ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > İz Bırakanlar > Onun için sevmek
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Onun için sevmek  (Okunma Sayısı 422 defa)
24 Haziran 2010, 17:58:52
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 24 Haziran 2010, 17:58:52 »



O'nun İçin Sevmek




Soru: Allah sevgisini anlatırken, "Müşrikler sevdiklerini Allah gibi severler, mü'minler ise Allah'tan ötürü alâka duyar ve sinelerini açarlarAllah'ı seviyor gibi sevmekle, Allah'tan ötürü sevmek birbirinden çok farklı şeylerdir" diyorsunuz Acaba, Allah'tan ötürü sevmenin ölçüsü nedir?

Cevap: Müşriklerin, mahlukâtı Allah'ı sever gibi sevdiklerini Kur'an-ı Kerim açıkça ifade etmekte ve "Öyle insanlar vardır ki Allah'tan başkasını Allah'a denk tutar, tıpkı Allah'ı severcesine onları severler" (Bakara 2/165) buyurmaktadır Aslında onlar, Allah'ı bilmiyorlar; bilmedikleri ve O'na inanmadıkları için de O'nu sevmiyorlar Allah'tan başkasını severken de, Allah'a vermeleri gerekli olan aşk u alakanın bütününü mahlukâta yönlendiriyorlar Kalbî alaka, irtibat ve sevgileri o seviyede oluyor ki, öyle bir sevgi sadece Allah'ın hakkıdır Fakat onlar, sevgilerini cismâniyet, şehvet ve nefs-i emmâre üzerinde temellendiriyor; gelip geçici, fânî varlıklara verilmemesi gereken ve sadece Allah'ın hakkı olan sevgiyi başkalarına veriyorlar

Mü'minlere gelince onlar, her şeyden önce Allah'ı severler ve başkalarına karşı alâkayı da O'nun sevgisine bağlarlar, sevgileri O'ndan ötürüdür İnananlar, her şeyden evvel ve her şeyin önünde, mutlak Mahbub olarak Allah'a gönül verir; sonra da O'ndan ötürü, başta Peygamber Efendimiz olmak üzere bütün nebîleri ve velîleri severler Nebîleri ve velîleri severler; çünkü onlar, Cenâbı Hakk'ın maksatlarını takip ve temsil ederler ve O'nun yeryüzündeki halifeleri olarak dünyanın imar ve tanzimine nezarette bulunurlar Mü'minler, nebîleri ve velîleri severken meseleyi Allah sevgisine bağladıkları gibi anne-baba, gençlik, bahar gibi şeylere karşı sevgilerini de onların Allah'la münasebetlerine bağlarlar Mesela; bu âlemi, Allah'ın güzel isimlerinin bir tecelligâhı ve öteki dünyaların da bir mezraası olması açısından severler

Evet, kendi mertebe ve seviyelerine göre mü'minlerin Allah sevgileri de, başkalarına karşı aşk u alakaları da izafîdir Çünkü, sevgi, marifetin bağrında boy atar, gelişir; herkes ilim ve irfanı nisbetinde bir sevgi derinliğine ulaşır Kim Cenâb-ı Hakk'a ne kadar inanıyorsa O'nu işte o kadar sever Bu açıdan da sevgi izâfîdir Dolayısıyla, insanların inanç mertebelerine göre sevgi mertebeleri vardır Yani, düz bir insan, kendi seviyesinde bir çeşit Allah'la münasebet içindedir; o kendi mertebesine göre bir aşk u alakaya ulaşmıştır Düz insan, ilme'l-yakîn merdiveninde yükseliyor demektir ama ilme'l-yakînin de belki yüz basamağı vardır Bir kul, ilme'l-yakînden ayne'l-yakîne, ondan da eğer dünyada mümkün ise, hakka'l-yakîne geçerek marifetini derinleştirebilir ve marifetinin derinliği nisbetinde de Cenâbı Hakk'la daha farklı bir münasebet içine girer, daha engin bir Allah sevgisine erişir Öyleki, bu mertebelerden ‘ayne'l-yakîn' basamağına çıkabilenler, bütün kâinatı bir Kur'ân gibi okuyabilecek dereceye erer ve her varlığın bir dil olup O'nu anlattığını duyar gibi olur Tevbe, inâbe ve evbe kapılarından yakîn koridoruna giren bir kul, teyakkuz içinde ve sabırla marifet mertebelerini kat' ederse zamanla aşk, şevk, iştiyak, üns, rıza ve temkin makamlarına da ulaşabilir Evet, O'nun adı duyulduğu zaman burun kemikleri sızlayacak kadar sevdalanmaya aşk; O'nun sevgisinden hasıl olan istek, neş'e ve sevinçle devamlı köpürüp durmaya şevk; bunların, insan tabiatının bir derinliği haline gelmesine iştiyak; O'ndan gelen her şeyi gönül hoşnutluğuyla karşılamaya rıza; duyma, hissetme ve O'nun sevgisiyle kendinden geçme hislerine karşı dikkatli davranarak kulluk edebini korumaya da temkin diyoruz ki bunların her biri Allah sevgisinin değişik dalga boyundaki tecellileri ve neticeleridir

Eğer bir insan, bütün eşyayı O'nu anlatan bir dil olarak görüyor, her şeyi O'ndan kabul ediyorsa; canlı-cansız her varlığı bir yönüyle O'nu gösteren, O'nu aksettiren aynalar şeklinde, O'nun mir'âtı olarak değerlendiriyorsa, üzerlerinde O'nun mührünü gördüğü, O'nun kudretini okuduğu, O'nu müşâhede ettiği ve O'nu duyduğu aynalara karşı alaka duyması da O'ndan ötürüdür Şu kadar var ki, insan O'na karşı ne kadar alaka duyuyorsa, o aynalara karşı alakası da o kadar derin olur Bundan dolayı bazı büyükler, belki de bu münasebeti sezemeden doğrudan doğruya eşyaya karşı derin bir alaka duymuşlardır Yani, bir yaprağa karşı dahi derin bir alaka duymuş, bir çöpe bile kıymet vermiş; onda, O'na dair çok değişik şeyler müşahede etmiş etmiş fakat, ilk anda o münasebetin farkına varamamışlardır O münasebetin farkına vardıkları zaman da gönülden bir "oh" çekmiş, derin bir huzur nefesi almışlardır Üstad hazretlerini bu mevzuda değerlendirme bize düşmez, onun ufku çok derindir, biz ona yetişemeyiz Fakat, ister bir tefekkür hazinesi olan Yirmidördüncü Mektup'taki ifadelerine, ister Yirmialtıncı Lema'daki ricâlara, isterseniz de Hastalar Risalesi'ndeki devalara bakın; onun bazı ızdıraplarına, gurbetinden şikayet ettiği bazı hallerine şahit olacak ama bütün o sözleri aslında varlığa karşı derin bir aşk u alakanın ifadeleri olarak okuyacaksınız Önceki ızdırap ve gurbet gamzeden cümlelerin daha sonra huzur ve kurbet nağmelerine dönüştüğünü fark edeceksiniz Nazarlarını eşyadan kurtarıp onların sahibine çevirdiği zaman, elem ve ızdıraplarının gittiğini, onların sebep olduğu yaralara adetâ merhem sürüldüğünü, her derde bir deva yaratan Allah'ın onun muvakkat gurbetlerini, elem ve hicranlarını da kendi varlığını duyurmak suretiyle ve ebedi saadet inancıyla izale ettiğini göreceksiniz

Bu açıdan, insanların Cenâb-ı Hakk'a karşı aşk u alakası farklı farklıdır ve her kulun Allah'a karşı alakası onun irfanı ölçüsündedir Aynı zamanda bu alaka, Cenâbı Hakk'ın o kula karşı teveccühünün de bir ifadesidir Allah'ı delice seven bir insan bilmelidir ki; Cenâb-ı Hakk'ın da o insana o ölçüde bir teveccühü vardır Evet, insan Allah'ı gerçekten seviyor, O'na "Sensiz edemem" diyebiliyorsa, onun da Allah indinde öyle bir yeri vardır Allah indinde yerinizin nasıl olduğunu öğrenmek istiyorsanız, Allah'ın sizin yanınızdaki yerine bakın Sizin için O bir aşk, iştiyak ve cezbe kaynağı ise; O'nun arzusu ile oturup kalkıyorsanız; bir yönüyle, her şeyde O'nu görmeye çalışıyor, çehresine baktığınız her varlık hakkında "Bundan O'na dair nasıl bir emare çıkarabilirim" diye düşünüyorsanız, O'nun nezd-i Ulûhiyette sizinle -bikem u keyf- öyle bir münasebeti var demektir O'nun öyle bir münasebeti olunca, mele-i âlânın da öyle bir münasebeti olur Dolayısıyla mesele tedellî ile başlar; sizinki öyle bir tedellîye sadece bir cevaptır Fakat, eğer bir insanın Allah'a karşı o denli bir aşk u alakası yoksa, o bilmelidir ki; onun teveccühten nasibi de ona göredir Böyle bir insanın da, "Eğer O Şems-i ezelî ve ebedî bana teveccüh buyursaydı, bende de sevgi ve aşk u alaka adına bir parlaklık olması gerekmez miydi?" diye düşünmesi ve ilahî teveccühleri alabilmek için yapması gerekenler ne ise onları yerine getirmesi lazımdır Çünkü o, ancak böyle düşünür ve meselenin gereğini yaparsa, içinde bulunduğu karanlık atmosferden sıyrılabilirMeseleye böyle bakmazsa sıyrılamaz; hep o karanlık atmosferde kalır Mesele O'nda başlasa ve O'ndan bize gelse de, bizim liyakatimiz ve O'ndan gelecek üns esintilerine, ilahi tecellilere gönlümüzü açık tutmamız da çok önemlidir

Putların En Şerlisi

Söz gelmişken, önemli bir hususu istidrâdî olarak arz edeyim: Biz, fert fert "ben"den, benlikten sıyrılmalı ve aradan çıkmalıyız ki haylûlet olmasın; yani, kalbimizle Rabbimiz arasına girilmesin ve ilahî tecellilerin önü kapanmasın Evet, bu haylûlet meselesi çok hassas bir konudurDiyelim ki, bir insan çocukluğundan beri insanlara va'z eder, Allah Teâla'yla, Peygamberimiz'le alakalı bir şeyler anlatmaya çalışır Anlattığı mevzular hep Cenâb-ı Hakk'ın zâtıdır, sıfatlarıdır, esmâsıdır Fakat o, benlikten sıyrılamamış, konuşurken hak ve hakikate tercüman olma yerine kendini ifade etmeye çalışmış, Allah'ı anlattığını zannettiği yerde bile benliğiyle kirlettiği üslup ve edâ ile aslında çok defa kendini anlatmıştır Bu açıdan onun bu anlatmasına, Alah'ı anlatma da denemez; çünkü o nefsinin dellalığını yapmıştır Bunu tâmim edebiliriz, başka sahalarda da aynı mevzuyu düşünebiliriz Mesela, bazıları bir yerde, dine ve millete hizmetin bir faslında işin içine girerler Cenâb-ı Hakk'ın hazırladığı bir kısım imkanları ve bazı argümanları değerlendirmeye çalışırlar Zahiren yapmak istedikleri şey de güzel gibi görünüyordurFakat, o işin içinde zerre kadar kendilerini ifade etme mülahazası da varsa şirke girmiş ve o işi de kirletmişler olurlar

Çünkü, insan da, onun vesile olduğu ve vasıtalık ettiği işler de sırf Allah için olmalıdır "Sırf" Allah için olması gerekince, başkası için olmanın en küçüğü bile karışırsa bozulur onun mahiyeti ve sırf Allah için olmaz artık o Mesela, bir gazete çıkarırsınız, bir televizyon kanalı kurarsınız ve bunlarla dininizi, milli kültürünüzü anlatırsınız; çok güzel işlerdir bunlar Fakat, yaptığınız bu hayırlı işe, aynı zamanda, gazetecilikte ne kadar profesyonel olduğunuzu gösterme, gazete mizanpajındaki ustalığınızı duyurma, televizyonculukta ne kadar başarılı olduğunuzu anlatma mülahazalarını da katarsanız; "şu programlarda şöyle bir iş evirdim, çevirdim; şöyle yaptım, şunu şöyle planladım" duyguları sararsa içinizi; hatta o mevzuda başkalarının mesaisini de hiç görmez, sadece kendinizi nazara verir ve her türlü başarıyı şahsınıza nisbet ederseniz dahası, çok defa kendinizi nefyediyor gibi konuşur ama kendinizi nefyederken bile nefsiniz adına kocaman kocaman, sarsılmayacak âbideler dikme peşinde olursanız işte o zaman her şeyi kirlettiniz, şirke girdiniz demektir Evet, abidelerin en tehlikelisi, en öldürücüsü, putların Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, İsaf ve Naile'den de şerlisi tevazu, mahviyet, hacâlet ve kendini nefiy çerçevesinde ortaya konanlarıdır Mahviyet edâlıdır bunlar, tevazu bohçasına sarılarak ortaya ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Onun için sevmek
« Posted on: 17 Temmuz 2019, 07:35:29 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Onun için sevmek rüya tabiri,Onun için sevmek mekke canlı, Onun için sevmek kabe canlı yayın, Onun için sevmek Üç boyutlu kuran oku Onun için sevmek kuran ı kerim, Onun için sevmek peygamber kıssaları,Onun için sevmek ilitam ders soruları, Onun için sevmekönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &