ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > İhya-u Ulumiddin 1-2 > Takvâdaki Derecelerin Misâl ve Delilleri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Takvâdaki Derecelerin Misâl ve Delilleri  (Okunma Sayısı 681 defa)
02 Şubat 2010, 11:59:18
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 02 Şubat 2010, 11:59:18 »



Takvâ Hakkındaki Dört Derecenin Misâl ve Delilleri

1. Bu derece, adil kimselerin takva derecesidir. Bu bakımdan takva şudur: Fetvanın haram kabul ettiği ve gerekli şartlardan herhangi birinin olmamasından dolayı haramın daha önce zikretmiş olduğumuz altı bahsinden herhangi birine giren herşey mutlak mânâda haramdır. Böyle bir haramı irtikâb eden kimse fasık ve günahkâr kabul edilir. İşte biz mutlak mânâda haram olandan bunu kastediyoruz. Bunun izah ve açıklamasının misâl ve delile ihtiyacı yoktur.

2. Buna misal olarak sakınılması farz olmayan bütün şüpheli şeyleri gösterebiliriz. Fakat bu tip şüphelilerden sakınmak müstehab görülmüştür. Bu durum Şüpheliler bahsinde de gelecektir. Şüphelilerin bir kısmından sakınmak ve kaçınmak farzdır. Bu bakımdan bu tip şüpheliler haram hükmündedir. Şüphelilerin
ikinci bir kısmı daha vardır ki, onlardan kaçınmak mekruhtur. Bu tip şüphelilerden kaçınmak vesveseli kimselerin işidir. Meselâ avlanıp mülk edinildikten sonra kaçan bir hayvanı avlamak korkusuyla avlanmaktan kaçan kimse gibi... Yani bu kimse Avlayacağım hayvan belki başkası tarafından avlanılıp mülk edinildikten sonra kaçmış bir hayvandır´ korkusuna kapılarak avcılığı terkeder. İşte bu, vesvesenin ta kendisidir. Şüphelilerin bir kısmı da sakınılması müstehab olanlarıdır. Fakat bu kısımdan sakınmak farz değildir.

Hz. Peygamber´in şu hadîs-i şerîfi bu kabil şüpheliler hakkında varid olmuştur:
Seni şüphelendireni bırakıp şüphelendirmeyene sarıl! Yani apaçık helâl olduğundan şüphe etmediğin şeylere sarıl; helâlliği bu derece açık olmayanı bırak!25

Biz Hz. Peygamber´in buradaki nehyini ´nehy-i tenzîhî´ üzerine hamlederiz.

Hz. Peygamber´in şu hadîs-i şerîfindeki nehyi de böyledir:
Avlandığın hayvanlardan derhal öldürdüğünün etini ye! Yaralanıp da sonradan ölenin etini ise yeme!26

Hadîs-i şerifteki inma, avlanan hayvanın yaralandıktan sonra uzaklaşıp bilâhare ölmesi demektir. Yani avcı tarafından bilâhare ölü olarak bulunan böyle bir hayvanın etini yemek tenzîhen mekruhtur; zira bu hayvanın, yaralandıktan sonra yüksek bir yerden düşüp ölmüş veya aldığı yara ile değil de başka bir sebeple ölmüş olması ihtimali vardır. İleride gelecek bahislerden de anlaşılacağı gibi, biz bu gibi hayvanların haram olmadığı kanaatindeyiz. Fakat böyle bir hayvanın yenmemesi, salihlerin takvasındandır.

Hz. Peygamber´in ´Seni şüphelendireni bırak!´ emri, ´tenzihî emir´dir; zira bazı rivayetlerde şöyle varid olmuştur: ´Yaraladığın hayvanı bulduğunda onun gövdesinde okunun yarasından başka bir yara göremezsen, senden uzaklaşıp kaybolsa dahi onun etinden ye!´

Bunun için Hz. Peygamber, Adiy b. Hâtem´e27 eğitilmiş köpek hakkında şöyle demiştir:
Eğer köpeğin avdan yemiş ise, o avlanan hayvanın etinden yeme! Zira korkarım ki, o (köpek, henüz) avlanan hayvanın etinden yememek hususunda nefsine hakim olamamıştır.28

Bu hadîs-i şerifteki nehy, nehy-i tenzihidir ve bu yasak, hayvanın nefsine hakim olamaması korkusundan ileri gelir; zira Hz. Peygamber Ebu Salebe el-Huşenî´ye29 şöyle demiştir:

- Avladığın hayvanın etini ye!
- Köpek ondan yemiş ise de mi yiyeyim?
- Evet, köpek ondan yemişse bile yine ye!30

Bunun hikmeti şudur: Fakir ve çalışmaya muhtaç olan Ebu Sa´lebe´nin hali bu şekildeki takvayı götüremezdi. Hz. Adiy´in durumu ise bunu kaldırırdı.

Anlatıldığına göre, İbn Şîrîn ortağına dört bin dirhem bırakır; bu parayı almayışının ve ortağına bırakmasının hikmeti de birşey hakkında şüphelenmiş olmasıdır. Oysa ulema ittifakla şüphenin zarara yol açmamasına taraftardır. Bu bakımdan bu derecenin misallerini şüphenin derecelerini teker teker saymaya başladığımızda zikredeceğiz. Kendisinden sakınılması farz olma-yan her şüpheli şey bu derece için misaldir.

3. Bu derece, ehl-i takvanın derecesidir.

Hz. Peygamber´in şu hadîs-i şerîfi buna delâlet etmektedir.
Kul, yapılmasında beis ve zarar olmayanı, zararlı bir şeye yol açması korkusuyla terketmedikçe, muttakîler derecesine ulaşamaz.

Hz. Ömer şöyle der: ´Biz harama düşme korkusuyla helâlin onda dokuzunu terkederiz?´ Bu söz, İbn Abbas´tan da rivayet edilmiştir.

Ebu Derdâ şöyle der: ´Haram olmasından korkarak helâlin bir kısmını terketmek ve şüpheli şeylerin zerre kadarından dahi sakınmak kulun takvasının tamam olmasındandır. Bu şekildeki bir takva kul ile ateş arasında perde olur´.

Selef-i sâlihînden birisinin bir kişide yüz dirhem alacağı vardı. Adamcağız borcunu getirip verdiğinde o zat, bu paranın doksan-dokuz dirhemini aldı; fazla olur korkusuyla tamamını almaktan çekindi.

Seleften bazıları çok sakınırdı. Bu bakımdan her aldığını bir tane az alır ve her verdiğini de mutlaka bir tane fazla verirdi ki, bu az aldığı ve fazla verdiği tane kendisiyle ateş arasına perde olsun.

Umumiyetle halk tarafından müsamaha gösterilen şeylerden kaçınmak da bu dereceye dahildir; zira umumiyetle halk tarafından alınmasına ve verilmesine müsamaha gösterilen şeyler, fetvaya göre helâldir. Fakat muttakî bir kimse, başka kapıların açılmasına yol açar ve böylece başıboşluğa alışarak takvayı terkeder korkusuyla bu kapıyı açmaya çekinir.

Bu cümleden olarak Ali b. Ma´bed şöyle buyurmuştur:
Ben kiralık bir evde oturuyordum. Birgün bir mektup yazdım. Mektubu bitirdiğimde duvarın toprağından bir miktar alıp mektup üzerindeki mürekkebi kurutmak istedim. Sonra da kendi kendime ´Bu duvar benim değildir. Nasıl olur da toprağını alabilirim? dedim. Bu meyanda nefsim şu karşılıkta bulundu; ´Duvardan aldığın toprağın kıymeti nedir ki ondan sakınıyorsun?´ Bu vesvese üzerine oradan ihtiyacım kadar toprak aldım. Daha sonra da uykuya daldım.

Bu sırada bir rüya gördüm; rüyamda yanıbaşımda duran bir şahıs şöyle diyordu: "Ey Ma´bed´in oğlu! Yarın (kıyamet gününde) ´Duvardan alınanın kıymeti nedir?´ diyen onu bilecektir".
Bu sözün mânâsı; o kimse, bu kadarcık bir toprağın, kendisinin cennetteki derecesinin ne kadarını eksiltip düşüreceğini görecektir demek olabilir; zira takvânın bir derecesi vardır. Muttakînin sakınmasının fevt olmasıyla o da fevt olur. Yoksa o kimse yaptığından dolayı ceza çekecektir mânâsına gelmez. Hz. Ömer´den rivayet edilen şu hâdise de bu dereceye örnektir:

Hz. Ömer´e Bahreyn´den misk gelmişti. ´Keşke bir kadın bu miski tartsa da ben de müslümanlar arasında taksim etsem´ dedi.

Bunun üzerine orada bulunan zevcesi Atike ´Ben güzelce tartabilirim´ dedi. Hz. Ömer cevap vermeyerek sustu. Sonra Hz. Ömer sözünü, Atike de cevabını tekrarladı. Sonunda Hz. Ömer şöyle buyurdu: "Hayır, bu miski tartmanı istemiyorum çünkü bu işi yaparken ´terazide misk tozu var´ diyerek alıp boynuna sürersin de bundan dolayı müslümanlardan fazla kullanmış oluruz".

Ömer b. Abdülâziz´in huzurunda müslümanların ortak malı olan misk tartılırken onun kokusunu duymamak için burnunu tıkamış ve sonra da ´Miskin koklanmasından başka bir yararı var mıdır?´ buyurmuştur.
Bu sözleri, burnunu tıkamasını yerinde bulmayarak itiraz eden bir kimseye söylemiştir.

Hz. Peygamber, henüz çocuk olan Hz. Hasan´ın sadaka (zekât) hurmalarından bir tanesini ağzına aldığını gördüğünde ona ´O ´hurmayı at, at!´ buyurmuştur.31

Bu derecenin örneklerinden biri de şu rivayettir: Seleften birisi can çekişen birisinin yanıbaşında oturuyordu. Adamcağız geceleyin öldü. Bunun üzerine, seleften olan o zat, ´Artık lambayı söndürünüz; çünkü şu andan itibaren bu yanan yağda varislerin hakkı vardır´ dedi.

Süleyman et-Teymî´nin rivayet ettiğine göre Naime el-Attâre32 şöyle anlatır: Hz. Ömer, hanımına, satması için beytülmalin kokularından verdi. Hanımı da kokuyu bana sattı. Satış sırasında ölçüsünü ayarlayabilmek için artırıp, eksiltiyor ve dişleriyle kırıyordu; bir ara da miskten parmağına bulaşanları başörtüsüne sürdü.

Hanımı eve döndüğünde. Hz. Ömer ´Bu koku nereden geliyor?´ diye sordu. Kadın, hâdiseyi Hz. Ömer´e anlattı; bunun üzerine mü´minlerin emîri ´Sen müsümanların kokusundan alırsın ha!´ dedi ve sonra da zevcesinin başörtüsünü çekip aldı. Eline bir testi alarak bir taraftan su döküyor bir taraftan da kokluyordu. Böylece başörtüsünü, koku kalmayıncaya kadar yıkadı.

Koku satan hatun şöyle anlatıyor: Hz. Ömer´in hanımından beytülmalin kokusunu satın almak için ikinci bir defa daha geldim. Kokuyu tartarken yine parmağına birşeyler bulaştı; bu sefer parmağını ağzına sokup ıslattı ve sonra da kokuyu giderinceye kadar toprakla ovaladı.

Hz. Ömer´in bu yaptığı, takvadır. Bunu, başkasına sirayet etmesin diye yapmıştır. Aksi takdirde başörtüsünün yıkanması, ona bulaşan kokuyu müslümanlara iade etmez. Fakat Hz. Ömer bu işi, hanımının bir daha böyle yapmaması ve bunun başkasına da sira-yet etmemesi için yapmıştır. Bu derecenin misallerinden biri de şudur:

Sultanlar için ûd (kokulu madde) ile camii buhurlandıran kişinin durumu sorulduğunda Ahmed b. Hanbel böyle bir kimsenin camiden çıkarılması gerektiğini söylemiştir. Zira ûd´un, yalnızca kokusundan yararlanılır. Bu ise harama yaklaşır; çünkü kişinin elbisesine bulaşan koku bazen ikram edilir, bazen da ikram edilmez. Aynı zamanda sahibinin buna müsamaha gösterip göstermeyeceği de bilinmemektedir.

İmam Ahmed´e ´Herhangi bir kimsenin elinden (çantasından veya cebinden), içinde hadîs yazılı kağıt düşse, kağıdı sahibine teslim etmeden önce ondaki hadîsleri yazabilir mi?´diye sorulduğunda şöyle buyurmuştur:
Hayır! O kağıtta bulunan hadîsleri yazamaz. Sahibinden izin aldıktan sonra yazmalıdır´.

Burada, sahibi razı olur mu olmaz mı şeklinde bir şüphe vardır. Bu bakımdan şek ve şüphe mahallinde bulunan, fakat esasında haram olması gereken birşey haramdır. Onu terketmek fetvanın birinci der...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Takvâdaki Derecelerin Misâl ve Delilleri
« Posted on: 06 Haziran 2020, 23:36:44 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Takvâdaki Derecelerin Misâl ve Delilleri rüya tabiri,Takvâdaki Derecelerin Misâl ve Delilleri mekke canlı, Takvâdaki Derecelerin Misâl ve Delilleri kabe canlı yayın, Takvâdaki Derecelerin Misâl ve Delilleri Üç boyutlu kuran oku Takvâdaki Derecelerin Misâl ve Delilleri kuran ı kerim, Takvâdaki Derecelerin Misâl ve Delilleri peygamber kıssaları,Takvâdaki Derecelerin Misâl ve Delilleri ilitam ders soruları, Takvâdaki Derecelerin Misâl ve Delilleri önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &