ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Büyükleri > İmam-ı Malik > 9. delil mesalih i mürsele
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: 9. delil mesalih i mürsele  (Okunma Sayısı 590 defa)
17 Eylül 2010, 16:02:54
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 17 Eylül 2010, 16:02:54 »



9. DELİL : MESALİH-İ MÜRSELE

181 - Faydalı Olanı Almak, Zararlı Olanı Atmak:


Ahlâk ilmi bilginlerinin çoğunun temayülüne göre: Hayır ve şer için öiçü, kişinin işlediklerinden doğan faydadır, menfaattir. Eğer bir işde fayda var, onda kimseye bir zarar yoksa, o hayırdır, onu yapmak fazilettir. Eğer bir işte, İnsanların bir kısmına fayda, diğer bir kısmına zarar varsa, o zaman menfaatle zarar çarpışır. Bu gibi hallerde hayır, daha büyük fayda elde etmek için küçük menfaatleri feda etmektedir, veyahut devamlı fayda sağlamak için muvakkat menfaati bırakmaktır, muvakkat menfaat uğruna şüpheli menfaattan vazgeçmektir.

Bu düşüncede olup böyle söyleyenler ölçülerini umumileştiriyorlar, bunu kanunlara, edebiyata devlet siyasetine ve yüksek ahlaka teşmil ediyorlar. Zira ahlâkın ve kanunların amacı birdir, o da milleti mutluluğa kavuşturmaktır. Gerçekte ahlâk, ferdlerin saadetiyle ilgilidir. Ceza ver­meden, onları terbiye eder. Kanunlar insanların birbirleriyle olan müna­sebetlerini tanzim eder, onlara muhalif davrananları yargı yoluyla maddi hükümlerle cezalandırır. Siyasetle ahlâk veya kanunla adab arasındaki fark şöyledir: Ahiâkl hükümler cezası olmasa da zahire ve batına, içe ve dışa şamildir, hakimdir. Kanunların ise hükmü zahire hakimdir, karşı gelenlere maddi cezası vardır ve bu ceza dünyadadır, ahir-ete kalmaz. Böylece ahlâk siyasetten veya kanundan ayrılmaz. Onun için bu şey ahlâkta çirkin, kanun ve siyasete göre güzeidir, denemez. Nasıl ki, hesab kurulları ekser ahvalde sahihtir, bazısında batıldır, diyemeyiz. Zira hak ve batıl ölçüleri de riyaziye kuralları gibidir, değişmez. Buölçüfaydakıstasiahlâkvekanunlardadadoğrulanır.[1]



182- Ulam Fıkhında Maslahatın Yeri:


İslam fıkhının ana esasları, ümmetin mesalihidir. Maslahat olan herşey matlubdur, dini deliller onları istemektedir. Bu umumca mukar­rer ve kabul edilmiş bir asıl olup İslam fukahası bunda icma´ halindedir. Onlardan hiç biri, İslam dini kulların maslahatına olmayan birşey getir­miştir, dememiştir ve diyemez. Yine hiçbiri, müsiümanlar için meşru1 kılınan hükümler ve şeyler içinde zararlı olan vardır, dememiştir. Eğer bu konuda, şayed aralarında bir ihtilaf varsa, bu meselenin aslında değil, tatbikine ve teferruatına aid olabilir.

Bir kısmına göre, din, insanların maslahatına olan herşeyi içine almıştır, onun nasslarında bütün maslahatlar bulunmaktadır. Nassla-rtnda bulunmayanlar nass üzerine hamlederek kıyas yoiuyla alınır. Dinden bir şahid ve tanık olmadıkça, müctehid maslahatı bilemez. Bu görüştekilerin bayrağını taşıyan İmarn Şafiî´dir. Onun için nassdan bir şahidi olmaksızın istifisin adı altında maslahatı itibar edenlere karşı yaman hücuma geçmiştir. Bu görüşün temeli maslahatı ihmal değildir. Belki de şöyle düşünüyorlar; Allah Teala insanları başıboş bırakmamış­tır. Nasslardan bir şahid olmaksızın maslahat bulunacağını farzetmenin altında şu yatar: Allah Teala insanların umurunu kendilerine bırakmış, maslahat tayin edecekler! Bunu ise yüce Allah nef´etmektedir. Ayet-i kerime şöyle buyurur: «İnsan boş bırakıldığını mı sanıyor?»[2]

Hanefî fıkhı da, bu görüşte Şafii´ye yaklaşmaktadır, fakat onlar, nass üzerine hamletme kapısını Şafii´den daha geniş açmaktadırlar. İnsanların mesalihinden uzak olan kıyaslardan bazı umuru kabul eder­ler ve bunda Ebû Hanife´ye itiraz ederler, eleştirirlerdi. Fakat: Ben istihsân yapıyorum, dedi mi, kimse ağzını açamazdı. Nass olmıyan, kıyas sökmeyen yerde istihsân yapmak, maslahatı almaktır.

imam Mâlîk´in ve Ahmed´in mezheplerine gelince: Onlar mas­lahatı fıkıhta bizatihi kaim bir asıl itibar ederler. Onlara göre dinî nasslar, ancak insanların maslahatına olan hükümleri getirmiştir. Nasslarda olanlar onlardan anlaşılır. Nassdan anlaşılmayan, dinde umumi nassla-nn ruhundan anlaşılır. Mesela yüce Mevlâ´nın şu ayeti; «Dinde size bir güçlük kılmadı.» Hz. Peygamber Aleyhisselam´ın şu hadis-i şerifi: «Zarar ve zararla mukabele yoktur» gibi..

Bu iki mezhebin görüşleri ışığı altında fakih şu hükmü verebilir:

Maslahat olup zarar bulunmayan veya faydası zarardan çok olan her-şey. dinde matluptur, bunda hususi delile gerek yoktur. Zararlı olup maslahat bulunmayan veya zararı faydasından çok olan herşey nehiy olunmuşdur. Bunda hususi nassa ihtiyaç yoktur. Hatta bazı Hanbell ve Mâlikîler buna ilaveten Kur´an ve hadislerin nasslannı mesalih ile tahsis bile ederler, ancak bu nassların İnsanların muamelatına dair mev-zu´larda olması şarttır, ibadetlerde tahsis olamaz.

Maslahatı bu doğrultuda almada Hanbelilerin Necmeddin Tûfî çok aşın gitmiştir. O şöyle demektedir: «Eğer maslahat, icma´ia veya kitap ve sünnetten bir nassla sabit bir hükümle tearuz ederse, tahsisle beyan yoluyla, maslahata riayetin onlara takdimi gerekir.[3]


183- Maslahatın Önemi:



Mâliki ve Hanbeli fukahasının maslahat hususundaki bu tutumları şüphe yok ki, İslam fıkhını çok zenginleştirmekte, onu her çağda ve her yerde insanların ihtiyaçlarını karşılayıcı ve doyurucu bir haie getirmek­tedir. Biz bu meslekteki tutumu, ihtiyatlı olarak seçmekteyiz, onda Tûfî gibi aşırılık taraftan değiliz. Ancak dinî bir nassla çatışan kat´1 bir masla­hat bulunmadığını kesinlikle söylemeliyiz. İslam fukahasının icma1 ettiği bir emirde maslahata muhalif birşey bulunmaz. Tufî´ye muhalif oldu­ğumuz yer şuradadır: Bir şeyde maslahat olduğunu insan aklı kabul etsin de, sonra ona riayeti meneden bir nass bulunsun, yahut da ulema onun tersine icma´ etsin, işte bu olamaz.

Şüphe yok ki, Mâliki Mezhebi, Hanbeli Mezhebi de öyledir. Şunu kabul eder ki din, ahlak emirleri, nizam ve kanunlar insanları mutlu kılmaya yöneliktir. Dinde her emir olunan veya yasaklanan şeyde ölçü: Menfaat ve maslahattır. Nasıl ki filozoflara göre bu ahlakta fazilet ve rezilet ölçüsüdür. Kanunda da adalet ve zulüm kıstastır.


184- İtiraza Yol Açan, Yanlış Anlamalar:


Son çağda filozoflardan biri, ahlâk ölçüsünün menfaat olduğunu anlatmak istedi. Bunu güzelce anlatmak ve sınırlarını çizmek-; bunu, insanların onunla bağlantılı sandıklan bozuk mânalardan ayırmak ge­rektiğine inandı ve şunları söyledi:

Menfaat: Fayda sözünü doğru anlamak lazım. Çünkü benim gör­düğüm kadar, bunu insanların kabulüne en büyük engel bunun kötü ve yanlış anlaşılmasıdır. Eğer o, bu kötü mânalardan kurtarılır, en azından, en sertlerinden arınırsa, önündeki engelin çoğu kalkar. Onun için fayda teorisinin dayandığı felsefe usulüne girmezden önce, onu beyan etmek, onunla ondan olmayanı ayırmak istiyorum. Ona yapılan itirazları kaldırmak diliyorum. Çünkü itirazlar, onu yanlış anlamadan ileri geliyor, onu yanlış anlamakla bağlantılı.[4]

Fayda: Menfaat sözünün yanlış anlaşılması, bunun etrafında itiraz­ların kopmasına ve eleştirilere yol açtığı gibi, maslahattan muraddaki kapalılık da, bazı islam fukahası tarafından bunun islam´da bir fıkıh asiı olarak alınmasına itirazlar olmuştur. İnsanlar arasında olan hâdiselerin hükmünü bilmede maslahat, itimada layık, uyulması gerek bir asıldır. Hayatta cari olan muamelat işlerinde hükmün, İslam´ın maksat ve gayelerine uygun olması için bu gereklidir.


185- Mesalihe İtiraz edenler:



Mücerred maslahat veya Mesalih-i Mürsele ile istidlal edenlere itirazda bulunanlar diyorlar ki ,bu dinde arzuya göre hüküm vermektir.Bakıyoruz Gazali, Malikilerce kıyas mukabili mesalihi almak demek olan istihsanın batıl olduğu hususunda şöyle demekte: «Biz biliyoruz ki, delillere bakmaksızın bir alimin kendi arzu ve hevasına göre hüküm vermesinin asla caiz olmadığına icma?i ümmet vardır.Dini delillere bakmaksızın istihsanı almak, mücerred arzu ve hevaya göre hüküm vermektir. »[5] Mesalih-i Mürsele için de şöyle der: «Eğer şer?i delilden bir şahid yoksa ,o da istihsan gibidir. »[6]

Gazali?ye göre ,dini bir nassın şahid olmadığı,emarelerin tekid etmediği mücerred bir mesalihi almak ,kendi arzusuna göre,heva ile hükümdür.Gazali?den önce imamül-Haremeyn de nassdan bir şahid aramaksızın mesalihi almaya itiraz etmiş ve şöyle demiştir: «Bu kendi heveslerine göre avamı hakem yapmaktır.Kendi heva ve heveslerine uyanı alırlar , hoşlanmadıklarından kaçarlar.Bu takdirde hükümler ,şahısların ihtilafıyla muhtelif olur. »[7]



186- Haz : Fayda Felsefesine saldıranlar:


Bunlardan da görüldüğü gibi, İslam fıkhında maslahatın emir ve nehi için bir ölçü olarak alınmasına hücumla, onun heves ve nevaya göre bir hüküm olduğu zannından ileri gelmektedir. Sanki o muhkem ve ince bir usul değümiş de ona göre verilen hükümler heves ve arzuya tabi oluyormuş. Muhtelif şahıslar tarafından çevre ve ahvale göre deği­şiyormuş.

Garip bir tesadüf ki, Sokraî´dan sonra Yunan felsefesinde çıkan menfaat ekolüne de aynı tarzda saldırılır, hatta daha sert ifadelerle yapılmıştır. Aklı başındaki filozofların çoğu şöyle demişlerdir: Hayatın -onların tabirince- menfaat ve lezzetten daha üstün gayesi yoktur, demek, insanlık şerefini düşürmektir. Bu, eski zamanlarda Ebikur´a tâbi olanların benzedikleri domuzlara yakışan bir şeydir. Ebikurcilere bu tarzda itirazlar yapıldıkça ontann cevabı da şu şekilde olmuştur: Asıl buna itiraz edenler, insanlara hakaret ediyor, onların şerefini küçük düşürüyor. Çünkü insanları domuzların yaşayışından daha üstün bir menfaattan istifadeye layık görmüyorlar... Hayvanların lezzeti, insanla­rın saadet tarziyle asla birleşemez. İnsan, hayvan şehvetlerinden çok üstün bir kuvvetten faydalanmaktadır. O mutluluğu bu kuvveti duyarlı­lıkta bulur... [8]

Şafiî, Gazali ve İmamüJ-Haremeyn, naslardan şahid ve destek aramadan maslahatı bizatihi kaim bir fıkıh delili itibar etmeye karsi çıkmışlar...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: 9. delil mesalih i mürsele
« Posted on: 05 Haziran 2020, 09:42:42 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: 9. delil mesalih i mürsele rüya tabiri,9. delil mesalih i mürsele mekke canlı, 9. delil mesalih i mürsele kabe canlı yayın, 9. delil mesalih i mürsele Üç boyutlu kuran oku 9. delil mesalih i mürsele kuran ı kerim, 9. delil mesalih i mürsele peygamber kıssaları,9. delil mesalih i mürsele ilitam ders soruları, 9. delil mesalih i mürseleönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &