ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > İz Bırakanlar > Mehmed akif in Kuran a bakısı 2
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mehmed akif in Kuran a bakısı 2  (Okunma Sayısı 437 defa)
09 Ekim 2010, 16:43:22
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 09 Ekim 2010, 16:43:22 »



MEHMED AKİF’İN KUR'ÂN’A BAKIŞI (2)


Üstad Akif, yapılacak ilk işin cehaletten kurtulup ilim sahibi olmak gerektiğine inanır. Kur'ân-ı Kerim’in bu konudaki "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 39/9) mealindeki ayetini, bir manzumesinin başlığı yapar. Ayet-i kerime bütün zamanlarla olduğu gibi kendi devri ile de yeni nazil olmuşçasına iletişim içindedir. Kur'ân, Akif ’in hayatına girmiş, onunla içice olmuştur; devamlı surette ona hitab etmekte, cevaplar istemektedir. O da mesele üzerinde etraflıca düşünüp cevap vermekte, maksadını tefsir ederek, anlayışı ve duyuşu kıt olanların bile anlayacağı şekle getirerek yazmaktadır. Ayetin, bilenin bilmeyenden farklı olduğunu bildirmesinden, bilmeyenin hayvana benzetildiği sonucunu çıkarıyor, öyle yorumluyor. Çünkü insanla hayvan arasındaki başlıca fark, ilimdir. Öyle ise bilmeyenlerin, bu hayvanlıktan kurtulması icab eder. Aksi halde bilenler kendilerine hükmedecek, onları çalıştıracak, yüke koşacaktır. Bu cehalet, İslâm güneşinin de ışığını geçirmesine mani olan koyu bulutlar yığmıştır. Cahiller ille de felakete gideceklerse, hiç değilse Allah’tan utanıp dinlemedikleri İslâm’ı da beraberlerinde batırmamalıdırlar. Fakat, heyhat! Bu anlayış da yine ilim sayesinde olabilir. Cahil onun da farkında değildir.

"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"
Olmaz ya! Tabiî... Biri insan, biri hayvan!1

diye başlayan bölümde, cehaletten kurtulmanın şart olduğunu haykırır. Üstad burada "Allah’ı layıkıyla tazim edip O’na saygı duyanlar, âlimlerdir” (Fâtır, 35/27) mealindeki ayet kabilinden bazı naslara telmih etmektedir.

Mehmed Akif ’in tefsiri konusunda şu önemli gerçekleri unutmamak gerekir: Bir nebze işaret ettiğimiz üzere, onun tefsiri, serbest bir tefsirdir. Gayesi, bir çok tefsir kitabında bulduğumuz lafız tahlilleri değildir. Zira bunların yeri başkadır. Önemsemediğinden değil, ancak makam münasip olmadığından ve zaten o ihtiyaç başka eserlerle giderildiğinden bunlara yer vermez. Onun esas gayesi, Kur'ân’ın hidayetini, etkin bir tarzda millete mal etmektir. Bundan ötürü ayetin gah maksadını, gah semeresini ve neticesini gösterir. Bazen zıddını bildirir, yani bu durumun olmaması halinde ortaya çıkacak vaziyeti bildirir. Bazen misalini, benzer bir durumunu bildirmek suretiyle ayeti açıklar. Aşikârdır ki bütün bu yollar, tefsir nevilerine dahildir. Bunları, şiirin füsünkâr, büyüleyici tesiriyle, balmumu gibi şekil verdiği aruz ve kafiye âhengiyle müşahhas olarak sergiler. Tabloya bir de hareket unsuru katmakla muhatabın aklına ve kalbine, hayaline ve hissine hitab ederek onu tam bir etki altına alır. İfadesinde kullandığı unsurlar, verilen misaller, realiteden alındığından, okuyucuya da ayetin, sanki şimdi nazil olduğunu hissettirir.

Mehmed Akif, Kur'ân’ın, bir başka şiirine başlık yaptığı "Siz iyiliği emreder, kötülüğü meneder, Allah’a inanır olduğunuzdan, insanların hayrı için meydana çıkarılmış en hayırlı bir milletsiniz" (Al-i İmran, 3/110) mealindeki ayetini tekrar tekrar okur. Kur'ân’ın, Müslümanlardan, hangi vasıflarla bezenmelerini istediğini öğrenir. Saadeti, bu vasıflara bağladığını düşünür. Sonra prensibin güzelliğini bildirmekle yetinmeyip, kabil-i tatbik olduğunu anlatmak için Asr-ı saadetten, İslâm tarihinin ilk neslinden başlayarak bu evsafta olan Müslümanların, tarih içinde yaşayışlarıyla, defalarca bu gerçeği ispatlayan tabloları göz önünde canlandırır. Müteakiben düşüş ve çöküş sebeplerini inceler. Sebebinin, Kur'ân’ın istediği o meziyetleri terkedip, aksine tehlikeyi haber verip sakındırdığı halde yasakladığı işleri yapmamızda olduğunu anlar. Müslümanlar, Kur'ân’dan aldıkları feyizle, tarihleri dehşete düşürecek pek sür'atli bir gelişme göstermişlerdi. Dinimiz, ahlâkımız, ilmimiz, kuvvetle birlikte olan adaletimiz, ihsanımız vardı. Bunun sebebi Allah’ın, Müslümanları, insanların faydası için, onlara numune yapmak iradesidir. Bu örnek olmayı sağlayan, emr-i maruf nehy-i münker (iyiliği yayma, kötülüğü önleme) prensibidir. Bunun da kaynaklandığı menba, Allah’a gerçek surette imanlarıdır.

Son devirde Müslümanlar, cemiyeti sarsan, yıkan, çürüten fesat unsurları kol gezerken, "Her koyun kendi bacağından asılır" diye nemelazımcılığa düştüklerinden gerilediler. İyilerimiz, artık görüp de aldırmayanlar oldu. Sözüm ona "hoşgörü" sahibi olan tipler övüldü. Yanlış bir müsamaha zihniyeti yayıldı. Yanlış, çünkü müsamaha, yapıcı bir sonuca götürürse övülmeye layıktır; halbuki bu durumda sonuç toplumun zararıdır. Çünkü bu müsamaha hakikatsizdir, sahtedir. Böyle oluşunun delili de şudur ki: Kendisinin şahsına ait en ufak bir menfaati zedelenirse, mesela maaşı verilmez veya geciktirilirse ortalığı velveleye verir. Ama milletin menfaati heder olurken, cemiyetin günden güne batışı karşısında "hoşgörülü" olur. Bu, müsamaha değil, umursamazlıktır. Toplumun çöküşünü, sahte bir dindar tavrı ile: "Ne yapalım, Allah böyle takdir etmiş!" diyerek geçiştirirken, kendisinin tüyüne zarar gelmesi halinde arslan kesilir. Bu, milleti düşünmek değil, tevekkül değil, sahtekârlıktır, edepsizliktir.

Manzumede bu fikirlere yer veren Akif, böylece ayeti tefsir etmektedir.

Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:
Gelmişiz dünyaya milliyyet nedir öğretmişiz!
2

diye başlayan bölümde bu fikirleri vurgular.

Toplumda kötülüklerin yayılması, ekseriya birtakım yarı doğrularla kamufle edilmek suretiyle olur. Mesela hayâsızlık, yıkıcı fikirler neşredenler "hür basının" lüzumundan dem vururlar. "Her şey serbest olsun, halkımız iyiyi kötüden ayırdeder. Zaten iyi ve kötü konusunda herkes için geçerli objektif kıstaslar tesbit etmek mümkün değildir. Hepsinin serbest olması, basına tahdit getirilmesinden daha yararlıdır. Sonra, zararlı bile olsa, onu da tanıtmalı ki millet ders alsın, ondan kaçınsın vs." derler. Halbuki hürriyet adına, milleti ayakta tutan rükünleri yıkmak doğru mudur? Milletin iffet ve hayâ duygusunu köreltmekle basın özgürlüğü, gerçek tenkid, emr-i maruf, neyh-i münker arasında ne münasebet vardır; Allah’ın gönderdiği ve milletin tamamına yakın bir ekseriyetinin kabul ettiği ve bin yıllık tarihi boyunca kimliğini kendisinden aldığı, uğrunda yüz binlerce şehid verdiği İslâm’ı tanıtmak bazılarına göre "din propagandası, vicdanlara baskı, dîni siyasete alet etmek, irtica, taassup" oluyor. Ama Müslüman milletin vergileriyle yapılan okullarda dinlerini öğretmemek, öğretmek isteyen hususi okullara da müsaade etmemek, din hürriyetini ortadan kaldırmak olmuyor. Şahıslara hakaret zulüm sayılıyor da, milletin mukaddes bildiği dinî esaslarla alay etmek, fikir özgürlüğünün himayesinde kabul ediliyor.

İşte böylece, toplumda insanları bir fikre, bir tutuma, bir teşebbüse çağıran herkes hamiyyet ehli görünür. Millet, hürriyet, müsamaha, demokrasi, çağdaşlık gibi masum bir siper arkasına saklanır. Halbuki tarihte ve devrimizde vaki olan bir çok tecrübe ile anlaşılmıştır ki zararlı zihniyetler, insanları, dış yüzlerindeki yaldızlarla aldatmışlardır. Yıkıcı olan hiç bir kimse: "Ben müfsidim, bozmak istiyorum" demez. Öyle ise millete düşen, dikkatli, basiretli, uyanık ve bilgili olmaktır. Piyasada dolaşan altınları mihenge vurmaktır. Veya yol gösteren âlimlere kulak vermektir. Sadece iddialara, yaldızlara, sloganlara kanmamaktır. Zira desîseleriyle, planlarıyla, kızarmaz yüzleriyle sûret-i haktan görünen çok kundakçılar, kuzu postuna bürünen çok kurtlar vardır.

Böylece, gayesiz bir düşünce ile ecnebileri körü körüne taklid ederek mevcut olan birçok değerimizi yıkmışız. Yıkmadık bir aile, bir de din kaldı. Şimdiye kadarki yıkılışlarımız, azim ve ciddiyetle tamir edilebilir. Ama Allah korusun, ailenin iffet ve hayâsı giderilirse, millet dinden uzaklaştırılırsa, artık varlığımız devam edemez. Bozguncu, kendi namusundan cömertlik ederse, ne hali varsa görsün, fakat milleti o yöne götüremez. Zira aile fıtrîdir, tabiata karşı çıkılamaz. Dinsiz milletin yaşaması mümkün değildir. Batıl dinlere mensup cemiyetlerde bile dinsizler, yok hükmünde çok küçük bir istisna teşkil ederler. İlim ve teknikte ilerlemek, dinsizlik için bahane yapılamaz. Zira Batının maddeten ilerlemiş milletleri dinlerine fazlasıyla bağlıdırlar. Aziz milletimiz, siz onların bilimsellik iddialarına aldanmayın, biz onların bilimlerini pek iyi biliriz: O da kendi Şark medeniyetimize bakmamak, Batıyı da bilmemektir. Üstad Akif, naklettiğimiz bu değerlendirmelerini, bir ayetin tefsiri mahiyetinde, müfsid münafıklardan başka kimsenin rahatsız olmayacağı, oldukça heyecanlı ve millet adına öfkeli bir üslupla dile getirir. Manzumenin başlığı olan ayetin meali şöyledir: "Onlara: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın!’ denildiği zaman, ‘Biz ıslahtan başka bir şey yapmıyoruz!’ derler. Gözünü aç, iyi bil ki: ‘Onlar yok mu, işte asıl müfsitler onlardır!’ lakin farkında değiller." (Bakara, 2/11-12).

Bir yığın kundakçıdan yangın görenler milleti,
Şimdi inmiş zanneder mutlak şu müthiş ayeti!
3

Ûstad Mehmed Akif ’in Kur'ân anlayışını bu mahdut çerçeveye sığdırmak pek zor. O, bu tefsirlerini Sırât-ı müstakim, Sebîlü'r-reşâd haftalık dergilerinin "Tefsir" sahifelerinde, cami kürsülerinde, gerek Meşrutiyetten sonra İstanbul’da, gerek 1920'den itibaren İstiklal mücadelesi için göçtüğü Anadolu’da ve Safahât'ının birçok manzumesinde ifade etmiştir. Tesbit ve tahlil ettiğimiz notlarımız pek çoktur. Fakat daha fazla uzatmamak için, oldukça orijinal bulduğumuz son bir tefsir örneği ile yazımıza son vermek istiyoruz.

Balkan faciasından sonra Mehmed Akif, Safahât'ın 3. kitabı olan "Hakkın Sesleri" bölümünün ilk manzumesini 27 Aralık 1913'te yazmıştı. Bu manzume Âl-i İmran sûresinden mülhem olup Akif tarafından verilmiş olan meali şöyledir: "(Yâ Muhammed!) de ki: Ey mülk...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Mehmed akif in Kuran a bakısı 2
« Posted on: 01 Haziran 2020, 02:13:35 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Mehmed akif in Kuran a bakısı 2 rüya tabiri,Mehmed akif in Kuran a bakısı 2 mekke canlı, Mehmed akif in Kuran a bakısı 2 kabe canlı yayın, Mehmed akif in Kuran a bakısı 2 Üç boyutlu kuran oku Mehmed akif in Kuran a bakısı 2 kuran ı kerim, Mehmed akif in Kuran a bakısı 2 peygamber kıssaları,Mehmed akif in Kuran a bakısı 2 ilitam ders soruları, Mehmed akif in Kuran a bakısı 2önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &