ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Kültürü > İslam Kavramları M-Z > Şiir
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şiir  (Okunma Sayısı 417 defa)
26 Mart 2010, 10:47:31
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 26 Mart 2010, 10:47:31 »




ŞİİR, ŞAİR




Sezgiyle kavramak, bilmek, tanımak.

Şiir, edebiyatta kısaca vezinli ve kafiyeli söz olarak tanımlanır. Şiiri yapan kişiye de şair denir.

İbn Haldun, dilcilere dayanan bu tanımın şiirin gerçeğini anlatmadığını öne sürerek daha ayrıntılı bir tarif yapar: "Şiir, istiare ve belli vasıfları temeline dayanan, vezin ve kafiye bakımından birbirine eşit olan parçalara bölünmüş, her parçası kendi başına önündeki ve sonundaki parçalara muhtaç olmadan maksadı anlatan ve kendine mahsus Arap üslubu üzere terkib edilen belagatli sözdür" (Mukaddime, çev. Zakir Kadiri Ugan, İstanbul, 1988, 235-236).

İbn Haldun bu kapsamlı tanımı da açıklama gereği duyar. Şöyle der açıklamasında: "Tarifimizdeki ´belagatli söz´ bir cins olup her belagatli sözü içine alır. ´İstiare ve ayrı vasıfları temeline dayanır´ kaydı, bu kayıt ve vasıflar bulunmayan sözleri şiir çerçevesi dışında bırakmak içindir. ´Vezin ve kafiyeleri bakımından birbirine eşit olan parçalarla birbirinden ayrılmış´ kaydı ile bütün bilginler nazarında şiir sayılmayan nesirler çıkarılmıştır. ´Maksadı anlatmak bakımından her parça müstakildir´ kaydıyla şiirin gereği anlatılmıştır. Çünkü nazım ancak beyitlerinde bu vasıflar bulunduğu takdirde şiir sayılır. Tarifte ´kendine mahsus olan üsluplar üzere terkip dilen´ kaydı ile Arap´ın belli başlı üsluplarına uygun olmayan nazımların şiirden sayılmayacağı bildirilmektedir. Çünkü şiirin nazımlarda bulunmayan kendisine has bir üslubu olduğu gibi nesrin de şiirde bulunmayan kendisine mahsus üslupları vardır" (Mukaddime, 3, 236).

Cahiliye dönemi denilen İslâm öncesinde, Arap toplumu için en etkili sanat şiirdi. Cahiliye şiiri toplumsal hayatın en asli görünümlerinden biriydi. Şairin eserinin kaynağı kendi duyguları ile çevresinin duygularının çakıştığı noktalardı. Şair ister bir kabile reisi, ister bir prens, isterse yoksul ve yağmacı bir haydut olsun, daima mensup olduğu toplumun üzerinde hassasiyetle durduğu kimi erdemleri temsil eder, dile getirirdi. Siyasi görüşmelere katılan heyetlerde mutlaka şairler de bulunur; kabile ya da kabileler birliğinin sözcüsü olarak kendisini yetiştiren toplumu temsil ederdi. Kabile, hayatının duygularının, geçmişteki övünç kaynağı olayların, zaferlerinin, düşmanlarına karşı beslediği kinin, onları aşağılayan hicivlerin, çevresini saran doğanın en güzel anlatımını şairin büyülü sözlerinde bulur ve bütün bunları ondan beklerdi. Bu nedenle de şairin şiirlerinin korunmasına ve yayılmasına çalışırdı.

Bir reisin şair olması, kabilesi için büyük bir mutluluktu. Kabileler için başlıca gurur ve şeref kaynağı, büyük şairler yetiştirmiş olmaktı; buna karşılık şairden mahrum olmak yalnız mutsuzluk değil, aynı zamanda utanç ve ayıplanma nedeniydi. Kabilenin şaire olan ihtiyacı, düşman kabile şairinin açtığı yaranın ancak ona aynı tarzda karşılık vermekle kapanabileceğine olan inanış öylesine güçlüydü ki, bu yüzden ortaklaşa şiir yazmak zorunluluğunu duyan kabileler oluyordu.

Şiir Arap kabilelerinin şan ve şereflerini koruyan, mazide başardıkları büyük işleri unutulmaktan kurtaran, hatıralarını canlı tutan ve yayan tek bilgi kaynağıydı. Bu nedenle kimi bilginler şiiri, Arapların en büyük ilimleri olarak nitelemekten kendilerini alamamışlardır. Kimi eski yazarlar da, şiirin Arap toplumu içindeki yer ve önemine değinirken, onun Arapların bütün bilgilerini içine alan, bunların korunmasını sağlayan, daima başvurdukları, yararlandıkları eserleri (divan ilminin ya da divan el-Arap) olduğunu söylemişlerdir. Şiirin Arap toplumu için yerine getirdiği tarihsel ve toplumsal işlev gözönüne alınınca bu değerlendirmelerin abartılı olmadığı görülür.

Şairlerin gücü, yalnız söz sanatındaki ustalıklarından değil, aynı zamanda kâhinlik niteliğini taşımalarından geliyordu. Arap toplumunda çok eskilerden beri şairlerin kendileriyle ilişki kurduğu, bilgi ve ilham aldığı bir cine sahip olduğuna inanılıyordu. Şairler de bu inancı canlı tutmaya özen gösteriyorlardı. Örneğin el-Hatay cinlerden bir arkadaşı bulunduğunu; el-Ferazdak gerektiği zaman cini ile görüştüğünü, Kusayyir şiire bir cinin yardımı ile başladığını söylüyordu. Bu inanç hem ilham kaynağını insan üstü sihirli bir aleme bağlayarak şairde doğa üstü güçler bulunduğu zannını güçlendiriyor, hem de bunun sonucu olarak şiirlerinin etki gücünü artırıyor, ona kâhinlik niteliği kazandırıyordu.

Şiirin ve şairlerin böylesine önem kazandığı cahiliye toplumunda onun gelişmesini sağlayan, onu besleyen kimi etkenler, gelenekler oluşmuştu. Belli günlerde kurulan panayırlarda yapılan şiir yarışmaları, bu geleneklerin en önemlisiydi. Ukaz, Zu´lMecaz, Mecannatu´s-Sarh, Duvmetu´l-Cendel, Hacar, Suhar gibi panayırlarda yapılan bu yarışmalarda zamanın en büyük şairi hakemlik eder, şairler en güzel elbiselerini giyerek donatılmış binek hayvanları üzerinde çevrelerini saran halka şiirlerini okurlar, yarışma sonunda birinci gelen şair ilan edilirdi. Kimi şairler de kabilelerinden ayrılarak kendilerine zengin birer koruyucu bulurlardı. Bu şairler nüfuz sahibi hamilerinin yanında kabilelerinin çıkarlarını korurlardı. Lahmî ve Gassanî melikleri böyle birçok şaire koruyuculuk yaparlardı. Hira ve Lahmî sarayları da şiirin gelişmesinde çok etkili olmuşlardı.

Kur´ân, şiir sanatının zirveye ulaştığı bir dönemde nazil olmaya başladı. İlahi kelamın büyüleyici güzelliği karşısında şaşkınlığa uğrayan müşrikler, hemen Hz. Peygamber´i cinlerle ilişkili bir şair olarak değerlendirme yoluna gittiler. Daha sonra da müşrik şairlerin Hz. Muhammed´e (s.a.s) yönelik saldırıları başladı. Bu iki önemli nedenle şiir ve şairler Kur´ân´ın konuları arasına girdi.

Kur´ân´da şiir kelimesi bir kere, şair kelimesi de beş kere (birinde çoğul olarak) geçer. Şiirden söz eden, "Biz ona şiir öğretmedik. Bu onun için gerekmez de" (Yasin, 36/69) âyeti, vahiy ile şiir olayının karıştırılmaması gereğini belirtme amacı taşır. Bu konu vahyin ilahi niteliğinin, Hz. Peygamberin konumunun kavranması açısından çok önemlidir. Bu nedenle Kur´ân, başka bir yerde aynı gerçeği bir kere daha ve yeminle pekiştirerek vurgular: "Hayır, yemin ederim gördüklerinize ve görmediklerinize ki o (Kur´ân) elbette değerli bir elçinin sözüdür. O, bir şair sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz. Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz. Âlemlerin Rabb´inden indirilmiştir" (el-Hakka, 69/38-43).

Kur´ân´da şair kelimesinin geçtiği üç âyet de müşriklerin Hz. Muhammed´e şairlik isnadının reddine ilişkindir. Bu âyetlerde şöyle buyurulur: "Hayır, dediler, (Muhammed´in söyledikleri) karmakarışık rüyalar; hayır onu uydurmuş; hayır o şairdir. (Eğer bizim kendisine inanmamızı istiyorsa) o halde bize, öncekilerin (kavimlerine mucizelerle) gönderildikleri gibi, o da bir mucize getirsin" (Taha, 21/5). "Cinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz derlerdi. Hayır, o (ne şairdi, ne de mecnun). O gerçeği getirmiş ve peygamberleri de doğrulamıştı" (es-Saffat, 37/36-37). "Yoksa onlar (senin hakkında), ´Bir şairdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetiyoruz´ mu diyorlar? De ki: gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim" (et-Tur, 52/30).

Kur´ân´ın şairlerden söz eden son âyetleri, aynı adı taşıyan (Şuara) sûrede yer alır: "Şairlere gelince, onlara da azgınlar uyar. Görmüyor musun onları, (nasıl) her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar? Ve onlar yapmayacakları şeyleri söylerler" (eş-Şuara, 26/224-26). Sûrenin son âyetinde ise bir kısım şairler bu yargının dışına çıkarılırlar: "Ancak iman edenler, salih amel isleyenler, Allah´ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeye çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir inkılâba uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir" (26/227).

Şuara âyetleri müfessirler tarafından genellikle şairlerin ortak niteliklerini, karakterlerini açıklayan âyetler olarak yorumlamış ve bu yorum günümüze kadar sürdürülmüştür. Örneğin çağdaş müfessirlerden Mevdudî, 225. âyeti şöyle anlamlandırır: "Yani, düşünce ve sözlerinde hiçbir model tanımazlar, her vadide başıboş gezinir dururlar. Her yeni dürtü, bunda gerçek payı var mı, yok mu diye düşünmeden kendilerini yeni bir konuda söz söylemeye iter. Bir anlık bir dürtüyle akıllı ve bilgece sözler söylerken, bir başka dürtüyle bu defa kirli ve adi duyguları terennüme başlarlar. Birinden hoşnut oldukları zaman, hemen onun hakkında abartmalı övgülerde bulunurlar; bir de birine gücendikleri zaman hemen onu da yerin dibine batırırlar. Birinden çıkarları varsa, cimri birini, cömert birine ve korkağı yiğide tercih etmekte bir tereddüt göstermezler. Buna karşılık, memnun olmadıkları kişinin karakterini lekelemede, kendisini ve atalarını alaya almada utanç duymazlar. Bu yüzden, aynı şairin şiirlerinde hem Allah´a ibadeti, hem ateizmi, hem materyalizmi, hem ruhçuluğu, hem ahlakçılığı, hem ahlaksızlığı, hem fısk ve fücuru, hem takvayı, hem ciddiyeti, hem şakayı, hem övgüyü hem hicvi yanyana, bir arada görmek mümkündür" (Mevdudi, Tefhimu´l-Kur´ân, İstanbul, 1991, 4, 81).

Şehid Seyyid Kutub da aynı âyetler dolayısıyla şunları söyler: "...Şairler değişip duran tepki ve duyguların esiridir. Duyguları onlara egemendir. Ve ne olursa olsun onları dile getirmeye iter. Bir an içerisinde bir şeyi kapkara görürken bir başka an içerisinde beyaz görebiliyorlar. Bir bakarsınız hoşnut olmuşlar; bir söz söylerler, kızar öfkelenirler tam aksi bir başka söz söylerler. Diğer taraftan şairler belli bir hal üzere sebat göstermeyen bir mizacın sahibi olan kimselerdir. Bununla birlikte onlar, içinde yaşayıp durdukları vehimlerinden alemler yaratırlar, birtakım fiiller tahayyül ederler ve bu fiillerin bir takım sonuçlarını tasarlarlar. Sonra da bunu bir hakikat, bir gerçek gibi kabul eder, ondan etkilenirler. O bakımdan kendi hayallerinde ona göre yaşantıla...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Şiir
« Posted on: 03 Haziran 2020, 22:15:23 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Şiir rüya tabiri,Şiir mekke canlı, Şiir kabe canlı yayın, Şiir Üç boyutlu kuran oku Şiir kuran ı kerim, Şiir peygamber kıssaları,Şiir ilitam ders soruları, Şiirönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &