ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Hadis Eserleri > Kitabüz-Zühd > Yusufun zühdü ile ilgili haberler
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yusufun zühdü ile ilgili haberler  (Okunma Sayısı 563 defa)
08 Haziran 2011, 15:40:17
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 08 Haziran 2011, 15:40:17 »



Yusuf (As)Tjn Zühdü İle İlgili Haberler



417. Hasan diyor ki: "Resulullah (sav): 'Allah, Yusuf a rahmet etsin. Eğer 'Rabbinin yanında beni an (hatırla)' sözünü sarfetme-miş olsaydı, hapiste o kadar müddet kalmazdı3 demiştir." Sonra, Hasan ağlayarak: "Başımıza bir iş geldiği vakit insanlara koşuyo­ruz" demiştir.

 

418.  Hasan diyor ki: "Resulullah (as): 'Allah Yusufa rahmet etsin, eğer uzun hapis müddetinden sonra, bana elçi gelseydi, der­hal ona rağbet ederdim' demiştir."[43]

 

419. Hasan diyor ki: "Yusuf, kuyuya atıldığı vakit onyedi ya­şındaydı. Kölelik, hapis, meliklik müddeti seksen senedir. Sonra (Allah) işlerini yoluna koydu da elli sene daha yaşadı."

 

420. Yezid b. Meysere diyor ki: "Yahya b. Zekeriyâ'nın (as) yi­yeceği, çekirge ve ağaçların özü idi. Kendi kendine: 'Senden daha çok nimete sahip olan var mı? Ey Yahya! Yiyeceğin çekirge ve ağaç özü' derdi."

 

421. Ömer b. Ubeyd, Vehb b. Münebbih'in şöyle dediğine şahit olduğunu söylüyor: "Aziz ve Celil olan Allah, gök kapılarını Hazkü'e açtı da, o da Arş'a baktı —veya buna benzer birşey söyle­di— sonra: 'Seni tenzih ederim, ne kadar azametlisin, ya Rabbü' dedi. Allah Teâlâ: 'Gökler ve yer Beni taşımaya takat getiremedi. Beni kuşatamadı. Beni, vera sahibi mülayim mü'minin kalbi ku­şattı' buyurdu."

 

422. Enes (ra) şöyle demiştir: "Allah Teâla Yusuf a (as) vahye-derek: 'Seni kardeşlerin öldürmeye azmettikleri vakit ölümden kim kurtardı?' diye sormuş, o da: 'Sen, ya Rabbü' demiştir. 'Peki, seni, kuyuya attıkları vakit oradan kim kurtardı?' diye sormuş, yine: 'Sen, ya Rabbü' demiştir. Peki, 'Sana ne oldu bir âdemoğlunu ha­tırladın da Beni unuttun?'deyince; 'Bu ağzımdan kaçırdığım bir sözdü' demiştir. Allah Teâlâ da: İzzetime yemin olsun ki seni ha­piste bırakacağım/ demiştir."

 

423. Vehb b. Münebbih şunu rivayet etmiştir: Hazkîl, Buh-tü'n- Nasr'm, Danyal ile birlikte, Beytü'l-Makdis'te esir aldığı kim­selerden birisiydi. Hazkîl, Fırat kıyısında uyurken, kendisine bir meleğin geldiğini, uykulu vaziyette iken, kafasını (kendisini) alıp götürüp Beytü'l-Makdis'in hizânesine koyduğunu iddia etmiştir. 'Sonra başımı göğe kaldırdım, bir de baktım ki, Arş'm önünden gök açılmış, Arş ve çevresindekiler ortaya çıkıvermiş. Bu aralıktan on­lara baktım. Arş'a baktım ki o, yer ve göklere gölge yapmaktadır. Gökler ve yere baktığımda ise onları Arşın ortasına asılı bir vazi­yette gördüm. Arş'ı taşıyanlar ise dört melektir. Her bir meleğin de dört tane cephesi vardır: insan, kaplan, aslan ve öküz yüzü. Bu va­ziyetleri beni şaşırtınca ayaklarına baktım ki, onlar yerin içerisin­de etrafında pınarlar dolaşan birşey üzerindeler. Yine Arşın önün­de duran bir melek gördüm ki kül rengi gibi rengi var. Birden Cebrail'i gördüm, onun hemen altından mahlûkâtm en büyüğünü gördüm, o arada Mikâil'i gördüm ki, o gök meleklerinin halifesidir. Birden, Allah'ın mahlûkâtı yarattığı andan kıyamete kadar arşı tavaf edecek olan melekleri gördüm. Ki: 'Kuddûs, Rabbimiz Al­lah'ın azameti yer ve gökleri doldurmuştur' diyorlar. Birden onla­rın alt tarafında birtakım melekler, her bir meleğin altı tane kanadi vardı.Kanatlarından ikisi yüzünü nurdan örtüyor, ikisiyle cese­dini kapatıyor, ikisi ile de uçuyorlardı. Aniden, mukarreb melekle­rini gördüm, onların altında da birtakım melekler gördüm ki, bir kısmı secdede, bir kısmı da kıyamda duruyordu. Allah'ın mahlukâtı yarattığından beri böylelerdi. Kıyamete kadar da öylece kalacaklardı. Onların altında da bazı melekler gördüm, Sûr'a üfle-yinceye kadar secdede kalacaklar, başlarını kaldırdılar. Arş'ı görür görmez: 'Seni tenzih ederiz, biz Seni hakkıyle taktir edemeyiz' di­yorlardı. Sonra Arş'ı gördüm, bu aralıktan sarkıyordu. Büyüklüğü de o kadardı. Sonra beni yerle gök arasına götürdü, ikisinin arası doluydu. Bilâhare Arş, Rahmet kapısından içeri girdi, büyüklüğü o kadardı, arkasından beni mescide aldı. Daha sonra Arş, Sahra'nm üzerine geldi, hacmi de o kadardı ki: 'Ey Ademoğlu!' dedi, birden baygın yere düştüm. Bir ses işittim ki, daha Önce benzeri bir sesi asla işitmemiştim. Bu sesi tasavvur etmek istedim, baktım; topla­nıp bir araya gelmiş, hep bir ağızdan bağırıp, tekrarlanan bir ordu­nun sesi gibi veya ondan daha da azametli bir sesdi.' Hazkîl diyor ki: 'Baygın yere düşünce: 'Onu kaldırın çünkü o, zayıf yaratılmış, güçsüz bir varlıktır* dendi. Sonra da: 'Kalk kavmine git, sen bir or­dunun habercisi misâli benim habercimsin, davet ettiklerinden kim sana icabet eder ve hidâyetine uyarsa, sana da onun mükâfaatmın bir misli vardır. Kimi de davet etmeyi ihmal edersen ve o da dalâlet üzere ölürse, onların günahlarından hiçbir şey ha­fifletilmemek üzere sana da günahlarının bir misli vardır' dedi. Sonra da Arş ile yükselip gitti. Sonra taşınıp, tekrar Fırat kenarı­na bırakıldım. Ben, Fırat kıyısında uyurken bir melek geldi ve ba­şımı (beni) alıp Beytü'l Makdis'in kenarına koydu. Kendimi ayak­larımı aşmayan bir su havuzunda buldum. Oradan cennete var­dım. Nehirlerinin kenarlarında ağaçlarını gördüm. Bir ağaç gör­düm ki, ne yaprakları dökülüyor ve ne de meyvaları tükeniyor. Baktım ki orada toptan meyvalar var. 'Oradakilerin elbiseleri ne­lerdir?' diye sordum. Ceviz kabuğu gibi elbiselerdi. Sahibi hangi renk isterse o renkte açılıverirler. 'Eşleri nelerdir?' dedim. Bana gösterildiler. Yüzlerinin güzelliğini birşeye teşbih etmeye çalıştım. Baktım ki, güneşle ay bir araya getirilirse yine de onlardan birinin yüaü daha parlak olur. Etlerine baktım kemiklerini kavratmıyordu. Kemiği de özlerini örtmüyordu. Eşi kendisiyle yatıp kalktığı halde o yine de bakire kalıyordu. 'Ben buna şaştım' dedi. Hazkîl di­yor ki: "Bana: 'Sen buna teaccüp mü ediyorsun?* dediler. Ben de: 'Neden şaşmıyayım ki? Bu gördüğüm meyvelerden yiyen bir kimse ebedîleşiyor, bu eşlerle evlenen kimsede hüzün ve keder kalmıyor' dedim. Sonra beni bulunduğum yere geri koydular."

Hazkîl diyor ki: "Ben Fırat kıyısında uyurken, bana bir melek geldi ve beni yeryüzünün bir yerine koydu. Orada harp vardı. Bak­tım ki onbin tane ölü var. Kuşlar ve yırtıcı hayvanlar etlerini deş­miş, kemiklerini ayırmış. Sonra bana bir topluluk, onlardan ölen kimselerin benden kurtulmuş olduğunu, kudretimin onlara yetiş­meyeceğini iddia ediyorlardı. 'Çağır onları, bakayım' dedi. Ben de çağırdım. Baktım ki her kemik koptuğu yere gidiyordu. Öyle ki in­san kemiklerin ayrıldığı yerleri tanıması kadar mükemmel surette arkadaşını tanıyamaz. Nihayet birbirlerine kaynaştılar. Sonra üzerlerinde etler oluştu. Sonra damarlar, daha sonra da derileri oluştu. Ben ise bunlara bakıyordum. Sonra bana: 'Onların ruhları­nı da çağır* dedi." Hazkîl diyor ki: "Ben de çağırdım. Baktım ki her ruh ayrıldığı cesede koşuyor, oturdukları vakit, bana: 'Sor bakalım ne olmuş onlara?'dedi. Onlar da: 'Bizler ölüp te, hayattan ayrıldığı­mız vakit Mikâil denen bir melekle karşılaştık. Bize: 'Getirin baka­lım şu amellerinizi, alın karşılığını' dedi. 'Bizim size, sizden önce­kilere ve sizden sonra gelecek olanlara uyguladığımız sünnetimiz işte böyledir.' dedi. Amellerimize baktı, bizim putlara taptığımızı gördü. Cesetlerimize kurtları musallat etti, ruhlarımız da acı çek­meye başladı. Ruhlarımıza gam musallat etti. Bu sefer de cesetle­rimiz acı çekmeye başladı. Bu şekilde azap çekip duruyorduk' dedi­ler. Sonra beni melek daha önce bulunduğum yere götürüp bırak­tı."'

 

424. İbn Ebû Ebzâ diyor ki: "Allah'ın Peygamberi Dâvûd (as): 'Eyyûb insanların en sabırlısı, onların en mülayimi ve öfkesini en fazla yeneniydi' demiştir."

 

425. Aynı rivayet.

 

426. Saîd b. Abdulaziz diyor ki; "Dâvûd (as): *Ya Rabbi! Yeryü­zünde Senin için nasıl nasihatla hareket ederim?' dedi. O da: 'Beni çok anarsın. Beyaz, siyah Beni seveni seversin, nefsin için nasıl hüküm veriyorsan, insanlar için de öyle hükmedersin ve yabancı­nın yatağından içtinab edersin (Yani zinaya ya ki aşmazsın)'   bu­yurdu."

 

427. Habib şöyle  diyor:  "Bir adanı Allah'ın Peygamberi Ya'kûb'a (as) uğramış, (bakmış ki) Ya'kûb'un (as) kaşları gözleri­nin üzerine sarkmış bir vaziyettedir. Bir bez parçası ile onları kal­dırmış ve 'Ey Allah'ın Peygamberi! Ne bu gördüğüm halin?' diye sormuş, O da: 'Zamanın uzunluğu ve hüznün çokluğundan dır' de­miş. Bunun üzerine Allah Teâlâ vahyederek: 'Şikayet mi ediyor­sun, ey Ya'kûb?' demiş, Ya'kûb da: *Ya Rabbi! Kusur ettim, bağış­la' demiştir."

 

428. Hasan diyor ki: "Yakûb (as), Yusufa (as) seksen sene ağ­ladı, o vakit o yeryüzündekilerin Allaha en kerim olanıydı."

 

429. Hasan diyor ki: "Rü'yâ ile te'vîl arasında seksen sene var­dı."

 

430. Vehb b. Münebbih'ten şu rivayet edilmiştir: "Allah Teâlâ, Mûsâ'yâ bir nur vermişti. Hârûn da ona: 'Ey kardeşim, onu bana verir misin?' dedi. O da ona verdi. Hârûn da onu iki oğluna verdi. Beytul-Makdis'te peygamberlerin ve onlardan sonra da meliklerin ta'zim ettikleri bir kap vardı. İki çocuk bu kaptan şarap koyarlar­ken, gökten bir ateş indi ve ikisini birden kapıp, göğe yükseldi. Hârûn korkuya kapıldı ve yüzünü göğe çevirdi dua ve yakarışlarla yardım isteyerek ayağa kalktı. Allah Teâlâ, Harun'a vahyederek: İşte taatımda bulunanların ehlinden isyan edenlere ben böyle ya­parım. Ya masiyetimde olanların ehlinden olup ta isyan edenlere ne yaparım? buyurdu."

 

431. Velîd b.  Amr  diyor  ki:  "İşittiğime  göre  Tevrat'ta 'Âdemoğlu ellerini oynat, sana bir rızık kapısı açayım, emrettiğim hususlarda bana itaat et, senin iyiliğine olanı ben biliyorum' şek­linde yazılıymış."

 

432. Mekke'ye geldiği zaman Hasan şöyle söyledi: "Allah Teâlâ diyor ki 'Ademoğlu, seni ben yarattım; Benden başkasına kulluk ediyo...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Yusufun zühdü ile ilgili haberler
« Posted on: 04 Nisan 2020, 04:44:18 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Yusufun zühdü ile ilgili haberler rüya tabiri,Yusufun zühdü ile ilgili haberler mekke canlı, Yusufun zühdü ile ilgili haberler kabe canlı yayın, Yusufun zühdü ile ilgili haberler Üç boyutlu kuran oku Yusufun zühdü ile ilgili haberler kuran ı kerim, Yusufun zühdü ile ilgili haberler peygamber kıssaları,Yusufun zühdü ile ilgili haberler ilitam ders soruları, Yusufun zühdü ile ilgili haberlerönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &