya yeğlemektedir. Onların dillerini İslah etmeyle uğraşırken kendi kalbinin salâhını ihmal etmektedir. Onların zahiri hallerine bakmaktan kendi halinin batını­nı göremez olur. Bunun sebebi, müptela olduğu önderlik sevdası, halk içinde şöhret kazanma isteği, siyaseten yer kazanmak, geçici dünya malına duyulan arzu ve dünyanın geçici izzetine gösterilen düşkünlüktür. Tabii böyle biri, himmet eksikliği ve ahir ete yönelik niyet zaafiyeti de çekmektedir.

İşte bütün bunlardan dolayı, kendi günlerini insanların günleri için tüketir, cahiller kendisine ´alim´ desinler ve birtakım boş kim­selerin nazarında ´Fazilet erbabı´ olsunlar diye ömürlerini onların şehvetleri uğruna harcarlar. Böyleler! Kıyamet günü iflas etmiş olarak geleceklerdir. O gün, dünyada salih ameller işleyip Allah Te-ala´nm rızasını kazanan alimlere ve abidlere verilen bol nasibi gör­dükleri zaman şaşıp kalırlar. Fakat başkalarının nasibinden onla­ra ne fayda gelir ki?! Allah Teala, her ilim için bir alim, her amel için de bir âmil yaratmıştır. İşte onlar kitaptan nasiplerini idrak edecek olan bahtiyar kimselerdir. Her iş, onun için yaratılmış ki­mseye kolay kılınır.

İşte bu tür alimler hakkındaki hükmün izahı da budur. Ümmet şunda asla ihtilafa düşmemiştir; Tevhid ilmi, özellikle de şüphele­rin ortaya çıktığı ve tevhidle ilgili müşkil meselelerin gündeme ge­tirildiği devirlerde müslümanlar üzerine yazılı bir farzdır.

Ümmetin ihtilafa düştükleri husus, şu iki mesele...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 29 Aralık 2009, 18:51:18 Gönderen: armağan »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İlim Sıfatı
« Posted on: 16 Eylül 2019, 17:44:56 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İlim Sıfatı rüya tabiri,İlim Sıfatı mekke canlı, İlim Sıfatı kabe canlı yayın, İlim Sıfatı Üç boyutlu kuran oku İlim Sıfatı kuran ı kerim, İlim Sıfatı peygamber kıssaları,İlim Sıfatı ilitam ders soruları, İlim Sıfatıönlisans arapça,
Logged
29 Aralık 2009, 19:08:51
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #1 : 29 Aralık 2009, 19:08:51 »

Allah Resulü de (sav) bu manadaki bir hadisinde şöyle buyur­muştur: "Cahilin cehaleti üzere kalması doğru olmaz. Alime de il­mine rağmen sükut etmek yakışmaz". Allah Teala da "Eğer bilmi­yorsanız zikir ehline sorun". (Nahl/43) buyurmuştur. Allah Resulü (sav) Ehl-i Beyt kanalından rivayet edilen bir hadis-i şerifinde şöy­le buyurmuştur: "İlim hazinelerden ibarettir. Anahtarı ise sorudur. Sorun. Çünkü bunda dört ecir vardır: Sorana, alime, dinleyene ve onları sevene İbni Mesud (ra) şöyle derdi: İnsanlara, her sorduklarında fetva veren kimse kesinlikle mecnundur. A´meş (ra) ise şöyle derdi: Sözün öyle bir türü vardır ki cevabı sükuttur. Zünnun-i Mısri ise şunu söylemiştir: Sadık kimselerin güzel soruları, ariflerin kalplerinin anahtarıdır.

Kassas ise, söze başladığı zaman kıssa anlatan ve hikayeleri ar-darda sıralayan kimsedir. Ona ´Takip eden´ manasında ´Kassas´ de­nilmesinin sebebi de budur. Çünkü o, daima kendinden öncekilerin kıssalarını takip eder. Allah Teala´nm şu buyruğu, kelimenin bu manasına bir misal teşkil etmektadir: "(Annesi) Musa´nın kızkar-deşine: Onun izini takip et, demişti". (Kasas/11) Musa´nın (as) an­nesi, kızını onun ardmdn gönderirken ´İzini takip et ve bana onun haberini getir1 manasına gelen ´Kussi´ kelimesini kullanmıştır.

Malik b. Enes (ra) şöyle demiştir
: ´İlmin ortadan kalkmasının alametlerinden biri de, sorulmadan önce konuşulmasıdır\ Bir defa­sında da şunu söylemişti: İlmin ortadan kalkmasının alametlerin­den biri de, sorulan herşeye cevap verilmesidir. Çünkü bu tür dav­ranmak, ilmin değerini düşürecek ve onu hafife aldıracaktır. Yani işin usulü ortadan kalkacak ve yerine İndir kaldır" türü bir davra­nış biçimi gelecektir. Denilir ki: İlmi sorulmadan anlatan alimin nurunun üçte ikisi gider.

İbrahim b. Edhem ve diğerleri şöyle demişlerdir:
Alimin süku­tu, şeytana konuşmasından daha ağır gelir. Çünkü o, sükut ettiği zaman hilm ile susar, konuştuğunda ise, ilim ile konuşur. Şeytan da şöyle der: Şuna bakın, susması bana konuşmasından daha zor geliyor. İşte bu sebebledir ki ´Sükut, alimin süsü, cahilin örtüşüdür denilmiştir.

Kasım b. Muhammed´in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Kişinin kendine değer vermesinin en güzel şekli, soruluncaya kadar bildi­ği hakkında sükut etmesidir. Hakikaten de soru sorulduktan sonra konuşan alim, ilmine sahip çıkmış olur. Bu soruyu cevaplamak farz da olabilir. Burada aslolan şehvetleri bir kenara iterek ihtiyaç ha­linde cevap vermek suretiyle farzın icabını yapmaktır. Allah Tea­la´nm "Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun". (Nahl/43) buyruğu­nun gereği de budur. Allah Teala bilmeyenlere sormayı emrettiği gibi, soru sorulan kimselere de cevap vermeyi farz kılmıştır.

Allah Resulü (sav) buyurdu ki: "Kendisine bir ilim sorulan ve onu gizleyen kimsenin ağzına ateşten bir gem vurulur".[33] Görüldü­ğü gibi Allah Resulü (sav) ilmi gizleyenleri çok ağır bir azapla teh­dit etmiştir. Bir şeyi açıklamak, şehvet sebeplerinden biri olabilir. Şehvet ise, dünyaya ait bir husustur. Malik b. Enes´e (ra) bir adam anlatılmış ve hükmü sorulmuştu. O da şöyle dedi: Kendisine sorul­madan konuşuyorsa da başka bir kusuru yoktur. Bir defasında ise şunu söylemiştir: Onda bir beis yoktur. Ancak bir aylık sözü bir günde söyler.

Sözün de şehvet türlerinden biri oluşunun mahiyeti sorulmuş­tu. Malik (ra) şöyle dedi: Kişinin ilmini, sorulmadan önce açıklama­sıdır. Bir zat, abdal zümresini vasfederken şöyle demiştir: ´Yemek­leri tam acıkınca, sözleri ise zaruret halinde sözkonusu olur. Onlar, kendilerine soruluncaya kadar konuşmazlardı. Sorulduğu zaman cevap verirlerdi. Kendisine soru sorulmadan konuşmayan kimse, kendisini ilgilendirmeyen şeye dalan veya boşa konuşan biri olarak görülmez. Çünkü sorunun ardından cevap vermek, selam verildi­ğinde ona karşılık vermenin farziyeti gibidir. İbni Abbas da (ra) bu babda şöyle demiştir: Sorunun cevaplanmasını selamın iadesi gibi farz görürüm´.

Ebu Musa el-Eş´ari ve İbni Mesud (ra) şöyle demişlerdir:
Kendi­sine bir ilim sorulan kişi ya onu söylesin, ya da sussun. Aksi halde zorlamacılar arasında yazılır ve din dairesinden çıkar. Benzer bir söz ibni Abbas´dan da (ra) rivayet edilmiştir. Selef uleması, her iş­lerinde zorlamacılığa (tekellüf=üzerine vazife olmayana) düşmek­ten ve kendisini ilgilendirmeyen şeylere bulaşmaktan korkardı. Onlar, bir ihtiyaç bulunmaksızın konuşmaktan, kendilerine soru sorulmadan, yerinde olduğunu görmeden ve ehli olanı bulmadan konuşmaya başlamayı tekellüf ve kendini ilgilendirmeyen şeylere bulaşma (=mâ lâ ya´nî) babından değerlendirirlerdi.

ibni Abbas´m (ra) Mücahid´e vasiyetinde şu ifadeyi görmekteyiz:
´Seni ilgilendirmeyen hususlarda konuşma. Böylesi daha faziletli­dir. Böyle yapmaman halinde hataya düşmenden emin olamam. Seni ilgilendiren şey hakkında ise yeri ve zamanı gelinceye kadar konuşma. Nice konuşan vardır ki sözünü yerinde sarfetmediği için günaha girmiştir. Ensar´dan bir zat (ra) hakkında da şu rivayet edilmiştir: ´Vefat ettiği zaman annesi şöyle demişti: ´Cennet sana kutlu olsun. Allah Resulü´yle (sav) birlikte Allah yolunda cihad ederken şehit oldun´. Bunu üzerine Allah Resulü (sav) ´Cennete gir­diğini nerden biliyorsun. Belki kendisini ilgilendirmeyen şeyler hakkında konuşur veya kendisini zengin etmeyecek şeyi vermekte cimrilik ederdi".[34]

Bir ilmi, talep olmaksızın açıklayan veya ehli olmayan kimsele­re yayan kişi, onu duyanların inkar etmeleri halinde bundan me­sul tutulacak ve bu yaptığından dolayı hesap vermesi istenecektir. Çünkü o, bu tür bir açıklama ile, tekellüfte bulunarak kendini ilgi­lendirmeyen bir şey hakkında konuşmuş olmaktadır. Eğer kendisi­ne soru sorulmuş, o da sorunun ardından cevap vermiş ise, bu du­rumda inkar edenin mesuliyeti ona düşmez. Çünkü o, bir soruyu cevaplamaktan başka bir şey yapmamıştır.

İşte bu nedenledir ki bu ilim hakkında konuşan Selef uleması, kendilerine bir şey sorulmadıkça sükut ederlerdi. Ebu Muhammed şöyle derdi: ´Alim, oturup sükut eder ve kalbini Rabbine doğru yük­selterek O´nun tevfikine muhtaciyetini hisseder ve O´ndan kendisi­ne doğruyu ilham etmesini niyaz eder. Ona sorulan bir şey hakkın­da konuştuğu zaman da, Allah Teala´mn kendisine ilham ettiği şe­kilde konuşur.

Gömdüğü gibi Ebu Muhammed, alimi oturma ve sükut halle­rinde tevekküle muhtaç olarak Rabbini düşünen ve Vekili olan Al­lah Teala´mn emrine râm olarak bekleyen kişi olarak takdim et­miştir. Seleften bir zat da şöyle demiştir: ´Hakiki alime bir mesele sorulduğunda azı dişi sökülür gibi olur\ Rakabe b. Muskale ve baş­kaları da şunu söylemişlerdir: ´Alim, insanları etrafına toplayarak onlara birşeyler anlatan kimse değildir. Hakiki alim, kendisine ilim sorulduğu zaman, hardal koklamış gibi olandır. Bu sözü A´meş´in söylediğine dair de bir rivayet mevcuttur. Muhammed b. Suka, A´meş´e hadis soruyor, o da yüz çevirip cevap vermiyordu. A´meş, Rakabe´ye dönüp şöyle dedi: O da senin gibi, ahmaklaştığı zaman, benim kötü ahlakım yüzünden kendi faydasına olanı terke-diyor. Muhammed bu sözü işitince şöyle dedi: Yazıklar olsun, hal­buki ben onu ilaç yerine koyuyor ve onun yararı için acısına taham­mül ediyorum´.

Ali (kv) ve İbni Mesud´dan (ra) şu hadise nakledilmiştir
: ´Şehre bir adam gelmişti. Adam insanları toplayarak bol bol konuşuyor ve şöyle diyordu: Beni iyi tanıyın. Horasan ulemasından bir zat bana, kendi şeyhi vasıtasıyla büyük zat Ebu Hafs en-Nisaburi´den nak­letti ki.. Ebu Hafs´m Horasan´daki durumu, Cüneyd´in Bağdat´taki durumuna benzerdi. Ali (kv) şöyle dedi: Din hakkında kendisine bir mesele sorulan alim, Öyle kaygılanır ki o anda yaralansa, korku­sundan dolayı yarasından kan bile akmaz. Çünkü o, dünyada soru­lan meseleye vereceği cevaptan ötürü ahirette sorguya çekilmekten endişe eder. Sorudan kaçmamasmın sebebi ise, alimlerin azalması yüzünden cevap vermesinin farz kılınmış olmasıdır.

İbni Ömer (ra), kendisine sorulan sorulardan dokuzunu geçip sadece birini cevaplar ve çok soranlara şöyle derdi:
Yoksa bizi köp­rü yapıp cehennemin üstünden geçip gitmek ve ´İbni Ömer böye fet­va vermişti´ diyerek kurtulmak mı istiyorsunuz? İbrahim et-Temi-nıi (ra) ise, kendisine bir mesele sorulduğu zaman gözyaşlarını tu­tamaz ve ´Bu meseleyi benden başka soracak birini bulumadınız da, beni mi delil göstermek istediniz? İbrahim en-Neha´i´jâ mesci­din sütunlarından birine yaslandırıp konuşması için ikna etmeye ne kadar çahştıysak da başaramadık. O da bir mesele sorulduğu zaman ağlar ve şöyle derdi: Ne üzücü ki insanlar bize muhtaç oldu.

Süfyan b, Uyeyne de (ra) yaşadığı devirde birtakım ilimlere tek başına sahip olan bir zat idi. Buna rağmen, halinden yakınarak kendisi için şu beyti okurdu:

Memmeket hâli kalınca ulemadan, şanı arttı yazısız ilmin, Benim sıkıntını da işte bu, şana tek başıma sahip olmam.

Ebu´l-´Aliye er-Reyyahi ise iki üç kişiye konuşurdu. Kendisini dinleyenlerin sayısı dörde ulaşınca kalkıp giderdi. İbrahim, Sevri ve ibrahim b. edhem de (ra) böyle davranırlardı. Hepsi de birkaç ki­şilik gruplara konuşurken dinleyenlerin sayısı arttığında meclisten ayrılırlardı.

Ebu Muhammed Sehl (ra) ise beş altı kişiden on kişiye kadar olan toplulukla oturup sohbet ederdi. Tasavvuf şeyhlerinden biri b...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
21 Şubat 2016, 22:42:10
Pelinay
Bölüm Görevlisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.696


« Yanıtla #2 : 21 Şubat 2016, 22:42:10 »

çokça istifade ettiğim  faydalı paylaşımlar .bir kısmını da okduum paylaşımın sindireyim okduuklarımı devamını da sonra tamamlayacağım.Allah razıo lsun .emeğinize sağlık.
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
22 Şubat 2016, 00:23:17
Ceren
Görevli Sorumlusu
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 25.266


« Yanıtla #3 : 22 Şubat 2016, 00:23:17 »

Esselamu aleykum.Rabbimin rizasi icin islam icin ilim ogrenen ve ogreten kullardan olalim inşAllah.Rabbim razi olsun bilgilerden kardesim...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
22 Şubat 2016, 07:09:54
Sevgi.
Dost Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 14.699



« Yanıtla #4 : 22 Şubat 2016, 07:09:54 »

  Aleyna Ve Aleykümüsselăm ecmain. Bu bilgiler için Rabbim Razı olsun kardeşim. Vesileniz ile istifade etmiş oluyoruz elhamdülilah. Mevlam ilmimizi artırsın inşaAllah
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &