ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > İslami Hareketin Tarihi Seyri  > Nuh Hud ve Salih Dönemleri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Nuh Hud ve Salih Dönemleri  (Okunma Sayısı 1669 defa)
24 Eylül 2011, 09:16:41
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« : 24 Eylül 2011, 09:16:41 »



Nuh, Hud ve Salih (a.s) Dönemlerinde İslam


Adem (a.s) ile başlayan iman kafilesi, uzun yolda yü­rümesine devam ediyor. Fakat asırlar geçtikçe insanoğlu yeni şartların dalgaları içinde çalkalanıp rotasını kaybede­biliyor. Zira insan beşer olma hasebiyle kendisine öğreti­lenleri unutabilirdi, zaafa düşebilirdi ve şeytana mağlup olabilirdi. Yüce Allah, böyle sapıklığa itilmiş olan insa­noğlunu asla yalnız bırakmamış, gerekli zamanlarda elçi­lerini göndermiştir. Çünkü beşeriyet elçisiz, lidersiz ve öndersiz olamazdı. Onlara İslam'ı tebliğ edecek ve İslam'ı hakim kılacak birinin olması kaçınılmazdır. O gün oldu, bugün vardır ve yarın da olacaktır. Bu elçiler veya varisleri dünü bugüne bağlayan, bugünü de yarına bağlayan en önemli etkenlerdir.

Tevhid caddesinde yürürken trafik levhalarına veya yoldaki işaretlere bağlı karmadan yürümek sağlıklı ola­maz. Çünkü fırsatı kollayan İblis, her an pusudadır. İşte, Peygamberlerine kulak verip, onlara itaat eden müminler tevhid caddesinde tökezlenmeden yürümüş, kulak verme­yip itaati reddedenler de Tevhid caddesinde tökezlenip kalmışlardır. İdris (a.s)'den sonra tökezlenip, bataklığa saplanmış insanoğluna Yüce Allah Nuh (a.s)'ı şu mesajla gönderiyor:

"Andolsun ki Nuh'u milletine gönderdik. Ve şöyle di­yordu: 'Ey milletim, Allah'a kulluk edin, O'ndan başka ilah yoktur. Doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum,' dedi. Milletin ileri gelenleri: 'Biz senin apa­çık sapıklıkta olduğunu görüyoruz' dediler. (Bunun üzeri­ne Nuh) 'Ey kavmim, bende hiç bir sapıklık yoktur. An­cak ben Alemlerin Rabbi olan Allah'ın elçisiyim. Size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum. Sizin iyiliğini­zi istiyorum. Sizin bilmediklerinizi bilirim. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için arınızdan bir vasıtanın Rabbinizden size ha­ber getirmesine mi şaşıyorsunuz?' dedi. Onu yalanladılar; biz de onu gemide beraberinde olanları kurtardık, ayetle­rimizi yalanlayanları suda boğduk. Çünkü onlar kör bir milletti." [28]

Allah'ın elçisi Nuh (a.s), kendi kavmine 'ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm' derken, kendi sorumluğunu ve cahiliyetin kötü akibetin anlatmak istiyordu. Fakat, kıs­kançlık ve gururlarından ötürü kavmi her defasında ona karşı çıkmış, Alemlerin Rabbine teslim olmaya yanaşma­mışlardı. Onlar küfrü yücelik sanıyorlar, atalarının izlemekte olduğu yolu hak biliyorlardı. Bu yolda öylesine şartlanmışlardı ki aralarından birinin elçi olarak çıkacağı­nı kibir ve gururlarına yediremiyorlardı. Allah'ın kendile­rine gönderdiği peygambere karşı çıkanların başında, kavmin ileri gelenleri, nüfuzlu kişiler ve aşiret reisleri ge­liyordu. Bu heriflerin karşı çıkışlarının temelinde hüküm­ranlıkları ve menfaatları yatıyordu. Eğer onlar, peygam­berin getirdiği mesaja kulak verip, Allah'a ibadete yanaşsaydı, tüm saltanatları sarsılır ve artık despotluklarını sürdüremezlerdi. Ama bu kavme saltanat, burjuva mantığı ve Firavunizm sevdası öylesine işlemişti ki İlahi mesaj asla fayda vermiyordu. Bu kapitalizm hayranlığı, onlara Allah'ın dinini unutturmuş, onları haktan uzaklaştırmış, hatta gurur ve kinleri, alaya alma, tehdit etme ve işkence yapmaya kadar kendilerini sürüklemişti.

Hak davanın tarihi seyrini tahlil ederken karşılaşaca­ğımız temel espri budur:

Allah'ın elçileri mesajlarını ka­vimlerine sunarlarken hep aynı reddiyeler ile karşılaşmış­lar, sanki karşı çıkan müşrikler tek ağız kullanıyorlar:

'Biz senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu gö­rüyoruz. İçimizde ancak ayak takımının/zayıfların/da­ha başlangıçta düşünmeden sana uydukları gözümü­zün önündedir. Sizin bizden üstün bir meziyetinizi de göremiyoruz! Nuh, bizler gibi alelade bir insandır. O'na vahiy geldiğini nasıl kabul edebiliriz. Ayak takı­mı ve aşağı sınıftakiler, Nuh'u hiç düşünmeden Al­lah'ın elçisi olarak kabul etmektedir. Halbuki Nuh'un söyledikleri azıcık önemli ve değerli olsaydı, eşraf ve soylular ona ilk önce iman ederlerdi.' [29]

"Eğer Allah dileseydi melek indirirdi." [30]

"Eğer bu şahıs (Nuh), Allah tarafından gönderilmiş olsaydı, hazinesi olacak­tı, gaipten haberi olurdu. Melekler gibi her türlü ihti­yaçtan müstağni olurdu." [31]

"Nuh ve yandaşları hangi üstünlüğe ve fazilete sahiptirler ki sözleri dinlensin. Bu adam (Nuh), aslında size hakim olmak istiyor. Ve bu adam bir 'cin'in etkisindedir ki onu divane haline getirmiştir." [32]

Üstad Kutub bu ayetlerin tefsirinde şu izahları getiri­yor:

'Bu da Mütekebbir elebaşların verdiği cevap. Dire­nenlerin, elebaşıların verdiği cevap... Tıpkı Kureyş eşrafı­nın verdiği cevap gibi:

 'Biz senin ancak bizim gibi bir in­san olduğunu görüyoruz. İçimizde ancak ayak takımının -daha başlangıçta- düşünmeden sana uydukları gözümüz önündedir... Sizin bizden üstün bir meziyetinizi de gör­müyoruz. Biz seni yalancı sanıyoruz'... Aynı kuşkular, aynı ithamlar, aynı büyüklenmeler. Beyinsiz ve ahmak cahillerin vereceği cevap.

İnsanlar arasında bilgisizlerin içinde yer eden şüphe şu olmuştur:

Beşer cinsi Allah'ın asaletini götürecek güç­te değildir. Eğer Allah bir risalet gönderecek olursa, bunu bir melek veya ona benzer başka bir yaratık taşımalıdır. Bu cahilane şüphenin asıl kaynağı Allah'ın yeryüzüne halife olarak gönderdiği insana güvensizliktir. Halbuki yeryüzünde Allah'ın halifesi olmak, hem önemli hem de çok büyük bir vazifedir. Elbette yüce Yaratıcı kendisine halife olarak seçtiği insanoğluna gerekli takat ve istidadı da bağışlamıştır. Fertler arasında risalet yükünü taşıyacak kapasitede kimselerin bulunmasını sağlamıştır. Fakat bu vazifeye kimin istidatlı olduğunu ancak yüce Allah seçer. Çünkü genellikle bu cinsin bünyesine tevdi edilen özel­likleri en iyi bilen Hak Teala'dır.

Öbür şüphe de aynı şekilde cehaletin eseridir. Eğer Allah bir peygamber seçecekse, neden bu kimse kavimle­ri içinde ileri gelmiş bulunan, eşref ve hakim tabakadan biri olmasın. Aslında bu, insan denen mahlukun mahiyeti

ile ilgili değerleri bilmemenin neticesi olarak ortaya çıkan bir ifadedir. Aslında insanı yeryüzüne halife olacak duru­ma getiren ve safları arasında seçilmiş bir takım kimseleri risalet vazifesine layık gören, Hak Teala tarafından veril­miş olan kabiliyetleri bilmemenin eseridir. Bu değerlerin ise, ne mal ile ne de makam ile ilgisi vardır. Yeryüzünde hakim olmakla bu seçilme arasında hiç bir münasebet yoktur. Doğrudan doğruya ruh ile ilgilidir. Ruhun mele-i ala ile ilgili kurabilme kabiliyeti ile alâkalıdır. Ruhun te­mizliği, açıklığı ve emirleri alıp almayacak güçte olma­sıyla ilgilidir. Verilen emaneti taşıyıp taşımama, yerine getirip getirmeme, tebliğine güç getirip getirememe… Ve daha ne kadar peygamberlik vasıfları varsa onlarla alâkalıdır. Bunların hiç birisinin de mal ve mülk ile ma­kam ve mertebe ile ilgisi yoktur.

Ama Nuh kavminin elebaşları tıpkı her peygamberi­miz kavminin ileri gelenleri gibi bu ulvi hakikatleri görmemezlikten geliyorlar. Dünyevi makamlar onların gözü­nü kör ediyor da bu yüce gerçekleri görmek istemiyorlar. Risalet vazifesine peygamberlerin neden seçilmiş olacağı­nı farketmiyorlar. Çünkü onların kanaatına göre bu vazife bir insana verilmez. Eğer verilecek olursa da bu kimse mutlaka kendileri gibi kavimlerinin ileri geleni veya yer­yüzünde sözünü geçiren birisi olmalıdır." [33]

Evet, Nuh (a.s)'ın kavmi İbrahim (a.s)'ın kavmi ve ni­hayet Muhammed (s.a.v)'in kavminin ithamı, 'ayaktakımı ile bir mi olacağız? Onlara göre fakir ve kimsesizler, güç­süz ve zayıflar ayaktakımıydı. Onlara göre mustaz'aflar bu davaya iman etmişlerse, kendilerinin bu davaya iman etmeleri asla doğru olmazdı. Bu beyefendiler(î) mustaz'afların inandığı davaya mı inanacaklardı? Hayır, bu asla olamazdı. Bu onlar için bir felaketdi.

O gün Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Musa, İsa (a.s)'ın ka­vimleri, dün Mekke müşrik toplumu, bugün de dünya ekabirleri... Hep aynı inanç, aynı söz ve aynı davranış Sanki bunlar tarihin başlagıcında bir araya gelmiş ve bu konuda yemin edip anlaşmışlardı. Eğer o günün Buyurasab'ı, Ken'an'ı zalim ve despotluğuyla ün salmışsa, geçmişin Nemrud ve Firavun'u, dünün Ebu Cehil ve Ebu Lehepleri, bugünün de Babrakları, Saddam ve Mübarekleri aynı zulüm ve despotluğuyla onları izlemektedir.

Nuh (a.s), kendisine ve İslam'a karşı yapılan bunca it­ham, böbürlenme ve döneklikleri bir elçi toleransı ile karşılayarak, kendisine yakışır bir şekilde mukabelede bulu­nuyor. Onlara acıyarak sürekli hatırlatmalarda bulunuyor. O ancak, Rabbinin öğretilerini kendilerine sunuyordu. Görevi de sedece tebliğ, uyarmak ve korkutmaktı.

Nuh (a.s)'un Dökuzyüz elli yıl [34] boyunca kavminin durumunu değiştirmek için çalışıp çabalaması maalesef kavmi açasından pek fayda sağlamadı. Nihayet, kavminin şirk ve putperestliğine daha fazla tahammül edemeyerek Allah'a yalvarmak zorunda kaldı. Çünkü onlar Nuh (a.s)'a karşı son tehditlerini şöyle yapmışlardı:

"Ey Nuh, eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaksın', dediler. Nuh (a.s)' da:

'Rabbirh, milletim beni yalanladı. Benimle onlar arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki insanları kurtar'dedi. Bunun üzerine onu ve beraberindekileri dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık. Sonra da geriye kalanları (kafirler) suda boğduk." [35]

Evet, bu uzun uğraştan sonra, sürekli çalışmaları kös­teklenen, yoluna yeni yeni engeller çıkartılan, hayatı çe­kilmez hale getirilen, her türlü baskı, zulüm ve işkenceye maruz kalan, cesareti büsbütün kırılan Nuh (a.s), nihayet Rabbine yalvarıp yakarmak zorunda kalmıştı. Ve "Ey Rabbim, yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma. Eğer bırakırsan Mü'min kullarını saptırırlar ve ancak facir ve kafir doğururlar." diyordu. Yine, Oğl...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Nuh Hud ve Salih Dönemleri
« Posted on: 31 Mayıs 2020, 00:12:36 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Nuh Hud ve Salih Dönemleri rüya tabiri,Nuh Hud ve Salih Dönemleri mekke canlı, Nuh Hud ve Salih Dönemleri kabe canlı yayın, Nuh Hud ve Salih Dönemleri Üç boyutlu kuran oku Nuh Hud ve Salih Dönemleri kuran ı kerim, Nuh Hud ve Salih Dönemleri peygamber kıssaları,Nuh Hud ve Salih Dönemleri ilitam ders soruları, Nuh Hud ve Salih Dönemleriönlisans arapça,
Logged
27 Nisan 2015, 20:02:19
Kaan Han
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 778


« Yanıtla #1 : 27 Nisan 2015, 20:02:19 »

Adem (a.s) ile başlayan iman kafilesi, uzun yolda yü­rümesine devam ediyor. Fakat asırlar geçtikçe insanoğlu yeni şartların dalgaları içinde çalkalanıp rotasını kaybede­biliyor. Zira insan beşer olma hasebiyle kendisine öğreti­lenleri unutabilirdi, zaafa düşebilirdi ve şeytana mağlup olabilirdi. Yüce Allah, böyle sapıklığa itilmiş olan insa­noğlunu asla yalnız bırakmamış, gerekli zamanlarda elçi­lerini göndermiştir.
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &