ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Kültürü > İslam Kültürü A-İ > Evliyayı Üzmek
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Evliyayı Üzmek  (Okunma Sayısı 669 defa)
28 Mart 2010, 18:10:40
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 28 Mart 2010, 18:10:40 »



Evliyayı Üzmek

Endülüs, Mısır ve Filistin taraflarında yaşamış büyük velîlerden Ebû Abdullah el-Kureşî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: Allahü teâ- lânın velî kullarını hakîr görmek, kötü işleri yapmaya bir ve­sîledir.

"Her kim Allahü teâlânın ârif bir kulunu veya bir velîsini üzerse, onun kalbi mühürlenir. Onları üzmeye devâm eden, îtikâdı bozulmadıkça öl­mez."

Hindistan evliyâsından ve Kendilerine ?Silsile-i aliyye? denilen büyük âlim ve velîlerden Abdullah-ı Dehlevî (rahmetullahi teâlâ aleyh) zamâ­nında, Hakîm Rükneddîn Han başvezir olunca, sevdiklerinden birini bir iş için ona gönderdi. Rükneddîn Han ilgilenmedi. Abdullah-ı Dehlevî´nin kalbi kırıldı. Kısa bir süre sonra hiçbir sebep yok iken Rükneddîn Han azlolundu ve bir daha o yüksek makâma gelemedi. Başka bir seferinde Delhi vâlisine kalbi kırıldı ve o gün vâli azledildi.

Evliyânın meşhûrlarından Abdullah Menûfî (rahmetullahi teâlâ a- leyh) hazretlerinin talebelerinin kaldığı yere, hırsızlar gidip, anbardan buğday yükleyip gittiler. Abdullah Menûfî hırsızlara haber gönderip:

"O, fakîrlerin hakkıdır, aldığınız gibi geri getirin!" dedi.

Onlar çaldıklarını inkâr ettiler. Bir günde, hırsızların bütün merkep- leri öldü. Bunun, o büyük zâtı üzmelerinin cezâsı olduğunu anlayıp, gü- nahla­rına tövbe ettiler. Ellerindekini getirip sâhiplerine geri verdiler. Hak sâ­hipleriyle helâllaştılar.

Suriye´de yetişen velîlerden Abdurrahmân bin Muhammed es-Sekkâf (rahmetullahi teâlâ aleyh) zamânında Kur´ân-ı kerîmi ezbere bi­len bir kimse vardı. Bu zât, Abdurrahmân es-Sekkâf hazretlerinin hiz­metçilerinden birini üzdü. O da, durumu efendisine arz edince, üzüldü. Tam bu sırada, hizmetçiyi üzen kimse, hâfızasında ne varsa hepsinin si­lindiğini hissetti. Hemen sebebini anladı ve gidip hizmetçiden özür diledi. Tövbe istigfâr ettiğini, bildirdi. Hizmetçi özrünü kabûl edip, durumunu efendisine arz etti ve onu sevindirdi. O sırada özür dileyen kimse, hâfı­zasının yerine geldiğini hissetti. Başına gelen bu hâl sebebiyle, o zâtın büyüklüğünü daha iyi anladı.

Devlet ileri gelenleri sık sık evlliyânın büyüklerinden Abdülazîz Deb- bağ (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinden vazîfelerinin devâmı için yardım ve duâlarını isterlerdi. Sultan Nasrullah vâli ve hâkimlerin bir kıs- mını görevden aldı. Onlardan birisi görevine tekrar dönmek istiyordu. Her zamanki gibi Abdülazîz Debbağ hazretlerinden yardım isteyince, yardım etti. Sultan o kişiyi tekrar vâli yaptı. Bir süre sonra Abdülazîz Debbağ, vâliye haber göndererek iyilik etmesini ve vergileri ödemede ko- laylık göstermesini ricâ etti. Fakat makâmın verdiği gurûra kapılan vâli bu ricâyı kabul etmedi ve cezâ olarak görevden alındı.

İstanbul?da yetişen büyük velîlerden Abdülehad Nûrî (rahmetullahi teâlâ aleyh) Süleymâniye Câmiinde vâz ettiği bir gün, kürsüye bir kâğıt kondu. Vâzdan sonra, bu şekilde konan kâğıtları okurlardı. Kâğıdı oku­yunca; "Sizin gavs olduğunuz söyleniyor. Gavs olan, Allahü teâlânın izni ile istediğini yaparmış. Eğer gavs iseniz, beni bu mecliste öldürün baka­lım." yazıyordu.

Abdülehad Efendi bu yazıyı okuyunca; "Taassub insanı nelere gö- tü­rürmüş. Sübhânallah, biz âciz ve fakîr bir kuluz. Halk bizi gavs ve kutb bilir. Hak teâlâ onları tasdik eyleye. Kutb olanlar nefis ehli olanlar gibi, ben bunu yapamaz mıyım diye elinden geleni yapmaya kalkışmaz. On­lara sıkıntı ve cefâ verilse bile onlar affederler. Onun için yüksek merte­belere eriştiler. Fakat evliyâ, kınından çekilmiş bir kılıçtır. Bir kimse ken­dini kılıca vursa, kabahat kılıcın mıdır, yoksa kendini kılıca vuranın mı?" buyurduklarında, câminin içinde; "Aman, eyvah, eyvah." diye bir çığlık koptu. O kâğıdı yazan kişi o anda vefât etti.

Vezirlerden birisi, Abdülehad Nûrî bin Muslîhuddîn hazretlerine bir kese altın hediye gönderdi. Sonradan o vezir, Abdülehad Efendinin soh- betinde bulunduğu bir gün; "Bu derece hediyede bulunmak herkesin kârı değildir." mânâsında sözler sarf ederek övündü ve yaptığı iyiliği başa ka­kar bir duruma düştü. Bunun üzerine Ebdülehad Efendi; "Behey Paşa! Fakîrlerin ve halkın gözü, ciğeri ve kanı ile bana minnet mi edersin?" de- di. Ellerini yanlarında bulundurdukları keseye soktuğunda kesedeki altın- lar herkesin gözü önünde kan olup ortaya doğru akmaya başladı. Bu du- rumu gören paşa hemen tövbe ederek, Abdülehad Efendiden af diledi.



ÖNCE SEVMEZDİ AMA




Körükçüzâde diye, vardı ki âlim bir zât,

Bu velîye soğukluk, duyuyordu o bizzât.



Her gün Süleymâniye, câmiinde ders ve vâz,

Edip, İslâmiyeti, ediyordu halka arz.



Lâkin onun hakkında, hakîkate mugâyir,

Kelâmlar ediyordu, kötülüğüne dâir.



Abdülehad Nûrî´nin, talebeleri ise,

Bunları işiterek, düşerlerdi yeise.



Onun bu sözlerinden, rahatsız olup gâyet,

Onu, hocalarına, eylediler şikâyet.



Dediler ki: "Efendim, yaptığı doğru mudur?

Biz onun sözlerinden, oluyoruz bî-huzur."



Buyurdu: "Evlâtlarım, sabrediniz az daha,

Onun bu düşmanlığı, dönüşecek dostluğa.

.

O dahi aranıza, girecek bu gün yarın,

Gelip hizmet edecek, bir dergâhta bi hakkın."



Fazla zaman geçmemiş, idi ki bu velî zât,

Dergâhta talebeye, ediyorken nasihât,



Buyurdu: "Biraz sonra Körükçüzâde Hoca,

Bu dergâhtan içeri, girecektir doğruca."



İnanamıyorlardı, talebeler buna hiç,

Herbirinin kalbini, sardı büyük bir sevinç.



Onun dediği gibi, hakîkaten az sonra,

Körükçüzâde Hoca, gelip girdi huzura.



Bu büyük evliyânın, eline sarılarak,

Hürmet ile öptü ve, ağladı hıçkırarak.



Ona buyurdular ki: "Mâlumudur rüyânız,

Şimdi lütfen söyleyin, ne ise murâdınız."



Körükçüzâde ise, arz etti ki ona ilk;

"Efendim, kırk senedir, yaparım müderrislik.



Bunca yıl câmilerde, ederek her gün vâz,

Resûlün sünnetini, hep eyledim halka arz.



Lâkin Resûlullahın, mübârek nûr cemâli,

Görünmedi rüyâda, dert ettim bu hâli.



Her gün onun dînine, hizmet eyledim de hep,

Ne için bu şereften, mahrum oldum ben acep?



Ben bunu düşünerek, yattığımda dün gece,

Gâyet rûhâniyyetli, rüyâ gördüm şöylece:



Bana nida etti ki, rüyâda bir münâdi;

"Kalk da Abdülehad´ın, dergâhına git haydi."



Bu derdimin ilâcı, sizde imiş efendim,

Bir himmet eyleyin de, hallolsun işbu derdim."



Abdülehad Efendi, eğilip biraz ona,

Bir şeyler fısıldadı, gizlice kulağına.

Körükçüzâde buna, sevinmişti be gâyet,

Gitti ve ertesi gün, yeniden etti avdet.



Dedi ki: "Ey efendim, sevinçliyim bir nice.

Zîrâ bu devlet ile, şereflendim bu gece.



Kırk yıldır bu şerefe, ermemişken mâlesef,

Sizin himmetinizle, bu gün oldum müşerref."



Soğukluğun yerine, sevgi doldu o kalbe,

Hattâ o günden sonra, oldu ona talebe.



Rehber, talebesini, önce eder ehl-i hâl,

Sonra Resûlullahın, bezmine eder ithal.



Büyük İslâm âlimi ve evliyâ Seyyid Abdülgafûr Hâlidî Müşâhidî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri ile ilgili olarak, Şeyh İbrâhim Fasîh şöyle anlatır: Allahü teâlâya hamd olsun ki, Seyyid Abdülgafûr Hâlidî hazretlerinin hizmetinde bulundum. Mübârek nazarlarıyla şereflendim. Â- lim, fazîlet sâhibi, olgun bir velî ve mürşid olan şeyhimiz Ahmed Eğribo- zî ile Bağdad´da Mevlânâ Hâlid hazretleriyle ve halîfeleriyle karşı­laşıp sohbetleriyle şereflendim. Hattâ küçük ve hasta olduğumdan am­cam beni alıp Abdülgafûr Hâlidî´nin hatm-i şerîflerine götürürdü. Onun duâsı ve mübârek nazarlarıyla hastalıktan kurtuldum. Onun vefâtından sonra da pekçok hayırlara kavuştum. Nitekim Bağdad vâlisi Muhammed Necîb Paşa Âlûsî´yi fetvâ işleriyle ilgili vazîfeden alınca, Âlûsî, Hâlidiyye yoluna îtirâz etmek ve Mevlânâ Hâlid´in halîfelerini kötülemek için bir ri­sâle yaz- dı. Çünkü o vâli Mevlânâ Hâlid hazretlerinden istifâde ve ona intisâb et- miş, hattâ Bağdad´daki eski Hâlidiyye dergâhını yıktırıp yerine daha gü- zelini yaptırmıştı. Tarîkat-ı Âliyyeye çok fazla sevgisi olduğundan Paşa´yı tâciz etmek ve üzmek için, söz konusu olan Âlûsî böyle tehlikeli bir işe girmişti. O esnâda Âlûsî´nin yazdığı risâleyi reddetmek için bir ki­tap yaz- dım. Bütün halîfeler ve diğer âlimler onu pek beğendiler. Hattâ bir gece rüyâmda Mevlânâ Hâlid hazretlerini gördüm. Şeyh Abdülgafûr Hâlidî de yanında ayakta duruyordu. Hemen gelip Mevlânâ Hâlid haz­retlerinin a- yaklarına kapanıp, öptüm. Mübârek ellerini başıma ve arkama koyup; "Ne güzel iş yaptın İbrâhim." buyurdular. Sabah olunca bu rüyâyı kar- deşlerimize haber verdim. Hepsi gördüğüm rüyâdan dolayı beni tebrik ettiler.

Âlûsî´nin o kitabı yazmasının sebebi, Hâlidiyye halîfeleri hakkındaki sû-i zannı yâni kötü düşüncesi idi. Adı geçen vâlinin kendisini Hâlidiyye halîfelerinin işâretiyle fetvâ vazîfesinden aldığını zannediyordu. Oysa du­rum öyle değildi. Nitekim zannın çoğu yalandır. Enteresan bir hâdise ola­rak hitâbetiyle meşhûr olan Âlûsî, İstanbul´dan geldikten sonra dili tu­tuldu ve o şekilde vefât etti.

Kudüs alimlernden Abdülhamîd bin Necîb Nûbânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri ile ilgili olarak, Yûsuf Nebhânî şöyle anlatmıştır: Birisi ile Kudüs dışında harâbe bir yerden geçiyorduk. Yanımdaki şahıs bana; "Bu ev Bedri Efendinin evidir. Abdülh...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Evliyayı Üzmek
« Posted on: 26 Haziran 2019, 11:50:21 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Evliyayı Üzmek rüya tabiri,Evliyayı Üzmek mekke canlı, Evliyayı Üzmek kabe canlı yayın, Evliyayı Üzmek Üç boyutlu kuran oku Evliyayı Üzmek kuran ı kerim, Evliyayı Üzmek peygamber kıssaları,Evliyayı Üzmek ilitam ders soruları, Evliyayı Üzmek önlisans arapça,
Logged
28 Mart 2010, 18:13:28
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #1 : 28 Mart 2010, 18:13:28 »

Evliyânın büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî (rahmetullahi teâlâ a- leyh) hazretleri´nin sohbetinde bulunanlardan biri, kendisini imtihan için bir gün yanına geldi ve bir suâl sordu. Cüneyd-i Bağdâdî; "Bu suâle söz ile mi, yoksa mânevî olarak mı cevap verelim?" dedi. O kimse; "İki şe­kilde de cevap ver." deyince, Cüneyd-i Bağdâdî; "Keşke kendi ken­dini deneseydin. O zaman beni denemeye lüzum görmezdin. Mânevî cevap istiyorsan, böyle yapmakla artık bizim yolumuzdan ayrıldın. Allahü teâ- lânın dostlarını tecrübe etmeye, onları yaralamaya senin gü­cün yet­mediğini bilmez misin?" buyurdu. Bunun üzerine hemen o kim­senin yü- zü, simsiyah olup, kalbindeki bir parça yakîn de kayboldu. O kimse çok pişman olup yaptığına tövbe etti. Çok istiğfâr etti. Cüneyd-i Bağdâdî yine de o kimseye merhamet edip teveccüh etti. O kimsenin hâli bundan son- ra daha düzgün oldu.

Bir defâsında Maraş ulemâsı ileri gelenlerinden Tekerekzâde Mutî- ullah Efendi, Darendeli Muhammed Hilmi Efendi (rahmetullahi teâlâ a- leyh) hazretlerini imtihân etmek istedi. İçinde çeşitli sorular yazılı bir mektubu oğlu ile Muhammed Hilmi Efendiye gönderdi. Çocuk kapıyı çal- dığında daha mektubu veremeden kendisine içeriden başka bir mek­tup uzatıldı. Şeyh Efendi çocuğa; "Evlâdım mektubu bize vermene gerek yok, al bunu babana götür. İstediği şey içerisindedir." buyurdu. Mutîullah Efendi çocuğunu dinledikten sonra büyük bir hayretle mek­tubu açtı. İ- çin­den şu şiir çıktı:

Hakikat ilminden aldım dersimi

Okudum özümden illallah dedim.

Urundum tâcımı, geydim postumu

Destûr aldım pîrden illallah dedim.



El içinde elpendidir elpendi

Açtı bahar yazı, bülbül uyandı,

Benden nutk istemiş Mutîullah Efendi

Her varımdan geçtim illallah dedim.



Şiiri okuyan Mutîullah Efendi hatâsını anlayıp Muhammed Hilmi Efendinin yanına gelerek özür diledi ve talebelerinden oldu.

Evliyânın meşhurlarından ve Tâbiînin büyüklerinden Ebû Müslim Havlânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) mescidden evine döndüğü zaman evi- ne yaklaşınca; "Allahü ekber" diyerek geldiğini haber verirdi. İçerden hanımı da aynı şekilde söylerdi. Kapıya kadar ve kapı önünde olmak üzere üç defâ böyle söyler ve cevap alırdı. İçeri girince hanımı karşılar paltosunu ve ayakkabılarını alır, sonra da sofra hazırlardı. Bir gün gene aynı şekilde tekbir getirerek evinin kapısına geldi. Fakat içerden hiç ce­vap gelmedi. İçeri girince hanımı karşılamadı. Lamba yakılmamıştı. Ha­nımı suratı asık bir hâlde bir köşeye oturmuştu. "Sana ne oldu ki böyle üzgün bir haldesin?" deyince, hanımı; "Sen halîfe hazret-i Muâviye ta­ra­fından sevilen sayılan birisisin. Halbuki bizim bir hizmetçimiz yok! Eğer ondan istesen sana bir hizmetçi verir." dedi. Bunun üzerine üzü­lüp; "Al­lah´ım hanımın fikrini kim karıştırdı ise, gözlerini kör et." dedi. O gün ha­nımının yanına bir kadın gelmişti ve ona; "Senin kocan halîfe ta­rafından sevilen birisidir. Kocana söylesen sizin için halîfeden bir hiz­metçi ister o da verir ve rahat edersiniz." Demişti. Bu sözleri söyleyip giden kadın o gece evinde otururken âniden lambayı neden söndürdü­nüz? dedi. Ya­nında bulunanlar; "Hayır söndürmedik. Lamba yanıyor." dediler. Kadın gözlerinin âmâ olduğunun farkına vardı. O gün Ebû Müslim Havlânî haz­retlerinin hanımının kafasını karıştırdığını bu se­beple o mübârek zâtı üz­düğünü anladı. Hatâsını anlar anlamaz Ebû Müslim Havlânî hazretlerinin kapısına gitti. Ağlayarak özür diledi ve gözlerinin açılması için duâ etme­sini yalvararak istedi. Özrünü kabul edip affetti ve gözlerinin yeniden görmesi için duâ etti. O anda kadının gözleri görmye başladı.

Endülüs?te ve Mısır?da yetişmiş olan büyük velîlerden, Mâlikî mez­hebi fıkıh âlimi Ebü?l-Abbâs-ı Mürsî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretle­rinin huzûruna biri geldi. Gelen kimse, Kur´ân-ı kerîmi ezbere biliyordu. Meşhûr on sekiz ilimde de ihtisası vardı. Ebü´l-Abbâs´ın rahmetullahi a- leyh yanında bir mikdâr konuştu. Ebü´l-Abbâs rahmetullahi aleyh edebi­nin çokluğundan, tevâzu ile sessizce o kimse­nin anlattıklarını dinledi. Bir müddet sonra o kimse, kendisinde bulunan ilimle öğünerek ve kendini ondan üstün görerek kibirli bir şekilde Ebü´l-Abbâs´a; "Şimdi biraz da sen konuş!" dedi. Ebü´l-Abbâs; "Ey bunun öğünmesine sebeb olan şey çık!" buyurdu. O zât, Kur´ân-ı kerîm ve di­ğer ilimlere âit bütün bildiklerini bir anda unuttu. Hepsi hâfızasından si­lindi. Şehrin sokaklarında aylak aylak dolaşır oldu. Ebü´l-Abbâs-ı Mürsî rahmetullahi aleyh kendisine acıyıp, namaz içinde okunacak olan çok lüzumlu bilgileri o kimseye iâde etti. O kimse, ölünceye kadar bu hâlde kaldı. Bu hâli görenler, Allahü teâlânın velîsine karşı edepsiz davranıp onları küçük görmenin, onlara düşmanlık etmenin ve onları imtihan et­meye kalkmanın cezâsının pek ağır oldu­ğunu, böyle kimselerin elbette cezâlarını göreceklerini, dünyâda da, âhirette de perişan olacaklarını iyice anladılar.

Hindistan´da yetişen Çeştiyye evliyâsının büyüklerinden Ferîdüddîn Genc-i Şeker (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri´nin yanına bir gün bi­risi geldi. Genc-i Şeker ona bir şey verdi ve gitmesini söyledi. Fakat o kimse, Genc-i Şeker´in yanından uzun zaman ayrılmadı ve kullanmakta olduğu tarağı almak istedi. Bunun için Genc-i Şeker´i çok rahatsız etti. Sonunda dayanamayan Genc-i Şeker ona; "Gidin beni rahatsız etme­yin. Allahü teâlâ seni cezâlandırsın." dedi. O kişi oradan ayrıldı ve yı­kanmak için bir dereye girdi. Suya daldı ve bir daha çıkmadı.

Yine bir gün, Genc-i Şeker namaz kıldığı sırada, bir kimse dergâha girdi. Çok edepsizce ve tâciz edici bir şekilde Genc-i Şeker´e hitâben, yüksek sesle; "Nedir burada yaptığın sahte gösteri? Kendini bir ilâh ilân ediyor ve insanları kendine ibâdet ettiriyorsun." dedi. Genc-i Şeker bu ki­şiye çok kibâr ve mütevâzî bir sesle; "Kardeşim, kendimi aslâ ilâh ilân etmedim ve insanlara bana tapın demedim. Ben, Allahü teâlânın önem­siz ve mütevâzî bir kuluyum. Dilediğine şeref ve şöhret veren yalnız O´dur. Bu âcizin bütün şöhreti, Allahü teâlânın ihsânı sebebiyledir." dedi. Şahıs, bu tatlı ve yumuşak sözler karşısında saygısızlığına piş­mân oldu, tövbe etti ve özür diledi. Bunun üzerine Genc-i Şeker onu affett

Anadolu´da yaşayan büyük velîlerden Hacım Sultan (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri´nin ikâmet ettiği yerde yörükler topluluğundan bo- zuk îtikâd sâhibi bir grup vardı. Bir gün Hacım Sultan´ın yanına gelerek; "Sen kimsin? Nereden geldin?" diye sordular. Hacım Sultan; "Hicaz´­dan geli­rim." deyince; "Öyleyse buradan git. Bizim yerimizde ne arar­sın?" de- di­ler. Hacım Sultan; "Buraya Allahü teâlânın izni, Peygamber efendimizin işâreti, Ahmed Yesevî ve Hacı Bektâş-ı Velî´nin duâsı ile geldim. Burası bizim makâmımız, yerimiz oldu." buyurdu. Onlar ısrarla gitmesini, yoksa zarar vereceklerini söylediler. Hacım Sultan oradan ayrılmayınca, zarar vermek istediler. Allahü teâlânın izni ile zarar ve­remediler. Hacım Sultan, Allahü teâlâya; "Bunların şerrini benim üze­rimden def eyle." diye duâ etti. Allahü teâlâ bu kabîleye bir hastalık verdi ve pek çok kimse öldü. Bunun üzerine kabîlenin ileri gelenleri Ha­cım Sultan´dan af dilediler. Ha­cım Sultan da; "Allahü teâlâ üzerinizdeki belâ ve musîbeti def eylesin." diye duâ edince, kabîle hastalıktan kur­tuldu.

Anadolu´da yetişen İslâm âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden Mevlânâ Seyyid İbrâhim Efendi (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin zamânında bulunan haddini bilmez bir kimse, kendisine dil uzatıp gıy­be­tini yapar, hakkında uygun olmayan şeyler söylerdi. Bu kimsenin yaptık­ları, söyledikleri, defâlarca Seyyid İbrâhim´e haber verildiği hâlde, o bir cevap vermeyip hep sükût eder ve sabrederdi.

Yine birgün o kimsenin, haddi aşarak ve daha da ileri giderek söyle­diklerini kendisine haber verdiler. Önceki söyledikleri yara olarak kal­binde durduğu ve hiçbir şey söylemeyip hep sabrettiği hâlde, bu defâ çok üzülüp gayrete gelerek; "Acabâ şu anda lisânı (dili) döner, ha­reket eder mi ki?" dedi. Mübârek gönlü çok incinip, o kimseye; "Dili ku­rusun." diye bedduâ etti. O gece, o kimsenin dili tutuldu ve ölünceye kadar hiç konuşamadı. O kimsenin bu acıklı halini görenler, Allahü teâlânın velî kullarına dil uzatmanın, karşı gelmenin ve edebsizce söz­ler söylemenin ne kadar tehlikeli olduğunu ve ne ağır belâ ve musîbet­lere uğranacağını anladılar.

Hindistan´da yetişen en büyük velî, âlim müceddid ve müctehid İmâm-ı Rabbânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin güvenilir bir ta­lebesi ve oğulları şöyle anlatmışlardır: Bir tüccar, İmâm-ı Rabbânî haz­retlerinin komşularından birinin malını çaldı. Mal sâhibi ise, İmâm-ı Rab­bânî hazretlerinin akrabâsından bir genci hırsızlıkla ithâm etti. O genç, hakâret ve dayak korkusundan kaçıp gitti. Serhend´de bu işlerle görevli olan nöbetçi bunu duyunca hazret-i İmâm´ı çağırdı. İşinde gev­şeklik gös- terenin yanına gitmek îcâbetmediğini bildikleri hâlde, İmâm-ı Rab­bânî hazretleri talebelerinden birisi ile, yaya olarak oraya gitti. O edepsiz nö- betçi onların şânına yakışmayan sözler söyledi. Hazret-i İmâm ise gâ­yet yumuşak cevaplar verdi. Bu esnâda Mevlânâ Tâhir Bedahşî geldi. O kız- gın nöbetçiye; "Kimi ayağına çağırdığını biliyor musun? Allahü teâlânın dostlarına kötü davrananlar elbette kısa za­manda cezâsını gö­rür." dedi. Nöbetçi onları bıraktı. Aradan bir gün geçmeden bu edepsiz nöbetçi, semtinde bulunan büyük bir kalabalıkla münâkaşa etti. İş kav­gaya dökül- dü. O nöbetçi, oğullarından ve akrabâ­sından yirmi kadar in­sanla kalaba- lığa karşı koymak istedi ve evin da­mına çıktı. O evde harb için saklanan patlayıcı maddeler vardı. Oraya âniden bir ateş düştü ve büyük bir pat- lama oldu. O nöbetçi, bütün oğlu ve akrabâsı ile havaya uçtu. Cesedleri bile görülmedi. Böylece Allah dostlarına kötü söz söyle­menin cezâsını canıyla ödedi.

Hindistan´ın büyük velîlerinden Kerîmüddîn Bâbâ Hasan Ebdâlî (rahmetullahi teâlâ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &