ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Büyükleri > İmam-ı Malik > Rey ve hadis fıkhı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Rey ve hadis fıkhı  (Okunma Sayısı 693 defa)
17 Eylül 2010, 16:53:35
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 17 Eylül 2010, 16:53:35 »



REY VE HADİS FIKHI

132- Kitap ve Sünnette Bulunmayınca Rey´le Hüküm Vermek:


Şehristanî, El-Milel-Ven-Nihal´de şöyle der: «Gerek ibadet­lerde ve gerek muamelata dair olanlarda o kadar çok olay bulunur ki, bunları sayı altına almak imkansızdır. Kesin olarak biliyoruz ki, her olay hakkında nass gelmemiştir, zaten bu tasavvur da olunmaz. Nasslar mahduddur, olayların ise sonu gelmez, bitip tükenmez. Namütenahi olanı, mahdud olamaz. İctihad ve kıyas zaruridir, her hâdise için ictihad gereklidir.» Hal böyle olunca Hz. Peygamber Aleyhisselamın irtihalle-rinden sonra Ashab-ı Kiram, bitip tükenmez, sayıya sığmaz olaylar karşısında kaldılar. Ellerinde kitab ve Resulü Ekrem´in sünneti vardı. Pek tabii olarak olayları kitaba arzedip çözümünü aradılar. Eğer onda açık bir hüküm buldularsa, ona göre hükmünü verdiler. Kitapta açık bir hüküm bulamadılarsa, o zaman Hz. Peygamber Aleyhisselamın sünne­tine başvurdular. Hz. Peygamber´in bu gibi meselelerde nasıl hüküm verdiği hususunda aralarında istişare yaptılar, ona göre hüküm verdiler. Eğer bu konuda bir hadis bellemiş olanlar yoksa, o zaman ona benzer ictihad yapıp reyleriyle hüküm verdiler. Kadı ve müftü de bu durumda­dır. Önündeki mesele hakkında nass yoksa, o zaman ona benzerini tatbik eder veya adalete uygun gördüğü şekilde reyiyle hüküm verir. Onlar böyle yapıyorlardı. Kitap ve sünnetten nass bulamayınca, o zaman rey´e baş vurup görüşlerine göre hükmederlerdi.

Hz. Ömer´in kaza ve yargı hususunda Ebû Musa El-Eş´ari´ye yazdığı mektubunda, meşhur mesajında şunlar vardır: «Kitap ve sün­nette olmayan hususlarda gönlünün yatıştığı şeylere dikkat et, onları iyi anla. Birbirine benzeyenleri, emsali olanları tanıyıp bil. O takdirde işleri mukayese et, kıyas yap.»


133- Rey ve Hadis Rivayeti Arasında:


Ashab-ı Kiram rey´i alıp kabul ettiler, ancak ne kadar alacakları ölçüde ihtilaf ettiler. Bir bölük az, bir bölükse çok aldı. Bir bölükte kitap ve sünnetten bir nass bulunmayan hususlarda tevekkuf yanlısıydı. Hepsi de kitap ve sünnetten bir nass varsa, ona itimad etmekte ittifak halindeydiler. Eğer kitap ve sünnetten bir deli! bulamazlarsa, o zaman fukahanın meşhurları rey´ine yönelirlerdi. İçlerinde Hz. Peygamber´in hadisini doğru bellemiş olmakta şüpheye düşerek ona yalan isnad etmiş olmamak için hadis rivayetinden kaçınanlar da vardı.

İmran b. Hüseyn´in şöyle dediği nakil olunur: «And olsun ki, eğer istesem, Hz. Peygamber´den iki gün hiç aralıksız hadis rivayet edebili­rim, fakat beni bundan alıkoyan şudur: Hz. Peygamber Aieyhisselamın ashabından bir çokları da , ben gibi ondan hadis-i şerif dinlediler, ben gibi onun yanında bulundular. Bakıyorum, onlar öyle hadisler rivayet ediyorlar ki, hiç de dedikleri gibi değil! Onlar böyle yanıldıkları gibi ben de yanılmaktan, benzetmekten korkuyorum.

Ebû Ömer Şeybâni şöyle demiştir: «Ben İbni Mes´ud´un yanında bir yıl beraber bulundum. Hz. Peygamber şöyle buyurdu, demezdi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu dediği zaman onu bir titreme kaplardı ve şuna benzer söyledi, buna yakın birşey dedi, derdi. İbni Mes´ud hadise bağlanarak Hz. Peygamber hakkında yalan söylemiş olmak durumuna düşmektense, reyiyle fetva verip onun sorumluluğunu yüklenmeyi ter­cih ederdi. Herhangi bir mesele hakkında kendi reyiyle fetva verdikten sonra şöyle derdi: Bu benim görüşümdür. Eğer doğru ise bu Allah´ın bir lütfudur, eğer yanlış ise o da benden ve şeytandandır.» Rey´i, ashab-dan birinin rivayet ettiği bir hadise uygun düşerse, o zaman sevinçten uçardı. Nasıl ki, mufavvaza meselesinde böyle olmuştu: Ona mihri misliyle hükmetti, ashabdan biri çıkıp Hz. Peygamber Aleyhisselam´ın da bu konuda onun gibi hüküm verdiğini söyleyince pek sevinmişti.

Gerçekten Ashab-ı Kiram, dinî vicdanlarından kopup gelen iki türlü duygu içindeydiler: Birisi: Meydana gelen olayları çözmek için Hz. Peygamber´den çok hadis rivayet etmek. Fakat bunda bilmeyerek yanılıp yalana düşmek tehlikesi var. Dehlevî, Huccetul-Lâhil Bâliga kitabında şöyle der: «Ömer b. Hattab (Allah ondan razı olsun) ashab­dan bir grubu Kûfe´ye gönderirken demiştir ki: Sizler Küfe´ye gidiyorsu­nuz. Siz öyle bir cemaata varacaksınız ki, onlar, arı uğultusu gibi gür sesle Kur´an okuyorlar, onlar size gelip hadis soracaklar, rivayeti az

yapın!» İkincisi: Hz. Peygamber´den bir eser naklolunmayan hususta kendi reyleriyle hüküm vermek. Fakat bundan da kendi görüşlerine qöre birşey için haram veya helal demeye karışmaktır. İçlerinden bir kısmı eser naklolunmayan hususta fetva vermekten çekinir, ancak hadis rivayetini seçerdi. Bir kısmı da Hz. Peygamber´den naklolunmuş bir sünnet bulunmayan hususlarda rey´i seçer, fetva vermekten kaçın-mazdı. Eğer sonradan bu konuda hadis bulunduğunu anlarsa, rey´in-den hadisin hükmüne dönerdi. Ashabın bir çoklarından bu rivayet olunmuştur. Hz. Ömer de bunlardan biridir. Ashab-ı Kiram´dan bir kısmı rey ile hüküm verirlerdi ki bunların başında Ömer b. Hattab, Zeyd b. Sabit, Ali b. Ebû Talib ve Abdullah İbni Mes´ud hazretleri gelmektedir­ler.


134- Ulemanın Merkezi Medine Olmuştur:



Ashab-ı Kiram devrinden sonra onların talebesi sayılan Tabiin geldi. Tabiîn çağında iki önemli iş vardır ki, onların fıkıh içtihadında tesiri olmuştur:

1- Müslümanlar bir takım bölük ve kollara ayrıldılar. İhtilaf fırtınası çok şiddetli ve sarsıcı esiyordu. Birbirlerine karşı çok sert ve amansız davranıyorlardı. Birbirlerine küfür, fısk, isyan kelimelerini fırlatmak onlar için kolay bir şey haline gelmişti, hatta birbirlerine ölüm oklarını atıyor­lar, kılıç çekiyorlardı. Böylece ümmet: Hariciler, Şiiler, Emevİler diye bölündü. Bunlardan birine katılmayıp Allah tarafından gelen bu belaya çaresiz razı olarak fitneden uzak kalanlar da vardı. Hariciler de aralarında Ezarıka, Bazıye, Necdat ve diğer adlarla türlü fırkalara ayrıl­dılar. Şia da birbirine uymaz fırkalara ayrıldılar. Hatta Şia da öyle şaz, aykırı görüşlü olanlar vardı ki, İslam´dan bile çıktılar, şayed girmişlerse! Öyleleri de vardı ki, müslümanları İfsad etmek için İslama girmiş görün-düler, yalancıktan müslüman oldular. Dinin ana direğini dikmek onların umurunda bile değildi. Onların emeli İslam´ı temelinden sarsmaktı. Böylece kendi milletleri, eski kuvvetlerini ve saltanatlarını kazanacak­lar, en azından onların bağımsızlığına son vermiş olan müslümanlardan öc alacaklar veya müslümantâr kavga karanlığında yaşayacaklar, Al­lah´ın nuru sönüp gidecekti. Bu çalkantıların neticesi olarak bazı kimse­lerde dini duygular azaldı, yalan yayıldı, Hz. Peygamber Aleyhissela-mın ağzından yalan hadis uyduranlar çıktı. Bu durum mü´minlerin bü­yüklerini endişeye düşürdü. Bu türlü uydurma hadisleri önlemek için tedbir almaya başladılar. Bunun için sahih ve sabit olan hadisleri tesbit etmeye koyuldular. Sabit hadisleri, sahih sünneti tedvin etmeyi düşü­nen Ömer b. Abdülaziz olmuştur (Allah ondan razı olsun).

2- Siyasi nüfuz ve kuvvet Medine´den başka yerlere intikal etti. Bu, önce Hz. Ali´nin hilafeti Küfe´ye nakil etmesiyle başladı. Sonra Emeviler Şam´ı devlet merkezi yaptılar. Medine ilim merkezi olarak kaldı, bu da ahval ve şartlara göre bazen kuvvetli, bazen zayıf olduysa da çoğunlukla ilim hareketi canlanmıştır. Hz. Osman devrinin sonlarına doğru ulema muhtelif bölgelere dağılmışlardı. Bunların her bölgede ta´bileri bulunuyordu ve bunlar ilim atmosferine hakimdiler. Bu sayede islam beldelerinin her birinde ilim merkezi meydana geldi. Kûfe´de, Basra´da ve diğer yerlerde medreseler kuruldu. Fakat fitne kazanı kaynayıp huzursuzluk çoğalınca, ileri gelen ulema, Hicaz´ı emin bir yer olarak seçip Medine ve Mekke´ye yerleşmeye başladılar. Çünki Emevi­ler çağında Hicaz ülkesi, fitnelerin en az olduğu yerdi. Huzur ve emniyet olan yerde İlim ve araştırma olur. Onun için Medine Tabiîn devrinde ilmin geliştiği bir yer olmuştur, başka şehirlerde de bazt ilimler varsa da Medine başta gelir. Onun için Ömer b. Abdülaziz, halife olup da İslam ümmetine dini umurunu gerçek yönüyle öğretmek isteyince, Medine´den başka yere müracaat etmedi, Medine ulemasının yardımını istedi^Ebû Bekir b. Hazm´e hadisleri toplamasını emretti. Medine ule-masfrti memleketin her tarafına dağılarak vardıkları yerlerde ilim rehberi olmaya teşvik etti.


135-Tabiîn Devrinde de Rey ve Rivayet Yolu Sürdü:


Gördük ki, sahabe çağında Ashab-ı Kiram başlıca iki gruba ayrıl­mıştı. Bir kısmı rivayeti çok yapar, reyle fetva vermekten çekinirdi. Diğer bir kısım da rey taraftarıydı, rivayeti az alırdı. Ancak sahih hadisleri kabul ederdi. Tâbi´in devrinde bu iki grub arasındaki görüş ayrılığı daha da açıldı. Her iki grubun taraftarları kendilerinden öncekilerden daha geniş sahaya açıldılar. Rivayet taraftarları yollarına daha çok bağlandı­lar. Her tarafı saran fitnelerden kurtuluşu bunda aradılar. Çünki onlarca kurtuluş ancak sünneti almakla mümkündür. Diğer grub ise baktı ki, Hz. Peygamber Aleyhisselam adına yalan hadis söylüyorlar. Ona güvenleri azaldı, yeni olaylar karşısında rey´le hüküm zaruret halini aldı. Böylece ortaya iki fıkıh metodu çıktı. Rey fıkhı, hadise dayalı rivayet fıkhı. Her iki fıkhın da meşhur alimleri vardı. Rey fukahası, eser fukahası.

Bu iki grubun arasındaki ihtilafın temeli, sünneti temel olarak almak hususunda değildi. Sabit olan hadisi, sahihi, sünneti almakta ihtilaf yoktu. İhtilaf reyle fetva vermekte, rey ile meseleleri çözmekteydi. Rivayet taraftarları, zaruret olmadıkça reyi almıyorlardı. Bunu, muztar kalan bir müslümanın domuz eti yemesine benzetirlerdi. Onunla me­sele çözümlüyoriardı. Bir de ancak olmuş meselelere cevap veriyorlar­dı. Rey ehli ise bu konuda ellerinde sabit bir hadis olmayınca meseleleri çoğunlukla rey ile çözüyorlardı. Hatta içlerinden bazıları yalnız ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Rey ve hadis fıkhı
« Posted on: 03 Haziran 2020, 06:07:38 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Rey ve hadis fıkhı rüya tabiri,Rey ve hadis fıkhı mekke canlı, Rey ve hadis fıkhı kabe canlı yayın, Rey ve hadis fıkhı Üç boyutlu kuran oku Rey ve hadis fıkhı kuran ı kerim, Rey ve hadis fıkhı peygamber kıssaları,Rey ve hadis fıkhı ilitam ders soruları, Rey ve hadis fıkhıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &