ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Büyükleri > İmam-ı Malik > Gelişmesi ve büyümesi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gelişmesi ve büyümesi  (Okunma Sayısı 541 defa)
17 Eylül 2010, 15:52:27
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 17 Eylül 2010, 15:52:27 »



MALİKİ MEZHEBİNİN GELİŞMESİ VE BÜYÜMESİ

241- İbni Haldun´un Bir Görüşü:


Buraya kadar geçen bahislerde Mâliki mezhebinin usulünü beyan ettik ve sözümüzü: Bu usul ve kaideler, bu mezhebi devamlı bir geliş­me, verimli ve bereketli bir halde bulundurur diye bitirdik. Fakat İbni Haldun gibi bazı mevsuk tarihçilerimiz bu büyük mezhebe ve salikle-rine donukluk isnad ettiler. Onun için biz, madem ki, bu mezhebin gelişmesini anlatmak istiyoruz, önce bu büyük İslam tarihçisinin iddia­sının doğruluk derecesini anlayalım. Zira ulema diyor ki, aklı doldurma­dan önce boşaltmak lazım, yani medihden önce ayıklamak gerek. Biz, önce onun sözünü aynen nakledelim, tâki birşey katmamış olalım, sonradan doğru olanı, olmıyanı tartışalım. Doğuda Ebû Hanife´nin, Şafii´min ve Ahmed b. Hanbet´in mezheblerine tâbi olanları söyledikten sonra şöyle diyor:

İmam Mâlik´e gelince (Allah rahmet eylesin), başka yerde bulu­nursa da asıl Mağrib ve Endülüs halkı onun mezhebindedir. Oralarda başka imama tâbi oianfar çok azdır. Çünkü onlar ekseriye Hicaz´a giderler, seyahatları oraya kadardır. Medine o zaman ilim yuvasıydı. İiim oradan İrak´a gitti. Irak ise Mağrib ve Endülüs halkının yolu üze­rinde değil. Onun için Medine ulemasından almakla yetindiler. O zaman onların üstadlart ve imamları Mâlik idi. Onlar, önce üstadlarından, ondan sonra da talebelerinden ilim aldılar. Mağrib ve Endülüs halkı İmam Mâlik´e bağlandılar, yollan ulaşamadığından, ondan başkasını taklid etmediler. Diğer yandan Mağrib ve Endülüs halkında Bedevilik gafibdi. Irak ehlinjn kültürlerine ermiş değildiler. Bedevilik münasebe­tiyle Hicaz ehline daha meyyaldılar. Onun için Maliki mezhebi onlarda hep aynı halde devam ediyor. O diğer mezhepler gibi kültür ve medeniyettehzibine uğramadı. Her mezheb imamının mezhebi, ehli arasında hususi bir mevkii bulunur. Onlar ona uyarlar, onlar için ictihad, kıyas yolu yoktur. Onlar imamlarının mezhebindeki mukarrer usule göre meseleleri tenzlr yoluyla hallederler. Bunu yapabilmek de melekeye muhtaçdır, böylece mümkün mertebe tâbi oldukları mezheb imamına uyarlar. Bu meleke fıkıh ilmidir. Mağrib ehlinin hepsi İmam Mâlik´i taklidederler.[1]


242- Bu Görüşün Eleştirisi:


Bu büyük tarihçinin söyledikleri böyle, Bunlar incelemeye muhtaç sözler. İçlerinde makbul olan da var, doğruluğu söz götüren de var. :

a- Şüpheye yer olmayan şudur ki, Mâliki Mezhebinin Mağrib ve feridülüs´te yayılmasının sebebi, oralıların İmam Mâlik´le daha Önce Onlın üstadlarıyla, sonra da talebeleriyle görüşüp, Irak fukahasıyla jgörüşmemiş olmalarıdır. Bu Mısır hakkında da söylenebilir. Zira bu hıezhebin Mısır´da bulunması, mezhebinin orada yayılması, Eyyubller Devletinin Şafii Mezhebini tutmaları da Mâliki mezhebini Mısır´dan si-lemedi. Mısır´da İmam Mâliki Mezhebinin mevkii arttı. Kadılar, Malikl-lerden tayin olundu, Hanefi ve Hanbell mezheblerinden değil. Mağrib ve Endülüs´de Maliki mezhebinin yayılmasına sebep sa­dece hac değildir. Belki devlet sultanının bunda tesiri çoktur. İbni Hazm iki mezhebin devlet gücüyieyayıldığınısöyler.DoğudaHanef1lik,Batıda ve Endülüs´de Malikllik. Mezhebin yayılışı sırasında bunu açıklayaca­ğız.

b- İbni Haldun´a göre, Mağrib ve Endülüs´de Maliki mezhebinin kabul edilmesine sebep, Hicaz halkı ile Mağrib ve Endülüs halkı ara­sında Bedevilik´de ortak münasebet bulunmasıdır. Bu üzerinde durula­cak birşeydir. Zira Hicaz şehrinin sakinleri Bedevi sayılmaz. Özellikle Emeviler devrinde hiç değildi. Emevilerin oraya bol bol akıttıkları hayrat ve nimetler içinde yüzüyorlardı. Orada refah ve sefanın her türlüsü vardı. Gazel alanında en beliğ şiirler yazıldı, medeni musiki bütün yollarıyla meydana geldi. Abbasiler devrinde hilafet merkezi olan Irak´ı bu kültürle onlar besledi. Hicaz şehirleri sakinlerinin Bedevi olduğunu temsil etsek bile, Endülüs hakkında bunu asla kabul edemeyiz. Endülüs halkı, eskiden de, yenrdevirde de Müslümanların fethinden önce de, sonra da her zaman medeniyet sahibiydiler. İbni Haldun gibi bir kişinin, hükmünü onlara teşmil etmesi yakışmaz. Medine ehlinin Bedevi olduğu sahih olmadığı gibi, Endülüs halkının Bedevi olduğu doğru değildir, Mısır hafkı da Bedevi değildir. Onun için haklı olarak bu sebebi ortadan atarız.

c- Medine ehli Bedevi´dir, Mağrib ve Endülüs halkı Bedevi´dir, onun için onlar bir mezhep yani Maliki mezhebini kabul ettiler, gibi mukaddimeler üzerine kurduğu hükümden çıkan netice; Mâliki mezhe­binin medeniyet ehli mezhebi olmadığıdır. Onun için birleşmişler ve bu mezhebi benimsemişler. Bu iddia, bu mezhebin usul ve kaideleriyle asla bağdaşamaz. Zira bunlar, genişlik, müsamaha, tolerans, toplu­mun hayatını ıslah ve işlerini tanzim bakımından öyle kuvvetlidir ki, ufukları ne kadar geniş, meseleleri ne kadar çeşit, hayat tarzı ne kadar muhtelif olursa olsun, muhtelif medeniyetleri tanzim etmeye elverişlidir. Mesalih-i Mürsele, şeddi zeriar örf ve âdete itibar, kıyası almak. Bunlar, her medeniyete uygundur. Hatta kıyasın bazen nassları bile tahsis etmesi ve mezkur kaideler, içtimai hayat ne kadar karışık, maslahatlar ne kadar çapraşık da olsa, adaleti temin için en ince kanunları yapmaya ve üstün bir medeniyet kurmaya elverişlidir. Böyle bir mezhebin Bedevi olması mümkün değildir, bu mezhebe bu nasıl yakıştırılır!

ç- İbni Haldun, Mağrib halkının Bedeviliği bu mezhebi çapraşık bıraktı, tenkid ve tehzib edilmedi, diyor. Bu kaziyyenin ne mukaddimesi ne de neticesi doğru olamaz. Çünkü bu mezhebe girenler sadece Mağ­rib halkı değildir. Girenler arasında başkaları da var. Mağribtilerin hep­sinin Bedevi halk olduğunu temsil etsek bile, bu mezhebde olan Mısırlı­ların uzak veya yakın maziden beri Bedevi olduklarını asla kabul ede­meyiz. Çünkü hiç bir devirde öyle olmadılar. Ülkelerinin tabiat şartlan Bedevi olmalarına hiç müsait değildir. Öyle olunca, o mukaddime doğru değildir. Mağrib halkının hepsi Bedevi değildir. Endülüs halkı Bedevi değildir. Mısır halkı Bedevi değildir, bir tarihçi onların Bedevi olduğuna hükmedemez.

Mezhebi kabul edenler Bedevi olmayınca, girdikleri o mezhebin karışık, gevşek olduğuna hükmedemeyiz. Çünkü gerçekte bu mezheb tenkit edilmiştir. Usulü bellidir, onlara göre fer´i meseleler çıkarılmıştır, Başındanberi tahric ufku çok geniştir, tahric ve tenkih devam etmiş, mezheb tekâmül etmiştir. Mısır uleması, Endülüs uleması bu hususta yarışmışlardır. Maliki fıkıh ulemasının istinbat ettikleri usulü, yazdıkları meseleleri yukarıda anlattık. Onlardan görüldüğü gibi, bunlar ne kadar temiz, sağlam, akla uygun, muhtelif muhitlerin ihtiyaçlarını karşılayacak kanunlara muvafık düşmektedir. Endülüs, Mağrib, Mısır uleması ve yazarları delillerle, tahriclerle, rivayetleri tenkih ederek bu mezhebi nasıl takviye ettiklerini görüyoruz. Böylece mezheb medeniyetin bütün meselelerini çözecek en yeni usullerle doğru tedavi edecek bir halde bulunmaktadır.


243-Hanefî Mezhebi, Bir Medresenin Mezhebidir:



Sözün kısası, tarihçilerin imamı, milleti olan Berberilere karşı suç-luduV. Medine imamı mezhebine karşı suçludur. Allah bağışlasın ve ilminden ötürü ona hayırlı mükafat versin. Maliki mezhebinin gelişmesi sebeplerine girişmeden önce, Maliki mezhebiyle Hanefî mezhebinin ayrıldıkları iki noktaya işaret edelim:

Birinci Nokta: Ebû Hanife talebeleriyle birlikte, bir kedrese teşkil ederlerdi. Talebelerin şahsiyetleri imamın şahsında erimedi, sağlığında üstadlarıyla münakaşa ediyorlar, tartışıyorlar,´ona muhalefet ediyorlar­dı. Rabbınin rahmetine kavuştuktan sonra Irak fıkhının başına Ebû Yusuf ile Muhammed b. Hasan geçti. Hanefî fıkhını genişlettiler, geliş­tirdiler ve onu Medine ehli fıkhına yaklaştırdılar, mezhebi hadisle te´yid ettiler. Üstadlarına muhalif oldukları meseleler çoğaldı, onun usulüne sarılmakla beraber görüşlerde ayrılık oldu. Böylece bu büyük mezheb, bu medresenin mezhebi haline geldi, usulleri bir, fakat fer´i hükümler­de, az-çok farklı bir mezhep oldu. Medresenin bütün görüşleri tesbit olunmuştur. Bu görüşlerin büyük kısmı, sonraları tercih erbabı için açık kapı bıraktı ve bu geniş kapı etrafa kol açtı.


244- İmam Mâlik´in Talebeleri Ölümünden Sonra Muhalefetlerini Açıkladılar:


Hanefî mezhebi böyle. Malikî mezhebine gelince, o baştan bu yoldan başka bir istikamette yürümeye başladı. Sonra ona döndü ve onun benzeri bir yol tuttu. İmam Mâlik, hayatında İmam Ebu Hanife´nin mesleğini tutmamıştır. Talebeleri için münakaşa kapısını açmadı, görüşler tartışılmazdı. O mehazlarını, yolunu göstererek meselelerin hü­kümlerini anlatıyor, dersini veriyor, talebeleri de yazabildiklerini yazıyorlardı. Talebeleri bu müzakerelere katılmazdı. Talebelerinden bazısı uzun süre ders aldı, bazısı dersinde az bulundu, başka yere gitti, fakat onunla ilmi münasebetini kesmedi. Bunların her birinin Mâiikî fıkhının rivayetinde, usulünü bilmede, tahricte yeri vardı. Onun için Mâliki mez­hebi bidayette bir medrese mezhebi sayılmaz. Çünkü talebe, üstadları yanında görüşlerini beyan etmezlerdi. Ancak onun ölümünden sonra talebenin büyükleri görüşlerini açıklayarak üstadlarını muhalif oldukları yerleri beyan ettiler. Üstadlarını takdirle beraber, onları ilan ettiler ama onun ilmini rivayete, neşre de önem verdiler. Onun usulüne göre mese­leleri tahric ettiler. Üstadlarına talebelerinin muhalif olduklarını gösteren haberler çoktur. Ancak bu muhalefet onun sağlığında meydana çıkma­dı, ölümünden sonra ortaya atıldı. Buna sebep de ondan ders almakla, . istifadeye meraklı olmalarıdır. Münakaşa ve münazara yapmak iste­mezlerdi. Çünkü o, cedel ve münakaşayı sevmezdi. Bir de talebeleri onun ölümünden sonra onun meseleleriyle diğerlerinin rivayetlerini mukayeseye, incelemeye başladılar. Bu esnada azına muhalif, çoğuna muvafık kaldıl...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Gelişmesi ve büyümesi
« Posted on: 05 Haziran 2020, 08:28:42 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Gelişmesi ve büyümesi rüya tabiri,Gelişmesi ve büyümesi mekke canlı, Gelişmesi ve büyümesi kabe canlı yayın, Gelişmesi ve büyümesi Üç boyutlu kuran oku Gelişmesi ve büyümesi kuran ı kerim, Gelişmesi ve büyümesi peygamber kıssaları,Gelişmesi ve büyümesi ilitam ders soruları, Gelişmesi ve büyümesiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &