ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > İhya-u Ulumiddin 1-2 > Müfessirin Bilmesi Gerekenler
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Müfessirin Bilmesi Gerekenler  (Okunma Sayısı 848 defa)
01 Şubat 2010, 09:57:21
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 01 Şubat 2010, 09:57:21 »



Müfessirîn Bilmesi Gereken Hususlar

Kur´an´ın anlaşılması için öğrenilmesi gereken incelikler oldukça çoktur. Onlardan birisi hazf ve izmar yoluyla yapılan i´cazdır.

Biz Semûd´a (açık bir mûcize olarak) dişi deveyi verdik, o zulmetmelerine sebep oldu.
(İsrâ/59)

Gramerin zahirine bakan zanneder ki bu ayetten murâd ´Biz Semûd´a kör olmayan deveyi verdik´ demektir. Bilmez ki nefislerine veya başkasına ne ile zulmettiler. (Ayette ´açık bir mûcize´ tâbiri ve ´inkâr edip öldürdüler´ tâbirleri hazf ve izmar edilmiştir).

Çünkü küfürleri sebebiyle kalplerine buzağı (sevgisi) içiriîmişti.
(Bakara/93) Bu ayette [sevgisi] kelimesi hazfedilmiştir,

O takdirde dünya ve âhiret azabını iki kat olarak sana muhakkak tattıracaktık.
(İsrâ/75)
Bu ayette ´azâb´ kelimesi, hem ´hayat´ tâbirinden önce, hem de ´memât´ tâbirinden önce mahfuzdur. Bu bakımdan azâb kelimesi hazfonulunarak düşürüldü, ´hayat´ ve ´memat´ zikredilerek ´ehya ve mevta´ yerine kaim oldu. Bütün bunlar fasih Arapçada caiz olan kaidelerdir...

Hem bulunduğumuz şehre sor. Hem içinde geldiğimiz kervana...
(Yûsuf/82)

Yani ´şehir halkına ve kervan halkına sor´ demektir. Bu bakımdan ´ehil´ kelimesi iki yerde de ´mukadder´ (takdir edilmiş)tir.

O, göklere de yere de ağır gelmiştir.
(A´raf/187)
Gökler ve yerin ehline gizlenmiştir. Çünkü birşey gizli oldu mu ağırlaşır. Bu bakımdan burada ´lâfız´ değiştirilerek ´Fî´ kelimesi ´alâ´ kelimesi yerine kaim olmuş ve ´ehl´ kelimesi de hazfolunmuştur.

(Kur´an´dan istifade edeceğiniz yerde) rızkınızı yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
(Vâkıa/82) ´Rızkınıza şükretmeyi´ demektir.

Ey rabbimiz! Bize, elçilerine va´dettiğini ver! (Ali İmran/194)

Yani ´Peygamberlerin lisanı üzerine´ bize va´dettiğin sevabı ver´. Bu bakımdan ´lisan´ kelimesi burada hazfolunmuştur.

Biz onu Kadir gecesinde indirdik. (Kadir/l)

Burada ´onu´ zamirinden Kur´ân irâde edilmektedir. Oysa daha önce (aynı sürede) Kur´an´ın bahsi geçmiş değildir.

Perde ile örtülünceye kadar.
(Sâd/32)

Burada ´güneş´i kastediyor. Oysa daha önceden güneşin bahsi geçmiş de değildir.

O´ndan başka veliler edinerek ´Biz bunlara, sırf bizi Allah´a daha fazla yaklaştırsınlar diye tapıyoruz´ dediler.
(Zümer/3)
Yani onlar diyorlar ki; ´Biz onlara İşte bu ayette de ´Diyorlar ki´ tâbiri takdir edilmiştir.

Fakat bu topluluğa ne oluyor ki, Kur´an´ı anlamaya yanaşmıyorlar? Sana gelen her iyilik Allah´ın lûtfudur ve sana gelen her fenalık da kendindendir.
(Nisâ/78-79)

Ayetin mânâsı, -dediğimiz gibi- ´anlamaya yanaşmıyorlar´ şeklindedir. Oysa ibarenin zahirine bakılırsa ´onlar yaklaşmazlar. Kur´an´ın mânâsını anlarlar´ şeklinde anlaşılır. ´Sana gelen her iyilik Allah´ın lûtfudur´ cümlesi öncesinde de ´Derler´ tabiri takdir edilmiştir. Çünkü ayette ´derler´ tabiri takdir edilmezse, Nisâ sûresinin 78. ayetinin ´De ki: hepsi Allah´tandır´ cümlesiyle tezâd teşkil edecektir. İşte bundan da Kaderiyye mezhebi hatıra gelir.

O inceliklerden biri de ´yer değiştirmek ve yerinden nakledilmek´tir. Tîn sûresinde ´Tûr-i Sina´ yerine ´Tûr-i Sinîn´, Sâffât sû-resinin 130. ayetinde ´Alâ İlyâs´ yerine ´Alâ Âl-i Yasin´ tabiri kul-lanıldığı gibi...

Müfessirlerden bazıları "Âl-i Yâsîn´ den murâd ´İlyâs´ değil, ´İdris´ (peygamber)dir, demişlerdir. Çünkü İbn Mes´ûd´un mushafmda ´Âl-i Yâsîn´ yerine ´İdrâsîn´ yazılmıştır.
O inceliklerden birisi de, zahirde kelâmın bitişik olmasını önlemek için tekrar edilenlerdir.

Allah´tan başkasına tapanlar dahi gerçekte Allah´a koştukları ortaklara tâbî olmuyorlar. Ancak zanna tâbi oluyorlar.
(Yûnus/66)
Ayetin mânâsı ´Allah´tan başkasına tapanlar ancak zanna tâbi oluyorlar´ şeklindedir.
Ancak ´in yettebiûne´ tâbiri zahirde kelâmı birleştirmek için mükerrer olarak kullanılmıştır.
Salih´in kavminden imana gelmeyip kibirlenenler, içlerinden iman eden zayıf kimseler için alay yoluyla şöyle derler.
(A´raf/75)

Yani ´Kibirlenenler iman eden zayıf kimselerle alay ederek şöyle diyorlar´. Halbuki ´limen´ kelimesi yerine ´lillezîne´ kelimesi kullanılmıştır.

O inceliklerden biri de ´Mukaddem´ ve ´Muahhar´dır. Burada birçok kimse yanılabilir.

Eğer rabbinden bir hüküm geçmiş olmasaydı, elbette onlara azap dokunurdu. Tâyin edilmiş bir vakit vardır.
Yani ´Eğer rabbinden bir hüküm ve tâyin edilmiş bir vakit olmasaydı´ demektir. (Yani ayetteki ´Ve ecelün müsemmâ´ esasında ´mukaddem´dir. ´Lekâne lizâmen´ tabiri de ´muahhar´dır).
Böyle olmasaydı o vakit (ecelün) kelimesi (nasb) -üstün- ile okunurdu.
Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar.
(A´raf/187)

Bu ayeti celîlede ´anha´ kelimesinin yeri ´Yes´elûneke´den sonradır. Fakat tehir edilmiştir.
(Aynı zamanda ´Bihâ´ kelimesi de takdir edilmiştir).
Onlara rableri katında dereceler, mağfiret ve tükenmez nimet var. Rabbin seni, hak uğrunda evinden çıkardığı zaman...
(Enfâl/4-5)
İşte bu ayet, muttasıl (bitişik) değildir. ´Rabbin seni hak uğrunda evinden çıkardığı gibi´ cümlesi birinci ayetin ´De ki: Bu ganimetlerin taksimi Allah´a ve Rasûlune aittir´ cümlesiyle ilgilive ona aittir. Yani ´De ki: Bu ganimetlerin taksimi Allah´a ve Rasûlü´ne aittir. Nitekim rabbin seni hak uğrunda evinden çıkardığı gibi../

Yani sen çıkmaya razı olduğundan, onlar ise razı olmadıklarından ganimetlerin taksimi sana aittir. Bu bakımdan bu kelâmın (hükmün) arasına ara cümlesi olarak takvayı emreden cümle ve diğerleri girmişlerdir.

Mümtehine sûresinin dördüncü ayeti de bu nevidendir.
Siz Allah´ın birliğine iman etmedikçe sizi (dininizi tanımıyoruz. Sizinle aramızda ebedî düşmanlık ve kin başgösterdi. Ancak İbrahim´in babası için şöyle demesi müstesna olmuştur: Elbette senin için.. O inceliklerden birisi Mübhem div: Mübhem demek, birkaç mânâya gelen kelime veya harf demektir. Birkaç mânâya gelen kelime ise Şey, Karin, Ümmet, Ruh ve benzeri kelimelerdir.

Allah şunu misal vermektedir: Hiç bir tasarrufa gücü yetmeyen bir köle, bir de tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verilip de ondan gizli ve âşikâre harcayan kimse...
(Nahl/75)

İşte bu ayet-i celîledeki Şey kelimesi ´nafaka´ mânâsına gelmektedir.
Allah şu iki adamı da misâl getirdi: Bunlardan biri dilsizdir. Hiçbir şeye gücü yetmez
(Nahl/76) Buradaki Şey ´adalet ve istikametle emretmek´ demektir.
(Hızır) dedi ki: O hâlde bana tâbi olacaksan, ben anlatıncaya kadar (yaptığım) hiçbir şey hakkında bana soru sorma!
(Kehf/70)

Buradaki Şey rubûbiyet sıfatlarıdır. Bunlar öyle ilimlerdir ki, ârif gereken vakitte bunları tatmadıkça, sual ile cevaplarını sıhhatli şekilde alma imkânı yoktur.
Yoksa kendileri hiçbir şey olmadan mı yaratıldılar? Yoksa yaratanlar kendileri raidir?
(Tûr/35)

Bu ayetteki ´şey´ kelimesi ´hâlik´ mânâsmdadır. Fakat çok kimseler tarafından zannedilir ki, bu ayet-i celîle de hiçbir şeyin başka birşeyden olmadıkça yaratılmaması sözkonusudur. (Oysa kainatı Allah yoktan varetmiştir).
´Karin´ kelimesine gelince: Bu kelimenin de birkaç mânâya geldiğine dair misâller verilebilir:
Beraberindeki arkadaşı ´Bu yanımdaki hazırdır´ dedi. Atın cehenneme her inkârcı kâfiri...
(Kaf/23)

Buradaki Kari den (arkadaştan) murâd ´insanoğlunu kontrol eden melek´tir.
Arkadaşı şöyle der: ´Ey rabbimiz! Onu ben azdırmadım. Fakat kendisi uzak bir sapıklık içinde idi´.
(Kaf/27) Buradaki Karinden murâd ise ´şeytan´dır.
´Ümmet´ kelimesine gelince: Bu kelime sekiz mânâya gelmektedir:

1.Cemaat

Kuyunun başında hayvanlarını sulayan bir ümmet buldu. (Kasas/23) Yani bir ´cemaat´ buldu.

2.Peygamberlere Tâbi Olanlar

´Biz Muhammed ümmetindeniz´ sözü bu anlamdadır.

3.Hayırlar İşlemede Önder Olan Kişi

Gerçekten İbrahim hak dine yönelen, Allah´a itaat üzere bulunan bütün hayırlı hasletleri kendisinde toplayan bir ümmetti.Yani önderdi.
(Nahl/120)

4.Din

Hayır! (Onların aklî ve naklî hiç bir delilleri yoktur. Ancak) şöyle dediler: ´Biz atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk. Biz de onların izlerince giderek hidayet buluruz´.
(Zuhruf/22)

5.Zaman

Belirli bir ümmete kadar... (Hûd/8) Yani zamana kadar...
Bir ümmetten/zamandan sonra (Yûsuf u ve kendisine söylediklerini) hatırladı da dedi ki: ´Ben size onun tâbirini haber veririm. Hemen beni gönderin´
(Yûsuf/45)

6.Kamet/Endam

Nitekim filân adam ´güzel ummetli; yâni ´endamlı´ denir.

7.Tek Başına Bir Dine İnanan Kişi

Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Zeyd ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Müfessirin Bilmesi Gerekenler
« Posted on: 14 Ekim 2019, 14:36:17 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Müfessirin Bilmesi Gerekenler rüya tabiri,Müfessirin Bilmesi Gerekenler mekke canlı, Müfessirin Bilmesi Gerekenler kabe canlı yayın, Müfessirin Bilmesi Gerekenler Üç boyutlu kuran oku Müfessirin Bilmesi Gerekenler kuran ı kerim, Müfessirin Bilmesi Gerekenler peygamber kıssaları,Müfessirin Bilmesi Gerekenler ilitam ders soruları, Müfessirin Bilmesi Gerekenlerönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &