ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > İhya-u Ulumiddin 1-2 > Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmak
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmak  (Okunma Sayısı 741 defa)
02 Şubat 2010, 16:35:06
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 02 Şubat 2010, 16:35:06 »



Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmanın Helâl ve Haram Olan Kısımları

Meclislerine Katılmanın ve Kendilerine Hürmet Etmen

Bir insanın emirler, âmiller ve zâlimler ile üç durumu vardır:

1- Bu üç durumun en şerlisi onların huzuruna girmektir.
2- Onların senin huzuruna gelmeleridir. Bu ikinci derece, birinci dereceden biraz daha hafiftir.
3- Onlardan uzak durup ne senin onları, ne de onların seni görmeleridir. Bu ise sağlam ve en tehlikesiz yoldur.

Birinci duruma gelince ki bunların huzuruna girmektir. Bu durum şer´an şiddetle zemmedilmiş bir durumdur. Bunun hakkında haberler ve eserlerde şiddetli yasaklar ve amansız hü-cumlar vârid olmuştur. Biz ilâhî nizamın bunu nasıl zemmettiğini görmeniz için, o eserleri ve haberleri nakledeceğiz. Sonra bu oturup kalkmanın ne kadarı helâl ve hangi kısmı mübah ve hangi kısmının ilmin zâhirindeki fetvaya göre mekruh olduğunu belirtmeye çalışacağız.

Hadîsler

Allah´ın Rasûlü zâlim emirleri vasıflandırırken şöyle buyurmuştur:
Kim onlardan uzak olursa kurtulmuştur. Kim onların kötülüklerini benimsemediği için meclislerini terk ederse bütünfitnelerden sâlim kalır veya selâmet kalmaya yaklaşır. Kim onlarla beraber dünyalarına dalarsa, o kimse onlardandır!84

Hadîsin hikmeti şudur: Çünkü onların kötülüklerini benimsemeyerek meclislerini terkeden bir kimse, işledikleri günahlardan uzaklaşır. Fakat onlar için elîm bir azap gelirse, onlarla beraber zâhirde azaptan kurtulamayacaktır. Çünkü onlarla çekişme ve muârazayı terketmiştir.

Benden sonra yalan söyleyen ve zulmeden emîrler olacaktır. Bu bakımdan onların yalanlarını tasdik eden ve onların zulümlerinin yardımcısı olan herhangi bir kimse benden olmadığı gibi, ben de o kimseden değilim. (Aramızda herhangi bir rabıta yoktur) ve böyle bir kimse (kıyâmet gününde) havz-ı kevsere varamayacaktır.85

Ebu Hüreyre Allah Rasûlü´nün şöyle dediğini rivayet eder:
Kurra´ların Allah tarafından en çok buğzedileni o kimselerdir ki, emirleri ziyaret ederler.86

Emirlerin en hayırlısı, âlimlere gelen emirlerdir. Âlimlerin en şerlisi emirlerin ayağına giden âlimlerdir.87

Âlimler, sultanlarla oturupkalkmadıkça, peygamberlerin Allah´ın kulları üzerindeki eminleri ve vekilleridirler. Ne zaman sultanlarla oturupkalksalar, muhakkak ki peygamberlere ihânet etmişlerdir. Bu bakımdan onlardan sakınınız ve yaptıklarını inkâr etmek suretiyle onlardan uzaklaşınız.88

Ashab´ın ve Âlimlerin Sözleri

Huzeyfe bin Yeman (r.a) şöyle demiştir: ´Fitne yerlerinden sakınınız´. Bunun üzerine kendisine şöyle soruldu: ´O yerler nere lerdir?´ Şöyle cevap verdi: ´Emirlerin kapılarıdır. Çünkü herhangi biriniz emirin huzuruna gittiğinde onun yalanını tasdik eder, onda olmayan vasıfları ona atfeder!´

Ebu Zer el-Gifârî (r.a) Seleme b. Kays´a hitaben şöyle demiştir: ´Ey Seleme! Sakın sultanların kapılarına gitme! Çünkü sen onların dünyalığından herhangi birşey aldığın zaman, onlar onun karşılığında ondan daha fazlasını senin dininden alırlar!´

Süfyan es-Sevrî şöyle demiştir: ´Cehennemde bir vâdi (dere) vardır. O vâdide ancak meliklerin (kralların ve emirlerin) ziyare-tine giden kurra´lar dururlar!´

Evzâî şöyle demiştir: ´Allah nezdinde herhangi bir âmilin (yöneticinin) ziyaretine giden bir âlimden daha çok buğzedilen bir kimse yoktur´.

Sennun-i Abid şöyle demiştir: ´Âlimin meclisine gelindiğinde orada olmadığı müşahede edilir ve nereye gittiği sorulup ´Emîrin yanındadır´ denildiği takdirde bilinsin ki bu âlim çok kötüdür!"
Ben meşayihten dinledim. Deniliyor ki: ´Âlimin dünyaya bağlanıp sevdiğini gördüğünüz zaman onu dininiz hususunda itham ediniz´. Ben bizzat bunu tecrübe ettim. Zira ben sultanın huzuruna ne zaman girdiysem çıktıktan sonra nefsimi hesaba çektim. Onlara şiddetle hücum etmeme ve hevâlarına muhalefet göstermeme rağmen, yine de nefsimde bir aşağılık hissettim!

Ubâde bin Sâmit (r.a) şöyle demiştir: ´Âbid bir kurra´nın emirleri sevmesi nifaktır. Zenginleri sevmesi ise riyadır´.

Ebu Zer el-Gıfârî şöyle demiştir: ´Herhangi bir kavmin sayısını çoğaltan (onlara karışan) zâlimlerdendir´.
İbn Mes´ud şöyle demiştir: ´Kişi, beraberinde dini olduğu halde sultanın huzuruna girer. Çıkarken dinsiz çıkar´. Bunun üzerine İbn Mes´ud´a ´Neden?´ diye soruldu. Cevap olarak şöyle dedi: ´Çünkü kişi Allah´ı kızdırmak suretiyle sultanı râzı eder´.

Ömer b. Abdülâziz bir kişiyi herhangi bir vazifeye tâyin etti. Bunun üzerine kendisine ´Tâyin ettiğin bu adam Haccac-ı Zâlim zamanında tâyin edilmiş bir yöneticidir´ denildi. Ömer derhal onu azletti. Adam, Ömer´e (r.a) ´Ben az birşey karşılığında Haccac-ı Zâlim´e çalıştım´ diye özür beyan ettiyse de, Ömer şiddet ve hiddetle ona ´Bir gün veya bir günün yarısı o zâlim ile sohbet etmen şer ve meymenetsizlik bakımından sana yeter de artar!´ diye haykırdı.

Fudayl b. Iyaz (r.a) şöyle demiştir: ´Bir kişi saltanat sahibine yaklaştığı nisbette Allah´tan uzaklaşır´.
Said b. Müseyyeb, zeytinyağı ticareti yapar ve derdi ki: ´Bu tica-rette şu zâlim sultanlardan müstağni olmam vardır!´

Vuheyb b. Verd şöyle demiştir: ´Şu kimseler ki, meliklerin hu-zuruna girerler. Onlar bu ümmet için kumarbazlardan daha za-rarlıdırlar!´

Muhammed b. Seleme (r.a.) şöyle demiştir: ´Pislik üzerine ko-nan karasinek, şu adamların kapısında bekleşen kurra´lardan daha güzel ve daha hayırlıdır´.

İbn Şihab ez-Zührî sultana (Abdülmelik b. Mervan´a) arkadaşlık yapıp onunla oturup kalkmaya başladığı zaman bu zâtın dinde kardeşi olan bir kimse kendisine şu mektubu yazdı:

Yâ Ebu Bekir! Cenâb-ı Hak fitneden bize de, sana da âfiyet verip korusun. Sen öyle bir duruma geldin ki seni tanıyan herkese senin için Allah´tan duâ etmesi ve sana rahmet okuması gerekir. Sen Allah´ın nimetleri altında beli bükülen koskoca bir önder oldun. Çünkü Allah sana kitabının mânasını anlamayı, Habib-i Edîbi Muhammed Mustafa´nın sünnet-i seniyyesinin ilmini ihsan buyurmuştur. Acaba durum böyle değil midir? Oysa Allah Teâlâ âlimlerden söz almıştır.

Vaktiyle Allah kendilerine kitab verilenlerden (âlimlerden) şöyle teminat almıştı: Celâlim hakkı için kitabı muhakkak insanlara açıklayıp anlatacaksınız. Onu gizlemeyeceksiniz. (Âli İmran/187)Senin irtikâb ettiğin suçun ve şu anda omuzladığın yükün en hafifi şudur: Sen zâlimin vahşetini gideriyorsun. Herhangi bir bâtılı işleyen, herhangi bir hakkı yerine getirmeyen bir kimseye yaklaşmak suretiyle veya seni kendisine yaklaştırdığı zaman sen ona zulmün yolunu kolaylaştırmış oluyorsun. Onlar seni zulümlerinin üzerinde döndüğü eksen edinmişlerdir. Belâlarına, savaşıp geçmek için seni köprü yapmışlardır. Dalâletlerine yükselip yetişmek için seni merdiven edinmişlerdir. Senin yüzünden diğer âlimler hakkında da şüphe etmektedirler. Seninle câhillerin kalplerini çalmaktadırlar. Bir düşün sen, senin için tâmir ettikleri, senden tahrip ettiklerine nazaran pek az ve cüz´î bir şeydir! Senin dininden alıp ifsâd etikleri ne de çoktur? Acaba senin şu ayette zemmedilenlerden olmadığına dair elinde ne gibi bir vesika vardır?

Sonra bu peygamberlerle salih kimselerin arkalarından (kötü) bir nesil geldi ki, namazı terkettiler. Şehvetlerine uydular. Bunlar da cenehhemdeki gayyâ vâdisini boylayacaklardır! (Meryem/59)

Unutma ki, sen hiçbir şey hakkında cahil olmayan bir zât ile muamele ediyorsun. O, hiçbir zaman gaflete düşmeden seni koruyor. Bu bakımdan dinini tedâvi et. Çünkü dinine zâfiyet düşmüştür! Azığını hazırla. Zira uzun süren bir sefer baş gösteriliştir!

Ne yerde ne gökte, hiçbir şey, Allah´a gizli kalmaz. (İbrâhim/38)
Bu rivayetler, sultanlarla oturup-kalkmaktan meydana gelen fitne ve fesadlara işaret etmektedirler. Fakat biz bunu fıkhî yönden izaha çalışalım. Mahzurlu kısmını, mekruh ve mübah kısmından ayıralı. İşte bu maksatla deriz ki: Sultanın huzuruna giren bir kimse ya fiiliyle veya sükûtuyla veya sözüyle veyahut da inancıyla
Allah´a isyan etmeye mâruz ve mecbur kalır. Bu bakımdan hiçbir zaman kişi, bu durumların birinden yakasını kurtaramaz!

Fiiliyle Allah´a isyan etmeye gelince... Sultanların huzuruna girmek, çoğu zaman gasbedilmiş bina ve evlerde olur. Oysa gasbedilen yerlere adım atıp, sahiplerinin izni olmaksızın girmek dinen haramdır. İtirazcının ´Bu durum, bir hurmayı veya ekmek kırıntılarını almak gibi, halk tarafından müsamaha ile karşılanan bir durumdur´ şeklindeki fetvası seni aldatmasın. Zira bu fetva ancak gasbedilmemiş mal hakkında muteberdir. Gasbedilmiş mal hakkında ise geçerli değildir. Çünkü denilmiştir ki; ´Biraz oturmak, mülkü azaltmaz, o müsamaha yeridir. Gayr-i menkulden geçiş de böyle...´

Bu fetva her fert hakkında geçerli olduğu gibi, bütün toplum hakkında da geçerlidir. Gasb, ancak hepsini gasbetmekle tamam olmuştur. Ancak münferid olduğu zaman böyle bir geçiş veya oturuşta müsamaha edilir. Zira eğer mülkün sahibi, o âlimin girişini ve oturuşunu bilse, çoğu zaman bunu hoş karşılar. Fakat bu diğerleriyle ortaklaşa bütün zaman mülkü meşgul etmeye yol açtığı takdirde, haram olmanın hükmü hepsi için geçerli olur. Bu bakımdan ´Kişinin mülkünden her ge-çen kimse ancak bir adım atar, o adımla mülkte herhangi bir aşınma, azalma ve tahribat meydana gelmez´ fetvasına güvenerek mülkünü yol edinmek caiz değildir. Çünkü hepsinin hareketi, mülkü hakîki sâhibinin elinden çıkarmış olur. Bu, tıpkı tâlim ve öğretmek için çocuğa hafifçe vurmanın mübah olmasına benzer. Fakat bu vuruş, ancak münferid olmak şartıyla mübahtır. Eğer bir cemaat, çocuğun ölümünü icab ettirecek derecede hafif...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmak
« Posted on: 29 Mayıs 2020, 23:13:27 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmak rüya tabiri,Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmak mekke canlı, Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmak kabe canlı yayın, Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmak Üç boyutlu kuran oku Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmak kuran ı kerim, Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmak peygamber kıssaları,Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmak ilitam ders soruları, Zâlim Sultanlarla Oturup-Kalkmakönlisans arapça,
Logged
02 Şubat 2010, 16:37:26
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #1 : 02 Şubat 2010, 16:37:26 »

I. Mesele

Sultan, sana fakirlere dağıtmak üzere mal gönderdiği zaman, eğer o malın sahibi belli bir kimse ise, o malı kabul etmen helâl değildir. Eğer sahibi belli değilse, o malın ileride de söylediğimiz gibi fakirlere dağıtılması gerekiyorsa, onu alıp fakirlere dağıtabilirsin. Onu aldığın için günahkâr olmazsın. Ancak bir kısım âlimler, böyle olsa dahi, mâdem ki sultandan gelmiştir alması uygun değildir demişlerdir. Bu âlimlere göre, evlâyı ve en uy günü düşünmek gerekir.

Bu bakımdan biz deriz ki, evlâ ve en uygunu eğer üç tehlikeden eminsen o malı almandır.
Birinci tehlike: Sultan, senin o malı kabul ettiğinden ötürü malı helâl zannederek ´mal helâl olmasaydı sen onu kabul etmezdin. O malı zimmetine sokmazdın´ zannına kapılır. Eğer böyle bir zan sözkonusu ise, sen malı alma! Çünkü mahzurludur. O malı alıp dağıtmaktan elde edeceğin hayır, haram kazanmaya çalışmış olduğun cesarete denk gelmez.

İkinci tehlike: Başka âlimlerin ve cahillerin sana bakarak sultan malının helâl olduğuna inanmalarıdır. Böylece onlar da sana uyarak sultanın malını kabul edecekler ve senin onu kabul etmeni onun caiz olduğuna hamledeceklerdir. Oysa kendileri o malı fakirlere dağıtmamaktalar. İşte bu ikinci tehlike birincisinden çok daha şiddetlidir. Çünkü bir cemaat, İmam Şâfiî´nin sultanların malını almasından dolayı sultanların malının alınmasının caiz olduğunu savunmuşlardır. Fakat İmam Şâfiî´nin o malı, fakirlere dağıtmak niyetiyle aldığını ve dağıttığını hiç de düşünmemişlerdir! Bu bakımdan önder olan ve örnek durumda bulunan bir kimse böyle bir şeyden şiddetle kaçınıp çekinmelidir. Çünkü önder mevkiinde bulunan bir kimsenin yapması, birçok kimsenin dalâlete düşmesine sebep olur.

Vehb b. Münebbih şöyle anlatır: Âlimin biri halkın gözü önünde bir hükümdarın huzuruna, kendisine zorla domuz eti yedirilmek üzere getirildi. Adam yemedi. Adama bu esnada koyun eti getirildi ve kılıçla tehdid edilerek bu etten yemesi emredildi. Fakat yine de yemedi. Kendisine ´Haydi domuz eti yemedin! Bu ise koyun etidir, neden yemiyorsun?" denildiği zaman, şu cevabı verdi: ´Halk benim domuz etini yemeye zorlanmak için getirildiğime inanıyor. Ben eti yeyip sapasağlam çıktığım zaman, onlar hangi eti yediğimi bilmediklerinden böylece dalâlete düşerler´.

Vehb b. Münebbih ve Tavus, Haccac-ı Zâlim´in kardeşi Muhammed b. Yûsuf un huzuruna girdiler. Bu adam o zaman Velid b. Abdûlmelik tarafından Yemen´e genel vali tâyin edilmişti. Huzura girdiklerinde soğuk bir kuşluk zamanıydı ve açık bir mecliste bulunuyorlardı. Vali hizmetçisine dedi ki: ´Git, o taylasanı getir! Ebu Abdurrahman´ın sırtına at!´ Tavus da o sırada bir kürsü üzerinde oturmuştu. Hizmetçisi taylasanı getirdi ve Tavus´un sırtına attı. Tavus taylasanı sırtından düşürünceye kadar omuzlarını silkmeye devam etti, Bu manzara karşısında Muhammed b. Yûsuf hiddetlendi. Onun huzurundan çıktıktan sonra Vehb b. Münebbih, Tavus´a hitaben ´Onu kızdırmayabilirdin. Taylasanı alıp fakirlere sadaka verseydin daha iyi olurdu´ dedi. Tâvus "Evet daha iyi olurdu, eğer o zâlim benden sonra ´Tâvus onu aldı. Benim kullandığım gibi de onu kullanmaktadır´ demeseydi alırdım!" diye cevap verdi.

Üçüncü tehlike, sana verdiklerinden ötürü, arkadaşlar arasında sana kıymet verdiği için kalbinin onu sevmeye doğru kaymasıdır! Eğer böyle bir durum sözkonusu ise, ondan geleni kabul etme. Çünkü bu takdirde ondan gelen, öldürücü zehir olur. Zâlimleri sana sevdiren şey ise gizli bir hastalıktır. Çünkü sevdiğin bir kimsenin saltanatına elbette taraftar olur ona müsa-maha göstermek mecburiyetinde kalırsın. Nitekim Hz. Aişe (r.a) şöyle demiştir: ´Nefisler kendilerine iyilik yapanlara sevgi göstermek temayülündedir ve bu temâyül nefislerde tabii bir haslettir´.

Nitekim Allah´ın Rasûlü de şöyle buyurmuştur:
Ey Allahım! Herhangi bir yalancının benim üzerimde bir iyiliğini kılma. Kılma ki, kalbim onu sevmemiş olsun!100
Böylece efendimiz, kalbin iyilik yapanın sevgisinden menedil mesinin güç olduğunu beyan etmiştir.
Rivayet ediliyor ki, emirlerden biri Mâlik b. Dinar´a on bin dirhem gönderdi. Mâlik b. Dinar da on bin dirhemin tamamını çıkarıp fakirlere dağıttı. Dağıttıktan sonra Mâlik´e meşhur âbid Muhammed b. Vâsi101 geldi ve ona emîri kastederek dedi ki:

- Şu mahlûkun sana verdiklerini ne yaptın?
- Arkadaşlarımdan sor!
- Hepsini dağıttı.
- Allah aşkına, senin kalbin şu anda mı daha fazla onu seviyor, yoksa o malı göndermezden önce mi?
- Hayır! Şu anda fazla seviyor.
- İşte ben ancak bu noktadan korkuyorum.

Muhammed doğru söylemiştir. Çünkü Mâlik onu sevdiği zaman, onun emirliğinin devamını da sevecektir. Onun görevden azledilmesini, felâkete uğramasını ve ölümünü istemeyecektir. Onun saltanatının genişlemesini ve malının çoğalmasını isteyecektir. Bütün bunlar zulüm sebeplerini istemek demektir. Böyle bir istek çok çirkindir.

Selman ve İbn Mesud (r.a) şöyle dediler: ´Görmese dahi her-hangi bir işe râzı olan bir kimse onu gören gibi olur. Nitekim Allah Teâlâ ´Zulmedenlere meyletmeyiniz´ (Hud/133) buyurmuştur´

Bazı müfessirlere göre, onların amellerine rıza göstermeyiniz. Eğer senin, onlardan mal aldığın halde onlar hakkında sevgin artmayacak derecede kuvvetli ve güçlü bir durumun varsa, o zaman onlardan mal almanda hiçbir sakınca yoktur.

Basra âbidlerinin birinden hikâye olunmuştur: Bu zat emirler-den mal alıp fakirlere dağıtıyordu. Kendisine ´Onlardan mal aldığından dolayı onları sevmekten korkmuyor musun?´ denildi. Cevap olarak şöyle dedi: ´Eğer herhangi bir kimse elimden tutup beni cennete sokarsa, sonra kendisi rabbine isyan ederse, kalbim onu da sevmez. Çünkü elimden tutmaya kendisini teshir eden Allah için ben ona buğzediyorum. Ona boyle buğzetmem, o adamı elimi tutmaya musahhar kıldığının bir nevi şükrü ve karşılığıdır´. İşte bununla belli oldu ki. şu zamanımızda onlardan mal almak her ne kadar o malın kaynağı belli ve helâl olsa dahi mahzurlu ve kötüdür. Çünkü belirttiğimiz bu üç tehlikenin biri mutlaka vardır.

II. Mesele

Soru: Sultanın malını almak ve fakirlere dağıtmak caiz olduğu zaman, acaba onun malını çalmak veya emanetini gizlemek, inkâr etmek ve halka dağıtmak caiz midir, değil midir?

Cevap: Caiz değildir. Çünkü çok zaman sultanın elinde bulunan malın belli bir sahibi vardır. Sultan onu sahibine geri vermek niyetindedir.Onun malını bu şekilde götürmek, onun kendiliğinden mal göndermesi gibi değildir. Çünkü akıllı bir insan, sultanın sahibi belli olan bir malı sadaka verdiğini zannetmez. Bu bakımdan sultanın o malı vermesi, onun sahibini bilmediğine işaret eder. Eğer kişi sultanın bu gibi durumlar hakkında şüphede olduğunu biliyorsa, tam mânâsıyla onun böyle olmadığına vakıf olmadan ondan mal kabul etmesi caiz değildir. Sonra nasıl sultanın malını çalabilir? Belki sultan onu satın almıştır. Çünkü sultanın elinde bulunması onun mülkü olduğuna delâlet eder. Böyle bir fetvaya yol yoktur ve tevessül edilemez. Biz deriz ki, eğer kaybolmuş bir malı yerde bulursa, sonra o malın, meselâ sultanın emrindeki paralı askerlere ait olduğu ortaya çıkarsa ve o askerin o malı satın aldığı veya herhangi bir kimseden haksız olarak aldığı ihtimali sözkonusu ise, bu durum karşısında o malı geri vermek farzdır. Bu bakımdan sultanların mallarını ne kendilerinden ça-labilir, ne de emanet olarak yanına bırakılandan alabilir. Onların emanetlerini inkâr etmek caiz değildir. Mallarını çalana hırsızlık cezasını tatbik etmek farzdır. Eğer hırsız, o malın onların mülkü olmadığını iddia ederse, bu takdirde iddia ile hırsızlık cezasının tatbiki düşmüş olur.

III. Mesele

Sultanlarla muamele etmek haramdır. Çünkü mallarının çoğu haramdır. Bu bakımdan eşya bedeli olarak onlardan alınan da haramdır. Eğer sultan helâl olduğu bilinen bir kaynaktan o satın aldığı eşyaların karşılığını öderse, o zaman da eşyayı teslim ettiği kimselerin durumunun araştırılması gerekir. Eğer eşyayı teslim alanların o eşya ile Allah´a isyan edeceklerini biliyorsa, meselâ onlara ipekli satmak gibi... Onların ipeklinin erkeklere haram olduğunu bildikleri halde giyeceklerini biliyorsa, bu durumda onlarla alışveriş yine haramdır. Tıpkı üzümü şarap yapana satmak gibi.. Bu hususun haram olduğunda ulemanın ihtilâfı yoktur. Ancak bu bey´in sahih olup olmadığında ihtilâf vardır. Eğer ipekliyi alanın, kendisinin de giymesi mümkün ve kadınlarına giydirmesi de mümkün ise, bu takdirde onunla alışveriş mekruh bir şüpheye dönüşür. Maddesiyle Allah´a isyan edilen bir mal hakkında hüküm böyledir. Mânâsıyla isyan edene gelince... Onlara at satmak gibi... Özellikle müslümanlarla savaştıkları zamanda veya müslümanların malını yağma ettikleri vakitte onlara at satmak... Ziraat ile onlara yardımcı olmak da tehlikelidir. Onlara dirhem ve dinarları, dirhem ile dinar yerine kullanılıp da bizzat maddesinde isyan olmayan, fakat isyana vesile olabilecek olan maddeleri satmak ise, mekruhtur. Çünkü böyle bir satışta zulüm-lerinde kendilerine yardımcı olmak mânâsı vardır. Çünkü onlar zulümlerini icra etmek hususunda mal, binek hayvanları ve diğer sebeplerle güçlenirler. Bu kerahet hükmü, onlara hediye vermek hususunda da geçerlidir. Onlara ücretsiz çalışmak, hatta onlara öğretmek, onların çocuklarına yazı ve hesap öğretmek de böyledir. Kur´an´ı öğretmeye gelince, mekruh değildir. Ancak karşılığında onlardan ücret alma meselesi değişir. Bu ücretin helâl bir kaynaktan ödendiği bilinmediği takdirde haramdır.

Eğer sultanlarla pazarlarda mal satın almak hususunda üc-retsiz ve karşılıksız vekil tayin edilirse, onlara yardım olduğu için böyle bir vekaleti üstlenmek mekruhtur. Eğer onlara, masiyet yolunda kullanacaklarını kesin bil...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &