ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Büyükleri > İmam-ı Malik > Leys b said in mektubu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Leys b said in mektubu  (Okunma Sayısı 772 defa)
17 Eylül 2010, 17:02:28
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 17 Eylül 2010, 17:02:28 »



LEYS B. SA´D´İN MEKTUBU

«Selam üzerine olsun. Ben, kendisinden başka Tanrı olmayan Allah´a hamd ederim. Allah, bizi de, sizi de korusun. Dünya ve ahirette akibetimizi, hayırlı, güzel kılsın. Mektubun bana ulaştı. Onda, durumu­nuzun iyi olduğunu yazıyorsun. Buna çok sevindim. Allah sizi afiyette daim eylesirij Onu şükür ve ihsanının artmasına yardımcı kılarak ta­mamlasın.

Sana gönderdiğim mektuplar hakkındaki görüşünü, onları düzelt­tiğini ve üzerini kendi mührünle mühürlediğini anlatıyorsun. Onlar bize geldi. Allah, seni yaptığından daha hayırlısı ile mükafaatlandtrsın. İşte onlar, senden bize gelen mektuplardır. Ben de, senin görüşünle onların hakikatına ulaşmak istemiştim.

Mektubunda, senin hakkında bana gelen şeyleri düzeltmek ve bana nasihat etmek imkanlarını verdiğin İçin sana yazdıklarımın seni sevindirdiğini, yazdıklarına değer vermemi umduğunu, bunun diğer hususlarda bize karşı iyi düşünmene engel olmadığını, çünkü benim seninle böyle bir şeyi münakaşa etmediğimi, yanınızdaki cemaatın Medine ameline muhalif olarak bazı şeylere fetva verdiğimi işittiğini, vanımdakilerin kendilerine verdiğim fetvalara itimat etmeleri sebebiyle nefsim için korkmam gerektiğini, insanların, hicret edilen ve Kur´an´ın nüzulüne sahne olan Medine ehline tabî olduklarını söylüyorsun.

Umarım yazdıklarında isabet etmişsindir. Onlar, benim katımda istediğin yeri aldı. Şaz fetvalardan en çok nefret eden, Medine halkı alimlerini son derecede üstün gören ve onların ittifak ettikleri şeyleri hararetle benimseyen, benden başka kendisine Him nisbet edilen bir kimse yoktur. Bunun için alemlerin Rabbı olan, şeriki olmayan Allah´a hamd olsun.

Resulullah´ın Medine´deki makamı, Kur´an´ın orada O´na sahabi-ler arasında nazil oluşu, Allah´ın onlara peygamberi vasıtasıyle öğrettiği şeyler ve bu hususta insanların onlara tabi olmaları gibi anlattığın hususlara gelince : Bunlar söylediğin gibidir.

Zikretmiş olduğun «Muhacirlerle Ensardan birinci dereceyi kaza­nanlar ile onlara güzelce uyanlardan Allah razı olmuştur. Onlar da, Allah´tan razı olmuşlardır. O, bunlara, içinde ebedi kalmak üzere, altın­dan ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte bu, en büyük kurtuluştur.» ayetine gelince; Muhacirlerden birinci dereceyi kazananların çoğu, (Tevbe:100) Allah´ın rızasını talep için Allah yolunda cihada çıkmışlar ve ordular teşkil etmişler, insanlar onların etrafında toplanmışlar, onlar da, bunların arasında Allah´ın kitabı ve Peygamberinin sünnetiyle hük­metmişler ve bildikleri şeyi onlardan giziememişierdir.

Onların ordusunda, Allah İçin, O´nun kitabını ve peygamberinin sünnetini öğreten, Kur´an ve Sünnetin açıkladığı konularda reyleriyle içtihat yapan bir zümre vardı. Bu konuda onların başında, Müslümanla­rın kendilerini idare etmek için seçmiş oldukları Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Osman geliyordu. Bunların her üçü de, müslüman ordularını gözden çok uzak tutmuyorlar ve onlardan habersiz olmuyorlardı. Aksine hepsi de, dini dosdoğru tutmak ve ihtilaftan kaçınmak için küçük bir meselede bile Allah´ın kitabı ve Peygamberinin sünnetiyle hareket edilmesini yazıyorlardı. Kur´an´ın açıki dığıve Peygamber (s.a.v.)´in amel ettiği, yahut da Peygamberden sonra kendilerinin istişare ettikleri bir mese­leyi mutlaka onlara bildiriyoriards.

«Ortaya çıkan bir işi, Resulullah´ın ashabı bir hükme bağiamışsa ve Mısır´da, Şam´da, İrak´ta Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman devrinde kendileri vefat edinceye kadar o hal üzere kalmışlar ve onlara bundan başkasını emretmemişlerse, biz de, müslüman orduları için bu gün, Resulullah´ın ashabı ve onlara tabi olan seleflerinin amel etmediği bir işi ortaya atmalarını caiz görmüyoruz. Bununla beraber, daha sonra Resu-lullah´ın ashabı birçok şey hakkındaki fetvalarda ihtilaf etmişlerdir.´ Senin bildiğini bilmeseydim bunları sana yazardım.

Resulullah´ın ashabından sonra Safa b. Müseyyeb ve bunun gibi tâbHler bir çok ihtilaflara düşmüşlerdir. Keza, bunlardan sonrakiler de ihtilafa düşmüşlerdir. Ben, onlarla Medine ve diğer yerlerde görüştüm. Bunların başında o gün İbni Şihab ve Rabia b. Ebî Abdurrahman vardı.

Rabia´nın bazı geçmiş şeylere muhalif olduğu hususlardan bazısı da: Bildiğin ve senin, Yahya b. Said´in, Ubeydullah b. Ömer´in, Kesir b. Ferkad´ın ve ondan daha çok yaşlı bir çok rey sahibi Medinelilerin görüşünü işittiğim meselelerdir. Hatta bunlar seni onun meclisini bi-rakmak gibi, hoşlanmadığın bir şeye mecbur etmiştir.

Rabia´yı kınadığımız bazı şeyler hakkında sen ve Abdülaziz b. Abdullah ile müzakere etmiştim. Siz ikiniz, benim kabul etmediğim şeyde bana muvafakat ediyor, benim hoşlanmadığım gibi siz de ondan hoşlanmıyordunuz. Bununla birlikte, Allah´a hamd olsun; Rabia´da çok hayır, sağlam bir akıl, beliğ bir dil, apaçık bir üstünlük, islâml güze! bir yaşayış, genel olarak bütün arkadaşlarına ve özel olarak bize karşı sadık bir muhabbet vardır. Allah, ona rahmet ve mağfiret eylesin. Onu, amelinden daha güzeli ile mükafaatlandırsın!

İbni Şihab´la karşılaştığımız ve yazıştığımız zaman da, onun bir çok ihtifafa düştüğü olurdu. Bazen bir mesele hakkında, -ilim ve reyinin üstünlüğüne rağmen- o´na birbirini nakzeden üç türlü görüş yazılırdı ve bu kohuda o, önceki reyinin farkında olmazdı.

İşte bu, terketmemi senin hoş görmediğin o terketmeme sebep oldu. Yine biliyorsun ki, benim İbni Şihab´ı reddettiğim bir husus da, müslüman ordularına mensup birisinin, yağmurlu gecede iki namazı birleştirmiş olması meselesidir.[1] Şam´ın yağmuru, Allah bilir ya, Medine´nin yağmurundan çok fazladır; oradaki imamlardan hiçbirisi qmurlu´gecede namaz birleştirmemiştir. Halbuki aralarında Ebû Ubeyde b. Cerratı, Halid b. Velid, Yezid b. Ebı Süfyan, Amr b. As ve Muaz b. Cebel vardı. .

Peygamber (s.a.v.)´in haram ve helali en iyi bileniniz Muaz b. Cebel´dir, buyurduğu bize ulaşmıştır. Yine «Muaz, kıyamet günü alimler arasında bir adım ileride gelecektir» denilmiştir. Keza bu arada Şurahbil b. Hasene, Ebû´d-Derdâ ve Bilal b. Rabah vardı.

Mısır´da Ebû Zerr, Zübeyr b. El-Avvam, Sa´d b. Ebu Vakkas; Humusta, Bedir ehlinden yetmiş kişi vardı. Müslüman ordularının hep­sinde durum böyle idi. Irak da İbni Mesûd Huzeyfe b. Yemân, İmran b. Huseyn vardı. Emîri ül-mü´minin Ali b. Ebl Talib de (Allah cennette onu şerefli eylesin), burada senelerce oturmuştu. Yanında da Resulullah´ın ashabı vardı.Bunlar asla akşam ile yatsı namazını birleştirmemişlerdir. İhtilâf konusu mes´elelerden birisi de, bir şahid ve davacının hak sahibinin yemini ile hükmetme işidir. Biliyorum ki, Medine´de bununla hüküm verilmektedir. Halbuki ne Şam ve Humus´ta, ne Mısır´da, ne de Irak´da peygamberin ashabı bununla hüküm vermiştir. Hulefa-i Raşi-din: Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali de, onlara, buna göre hüküm verilmesini yazmamıştır.

Sonra Ömer b. Abdülaziz halife olunca, -bildiğiniz gibi bu halife, sünnetleri ihya ve dini doğru tatbik etmek için gayret gösterme, reyde isabetli olma, insanların geçmiş olan meselelerini bile uğrunda çok çalışmıştır.- Ona Züreyk b. Abdulhakem şöyle yazmıştır: «Sen, Medi­ne´de bir şahid ve hak sahibinin, davacının yemini ile hükmediyordun.» Ömer b. Abdülaziz de: «Biz Medine´de bununla hükmediyorduk. Şamlı­ları bundan başkası üzere buldum. Buna göre ancak, âdil iki erkek veya bir erkekle iki kadının şehadetiyle hükmediyoruz.» diye cevap vermiştir.[2] Bu halife de, akşamla yatsı namazını yağmurlu gecede asla birleştirmemiştir. Halbuki kendisinin oturmakta olduğu Hanasır´daki evine! yağmur, bardaktan boşanırcasına yağardı. ´

İhtilaflı meselelerden biri de şudur: Medineiiler, kadınların müeccef mehirleri hakkında istediği vakit bir talepte bulunma yetkisine sahip olduğuna, talep ettiği zaman da mehri´nin verilmesine hükmederler. Iraklılar, Şamlılar ve Mısır´lılar, bu konuda Medine´lilere muvafakat etmişlerdir. Halbuki ne Resululiah´ın ashabından, ne de Tâbii´lerin hiçbirisi, kadının müeccelmehri´ne hükmetmiştir. Ancak kadın, ölüm veya talâk sebebiyle kocasından ayrılınca hakkını alırdı.

İhtilaflı diğer bir mesele de şudur: Onlara göre «İ!â»da, isterse dört ay geçmiş olsun, kocası boşanma kararını belirtmedikçe talâk vaki olmaz. Halbuki Nafi´nin, Abdullah b. Ömer´den dört ay geçtikten sonra kocanın boşama kararını belirtme işi kendisinden rivayet edilen o dur-bana anlattığına göre Abdullah b. Ömer, Allah´ın kitabında zikrettiği «İlâ» hakkında şöyle derdi: «İlâ yapan kimse, müddet tamam olunca, ya Allah´ın emrettiği gibi geri dönecek veya talaka karar verecektir. Başka türlü yapması caiz olmaz.» Siz ise Allah´ın tayin ettiği dört aydan sonra bekler ve kararını bildirmezse talak vaki olmaz diyorsunuz.

«Halbuki Osman b. Affan, Zeyd b. Sabit. Kabîsa b. Zueyb, Ebû Seleme b. Abdurrahman b. Avf´ın, ilâ hakkında şöyle dedikleri bize kadar oluşmaştır: «Dört ay geçerse bain bir talak olur.» Said b. Müsey-yeb, Ebû Bekir b. Abdurrahman b. Haris, Ibni Hişam ve İbni Şihab da: «Dört ay geçerse bir talak vaki olur ve iddet içerisinde erkeğin geri dönme hakkı vardır» demiştir.[3]

«Başka bir mesefe de şudur: Zeyd b. Sabit şöyle diyordu: «Kişi boşanma yetkisini karısına verse, karısı da kocasını ihtiyar etse, bu bir talak olur. Kendisini üç talakla boşarsa, bu da bir talak olur.» Abdulmelik b. Mervan bununla hükmetmiştir Rabia b. Ebi Abdurrahman da ayni şeyi söylüyordu. Halbuki insanlar şunun üzerinde birleşmişlerdir. Bu kadın, kocasını ihtiyar ederse talak vaki olmaz. Kendisini bir veya iki talakla boşarsa, kocasının ric´at, dönme hakkı vardır. Eğer üç talakla boşarsa, bu bain bir talak olup kocasına helal olmaz. Ancak, kadın başka bir koca ile evlenip yeni kocası kendisi ile birleşip sonra ölür veya onu boşarsa, ilk kocası ile tekrar evlenebilir. Yalnız kocası, aynı mec­liste karısına kar...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Leys b said in mektubu
« Posted on: 31 Mayıs 2020, 17:34:14 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Leys b said in mektubu rüya tabiri,Leys b said in mektubu mekke canlı, Leys b said in mektubu kabe canlı yayın, Leys b said in mektubu Üç boyutlu kuran oku Leys b said in mektubu kuran ı kerim, Leys b said in mektubu peygamber kıssaları,Leys b said in mektubu ilitam ders soruları, Leys b said in mektubuönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &