ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > İz Bırakanlar > Hulefâi Râşidin den hayat düsturları 2
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hulefâi Râşidin den hayat düsturları 2  (Okunma Sayısı 375 defa)
02 Kasım 2010, 17:10:39
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 02 Kasım 2010, 17:10:39 »




Hulefâ-i Râşidin’den Hayat Düsturları -2- Hazret-i Ömer -radıyallahu anh-(634-644)


İkinci halîfe Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- da, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in nurlu izinden giden, O’nun yolunu sadâkatle devâm ettiren, hâl ve davranışlarıyla âbideleşen örnek bir İslâm şahsiyetidir.

Hazret-i Ömer, îmân ile şereflenmezden evvel, merhamet mahrumu, hak ve hukuk tanımaz câhiliye insanlarının tipik bir misâliydi. Îmanla şereflendiğinde ise, ince, diğergâm, hikmet ehli, adâlet âbidesi bir insan hâline geldi. İslâm’dan evvelki sert ve haşin mizaçlı Ömer eriyip gitti; onun yerine gözü yaşlı, gönlü şefkat ve merhamet dolu, karıncayı dahi incitmekten sakınan, dâimâ ümmetin saâdetini düşünen, yüksek mes’ûliyet şuuruna sahip bir “Hazret-i Ömer” geldi.

“Fırat’ın kenarında bir kuzu zâyî olsa, bu sebeple Allâh’ın beni hesaba çekmesinden korkarım.”1 diyerek kendisini sürekli bir nefis muhâsebesine tâbî tuttu. Geceleri sırtında erzak çuvalı ile, mahalleleri dolaşıp zayıfların, muhtaçların yanıbaşında bulunmaya; yetimlerin, öksüzlerin ve kimsesizlerin kimsesi olmaya başladı. Kırık gönülleri tesellî etmeden, gözyaşlarını silmeden, onlara tebessüm ettirmeden gönlü huzur bulmaz oldu. Öyle bir emânet ve mes’ûliyet şuuruna erdi ki, halîfeliği müddetince ümmetin işleri için gecesini gündüzüne kattı. Buna rağmen, hizmetini aslâ yeterli görmedi. Allâh Rasûlü’nü örnek aldığı için, zirve seviyedeki adâlet, dirâyet ve liyâkatine rağmen, vazîfesinin ağırlığı altında ezilen gönlünü hiçbir zaman teskin edemedi.

Uğradığı suikast sebebiyle ağır yaralandığında kendisine:

“–Yerinize birini tâyin etseniz!” denilmişti. O ise, hak ve adâlette kılı kırk yaran titizliğine rağmen şöyle cevap verdi:

“–Sizin mes’ûliyetinizi sağken üstlendiğim gibi (o mes’ûliyeti) vefat ettikten sonra da mı taşıyayım? Ben yaptığım halîfelikten bir mükâfat beklemiyorum. Bu vazîfedeki sevaplarımla vebâlimin birbirini dengelemesini ne kadar isterim! Ne lehime ne de aleyhime! Yeter ki (ilâhî mahkemede) muâheze edilmeyeyim!”2

Yerine, oğlu Abdullâh’ı bırakması teklif edildiğinde de:

“–Bir evden bir kurban yeter!” buyurdu.

İşte o mübârek sahâbî, ümmetin mes’ûliyetini yüklendiği, dertleriyle dertlendiği için, kendi dertlerini unutmuştu. Onun en mühim tasası, insanların huzur ve selâmetiydi. Bu yolda yegâne örneği de, Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- idi. O’nun Allah yolunda katlandığı çile ve ıztırapları hiçbir zaman unutmuyor, tıpkı karda yürüyen bir insanın izini takip edercesine, Efendimiz’in mübârek izinde mesâfe alıyordu.

Zühd ve İstiğnâ

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mübârek vücûdunda, yattığı hasırın izlerini görmüş ve içli içli gözyaşları dökmüştü. Fahr-i Kâinât Efendimiz ona niçin ağladığını sorunca da:

“–Yâ Rasûlallah! Kisrâ ile Kayser’in ne şekilde yaşadığı mâlûm! Hâlbuki sen, Allâh’ın Rasûlü’sün!” karşılığını vermişti. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- da:

“–Dünyanın onların, âhiretin de bizim olmasını arzu etmez misin, yâ Ömer?” buyurmuştu. (Müslim, Talâk, 31)

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ın halîfeliği zamanında, Sûriye, Irak, Filistin, Mısır gibi beldeler fethedilmiş, İran toprakları baştanbaşa İslâm devletinin sınırlarına dâhil olmuştu. Bizans ve İran’ın zengin hazîneleri Medîne-i Münevvere’ye akmaya başlamıştı. Toplumun refah seviyesi yükselmiş, fakat mü’minlerin halîfesi Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, bütün bu zenginlik ve bolluktan müstağnî kalmıştı. Devletin ihtişâmına, beytü’l-mâlin zenginliğine rağmen, o yine yamalı elbisesiyle hutbe okuyordu. Makâmının şöhretinden nefsini korumak için çok mütevâzı bir hayat yaşıyordu. Kölesiyle Şam’a girerken:

“–Sıra sana geldi, haydi deveme sen bin!” demişti. Kölesi ise:

“–Yâ halîfe! Beni halîfe zannederler.” diyerek itiraz etmek istediyse de, köleyi deveye bindirdi, kendisi yaya olarak Şam’a girdi. Böylece İslâm kardeşliğinin ne olduğuna dâir, hâtırası asırları aşan, müşahhas bir misâl bıraktı.

Halîfe Hazret-i Ömer, bâzen borçlanıyor, sıkıntı içinde hayâtını idâme ettiriyordu. Hazîneden ancak kifâyet miktarı bir tahsisat almayı kabul etmişti ve bununla da zor geçiniyordu. Onun bu mütevâzı hâli sebebiyle, kendisini tanımayan kimseler, onun, müslümanların halîfesi olduğunun farkına varamazlardı.

Ashâbın ileri gelenleri, halîfenin bu hâline dayanamadılar. Maaşını artırmak istediler. Fakat bunu kendisine söylemekten çekindikleri için, Peygamber Efendimiz’in zevcesi ve aynı zamanda Hazret-i Ömer’in kızı olan Hafsa vâlidemize başvurdular. Babasına bu teklifi arz etmesini istediler. Hazret-i Hafsa, ashâbın bu teklifini babasına açtı. Peygamber Efendimiz’in gün boyu açlıktan kıvranıp karnını doyuracak bir tek hurma bile bulamadığı günlerine şâhid olmuş bulunan3 Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, kızı Hafsa’ya:

“–Kızım! Rasûlullâh’ın yeme-içme ve giyimde hâli nasıldı?” diye sordu.

“–Kifâyet miktarı (ancak yetecek derecede) idi.” cevâbını alınca da sözlerine şöyle devâm etti:

“–İki dost (Hazret-i Peygamber’le Ebû Bekir) ve ben, aynı yolda giden üç yolcuya benzeriz. Birincimiz (Hazret-i Peygamber) makâmına vardı. Diğeri (Ebû Bekir) aynı yoldan giderek birinciye kavuştu. Üçüncü olarak ben de arkadaşlarıma ulaşmak isterim. Eğer fazla yükle gidersem, onlara yetişemem! Yoksa sen, bu yolun üçüncüsü olmamı istemez misin?” dedi.4

Ömer -radıyallâhu anh-’ın tek gâyesi, Allâh’ın rızâsı idi. Bu hedefe öyle büyük bir azimle yönelmişti ki, ona ulaşma yolundaki bütün iptilâ ve musîbetler nazarında bir hiç hâline gelmişti. Bu uğurda her türlü çile ve ıztırabı büyük bir sabır, rızâ ve teslîmiyetle karşılıyordu. Allah Rasûlü birçok defa kendisini cennetle müjdelemesine rağmen, bütün hayatını sıkı bir riyâzat hâlinde yaşıyordu.

Allah Rasûlü’ne Muhabbeti

Birgün Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, umre için kendisinden izin isteyen Hazret-i Ömer’e muhabbetle:

“–Bizi de duânda unutma kardeşim!”5 buyurmuştu. Bu iltifat karşısında son derece duygulanan Hazret-i Ömer:

“–O kadar sevindim ki sanki dünyâlar benim oldu.” demişti. Zîrâ Allâh’ın Rasûlü’nden gelen küçük bir iltifat, dünyalara bedeldi. Hazret-i Ömer’in Peygamber muhabbetini sergileyen şu misal de câlib-i dikkattir:

Peygamber Efendimiz’i çok seven, Firâs adlı bir sahâbî vardı. Efendimiz’e olan muhabbetinden dolayı teberrüken O’nun bir eşyâsına sahip olmak istiyordu. Birgün Efendimiz’in, önündeki bir tabaktan yemek yediğini gördü ve tabağın kendisine hediye edilmesini istedi. Kimsenin isteğini geri çevirmeyen Allah Rasûlü de tabağı ona hediye etti.

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- zaman zaman Firâs’ın evine gider:

“–Hele şu mübârek tabağı bir getir.” derdi. Allah Rasûlü’nün mübârek ellerinin değdiği bu tabağı zemzemle doldurup kana kana içer; artan suları yüzüne gözüne serperdi. (İbn-i Hacer, el-İsâbe, III, 202)

Ömeru’l-Fârûk -radıyallâhu anh-

Hazret-i Ömer’in bir sıfatı da “Fârûk” idi. Yüce Rabbimiz:

“Ey îmân edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız, O size furkân (iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış) verir…” (el-Enfâl, 29) buyurmuştur. Allah korkusunda da zirve bir şahsiyet olan Hazret-i Ömer, karşılaştığı meselelerde, hakkı hak bilip ona uymak, bâtılı da bâtıl bilip ondan sakınmak husûsunda, Allâh’ın lutfuyla büyük bir isâbetle hüküm veriyordu. Nitekim Ömer

-radıyallâhu anh-’ın pek çok husustaki re’yinin daha sonra gelen âyetlere muvâfık düştüğü de meşhurdur. Onun bu fazîleti, bir hadîs-i şerîfte şöyle ifâde buyrulmuştur:

“Allah Teâlâ, hakkı Ömer’in diline ve kalbine koymuştur.” (Tirmizî, Menâkıb, 17/3682)

Diğer bir hadîs-i şerîfte de Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- şöyle buyurmuştur:

“Sizden önce yaşamış ümmetler içinde kendilerine ilham olunan kimseler vardı. Şayet ümmetim içinde de onlardan biri varsa, şüphesiz ki o Ömer’dir.” (Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 6)

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ın bu dirâyetinin pek çok tezâhürleri görülmüştür. Ancak bunlar içinde son derece câlib-i dikkat bir hâdise vardır ki, onun apaçık bir kerâmetidir:

Ömer -radıyallâhu anh- minberde halka hutbe verirken:

“–Yâ Sâriye! Dağa, dağa!” diye seslenmişti. Hazret-i Ömer, hutbedeki mevzû ile alâkası olmayan bu sözü söylediği sırada, kumandan Sâriye, Medîne’ye bir aylık mesâfede Allah düşmanlarıyla harbetmekteydi. Fakat Allah -celle celâlühû-, Ömer -radıyallâhu anh-’ın sesini Sâriye’ye duyurmuştu. (İbn-i Hacer, el-İsâbe, II, 3)

Allâh’ın lutfuyla daha nice mânevî tecellîlere mazhar olan Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, öyle bir doğruluk, adâlet ve hakkâniyet âbidesi hâline gelmişti ki, onun olduğu yerde insanları günah ve kötülüklere sevk eden iblis barınamaz, dolayısıyla da haksızlık ve zulüm hayat bulamazdı. Bundan dolayıdır ki Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, Hazret-i Ömer’e:

“Nefsim kudret elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, şeytan sana yolda rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirir.” buyurmuştu. (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 22)

Âyînesi İştir Kişinin

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ın firâset ve incelik dolu şu ifâdeleri, ne muhteşem bir nasihattir:

“Bir kimsenin kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız. Konuştuğunda doğru söylüyor mu, kendisine bir şey emânet edildiğinde emânete riâyet ediyor mu, dünya ile meşgul olurken helâl-haram gözetiyor mu, ona bakınız.” (Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, VI, 288; Şuab, IV, 230, 326)

Zîrâ gerçek mânâda ve lâyıkıyla kılınan namazların ve tutulan oruçların kulu her türlü kötülüklerden alıkoyacağı, ilâhî bi...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hulefâi Râşidin den hayat düsturları 2
« Posted on: 30 Mart 2020, 09:45:52 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hulefâi Râşidin den hayat düsturları 2 rüya tabiri,Hulefâi Râşidin den hayat düsturları 2 mekke canlı, Hulefâi Râşidin den hayat düsturları 2 kabe canlı yayın, Hulefâi Râşidin den hayat düsturları 2 Üç boyutlu kuran oku Hulefâi Râşidin den hayat düsturları 2 kuran ı kerim, Hulefâi Râşidin den hayat düsturları 2 peygamber kıssaları,Hulefâi Râşidin den hayat düsturları 2 ilitam ders soruları, Hulefâi Râşidin den hayat düsturları 2önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &