ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Akaid Eserleri > Kelam İlmi > Hükümler
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hükümler  (Okunma Sayısı 5328 defa)
09 Ekim 2010, 20:21:47
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 09 Ekim 2010, 20:21:47 »



HÜKÜMLER-DELİLLER VE METODLAR


HÜKÜMLER


Hüküm (el-hukm): iki fikir, iki şey arasında (böyledir veya de­ğildir tarzında) müsbet veya menfî olarak bağlantı kurmaktır; tahta siyahtır, cetvel kırmızı değildir gibi. İki mefhûm veya iki nesne ara­sında böyle bir bağlantı kurmağa (isnâd) hüküm denildiği gibi, mev­cut bağlantıya (nisbet) ve ayrıca bu bağlantıyı idrak etmeğe de hüküm denir. Bu ta'rîfler Mantık ve Felsefeye aittir. Fıkıhta: Mükellef­lerin filleriyle ilgili ilâhî hitaba hüküm denir. Bu hitâb farz, vâcib ve haram gibi neticeler doğurur [1]Hükümler dinî ve aklî olmak üzere ikiye ayrılrr: [2]

 

A. Dinî Hükümler
 

Dinî hükümler (ahkâm-ı şer'iyye) nasslardan çıkarılan hükümler­dir. Kelâm âlimleri, dinî bir hükmün, onu delilinden çıkaran (İstİnbat ve istihraç eden) kimsenin anlayışına göre aklın kesinlikle kabul et­tiği gerçeklere aykin düşmemesini şart koşmuşlardır. Bu hüküm, ya Allah'ın varlığı ve birliği gibi doğrudan doğruya aklın idrak edebile­ceği bir hüküm olabilir veya namazın farziyyeti gibi anlaşılması şe­riatın bildirmesine bağlı kalabilir.

Dinî hükümler, amel keyfiyetine bağlı olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayrılabilir. Amel (pratik) ile ilgili olmayan hükümlere aslî ve i'tikâdî, amel ile ilgili olanlara da amelî ve fer'î hükümler denir. Birde kalb ve vicdanla ilgili şer'î hitaplar vardır ki bunlar da ahlâkî hü­kümler adını  alır [3][4]

 

1. İtikadı hükümler:
 

İslâm dininin nazarî (teorik) hükümlerini teşkil eden itikadı mes'-eleler altı esasta bulâsa edilmiştir. Bunların içinden ulûhiyet ve nü­büvvete müteallik mevzu'larda aklî izah ve isbatlar yapmak müm­kün olduğu halde meleklere iman gibi gaybe ve âhirete müteallik konularda aklî burhanlar aranmayarak sadece nakle başvurulur. Ne var ki bu sem'î mes'eleler de aklen mümkündür. Sarih akıl bunların hiç birini muhal görmez.

İtikadî hükümlerde kat'î delil ve kesin bilgi (yakîn) aranır. Nak­lin itikad sahasında müstakil bir delil olabilmesi için hem Kur'an ve mütevâtir hadîs gibi sübûtu bakımından da hükme delâleti yö­nünden de kat'î olmalıdır.

İtikadî hükümler zamana, mekâna veya hitabettiği fertlere göre değişmez, onlar daima sabit kalır. Binaenaleyh bütün peygamberler iman esaslarında müttefik olmuştur. Bu hükümlerin aslı ve özü Al­lah'ın varlığı ve birliğidir. [5]

 

2. Amelî hükümler:
 

Mükelleflerin ifa edecekleri pratik işler ve vazifeler demek olan amelî hükümler (ahkâm-ı şer'iyye a'mâl-i şer'iyye) İkiye ayrılır:

a) İbadetler.    İnsan fikrini, ruhunu ve  iradesini terbiye eder. ibâdetlerin ruhu ihlâstır, yani ifa edilişlerinde dünya menfaati gözet­meyerek sırf rızâ-ı Hakk'ı gaye edinmektir. İbadetlerin kaynağı Ki­tap, sünnet ve bunlara râci' olan icmâ'    ve kıyastın İbadetler sırf ilâhî haktır, artmaz, eksilmez ve zamanla değişmez.

b) İnsanlar arasındaki   hjjkûkî  münasebetleri  düzenliyen   mua­melât.  Muamelatın ruhu adalettir. Esasları     Kur'ân'da ve sünnette mevcuddur. Bunlarda ictihad câridir, [6]

 

3. Ahlâkî Hükümler:
 

İnsanların kendi aralarında ve diğer canlılarla (hatta belki can­sızlarla) olan münasebetlerini düzenliyen, âdâb-ı  muaşeret kaidelerini gösteren ve nefsin terbiyesine dayanan hükümlerdir. İslâm ah­lâkının hükümleri Kitap ve sünnette tafsîlâtiyle anlatılmıştır. Ah­lâkta «Allah'ın  emrine  saygı ve yaratıklara  merhamet»  mühim  bir

esastır, Ahlâki hükümlere kalbî ve vicdanî hükümler de denir [7]

Dînî hükümlerin kaynağı dörttür; Kitap, sünnet, icma' ve kıyas. Son ikisi kitap ve sünnete, hatta sünnet de kitaba İrca' edilebilir. Kitap aslü'I-usûldür. Şer'î hükümler her ne kadar bize hitap edişleri ve onların tarafımızdan îfâ ediliş tarzı bakımından üçe ayrılmışsa da (i'tikadî, amelî, ahlâkî), bîr bakıma hepsi de Ptikadîdir. Şöyle ki dinî bir hüküm hangi gruptan olursa olsun kitap veya mütevâtir sünnetle sabit olmuşsa onun dinden olduğuna ve islâmî bir hüküm bulundu­ğuna İnanmak vâcibdir. Bu bakımdan sübûtu kat'î olan bütün dinî hü­kümler sabit oluş yönünden İ'tikadî sayılır. Meselâ; islâmda gıybe­tin kötü huylardan, tevazuun da güzel ahlâktan olduğuna inanmak vâ cibdir ve bu i'tikadî bir hükümdür. Buna mukabil gıybetten kaçınmak ve mütevâzi' olmak ahlâkî bir hâdisedir.

Şer'î hükümlerin i'tikadî olanlarıyla akaid ve kelâm ilmi, amelî olanlarıyla fıkıh, ahlâkî olanlarıyla da ahlâk ve tasavvuf ilimleri meş­gul olur. [8]

 

B. Akli  Hükümler
 

Bir şeyin, bir mefhûmun «varoluş» (vücüd) mefhumuyla müna­sebeti hakkında aklın verebileceği hüküm üçtür: vücûb, imtina' ve İmkân. Zira varlık (vücûd) mefhûmunu bir şeye nisbet etmek veya iki şeyi «vücüd» ile birbirine bağlamak ya vâcib [zarurî, kaçınılmaz) olur: «Allah vardır, dört sayısı çifttir» gi­bi; veya mümteni' olur: «Zıd olan iki şey (çelişik İki şey) birleşir, dört sayısı tektir» gibi; yahut da mümkin olur: «İnsan vardır, yazı yazma özelliğine sahiptir» gibi. Bu hükümleri giyen mefhûmlara vâ­cib, mümteni' ve mümkin denir. [9]

 

1. Vâcib:
 

Zâtı varlığını gerektiren, başka bir ifadeyle varlığı zatının muk-tezâst (gereği) olan, varoluşunda başkasına muhtaç olmayan şeydir.

Vâcib : Varlığı zatının aynı olan, yani varlığı ile zatı arasında başka­lık (muğâyeret) bulunmayan, diye ta'rîf edilir. Vâcib aynı zamanda yokluğu mümtenî' olan, yokluğu kabul etmeyendir. Yokluğu kabul et­meyiş kendinden dolayı ise vâcib lizâtihi adını alır. Yukarıda yapılan ta'rîfler buna aitti, Allah'ın zatı gibi. Şayet vacibin, yokluğu kabul etmeyişi kendinden değil de başka şeyden ötürü ise vâcib liğayrihi adını alır, Allah'ın sıfatları gibi. Zira Allah teâlânın sıfatları da zatı gibi yokluğu kabul etmez, ancak bu, kendiliklerinden değil zât-ı ilâ-hiyeden ötürüdür. Vâcib lizâtihinin hükmü (özellikleri) şöyle sırala­nabilir :

a)  Varlığına yokluk sebkat etmemiştir, yani varlığının başlangı­cı yoktur. Veya şöyle söyliyelim :    Bir zaman tasavvur olunamaz ki Vâcib lizâtihi henüz var olmamış olsun. Aksi takdirde Vâcib lizâtihi sonradan var edilmiş olacaktı ki bu durumda bir var ediciye muhtaç bulunacaktı. Halbuki bu, vücûb mefhûmuna aykırıdır. O halde Allah ezeli ve kadîmdir.

b) Vâcib lizâtihinin başlangıcı olmadığı gibi.varlığının sonu da yoktur. Zira başlangıcı olmayanın sonu da olmaz. O halde Allah ebe­dî ve bâkıydir de.

c)  Mürekkeb değildir. Vâcib lizâtihi atomlardan, cevher ve araz­dan-veya madde ve suretten mürekkeb değildir. Zira mürekkeb var­lık kendisini terkîb eden cüz'lere ve bunların birleşmesine muhtaç­tır. Vâcib lizâtihi için bunu düşünmek mümkün değildir. [10]

 

2.  Mümkin, caiz :
 

Ne varlığı, ne de yokluğu zatının muktezâsı olmayan, zâtına nis-betle varlığı da yokluğu da müsâvî olandır. Mümkin, varlığı da yok-yokluğu da vâcib olmayan veya varlığı da yokluğu da mümteni' ol­mayan, diye de ta'rîf edilir. Mümkünin özellikleri:

a) Mümkinin varlığı da yokluğu da müsâvî bulunduğundan var olmak için mutlaka   bir sebebe muhtaç olur;    bu sebep (müreccih) onun varlığını yokluğuna tercih eder. Buna mukabil yokluğu için se­bebe ihtiyaç yoktur. Haddi zatında mümkin olan bir mefhûmun reali­tede olmasını sağlayacak bir müessir yoksa veya var olan mümkinin varlığının devamını sağlayacak sebep bulunmuyorsa kendisi yok olur.

b) Mümkin, sebebinden önce veya sebebiyle beraber var ola­maz. Mutlaka sebebinden sonra bulunur. Bunun içindir ki mümkin hâdiştir. Mümkinin sebebinden önce var olamıyacağı gayet açıktır. Zi­ra mümkin ancak kendisinden önce var olan bu sebebin te'siriyle var olacaktır. Mümkin, sebebiyle beraber var olsaydı onun özelliğini ta­şırdı. Halbuki kendisi sebep değil müsebbebdir. [11]

 

3. Mümteni, muhal, müstâhil :
 

Yokluğu zâtının muktezâsı olandır ki varlığı kabil değildir: Allah yoktur, dört sayısı tektir gibi. Mümteni'in özelliği hiç bir suretle var olmamaktır, bu, onun mahiyetinin gereğidir. Mümteni'i aklen var olan bir nesne gibi tasavvur etmek dahi mümkün değildir [12][13]


[1] bk.   et-Tehânevî,   Keşşâfu   ıstılâhâü'l-funûn,   ve   el-Curcânî,   et-Ta'rifât, • el'hukm»  maddesi.

[2] Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Kelam İlmi, Damla Yayınevi:58-60.

[3] et-Tehânevî,   ag.e.,   aynı   yer;   et-Teftâzânî,   Şerhu'l-'Akâid,   mukaddime.

[4] Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Kelam İlmi, Damla Yayınevi:61-62.

[5] Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Kelam İlmi, Damla Yayınevi:62-64.

[6] Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Kelam İlmi, Damla Yayınevi:65-66.

[7] bk. İzmir...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hükümler
« Posted on: 18 Ağustos 2019, 14:03:19 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hükümler rüya tabiri,Hükümler mekke canlı, Hükümler kabe canlı yayın, Hükümler Üç boyutlu kuran oku Hükümler kuran ı kerim, Hükümler peygamber kıssaları,Hükümler ilitam ders soruları, Hükümlerönlisans arapça,
Logged
22 Şubat 2014, 11:55:19
Rabia nur kaplan 8.D

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 461



« Yanıtla #1 : 22 Şubat 2014, 11:55:19 »

• Rabbin hakkı için, onlar (İnsanlar) aralarında çıkan çekişmeli işlerde; seni hakem yapıp, sonra da içlerinde burukluk duymadan verdiğin hükme talip olmadıkça; inanmış olmazlar.   
• Ey iman edenler! Allah'a ve Rasülüne ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin! Eğer bir şeyde çekişmeye (ihtilafa) düşerseniz o meseleyi Allah'a ve Rasülüne götürürsünüz. Eğer, Allah'a ve ahiret inanıyorsanız; Bu sizin için daha hayırlı ve en güzel bir hüküm vermedir."     
• Ben insanların kalplerine göre değil, dış görünüşlerine (söylediklerine) göre hükmetmekle emrolondum.       
• Hükmetmeyen İslâm, İslâm olmadığı gibi; İslamı hük-mettirmeyenler de müslüman değillerdir.       
• İnsanlara kafa ile egemen olunur.   
• Egemen olamayan, boyun eğer.
• Kendine hakim olan, başkalarına da hakim olur. Başkalarına hakim olan devleti de yönetir.
• İnsanlar hakkında bilmediklerine göre değil, bildiklerine göre hüküm ver.
• Bugününe hakim olmayan; geleceğine hakim olamaz.
• Hizmet edemiyorsan;, hiikmedemezsin.
• Geceleri mahkum olan, gündüzleri hâkim olamaz.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &