ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Kültürü > İslam Kültürü K-Z > Sünnet-i Seniyye
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sünnet-i Seniyye  (Okunma Sayısı 607 defa)
01 Şubat 2010, 11:09:13
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 01 Şubat 2010, 11:09:13 »



Sünnet-i Seniyye
Meşhûr velîlerden Ahmed bin Ebül-Havârî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Sünnet-i seniyyeye uymadan amel edenin ameli bâtıl olur."Mısır evliyâsından Ali Havâs Berlisî (rahmetullahi teâlâ aleyh) haz­retlerine sünnet hakkında bir soru sorulunca buyurdular ki; "Ey Oğlum! Bilmiş ol ki, sünnet, Kur´ân-ı kerîmin hükümlerini açıklayan beyânlardır. Çünkü Resûl-i ekrem bize Kur´ân-ı kerîmin hükümlerini, mübârek sözleri ile bildirendir. Kur´ân-ı kerîmde, Necm sûresinin 3 ve 4. âyet-i kerîmele­rinde meâlen; "O boşuna konuşmaz. Hep, vahy olunanı söyler.", Nisâ sûresi elli dokuzuncu âyet-i kerîmesinde meâlen; "Allah´ın kitâbına ve Resûlün hadîslerine mürâcaat edin!" buyruluyor.

Sünnet, bize Kur´ân-ı kerîmdeki icmâlleri, kapalı mânâları bildirme­seydi, âlimlerden hiçbiri, fıkıhdaki sular ve abdest bahislerindeki hüküm­leri çıkaramaz, sabah namazının farzının iki, öğle, ikindi ve yatsının farzlarının dört, akşam namazının farzının üç olduğunu bilemezdi. Aynı şekilde hiçbir kimse, kıbleye dönüldükte, yapılan duâda, iftitahda ne söyleneceğini bilemezdi. Tekbîrin nasıl olduğunu, rükû ve secde tesbîh lerini, tâdîl-i erkânı, teşehhüde oturdukta ne okunacağını bile­mezdi. Aynı şekil- de, bayram namazlarının nasıl kılınacağını, cenâze ve istiskâ namazları gibi daha birçok şeyleri kimse bilemezdi."

Kendilerine ?Silsile-i aliyye? denilen büyük âlim ve velîlerin beşincisi olan Sultân-ül-Ârifîn Bâyezîd-i Bistâmî (rahmetullahi teâlâ aleyh) haz­retlerine bir gün yakınları; "Efendim, filan yerde büyük bir zât var. Fazîlet ve kerâmet sâhibi bir velîdir." dediler ve daha başka sözlerle o zâtı çok medh ettiler. Bunun üzerine Bâyezîd-i Bistâmî; "Madem öyledir. O halde o büyük zâtı ziyârete gitmemiz lâzım oldu." buyurdular. Talebelerinden bâzıları ile birlikte onun bulunduğu yere geldiler. Bâyezîd-i Bistâmî bildi­rilen zâtın, mescide gitmekte olduğunu ve kıbleye karşı tükürdüğünü gör- dü. Görüşmekten vazgeçip derhal geri döndü. Sonra o kimse hak­kında şöyle buyurdu: "Dînin hükümlerini yerine getirmekte, sünnet-i seniyyeye uymakta ve edebe riâyette zayıf birisine, nasıl olur da kerâmet sâhibi de- nilir. Böyle bir kimsenin, Allahü teâlânın evliyâsından olması mümkün değildir." buyurdular.

Tanınmış büyük evlîyadan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (rahmetul- lahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Sünnet-i seniyyeye harfiyen uymak lâ- zımdır."

"Helâl kazanıp helâlden yemeli, giyinmeli, çalışmalıdır. Her hareketi Resûlullah efendimize uydurmalıdır."

"Dargınlar barışmalıdır. Önce davranan önce Cennet´e girer."

"Tenhâda yalnız kalınca da günahtan sakınmalıdır."

Evliyânın büyüklerinden Ebû Ali Cürcânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine; "Allah´a giden yol nasıldır?" diye sorulunca, şöyle buyur­dular: "Kulu, Allah´a kavuşturan yollar çoktur. En açık ve şüpheden uzak olanı; sözüyle,işiyle, niyetiyle ve maksadıyla sünnete uymaktır. Zîrâ Al- lahü teâlâ, Nûr sûresinin 54. âyet-i kerîmesinde meâlen; "Eğer Resû­lüme uyarsanız, hidâyete erersiniz." buyuruyor."

"Sünnete tâbi olmanın yolu nedir?" diye soranlara şöyle buyurdular: "Sünnete giden yol; bid´atten kaçmak, Eshâb-ı kirâmın icmâ´ına yâni söz birliğine uymak, bozuk din adamlarından uzaklaşmak, bir tasavvuf bü­yüğünü tanımak ve eserlerini okumaktır."

Ebû Ali Cürcânî hazretleri buyurdular ki: "Allahü teâlâya ulaşan en emin yol; bütün iş, hareket ve ibâdetlerde Peygamber efendimizin sün­netine tâbi olmaktır."

"Peygamber efendimizin sünnetine tâbi olmak, bid´atlerden kaçmak, İslâm âlimlerinin gittiği yoldan gitmekle olur."

İran´da yaşayan büyük velîlerden Ebû Bekr Tamistânî (rahmetul- lahi teâlâ aleyh) bir sohbetinde, İslâm dîninin emirlerine uyma ve yasak- larından sakınma husûsunda da şöyle buyurdular: "Kim kitaba yâni Kur´ân-ı kerîme ve Peygamber efendimizin sünnetine tâbi olursa ve bir de bütün işlerinde Eshâb-ı kirâma uyarsa, sevab alma işinde hemen hemen Eshâb-ı kirâm ile bir olur. Eshâb-ı kirâmın üstünlüğü Peygamber efendimizi görmüş olmaları sebebiyledir.

Endülüste´te ve Mısır´da yetişmiş olan büyük velîlerden Mâlikî mez­hebi fıkıh âlimi Ebü´l-Abbâs-ı Mürsî (rahmetullahi teâlâ aleyh) Peygam­ber efendimizin sünnet-i seniyyesine titizlikle bağlı idi. Sohbet arkadaşla­rına ve talebelerine; "İçinizde, Peygamber efendimize verdiği selâma, O´nun tarafından yapılan mukâbeleyi kulağı ile işiteniniz var mı?" dedi. Arkadaşları; "Hayır." diye cevap verdiler. "O halde Allah ve Resûlünden yana perdelenmiş kalpler için ağlayınız." buyurdu ve ilâve ederek; "Val­lahi ben, kırk seneden beri Resûlullah ile berâberim. Gecede ve gün­düzde Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemden bir an perdelenmiş ol­sam, kendimi müslüman saymam." buyurdular.

Ebü´l-Abbâs-ı Mürsî hazretleri, "(Ey Resûlüm) deki: "Bu (tevhîde) Allahü teâlâya dâvet benim (memuriyetim, apaçık) yolumdur. Ben ve bana (îmân ve tasdîk ile) tâbi olanlar basîret üzereyiz." (Yûsuf sûresi: 108) meâlindeki âyet-i kerîmede geçen "Bana tâbi olanlar"dan maksa­dın; "Her hususta benim gösterdiğim yolda bulunan, bana uyan ve gitti­ğim yolda gidendir." demek olduğunu bildirmiştir.

Tebe-i tâbiînden meşhur fıkıh âlimi ve velîlerden Evzâî (rahmetul- lahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Sünnete uymakta sabırlı ol. Daha önce yaşamış olan büyüklerin durduğu yerde dur. Söylediklerini söyle, sakın- dıklarından sen de sakın. Onların yoluna gir. Îmân sözle, söz amelle, bunların üçü (îmân-söz-amel) ise ancak Peygamberimizin bildirdiklerine uygun ise doğrudur. Büyüklerimiz, îmânı amelden, ameli de îmândan ayırmazlardı. Îmân bunların hepsini içine alan bir isimdir. Amel de îmânı doğrular. Kim diliyle inandığını söyler, fakat, kalbiyle inanmaz, ameliyle de inancını ve sözünü doğrulamazsa, onun îmânı ka­bûl edilmez. Âhiret- te zarara uğrıyanlardan olur."

Evliyânın büyüklerinden Hâris el-Muhâsibî (rahmetullahi teâlâ a- leyh) hakkında Ahmed bin Hanbel hazretlerine dediler ki: "Hâris el-Mu­hâsibî tasavvuf ile alâkalı mevzûlardan bahsediyor. Bunlara âyet-i ke­rîme ve hadîs-i şerîflerden delil getiriyor. Onu dinlemek istemez misin?" Ahmed bin Hanbel: "Evet, dinlemek isterim." dedi. Nihâyet bir gece ya­nına gitti. Gece sabaha kadar sohbetini dinledi. Hâris el-Muhâsibî´de ve yanında bulunanlarda dînen münâsib olmayan bir şeye rastlamadı. Ah- med bin Hanbel hazretleri burada gördüklerini şöyle anlatmaktadır: "Akşam ezânı okununca, öne geçip namazı kıldırdı. Namaz kılındıktan sonra, yemek geldi. Yemeğe oturdular. Hâris el-Muhâsibî, hem konuşu­yor hem yemek yiyordu. Zâten yemek yerken güzel şeylerden bahset­mek sünnete de uygundur. Yemek yendikten sonra, ellerini yıkadılar. Sonra, berâberce oturdular. Herkes yerini alınca, bir suâli olan var mı? diye sordu. Riyâ, ihlâs ve muhtelif hususlarda, suâller sordular. Suallere cevap verdi. Ayrıca delillerini de söyledi. Bu sırada gece bir hayli ilerle­mişti. Birisine, Kur´ân-ı kerîm okumasını söyledi. Kur´ân-ı kerîm okun­dukça ağlıyor, inliyor ve göz yaşları döküyorlardı. Kur´ân-ı kerîm okun­ması bitince, Hâris el-Muhâsibî hafifce duâ yaptı, sonra namaza kalktı." Sabah olunca, Ahmed bin Hanbel hazretleri Hâris el-Muhâsibî´nin fazî­letli bir zât olduğunu söyleyip, takdirlerini bildirdi.

Tâbiînden, İslâm âleminde Eshâb-ı kirâmdan sonra yetişen evliyâ­nın ve âlimlerin en büyüklerinden İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe rahmetul- lahi teâlâ aleyh) hazretlerinin büyüklüğünü çekemeyenler, onun Pey- gamber efendimizin sünnet-i seniyyesini bırakıp sâdece kendi ak­lıyla ve kıyas yoluyla hareket ettiği dedikodusunu yayıyorlardı. Söyle­nenler Pey- gamber efendimizin torunlarından Muhammed Bâkır hazretle­rinin kula- ğına ulaştı. Seyyid Muhammed Bâkır hazretleri İmâm-ı A´zam´la görüş- tüğü zaman ona buyurdular ki: Sen, ceddim Resûlullah´ın (sallallahü a- leyhi ve sellem) dînini kıyasla değiştiriyormuşsun? deyince, İmâm-ı A´- zam: Allah korusun, böyle şey nasıl olur? Lâyık olduğunuz makâma oturunuz benim size hürmetim var dedi. Bunun üzerine, Muhammed Bâkır oturunca, İmâm-ı A´zam da onun önüne diz çöktü ve aralarında şu konuşma geçti. İmâm-ı A´zam şöyle dedi: "Size üç suâlim var, cevap lütfediniz?" Kadın mı daha zayıftır, erkek mi? diye sordu. O da, kadın daha zayıf dedi. Kadının mirâsda hissesi kaç? Erkek iki hisse, kadın ise bir hisse alır, deyince; Bu, ceddin Resûlullah´ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kavli değil mi? Eğer ben bozmuş olsaydım, erkeğin hissesini bir, kadınınkini iki yapardım. Fakat ben kıyas yapmıyorum, nassla (âyet ve hadîs ile) amel ediyorum.

İkincisi: Namaz mı daha fazîletli, yoksa oruç mu? Namaz daha fa­zîletli, diye cevap verdi. Eğer ben ceddinin dînini kıyasla değiştirseydim, kadın hayızdan temizlendikten sonra, namazını kazâ etmesini söyler­dim. Orucu kazâ ettirmezdim. Fakat ben kıyasla böyle bir şey yapmıyo­rum.

Üçüncüsü: Bevil mi daha pis, yoksa meni mi? Bevil daha pisdir diye cevap verdi. Eğer ben ceddinin dînini kıyasla değiştirseydim bevilden sonra gusül, meniden sonra abdest alınmasını bildirirdim. Fakat ben ha­dîse aykırı rey kullanarak, kıyas yaparak Resûlullah efendimizin dînini değiştirmekten Allahü teâlâya sığınırım. Böyle şeyden beni Allah koru­sun dedi. Nass (Kitapdan ve sünnetden delil) olan yerde kıyas yapma­dığını, delili bulunmayan meseleleri, delili bulunan meselelere benzete­rek kıyas yaptığını söyleyince, Muhammed Bâkır onu kucaklayıp alnın­dan öptü.

Hindistan´da yetişen en büyük velî, âlim müceddid ve müctehid İmâ- m-ı Rabbânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: Sünnet ile bid´at birbirinin zıddıdır. Birini yapınca öteki yok olur.

Hindistan evliyâsının büyüklerinden Kayyûm-i Zaman Muhammed Sibgatullah (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri´nin gündüz ve gecedeki bütün amelleri tamâmen sünnete, yâni dînimizin her emrine tam uy­gundu. Bir sünneti yerine getirememek endişesi, gö...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Sünnet-i Seniyye
« Posted on: 18 Ağustos 2019, 03:47:07 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Sünnet-i Seniyye rüya tabiri,Sünnet-i Seniyye mekke canlı, Sünnet-i Seniyye kabe canlı yayın, Sünnet-i Seniyye Üç boyutlu kuran oku Sünnet-i Seniyye kuran ı kerim, Sünnet-i Seniyye peygamber kıssaları,Sünnet-i Seniyye ilitam ders soruları, Sünnet-i Seniyyeönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &