ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > İz Bırakanlar > Hak dostlardan infakta ihlas
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hak dostlardan infakta ihlas  (Okunma Sayısı 696 defa)
02 Kasım 2010, 18:21:43
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 02 Kasım 2010, 18:21:43 »



Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından -8- İnfakta İhlas


İhlâs; kullukta samîmiyet ve niyet temizliğidir. Takvâ ile ihlâs, birbirinden ayrılmayan kulluk sırlarıdır ki, âdeta aynı mânânın farklı şekillerde ifâdesi gibidir. Kulun Rabbi ile kalpte buluşması, yâni merhamet, şefkat, affedicilik, hilim gibi cemâlî sıfatların kalpte tecellî etmesidir. Mü’minin her hâlinde, her davranışında, hattâ her nefesinde Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını aramasıdır.

Kalpler ihlâstan mahrum olduğunda, kul nefsânî menfaatlerine râm olmaya başlar. Bu râm oluşun nihâî noktası ise, kalben bile olsa, Allah’tan gayrısına kul olma hamâkatidir. Nitekim âyet-i kerîmede:

“Hevâ (ve heveslerini) kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? (Rasûlüm!) ona Sen mi vekil olacaksın?” (el-Furkân, 43) buyrulmaktadır.

Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- da, amellerdeki ihlâs eksikliğinin, ne hazin bir hüsran sebebi olduğunu şöyle ifâde buyurur:

“Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, Allâh’a şirk koşmaktır. Bu sözümle onların Ay’a, Güneş’e veya puta tapacaklarını kastetmiyorum. Fakat beni korkutan şey, Allâh’ın rızâsının dışındaki gâyeler için yapılacak ameller ve gizli şehvetlerdir (gösteriş duygularıdır).” (İbn-i Mâce, Zühd, 21)

Dolayısıyla rızâ-yı ilâhî dışındaki gâyelerle ve riyâ, gösteriş gibi kalbî marazlarla icrâ edilen ibâdetler; içi boşaltılmış, kupkuru bir geometriden ibâret, faydası zâyî edilmiş amellerdir. Zîrâ hadîs-i şerîfte buyrulduğu üzere; “Ameller, niyetlere göredir...” (Buhârî, Îmân, 41)

İnfak ibâdetinde ihlâs da; sadakayı boşa çıkarmama hassâsiyeti içerisinde; “hasbeten lillâh” yâni sırf Hakk’ın rızâsını kastederek, verdiğini doğrudan doğruya Allâh’ın kudret eline takdîm edebilme şuuruyla verebilmektir.

Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- buyurur:

“Helâl maldan verilen her bir sadakayı, Rahmân olan Allah (kudret) eliyle alır ve kabul eder.” (Müslim, Zekât, 63)

“Hiç şüphesiz ki sadaka, muhtaç onu almadan önce Allâh’ın (kudret) eline geçer.” (Münâvî, Künûzü’l-Hakâik, s. 34)

Yâni infakta asıl muhâtap, Allah Teâlâ’dır. Bu yüzden infakta derin bir gönül vecdi içinde bulunmak îcâb eder. Fânîlerden iltifat ve tebrik beklemeden, riyâ, şöhret ve gösterişten uzak durarak, nefsi araya sokmadan, dünyevî bir maksat taşımadan; «yâ Rabbî, sadece ve sadece Sen’in için» diyerek, infâk edebilmek îcâb eder. İnfakta ihlâsın esâsı budur.

İhlâsın Alâmeti: Gerçek Muhtâcı Bulabilmek

Sadakayı, ona en lâyık olana vermeye çalışmak, mühim bir infak âdâbıdır. Yâni işin kolayına kaçıp rastgele vermek değil; “Onlar ki zekât vermek için faâliyet gösterirler.” (el-Mü’minûn, 4) âyetinde işâret edildiği gibi, hakkın tam yerini bulması için, bir ibâdet vecdiyle, ciddî bir emek sarf ederek vermek gerekir.

Kendimize kıymetli bir şey satın alırken nasıl îtinâ gösterip araştırıyor isek, aynı îtinâ ve hassâsiyetle zamanımızı ve emeğimizi de verip emâneti gerçek hak sâhibine ulaştırmalıyız. Zîrâ infak, Allâh’ın bu fânî âlemde lutfettiği imkânlardan vererek ebedî âlemdeki nîmetleri satın almak şeklinde mânevî bir alışveriştir. Bu alışverişi en bereketli şekilde yapabilmek ise, gerçek muhtâcı arayıp bulmaya bağlıdır. Bu aynı zamanda, infâk edenin gönlündeki ihlâsın derecesini de gösterir.

Âyet-i kerîmede, infâk edenin gerçek muhtâcı araması şöyle emredilir:

“(Yapacağınız hayırlar,) kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç maksadıyla dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları sîmâlarından tanırsın...” (el-Bakara, 273)

Yâni infak hâlisâne olduğunda, gerçek muhtâcı sîmâsından tanıyabilecek bir kalbî rikkat ve hassâsiyet gelişir.

Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Gerçek fakir, ihtiyâcını giderecek bir şey bulamayan ve hâlini anlayıp kendisine yardım edecek biri çıkmayan, (buna rağmen) halktan bir şey isteyemeyen kimsedir.” (Buhârî, Zekât, 53)

Emir Külâl Hazretleri, âdeta bu hakîkatlerden ilhamla, talebesi Bahâuddîn Nakşibend Hazretleri’ne şöyle nasihat eder:

“Gönül almaya bak; güçsüzlere hizmet et! Zayıfları, gönlü kırıkları koru! Onlar öyle kimselerdir ki, halktan hiçbir gelirleri yoktur. Bununla beraber, tam bir kalp huzûru, tevâzu ve kırıklık içinde kalıp giderler. Onları ara, bul!”

İşte asıl fazîlet, böyle muhtâcın elinden tutabilmektir. Yâni istemekten hayâ ettiği için hâlini gizleyen takvâ sâhibi muhtâcı arayıp bulmak ve onları sîmâlarından tanımayı kalbimizin hassâsiyeti hâline getirmek, Rabbimizin bir emridir. Şüphesiz ki bu hassâsiyeti kazanabilmek, malın helâlliği ve gönüllerdeki ihlâs nisbetinde mümkündür.

Helâl maldan, sırf rızâ-yı ilâhî için ve cân u gönülden yapılan infak, Allâh’ın izniyle zâyî olmaz, Allah onu ehil kimselere nasîb eder.

Allah yolundaki bir vasıflı insana yardım etmek ise, bâzen binlerce insana bedel olur. Zîrâ büyük istîdat sâhiplerinin önüne bütün imkânları serseniz isrâf olmaz.

Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- da, kendilerini Allah yoluna adamış fakir sahâbîler olan “ashâb-ı suffe” ile husûsî olarak ilgilenir ve varlıklı mü’minleri onlar için infâka teşvik buyururdu.

Hak dostu Mevlânâ Hazretleri de, gerçek muhtâcın hakkı olan infâkı kime ve nereye yönelttiğimize dikkat etmemizin ehemmiyetine binâen şöyle buyurur:

“Adâlet nedir? Meyve ağaçlarını sulamaktır. Zulüm nedir? Dikenleri sulamaktır...”

Dolayısıyla infâkımızın rûhâniyet bahçelerini mi, yoksa nefsâniyet dikenliklerini mi yeşerttiğine dikkat etmemiz şarttır.

İnfâkın değeri, malın helâlliği nisbetindedir. Helâl maldan yapılan hayırlar, -Allâh’ın lutfuyla- ona en lâyık olan kimselere nasip olur. Bu bakımdan infaklar, âdeta kazancın mânevî bir röntgeni mâhiyetindedir.

Nitekim Hak dostlarından Ebû Abbas Nihâvendî’ye, ticâretle meşgul olan zengin talebelerinden biri gelerek zekâtını kime vermesinin daha uygun olacağını sorar. O da:

“–Gönlün kimde karar kılıyorsa ona ver!” buyurur.

Üstâdının yanından ayrılan talebe, yolu üzerinde dilenmekte olan bir âmâ görür. Gönlü ona ısınır. Zekâtı olan bir kese altını çıkarıp verir. Keseyi eliyle şöyle bir yoklayan âmâ, sevinçle oradan ayrılır. Ertesi gün aynı yerden geçen talebe, bir önceki gün kendisine zekât verdiği âmâyı başka bir âmâ ile konuşurken görür. Kulağına şu cümleler ilişir:

“–Dün bana bir beyzâde tam bir kese altın verdi. Ben de meyhâneye gidip bir güzel demlendim...”

Bu durum talebenin çok canını sıkar. Doğruca Ebû Abbas Hazretleri’nin huzûruna varır. Hâdiseyi tam arz edecektir ki, Ebû Abbas Hazretleri onun konuşmasına fırsat vermeden, sattığı külâhının karşılığı olan bir akçeyi infâk etmesi için kendisine uzatıp, önüne çıkan ilk kişiye bu akçeyi vermesini tembihler.

Talebe, bir şey diyemeden verilen vazifeyi îfâ etmek üzere oradan ayrılır. Kendisine tembihlendiği gibi, karşısına çıkan ilk kişiye o akçeyi verir. Ancak içini kemiren bir merakla, o şahsı tâkibe koyulur. Adamcağız, biraz ilerideki bir harâbeye girer. Sonra elbisesinin altından ölü bir keklik çıkarıp yere bırakır. Tam oradan ayrılacaktır ki, talebe önüne geçip sorar:

“–Ey yiğit! Allah için doğruyu söyle, bu ne hâldir! Şuraya attığın ölü keklik de nedir?”

Adamcağız kendisine akçeyi veren şahsı karşısında görünce heyecandan kekeleyerek şunları söyler:

“–Yedi gündür, bir şey bulup da çoluk çocuğuma yediremedim. Ben ve hanımım sabrediyorduk, ama çocuklarımın artık açlığa tahammülleri kalmamıştı!.. Buna rağmen dilenip insanlardan bir şey istemek, asla yapamayacağım bir işti. Bu ıztırap içinde kıvranırken, senin görmüş olduğun, çürümeye yüz tutmuş o ölü kekliği buldum. Zarûret sebebiyle onu yemeleri için çocuklarıma götürecektim. İçimden de Allâh’a yalvarıyor; “Yâ Rab, hâlime inâyet eyle!” diye niyâz ediyordum ki, sen karşıma çıkıp o bir akçeyi verdin. Ben de Rabbime şükrederek, yenemeyecek durumda olan o kuşu bu mezbeleye bıraktım. Şimdi pazara gidecek ve verdiğin akçeyle yiyecek bir şeyler alacağım...”

Bu hâle şaşırıp kalan talebe, derhal Ebû Abbas Hazretleri’nin yanına gelir. Hazret-i Pîr, o henüz bir şey söylemeden, şöyle buyurur:


“–Evlâdım! Demek ki, sen kazancına şüpheli veya haram bir şeyin karışıp karışmadığına dikkat etmemişsin. Bu yüzden de verdiğin muhtâca dikkat ettiğin hâlde, zekâtın şaraba gitti. Zîrâ kazanılan şeyler, nereden ve nasıl elde edilmişse, benzer şekilde elden çıkar. Nitekim senin bir kese altınına mukâbil benim bir tek akçemin sâlih bir insanın eline geçmesinin hikmeti de, onun helâlliğidir...”

Demek oluyor ki, sadakayı ehil kimselere verebilmek, o malı hangi yollardan kazandığımızla da ilgilidir. Sanki parada, kazanılma keyfiyetine göre bir cezb ve incizab kanunu cârîdir. Para, yılan gibidir; geldiği delikten gider. Helâl kazanç, hayır ve fazîletlere vesîle olurken, haram kazanç da şer yollarda eriyip gider. Bu itibarla bir malın helâlliği, sarf edildiği yere bakılarak da görülebilir.

İnfâkın mânevî durumu, çok bâriz bir şekilde kendini belli etmektedir. Bazı kimselerin bağışları ile yapılan hayırların gönle apayrı bir huzur vermesi, paranın helâliyetini, gönlün samîmiyetini göstermektedir.

Diğer taraftan, dînimizde her fırsatta sadaka vermek teşvik edilmektedir. Eğer bunu ihlâs ile îfâ edersek Cenâb-ı Hak müstesnâ bir bereket ihsân eder. Öyle ki, verilen sadaka kimi zaman, ona lâyık olmayana gitmiş gibi görünse de, Allâh’ın lutfuyla, alan kimsenin gafletten uyanmasına ve gönlünde hayra doğru müsbet temâyüllerin filizlenmesine medâr olur.

Bu hakîkate işâret buyuran Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- b...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hak dostlardan infakta ihlas
« Posted on: 31 Mart 2020, 18:11:59 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hak dostlardan infakta ihlas rüya tabiri,Hak dostlardan infakta ihlas mekke canlı, Hak dostlardan infakta ihlas kabe canlı yayın, Hak dostlardan infakta ihlas Üç boyutlu kuran oku Hak dostlardan infakta ihlas kuran ı kerim, Hak dostlardan infakta ihlas peygamber kıssaları,Hak dostlardan infakta ihlas ilitam ders soruları, Hak dostlardan infakta ihlasönlisans arapça,
Logged
02 Kasım 2015, 20:35:31
Ceren
Görevli Sorumlusu
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 25.967


« Yanıtla #1 : 02 Kasım 2015, 20:35:31 »

Esselamu aleyküm.Takva ehli kişi tam bir ihlasa ve tam bir tevvekule sahip olur.Ve takva boyutu ile hak dostlarının yolunda gidip,örnek ahlaklı kişilerden olur.Rabbim bizi güzel ahlaklı,takvalı kullardan eylesin inşallah.Rabbim razı olsun paylaşımdan Sümeyye abla.
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
18 Şubat 2018, 15:44:55
Sevgi.
Dost Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 15.446



« Yanıtla #2 : 18 Şubat 2018, 15:44:55 »

Aleykümüsselam hak dostları herzaman samimiyetle yaklaşmışlardır İslam a onlar asla yapmacık olmamışlar bu yolda hep vermişler hiç almamışlardır inşaAllah
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &