ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > İhya-u Ulumiddin 1-2 > Kardeşlik ve Sohbet Hakları
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kardeşlik ve Sohbet Hakları  (Okunma Sayısı 1304 defa)
02 Şubat 2010, 21:39:30
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 02 Şubat 2010, 21:39:30 »



Kardeşlik ve Sohbet Hakları

Kardeşlik akdi iki şahsın arasındaki bağlantıdır. Tıpkı eşlerin arasındaki nikah akdi gibi.. Nikah Adabı bölümünde geçtiği gibi ni kah, yerine getirilmesi farz olan birtakım hakları gerektirir ki, bu hakları nikahın hakkı olarak yerine getirmek mutlaka lazımdır. İşte kardeşlik akdi de böyledir. Bu bakımdan kardeşinin senin üzerinde malda, nefiste, dilde ve kalpte hakkı vardır. Onu affetmek, ona duada bulunmak, ona karşı samimi ve dürüst olmak, vafekâr bulunmak, kolaylık göstermek, tekellüf ve teklifi terketmek vazifendir. Bunların tamamı sekiz haktır.

Birinci Hak

Birinci hak maldadır. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
İki kardeşin misali, iki elin misali gibidir: Biri diğerini yıkadığı gibi kendisini de yıkar.49
Hz. Peygamber, iki kardeşi el ile ayağa değil, iki ele benzetmiştir. Çünkü iki el, aynı hedef için yardımlaştıkları gibi kardeşler de yardımlaşırlar. Kardeşlikleri ancak aynı hedef için kardeşlik yaptıkları zaman tahakkuk eder. Onlar bir yönden bir kişi gibidirler. Böyle olmaları onların sıkıntıda da, genişlikte de ortak olmalarını ge rektirir. Malda ve hâlde müşterek olmalılar. Özellik ve nefsin tercihi ortadan kalkmalıdır.
Arkadaşlarla beraber malda tâkip edilen yol üç mertebeye ayrılır.

1. O mertebelerin en düşüğü arkadaşını kölen ve hizmetçin gibi görüp, malın fazla kısmından onun ihtiyacını gidermektir. Onun ihtiyacı olduğu zaman, senin de ihtiyacından fazla malın varsa, o istemeden vermelisin. Onu istemeye mecbur etmemelisin. Eğer onu istemeye mecbur edersen kardeşlik hakkında son derece kusurlu davranmış olursun.

2. İkinci derece, onu kendi nefsinin yerine koymaktır. Malında onun ortaklığına razı olmaktır. Onu kendi nefsinin yerine koymalısın ki, malının yarısını ona vermeye nefsin razı olsun.
HasanBasri (r.a) şöyle demiştir: ´Bizden önceki müslümanların herhangibiri peştemalını ortadan ikiye böler, bir kısmını kardeşine verirdi´.

3. Üçüncü derece ki derecelerin en yücesidir kardeşini kendi nefsine tercih etmen ve onun ihtiyacını kendi ihtiyacından önce görmendir. Bu derece, sıddîklerin derecesidir. Sevişenlerin derecelerinin en son mertebesidir. Kardeşinin nefsini kendi nefsine tercih etmen de bu derecenin meyvelerindendir.Nitekim rivayet edildi ki, sûfilerden bir cemaat halifeye ihbar edildi. Halife boyunlarının vurulmasını emretti. O grubun içinde Ebu´l-Hasan Nusî50 de vardı. Bu zat, bütün arkadaşlarından önce cellâdın önüne çıktı ki, ilk öldürülen kendisi olsun. Kendisine neden böyle yaptığı sorulduğunda dedi ki: ´Ben şu anda kardeşlerimi nefsime tercih etmek istiyorum´. Onun böyle yapması, diğer arkadaşlarının kurtuluşuna vesile oldu.Nitekim bu durum uzun bir hikâyede anlatılmıştır.

Eğer sen kardeşin hakkında böyle davranamıyorsan, bil ki kardeşlik akdi sizin içinizde daha yapılmamıştır. Böyle olmayan ar kadaşlık, samimi olmayan bir arkadaşlıktır. Böyle arkadaşlığın akıl ve din açısından hiçbir değeri yoktur. Meymun b. Merhan şöyle demiştir: ´Kim kardeşlerinin iyilik yapmayı terketmelerine razı olursa, o gitsin de kabristandakilerle arkadaşlık yapsın´.

Dünya derecesine gelince... Bu derece de din sahiplerinin nez dinde makbul bir derece değildir. Rivayete göre, zamanın şeyhlerinden biri olan Utbe el-Gulam, kardeş olduğu bir kimsenin evine gelerek, ona dedi ki:
Benim senin malından dört bin dirheme ihtiyacım var.
- İki bin al!
- Sen dünyayı Allah´a tercih ettin. O halde, Allah için kardeşlik iddiasından utanmaz mısın ki böyle dersin?

Dünya derecesinde olan kardeşlikler ile en uygun olan dünya işlerinde de muamele etmemektir. Ebu Hâzım şöyle demiştir: ´Allah yolunda senin bir kardeşin olduğu zaman dünya işlerinde onunla muamele etme´. Ebu Hâzım bu sözüyle dünyevî derecede olan kardeşliği kasdetmiştir. En büyük mertebeye gelince... O mertebe öyle bir mertebedir ki Allah Teâlâ mü´min kullarını onunla tavsif demiştir:

O kimselerdir ki, rablerine itaate icabet etmişler ve namazı gereği üzere kılmışlardır. İşleri de aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar. (Şura/38)

Yâni onlar, mallarını ayrılmayacak derecede birbirine katmışlardır. Onların bir kısmı yükünü kardeşinin yükünden ayırmazdı. Selef-i salihînden bazıları ´Benim pabucum´ diyen bir kimse ile kardeşlik yapmazlardı. Çünkü böyle bir kimse, pabucu kendi nefsine izafe etmektedir. Feth el-Mevsılî bir kardeşinin evine geldi. Kardeşi evde yoktu. Onun aile efradına emretti. Kadın, sandığını çıkardı ve açtı. Feth, ihtiyacı kadar parayı aldı, gitti. Adam evine gelince cariyesi, Feth´in yaptıklarını aynen haber verdi. Adam sevinerek cariyesine şöyle dedi: ´Eğer senin bu dediklerin doğruysa sen Allah rızası için âzâd edildin´. Bütün bunları kardeşinin yaptığına sevindiği için yapmıştır.

Bir zat, Ebu Hüreyre´nin huzuruna gelerek dedi ki:
- Ben Allah rızası için seninle kardeş olmak istiyorum.
- Sen kardeşliğin hakkı nedir biliyor musun?
- Bana bildirsene!
- Kardeşliğin hakkı şudur: Sen dinar ve dirhemini benden daha önce kullanmamalısı!!.
- Ben şimdilik bu mertebeye varmış değilim.
- O halde benden uzaklaş!

Hz. Hüseyin´in oğlu Ali Zeynelabidin (r.a) bir kişiye şöyle dedi: ´Sizin herhangi biriniz elini kardeşinin cebine veya kesesine sokup onun izni olmadan istediği kadar parayı alabilir mi?´Adam ´hayır´ deyince, Zeynelâbidin ´O halde siz kardeş değilsiniz!´ dedi.
Bir grup Hasan Basrî´nin (r.a) huzuruna girip dediler ki:
- Ey Ebu Said! Sen namaz kıldın mı?
- Evet kıldım!
- Çarşıdakiler daha namaz kılmadılar!
- Kim dinini çarşıdakilerden alır? İşittiğime göre, onlar parayı kardeşlerinden esirgiyorlarmış!
Bu sözünü onların yaptıklarına hayret ettiği için söylemiştir. Bir kişi İbrahim b. Edhem´in yanına vardı. İbrahim b. Edhem Kudüs-ü Şerife gitmekteydi. Yanına varan kişi dedi ki:
- Seninle bu seferde arkadaş olmak istiyorum!
- Senin malına senden daha fazla tasarruf edip sahip olayım diyemi benimle arkadaşlık yapıyorsun?´
- Hayır, bunun için değil.
- Senin doğru söylemen hoşuma gitti.

Râvi der ki, İbrahim b. Edhem, kendisine bir kişi arkadaş olduğu zaman, ona muhalefet etmezdi ve ancak kendisine uygun olan kimse ile arkadaşlık yapardı.

Ayakkabı bağı yapan bir kimsenin bir ara İbrahim b. Edhem ile arkadaşlık yaptığı rivayet edilir. Adamın birisi seferde bir konakta İbrahim b. Edhem´e bir çanak yahni verdi. İbrahim arkadaşının dağarcığını açtı, ondan bir top ayakkabı bağı aldı. Onu tirit kabına ko yup hediyeyi sahibine verdi. Arkadaşı geldiği zaman ´Bağlar nerede?´ diye sordu. İbrahim ´Senin yediğin tirit ne oldu?´ (Yâni onun yerine verdim). Adam ´Sen ona iki veya üç tane verseydin yeterdi´ dedi. İbrahim ´Sen müsamaha ot ki, sana müsamaha edilsin´. Yine bir de fasında arkadaşının merkebini verdi. Arkadaşı geldiğinde hiçbir şey söylemedi, arkadaşı İbrahim´in böyle yapmasını ´kerih´ bile görmedi.

İbn Ömer (r.a) şöyle demiştir: ´Rasûîullah´ın sahâbîlerinden bir zata bir koyun kellesi hediye edildi. O zat dedi ki: ´Benim filân kardeşim benden daha muhtaçtır´. Kelleyi getireni ona gönderdi. O da başkasına göndermek suretiyle kelle dönüp dolaştı, yedi el değiştirdikten sonra yine eski zatın eline geçti´.

Rivayet ediliyor ki, Mesruk b. Ecda ağır bir borcun altına girdi ve aynı zamanda kardeşi Hayseme´nin de borcu vardı. Ravi der ki: ´Mesruk gidip Hayseme´nin haberi olmadığı halde onun borcunu ödedi. Hayseme de Mesruk´un haberi olmadığı halde onun borcunu ödedi´.

Rasûlullah (s.a) Abdurrahman b. Avf ile Said b. Rebi´i kardeş yaptığı zaman, Said b. Rebi, kardeşi Abdurrahman b. Avf ı malında kendi nefsine tercih etti. Bunun üzerine Abdurrahman ´Bunların ikisine de Allah Teâlâ senin için bereket versin´ şeklinde dua ettikten sonra malı ikiye böldü. Abdurrahman´m yaptığı eşitliktir. Kardeşini kendi nefsine tercih etmek ise, müsavattan daha üstündür.

Ebu Süleyman Dârânî şöyle demiştir: ´Eğer bütün dünya benim olsaydı, ben o dünyanın tamamını kardeşlerimden birinin ağzına koysaydım, yine de onu kardeşime az görürdüm´.

Yine o şöyle demiştir: ´Ben kardeşlerimden herhangi birisinin ağzına lokmayı verdiğimde, o lokmanın tadını kendi boğazımda his sederim´.

Kardeşlere infak fakirlere sadakadan üstün olduğu için Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: ´Muhakkak ki, Allah yolundaki kardeşime verdiğim yirmi dirhem bence miskinlere sadaka olarak verdiğim yüz dirhemden daha sevimlidir´.

Yine Hz. Ali şöyle demiştir: ´Bir avuç yemek yapıp Allah yolun daki kardeşlerimi çağırsam bence bir köleyi âzâd etmekten daha se vimlidir´.

Bütün bu zevât-ı kirâmın, kardeşini kendi nefsine tercih etmek teki çabaları şüphesiz ki, Hz. Peygambere uymalarından ileri gel mektedir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) bir ashabıyla beraber bir ağaçlığa girdiler. Hz. Peygamber o ağaçlıktan iki misvak kesti. Onların biri eğri, diğeri ise düzgün idi. Düzgün olanını ashabına uzattı. Ashabı ´Ey Allah´ın Rasûlü! Sen düzgün misvakı almaya daha lâyıksın. Bunun üzerine Rasûlullah şöyle buyurdu: Hiçbir arkadaş yoktur ki, günün bir saatinde bile birisiyle ar kadaşlık yapsın da onun arkadaşlığından sorulmasın. Acaba o arkadaşlıkta Allah´ın hakkını yerine getirmiş midir, yoksa zayi mi etmiştir?51

Rasûlullah bu hadîs-i şerîfleriyle işaret buyurmuştur ki, arkadaşı kendi nefsine tercih etmek, arkadaşlık açısından Allah´ın hakkını yerine getirmek demektir.

Hz. Peygamber bir ara yıkanmak üzere bir kuyunun yanına vardı. Bu arada Huzeyfe b. Yeman, Rasûlullah´a sütre (perde) olmak üzere bir elbise tuttu ve Rasûlullah´ı böylece setretti. Yıkanıncaya kadar b...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kardeşlik ve Sohbet Hakları
« Posted on: 06 Haziran 2020, 22:46:50 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kardeşlik ve Sohbet Hakları rüya tabiri,Kardeşlik ve Sohbet Hakları mekke canlı, Kardeşlik ve Sohbet Hakları kabe canlı yayın, Kardeşlik ve Sohbet Hakları Üç boyutlu kuran oku Kardeşlik ve Sohbet Hakları kuran ı kerim, Kardeşlik ve Sohbet Hakları peygamber kıssaları,Kardeşlik ve Sohbet Hakları ilitam ders soruları, Kardeşlik ve Sohbet Hakları önlisans arapça,
Logged
02 Şubat 2010, 21:42:13
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #1 : 02 Şubat 2010, 21:42:13 »

Dördüncü Hak

Dilin hakkıdır. Çünkü arkadaşlık kötü şeyleri söylememeyi gerektirdiği gibi, güzel şeylerin söylenmesini de gerektirir. Güzel şeyler söylemek arkadaşlığın daha da güzel olmasını sağlar. Çünkü susmak kabir ehline arkadaş olmaktır. Arkadaşlar kendilerinden istifade edilsin diye edinilir. Yoksa onların eziyetlerinden kurtulmak için değil. Bu bakımdan kişiye düşen vazife diliyle arkadaşına kendi sini sevdirmek, sorması gerektiği ve arkadaşının kendisince sevi len ahvalini araştırıp sormaktır. Meselâ; arkadaşında olan bir sıkıntı ile ve sağlığıyla ilgilenmek gibi. Arkadaşının hoşlanmadığı bütün durumlarını lisan ve fiilleriyle arkadaşına belirtmesi gerekir. Arkadaşının hoşuna giden bütün hâllerini diliyle belirtip onlardan hoşnut olduğunu bildirmesi lâzımdır. Bu bakımdan arkadaşlığın mânâsı kolaylıkta ve zorlukta, sıkıntıda ve genişlikte bütün durum ları paylaşmak demektir.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle bu yurmuştur:
Sizden herhangi biriniz arkadaşını sevdiği zaman ona ´Seni Allah rızası için seviyorum diye´ haber versin.79

Sevginin açıklanması, sevgiyi artırdığı için Hz. Peygamber böyle bir sevgiyi haber vermeyi emretmiştir. Çünkü arkadaşın senin ken disini sevdiğini bilirse, şüphesiz onunda sana karşı sevgisi artar. Böylece sevgi iki taraftan da gelişir, kökleşir ve artar. Müslümanlar arasındaki sevgi ise şer´an istenen güzel birşeydir ve dinen makbul dür.

Bunun için Hz. Peygamber sevgi hususunda yol göstererek şöyle demiştir:
birbirinize hediye veriniz ve (dolayısıyla) birbirinizi seviniz.80

Arkadaşını gerek hazır olduğu ve gerekse olmadığı zamanlarda en güzel isimleriyle çağırmak da, arkadaşlığın gereklerindendir. Nitekim Hz. Ömer şöyle demiştir: Üç haslet vardır. Bu üç haslet arkadaşının sevgisini sana karşı kesinlikle ortaya çıkarır:

1. Karşılaştığında önce ona selâm vermek.
2. Oturduğun yere geldiğinde ona yer açmak.
3. Sevdiği isimlerle onu çağırmak.

Arkadaşlığın gereği, övülmeyi seven ve yanında övülmek istediği kimselerin yanında, bildiğin en güzel durumlarıyla onu övmendir. Çünkü böyle yapmak, sevginin kazanılmasında en büyük sebeptir. Onun çocuklarını aile efradını, sanatını, fiilini, hatta aklını, ahlâkını, şeklini, yazısını, şiirini, telifini ve sevineceği her şeyini övmek de böy ledir. Fakat bütün bunlar, ifrata kaçmaksızın ve yalan olmaksızın yapılmalıdır. Ancak süslendirmeyi kabul edeni süslendirmek de ge rekir. Bundan başka onu övenlerin yapmış olduğu medh ü senayı ona ulaştırıp, bundan memnun olduğunu göstermen gerekir. Çünkü böyle bir durumu gizlemek hasedden başka bir mânâ taşımaz.

Senin için yaptığı iyiliğe karşı ona teşekkür etmek de ar kadaşlığın gereklerindendir. Hatta bilfiil sana iyilik yapmamışsa bile iyilik yapmak niyetinden dolayı da ona teşekkür etmen gerekir. Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: ´Arkadaşına iyi niyetinden ötürü teşekkür etmeyen bir kimse, onun iyiliğine karşı da teşekkür etmez´. Sevginin kazanılmasında bütün bunlardan daha tesirli olan şey, arkadaşını, gıyabında kendisine bir kötülük yapılmak istendiği, açık, yahut da do laylı yollardan şerefine dil uzatılmak istenildiği zaman müdafaa et mektir. Kardeşliğin hakkı onu himaye etmek veya yardımına koşmak hususunda kollarını sıvamak, ona saldıranı susturmak, saldırgana karşı şiddetli ve göz açtırmayacak derecede hücuma geçmektir. Bu durumda susmak, arkadaşın kalbini öfkeyle doldurur ve nefretini açığa çıkarır. Bir de arkadaşlık hakkında kusurlu davranılmış olur. Hz. Peygamber (s.a) ´Arkadaşların biri diğerine yardım eder ve birbi rinin vekâletini yapar´ diyerek iki arkadaşı iki ele benzetmiştir.

Müslüman müslümanın kardeşidir. Kardeşine zulmetmez, ondan yardımını esirgemez ve onu mahrum edip ihmal et mez.81

Kişinin müslüman kardeşine yardımcı olmaması, onu düşmana teslim ve mahrum etmesi demektir. Zaten arkadaşının haysiyeti ayaklar altına alınsın diye ihmal etmek, vücudunun delik deşik ol masını ihmal etmek gibidir. Köpeklerin sana saldırdığını, etlerini parçaladığını gördüğü halde sükût edip İslâmî şefkatin ve kardeşlik hamiyetinin seni müdafaa etmek için hareket etmediğini müşahede ettiğin bir arkadaş ne kötü arkadaştır! Oysa namus ve şerefe yönelti len saldırganlık, şerefli nefislere etin parçalanmasından daha fazla tesir eder. Bu sır ve hikmete binaendir ki, Allah Teâlâ gıybeti ´ölü eti yemeye benzeterek şöyle demiştir:

Acaba sizden herhangi biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? (Hucurat/12)

Ruhun levh-i mahfuzdan mütalaa ettiğini müşahhas misallerle uyku âleminde temsil edip gösteren melek, gıybeti ´ölü etlerinin yenilmesiyle´ temsil eder. Hatta rüyasında ölü etini yediğini gören bir kimse, halkın gıybetinde bulunuyor demektir. Çünkü o melek gös terdiği misalde ´şey ile ´misali´ nin arasındaki münasebet ve ben zerliği gözetir. Tabiidir ki, suretin zahirine değil, aksine ruhun ye rine o misalde gösterilen mânâyı temsil eder. Bu bakımdan durum bu iken arkadaşından düşmanların saldırısını defetmek, saldırganların saldırılarını önlemek, arkadaşlık akdinde farzdır.

Mücahid şöyle der: Sen nasıl hatırlanmak istiyorsan, kardeşini de öylece hatırla.O halde, bu hususta senin elinde iki ölçü vardır:

Birincisi, şayet senin hakkında birşey söylenir ve arkadaşın da orada hazır bulunursa o arkadaşının senin için neyi söylemesini is tiyorsan, arkadaşının şerefine saldıran bir kimseye senin kendin için arkadaşından beklediğin davranışı göstermen gerektir. İkincisi, ar kadaşının duvar arkasında olduğunu, senin onun hakkında söyledik lerini dinlediğini, fakat senin, onun duvarın arkasında olduğunu bilmediğini düşünmelisin. İşte böyle bir durumda nasıl davranırsan, o olmadığı zamanda da böyle yapman gerekir.

Nitekim seleften biri şöyle demiştir: ´Ben arkadaşımın bulunmadığı bir sırada sanki yanımdaymış gibi düşünürüm. Eğer orada olup da neyi dinlemeyi se viyorsa, onun için onu söylerim´.

Başkası da şöyle dedi: ´Benim herhangi bir arkadaşım konuşulduğu zaman, kendi nefsimi onun yerine koyarım. Kendim için söylenilmesini sevdiğimin benzerini onun için söylerim´. Bütün bunlar İslâm´ın doğruluğundan kaynaklanır. Kişi kendi nefsi için is tediğini arkadaşı için de istemelidir.

Ebu Derdâ (r.a) aynı boyunduruğa bağlı çift süren iki öküze baktı. Onların biri bedenini yalamak ve kaşımak için durduğunda öbürü nün de durduğunu görünce ağlayıp şunları söyledi: İşte Allah için arkadaş olan bir kişinin durumu da aynen böyledir. Onlar Allah için çalışırlar. Onlardan biri Allah için durduğu zaman, ötekisi de ona uyar. Ona uymakla ihlâsı tamamlanır. Kim arkadaşlığında ihlâslı değilse, o münafıktır. İhlâs ise, kardeşinin hazır bulunduğu ve bu lunmadığı zaman da eşit olacağı gibi, onun hakkında dili ile kalbi, gizlisiyle açığı, cemaat içerisindeki durumu ile tenhadaki durumu bir olmalıdır. Bu saydıklarımızın herhangi birinde ayrılık varsa, bu sevgi ve muhabbetin yok olması demektir. Sevginin yok olması ise, dine nifakın karışması, mü´minlerin yoluna aykırılığın girmesi demektir.

Kim böyle yapamayacağından emin değilse, onun için herkesten ayrılmak, arkadaşlık yapmaktansa uzlete çekilmek daha evladır. Çünkü arkadaşlık hakkı ağırdır. Ancak onu muvaffak olan bir kimse taşır. Bu bakımdan arkadaşlığın ecrinin de çok büyük olduğunda ve onu ancak bu şartları yerine getiren bir kimsenin elde edebileceğinde de şüphe yoktur.

Bu sırra binaen Hz. Peygamber (s.a) şöyle bu yurmuştur:
Ey Eba Hirre! Sana komşu olanla iyi komşuluk yap. Bu tak dirde hakikî müslüman olursun. Sana arkadaşlık yapanın ar kadaşlığını güzel yap. Bu takdirde hakikî mü´min olursun.82

Dikkat edilsin! Hz. Peygamber bu hadîs-i şerifinde arkadaşlığın mükâfatını iman olarak zikretmiştir. İslâm´ı da komşuluğun müka fatı olarak göstermiştir. Bu bakımdan iman fazileti ile İslâm fazileti arasındaki fark, tıpkı komşusunun hakkını yerine getirmekteki zor luk ile arkadaşlığın hakkını yerine getirmekteki zorluk arasındaki fark gibidir. Çünkü arkadaşlık daimi bir şekilde birçok hakları gerek tirir. Komşuluk ise, bazı zamanlarda bazı haklar gerektirir. Arkadaşlığın hukukundan biri de, öğretmek ve nasihat etmektir.

Unutmamalısın ki arkadaşının ilme muhtaç olması, hiçbir zaman mala muhtaç olmasından daha az değildir. Eğer sen ilmen zengin sen faziletinden onun ihtiyacını gidermelisin. Din ve dünyada onun için en faydalı olana onu irşad etmelisin. Eğer sen ona öğrettiğin ve irşad ettiğin halde, o ilmin gereğiyle hareket etmezse, bu sefer ar kadaşa düşen ona nasihat etmektir. Onun yaptıklarının âfet ve fela ketlerini kendisine hatırlatmalısın. Yaptığı çirkin hareketleri ter kettiği takdirde bunun faydalarını anlatmalısın. Onu dünyada ve ahirette korktuğu şeylerle korkutmaksın. Bütün bunları o çirkin fi ilinden vazgeçsin diye yapmalısın. Onun ayıplarına dikkatini çekme lisin. Kötüyü onun gözünde kötü göstermeli, iyiyi de kendisine iyi gös termelisin. Fakat bunları yaparken hiç kimsenin bunlara muttali olmamasına dikkat etmelisin. Zira cemaat huzurunda yapılan ten kidler, azarlamak ve rezil etmekten başka birşey değildir.

Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Mü´min, mü´minin aynasıdır.83
Yani mü´min, karşıdaki mü´minden kendi nefsinden gör mediğini görür. Böylece kişi arkadaşından nefsinin ayıplarını öğrenir. Eğer tek başına olsaydı bu ayıplarını göremezdi. Nitekim in sanoğlu ayna sayesinde bedenî kusurlarına vakıf olmak suretiyle faydalanır.

İmam Şâfiî şöyle der: ´Kim gizlice arkadaşına nasihat ederse, o kimse gerçekten ona nasihat etmiş ve onu süslemiş demektir. Kim arkadaşına açıkça nasihat yapar, halkın huzurunda kusurlarını sa yarsa, o kimse de onu rezil edip çirkinleştirmiştir´.

Musir´e84 ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
02 Şubat 2010, 22:21:19
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #2 : 02 Şubat 2010, 22:21:19 »

Beşinci Hak

Beşinci hak, arkadaşının sürçmelerini ve kusurlarını affetmek tir. Destur yoldan sapması ya bir günah işlemek suretiyle dinî hu suslarda olacaktır veya kardeşlik hususunda kusur yapmak suretiyle arkadaşı hakkında olacaktır. Günah işlemek ve günahta ısrar etmek suretiyle dinde yapmış olduğu sapıklığa gelince, onun kusurunu düzeltecek şekilde münasib bir dille nasihat etmen gerektir. Onun dağınık ve perişan hâlini ıslâh etmeye çalışman lâzımdır. Eğer sen buna güç yetiremezsen, o da yaptığında ısrar ederse, bilmiş ol ki, ashab-ı kirâm ve tâbiinin böyle bir kimsenin ar kadaşlığının devam ettirilip ettirilmemesi hususunda değişik görüşleri vardır. Ebu Zer Gıfârî böyle bir kimsenin arkadaşlığının kesilmesine taraftardır.

Nitekim ´Kardeşin eski durumunu muhafaza etmediği zaman, onu sevdiğin noktadan hareket ederek bu takdirde ona buğzet´ demiştir. Gıfârî´nin görüşü, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek nev´ine girer. Ebu Derdâ ve diğer bir grup sahabîye göre bunun tam aksi makbûldür. Hatta Ebu Derdâ diyor ki: ´Arkadaşın bozulduğu ve eski durumunu terkettiği zaman sakın bunun için onu terketme. Çünkü arkadaşın bir defa yanılırsa başka bir defa da isabet etmesi mümkündür´.

İbrahim en-Nehâî ´Arkadaşın günah işledi diye sakın onu terke dip arkadaşlığını kesme. Çünkü o bugün günah işler, yarın terkeder´ demiştir. Başka bir sözü de şöyledir: ´Sakın halka, âlim kişinin yoldan sapmasını açıklama, çünkü âlim bir hata yapar, sonra terkeder´.
Alim kişinin hatasını ifşâ etmeyin ve (ondan ötürü) onunla aranızdaki bağı koparmayın ve onun dönüşünü bekleyin.86

Hz. Ömer (r.a) daha önce kardeş olduğu bir kimsenin hâlini sordu. Bu zat Şam´a gidecekti. ´Şam´a gideceğin zaman bana haber ver´ dedi ve gittiği zaman Hz. Ömer kardeşine hitaben şu mektubu yazdı: Bismillahirrahmanirrahim. Hâ Mim. Bu kitâbın indirilişi aziz, âlim olan Allah´tandır. O günahları bağışlayan, tevbeleri kabûl eden, azâbı şiddetli olan, ihsan sâhibi Allah´tandır ki, ondan başka ilâh yoktur. Dönüş ancak O´nadır, (Mü´min/1-3)

Bu ibareyi yazdıktan sonra Hz. Ömer, arkadaşına hitap edip yaptıklarından dolayı onu kınadı. Adam mektubu açıp okuduğu za man hüngür hüngür ağlayarak ´Allah Teâlâ doğru söylemiş ve Ömer de bana nasihat vermiştir´ deyip tevbe etti.

Rivayete göre, iki arkadaştan biri bir aşka mübtelâ oldu. Arkadaşım bu sırrına muttali ederek ´Ben bu şekilde bir hastalığa tu tuldum, eğer istersen Allah rızası için aramızdaki arkadaşlığı boza bilirsin´ dedi. Bunun üzerine karşısındaki zat şu cevabı verdi: ´Senin günahından ötürü, hiçbir zaman arkadaşlık akdini bozamam´. Sonra, arkadaşı bu beladan kurtuluncaya kadar, yiyip içmeyeceğine dair niyyet etti. Böylece kırk gün yemedi içmedi. Bütün bu müddet zarfında kardeşinden hastalığım sordu. Kardeşi de ´Kalbimde hâlâ o durum devam etmektedir´ cevabım veriyordu. O da gittikçe, açlıktan ötürü erimekteydi. Arkadaşının kalbinden, kırk günden sonra, o illet kaybolup kendisine haber verinceye kadar bu perhize devam etti. Haberi aldıktan sonra zayıflık ve hastalıktan telef olmaya yaklaşmışken yemeye ve içmeye başladı.

Yine selef-i sâlihînden arkadaş olan iki kişiden şöyle hikâye edi lir: Onların birine, istikametten şaşmış arkadaşı hakkında denildi ki: ´istikametten sapan bu kimsenin arkadaşlığını artık kesip onu ter ketmeyecek misin?´ O şu cevabı verdi: ´O, şu anda her zamankinden daha fazla, bana muhtaçtır. Çünkü şu anda günahın içine düşmüş bulunuyor. Onun elinden tutup ince ve hikemâne bir şekilde kendi sine nasihatta bulunmak ve eski durumuna gelmesi için dua etmek hususunda her zamankinden daha fazla bana ihtiyacı vardır´.

İsrâiliyat´ta87 rivayet edilmiştir ki bir dağda ibadet eden iki ar kadaş vardı. Onlardan biri biraz et satın almak için şehre indi. Kasap dükkanında zâniye bir kadına tesadüf etti. Kadına göz kırptı, aşık oldu. Onu tenha bir yere çekip kendisiyle zinada bulundu. Üç gün sonra kadınla beraber otururken arkadaşı içeri daldı, boynuna sarıldı. Onu öpüp bağrına bastı. O ise utandığı için ´Sen kimsin? Seni tanımıyorum?´ diye arkadaşını azarladı ve tanımamazlıktan geldi. Arkadaşı kendisine ´Kardeşim, ben senin durumunu ve hikayeni bi liyorum. Kalk gidelim. Sen şu anda benim yanımda o kadar sevimli ve azizsin ki, hiçbir zaman bu kadar seni sevmiş ve bağrıma basmış değilim´. Suçlu arkadaş kardeşinin gözünden düşmediğini görünce ayağa kalkıp onunla beraber gitti.

İşte bu şekilde hareket etmek selef-i sâlibinden bir kavmin yolu dur. Bu yol Ebu Zer Gifârî´nin yolundan daha ince ve siyasete daha uygundur. Ebu Zer Gifârî´nin yolu ise, daha güzel ve daha selâmetli dir.

İtiraz: ´Neden bu yol Ebu Zer Gifârî´nin yolundan daha ince ve si yasete daha uygundur?´ dedin. Oysa bu günahı işlemek, başlangıçta arkadaşlığın caizliğini ortadan kaldırır! Bu bakımdan sonunda da bu günah işlenildiği takdirde arkadaşlığın kesilmesi farzdır. Çünkü hüküm, herhangi bir illetle sabit olduğu zaman, kıyasa göre o illetin kalkmasıyla o hüküm de ortadan kalkar. Arkadaşlık akdinin illeti ise. din hususunda yardımlaşmaktır. Din hususunda yardımlaşma ise, bir tarafın günah işlemesiyle beraber devam etmez.

Cevap: O yolun, Ebu Zer Gifârî´nin yolundan daha ince olması hususuna gelince, o yolda şefkat, kalbi kazanmak, karşıdaki kişiyi günahtan çevirme ve tevbeye zorlayıcı bir sevgi vardır. Çünkü ar kadaşlığın devamı hâlinde hayâ da devam eder. Ne zaman ar kadaşlık kesilip, adamın artık arkadaşlıktan ümidi kırılırsa günaha ısrar ve devam eder. O yolun Ebu Zer Gifârî´nin yolundan daha fa kihçe olması hususuna gelince, bu husus şu noktadan ileri gelir: Arkadaşlık, kan bağının yerine geçen bir akiddir. Bu akid yapıldığı zaman, karşılıklı olarak, hakların müdafâsı daha da kuvvet kazanır. Akdirı gereğince onları yerine getirmek farz olur. Arkadaşını fakir olduğu ve muhtaç bulunduğu günlerde ihmal etmemek o hakkı ye rine getirmektendir. Din hususundaki fakirlik, mal hususundaki fa kirlikten daha fazla yardıma ihtiyaç gösterir. Oysa burada ar kadaşına bir felâket isabet etmiştir. Onun başına bir âfet inmiştir ki, o âfet sebebiyle din hususunda fakir düşmüştür; Bu bakımdan onu gö zetmek, kalbine riayet etmek ve durumunu ihmal etmemek gerekir. Onu ihmal bir yana hakimâne bir şekilde başına gelen çirkeften onu kurtarmaya daimi bir şekilde çalışmak gerekir. Çünkü arkadaşlık, musibetlere karşı zamanın şartlarına göre bir silâhtır. Adamın başına gelen bu durum ise musibetlerin en şiddetlisidir.

Fâsık bir kimse, muttaki bir kimse ile arkadaşlık yaptığı zaman, o muttakînin Allah´tan korkmasına, ibadete devamlılığına baka baka yakın bir zamanda dönüş yapabilir. Günahta ısrar etmekten utanır. Tembel bir kimse, çalışkan bir kimseyle arkadaşlık yaptığı zaman utanarak çalışkan olur. Nitekim Câfer b. Süleyman88 şöyle demiştir. Ne zaman ibadette gevşeklik göstersen Muhammed b. Vâsıa, onun ibadet ve taatine bakarak ibadetteki hevesim bana geri geliyor, tembel lik benden uzaklaşıyor. Bu neşe ile bir hafta var kuvvetimle ibadet ve taatime devam ediyorum.

Bu tahkik ve tedkik şudur: Dostluk ve doğruluk, soydan gelen yakınlık gibidir. Oysa soydan gelen yakınlığını, masiyetten ötürü ter ketmek caiz değildir.

Bu sırra binaendir ki Allah Teâlâ (c.c) peygam ber-i zişanma, aşiret ve soyundan gelenler hakkında şöyle hitab etmiştir:
Şayet sana (uymaz ve) karşı gelirlerse ´Ben sizin yaptıkla rınızdan uzağım´ de. (Şuara/216)

Dikkat edilirse, peygamber-i zişan Allah´ın emriyle burada ´Sizin yaptıklarınızdan uzağım´ diyor. ´Sizden beri ve uzağım´ demiyor. Akrabalık hakkına riayet olsun diye böyle demesi emredilmiştir. Bu keyfiyete, Ebu Derdâ´ya ´Arkadaşın şöyle yapmasına rağmen hâlâ ona buğzetmeyecek misin?´ denildiği zaman ´Ben ancak onun ame line buğzederim. Eğer onun o kötü ameli olmazsa o yine de benim ar kadaşımdır´ demek suretiyle işaret edilmiştir.

Hâl böyleyken, din kardeşliği soydan gelen kardeşlikten daha kuvvetlidir ve bu sırra binaen bir hakime şöyle denildi: ´Kardeşin mi, yoksa dostun mu sence daha sevimlidir?´ Hakîm ´Ben kardeşimi an cak bana dost olduğu zaman severim´ diye cevap verdi.

Hasan Basrî şöyle derdi: ´Nice kardeşlerim vardır ki, onları annem doğurmamıştır.´
Bunun için denilmiş ki: "Yakınlık sevgiye muhtaçtır. Sevgi ise, yakınlığa muhtaç değildir´.

Cafer-i Sâdık (r.a) şöyle demiştir: ´Bir günlük sevgi, sılayı rahim dir. Bir aylık sevgi yakınlıktır. Bir senelik sevgi, sıkı fıkı bir yakınlıktır.Kim onu keserse,Allah Teâlâ da onu rahmetinden uzaklaştırır´.

Bu bakımdan daha önceden yapılan kardeşlik bağına vefa gös termek vaciptir. İşte fâsık olan bir kimseyle, arkadaşlıktan sonra gü naha dalan arkadaş arasındaki fark ve bununla ilgili sözlerimiz bundan ibarettir. Çünkü öteden beri sapık yolda olan bir kimseyle ar kadaşlık bağı kurulmamıştır. Eğer kan bağı varsa, şüphe yoktur ki, bu durumda onu terketmek uygun değildir. Aksine onunla iyi ge çinmek, onun bazı şeylerini göğüslemek gerektir. Buna delil olarak şu hakîkat gösterilir: Başlangıçta herhangi bir kimseyle arkadaşlığı terketmek, onunla arkadaş olmaya rıza göstermemek yasak ve çirkin değildir. Aksine birçok kimse ´Tek başına yaşamak, arkadaş edin mekten daha evlâdır´ demişlerdir. Devam eden bir arkadaşlığı ´arkadaşı günah işledi´ diye kesmek ise, yasaklanmış bir husustur. Aslında kötü ve çirkindir. Başlangıçta arkadaşlığı bozmak, evliliği bozmak gibidir. Oysa Allah katında talâk (boşanma), nikahı terket mekten daha çirkindir.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle bu yurmuştur:
Allah´ın kullarının en şerlileri kovuculuk yapanlar ve dost ların arasını bozanlardır.89

Seleften biri, arkadaşın kusurlarını örtmek hususunda şöyle demiştir: ´Şeytan dostlarınızın kusurlarını yüzüne vurmanızı, on larla aranızın açılmasını arzu eder. Aca...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
02 Şubat 2010, 22:22:53
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #3 : 02 Şubat 2010, 22:22:53 »

Altıncı Hak

Gerek hayatında ve gerekse ölümünden sonra arkadaşa, aile ef radına ve kendisiyle yakın ve uzak ilgisi olan kimselere dua etmektir. Bu bakımdan sen, kendi nefsine dua ettiğin gibi arkadaşına da dua etmelisin. Arkadaşın ile kendin arasında bir ayrılık gözetmemelisin. Çünkü ona yapmış olduğun dua hakikatte senin nefsinedir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kişi yanında olmayan arkadaşına dua etiği zaman melek ken disine ´Sana da onun benzeri olsun´ der.94
Başka bir lafızla hadîs şöyle rivayet edilmiştir:

ALLAH Teâlâ ´Ey kulum! Seninle bu işe başlıyorum´ der.95

Kişinin arkadaşı için yapmış olduğu dua, ALLAH tarafından ka bul edilir. Oysa aynı duayı kendi nefsi için yapmış olsaydı kabul edilmezdi.96

Kişinin arkadaşına gıyabında yaptığı dua geri çevrilip redde dilmez.97

Ebu Derdâ şöyle dedi: ´Secdeye vardığımda isimlerini teker teker zikretmek suretiyle yetmiş arkadaşıma dua ederim.

Muhammed b. Yusuf el-İsfehanî derdi ki: Salih arkadaşın ben zeri nerede var? Öldükten sonra aile efradın mirasını taksim edip ge ride bıraktıklarınla zevk u safâya dalarlar. Sadece senin için üzülen, senin akibetini merakla izleyen ve son vardığın merhaleyi titizlikle takip eden gecenin karanlığında sen toprağın altında olduğun halde sana dua eden, salih arkadaşındır. Sanki salih arkadaş bu hususta ALLAH´ın meleklerine uymaktadır.

Kul öldüğü zaman insanlar ´Geride ne bıraktı?´ diye sorarlar. ALLAH´ın melekleri ise ´Acaba ölmeden önce azık olarak neyi gönderdi?´ diye sorarlar.98

Mekikler onun, daha önce gönderdiği azıkla sevinirler. Onun o azığını sorarlar. Kendisi için şefkat gösterirler. (Salih arkadaş da meleklerin yaptığını yapar).

Bir kimsenin kulağına ALLAH yolunda arkadaşı olan birisinin ölüm haberi geldiğinde ona rahmet dileyip günahının affını Alah´tan isterse onun defterine sanki ölenin cenazesinde bulunmuş ve namazını kılmış gibi sevap yazılır. Hz. Peygamber şöyle bu yurmuştur:

Ölünün kabrindeki misali, boğulmakta olan bir kimsenin mis âline benzer. O herşeye sarılır. Oğlundan veya babasından veya kardeşinden veyahut herhangi bir yakınından gelecek bir duayı bekler. Muhakkak ki, ölülerin kabirlerine dirilerin du alarından dağlar gibi nûr huzmeleri gider."

Seleften biri şöyle demiştir: Ölüler için yapılan dua dirilere veri len hediyeler mesabesindedir. O duayı ölüye ulaştıran melek, ölünün huzuruna elinde nûrdan bir tabak olduğu halde girer, tabağın üzeri nûrdan bir mendil ile örtülüdür. Melek ölüye der ki: ´Bu filân kardeşinden gelen hediyedir. Filân yakınından sana gönderilen armağandır´.

Bu haberi rivayet eden zat diyor ki: ´Meleğin bu sözünü dinleyen ölü, diri bir kimsenin hediye ile sevinmesi gibi sevinir´.

Yedinci Hak

Yedinci hak, vefâkarlık ve ihlâstır. Vefanın mânâsı ölüme kadar sevgiye devam edip üzerinde sebat etmektir. Ölümden sonra da dos tunun evlât ve dostlarına sevgiyi devam ettirmektir. Zira sevgi ancak ahiret için istenir. Eğer ölümden önce sevgi kesilirse, o sevgiden elde edilen amel boşa gider. O yapılan gayret boşa gider. Bunun için ALLAH´ın Rasûlü (s.a) ALLAH tarafından kıyamet gününde arşın gölge sine alman yedi sınıfın arasında birbirini sevenlerin hâlini şu şekilde ifade etmiştir:

İki kişi ki ALLAH yolunda sevişirler, o sevgi üzerinde toplanır ve o sevgi üzerinde ayrılırlar.
Seleften biri şöyle demiştir: ´Ölümden sonra gösterilen az vefak ârlık hayatta iken gösterilen çok vefakârlıktan daha hayırlıdır´. Bunun için rivayet ediliyor ki, Hz. Peygamber (s.a) huzuruna gelen ihtiyar bir kadına ikramda bulundu. Rasûlullah´a ´Neden bu kadına bu kadar ikram ediyorsun?´ diye sorulduğunda şöyle buyurdu:

Bu kadın Hatice zamanında bize gelip giderdi. Ahde vefa din dendir.100

Arkadaşın dost, akraba ve taallûkatım gözetmek, ona gösterilen vefakârlıktandır. Onları gözetmek, arkadaşın bizzat kendisini gözet mekten daha fazla ve müsbet bir tesir uyandırır arkadaşta... Çünkü onun yakını olan kimselerin hâlini sormak onu daha fazla sevindirir. Zira şefkat ve muhabbetin kuvveti ancak arkadaşın ötesinde arkadaşınla ilgili bulunan kimselere teşmil edilmesiyle bilinir. Hatta arkadaşın kapısında nöbet bekleyen köpeği, kalbinde diğer köpeklerden farklı tutmalıdır. Ne zaman muhabbetin devamının kesilmesiyle vefakârlık sona ererse, şeytan sevinir. Zira şeytan, ALLAH için kardeş olan ve ALLAH için sevişen iki kişiye hased ettiği kadar, hayırlı bir işte yardımlaşan iki kişiye hased etmez. Çünkü şeytan var kuvvetiyle ALLAH için arkadaş olan ve ALLAH için sevişenlerin arasını bozmaya çalışır. Nitekim ALLAH Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Kullarıma söyle; en güzel sözü söylesinler. (İsra/53) ALLAH Teâlâ Hz. Yusuf´tan haber vererek şöyle demiştir:
Zira şeytan,benimle kardeşlerim arasına fitne soktuktan sonra..(Yusuf/100)
Deniliyor ki: ´ALLAH için iki kişi arkadaş olduğunda ancak onlar dan birisinin işlediği bir günah aralarını bozabilir´.

Bişr el-Hafî derdi ki: ´Kul ALLAH´ın taat ve ibadetinde kusur gös terdiği zaman ona ceza olarak ALLAH Teâlâ dostlarını kendisinden soğutur´.

Bunun hikmeti şudur: Arkadaşlar insanın kalplerine ve üzüntü lerine teselli olur ve dinine yardım ederler. Bu sırra binaen İbn Mübârek şöyle demiştir: ´En güzel şey arkadaşlarla oturmak ve idare edecek kadar nafaka ile yetinmektir. Sevginin devamlı olanı ise ALLAH yolunda olan sevgidir. Herhangi bir gaye için gösterilen sevgi, o gaye nin ortadan kalkmasıyla ortadan kalkıp yok olur. ALLAH yolundaki sevginin semerelerinden biri de bu sevginin gerek din ve gerekse dünya hususundaki hasedle beraber olmamasıdır. Kişi arkadaşına nasıl hased edebilir? Zira arkadaşında bulunan her meziyetin faydası aynı zamanda kendisine de olur.ALLAH Teâlâ kendi yolunda sevişenleri bununla vasıflandırmıştır.

Onlar, verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymaz lar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa bile, onları nefislerine tercih ederler. (Haşr/9)

Arkadaşına gösterdiği tevazu hâlinin değişmemesi vefak ârlıktandır. Dünyevî mertebesi şanı ve şöhreti ne kadar yücelirse yü celsin, nûfuzu ve gücü ne kadar genişlerse genişlesin, arkadaşlara karşı büyüklük taslamak, alçaklıktan başka birşey değildir. Nitekim şair şöyle demiştir: ´Muhakkak ki şerefli kimseler zengin oldukça fa kirlik zamanında kendisiyle oturup kalkan kimseleri daha iyi hatırlarlar.´

Seleften biri oğluna şöyle tavsiyede bulundu: ´Oğlum! İnsanlardan ancak fakir düştüğün zaman sana yaklaşan, zengin olduğun takdirde senden fazla birşey beklemeyen, mertebesi yük seldiği takdirde seni hor görmeyen kimse ile arkadaşlık yap!´

Hakimlerden biri şöyle demiştir: ´Arkadaşın herhangi bir ma kama sahip olduğu zaman sana karşı olan eski sevgisinin yarısını muhafaza ederse bu çok demektir´.

Rebî101 hikâye ediyor ki, İmam Şâfiî Bağdad´da bir kişi ile kardeş oldu. Sonra onun kardeş olduğu zat, Irak´ın aşağı ve yukarı ´Sıb´ diye bilinen bölgesinin valisi oldu. Vali olduktan sonra İmam Şâfiî´ye karşı olan tavrı değişti. Bunun üzerine İmam Şâfiî eski arkadaşına şu şiiri yazıp gönderdi:

Git! Senin sevgin kalbimden çıkmıştır, hem de ebedî olarak.. Fakat üç talakla olan bir boşamayla değil. Eğer sen uyanır, dönüş yaparsan bir talakla boşanmıştır. O zaman sevgi ve mu habbetin, benim için iki talakla devam eder. Eğer imtina eder, dönüş yapmazsan o talakı ikilerim. Yani ikinci bir defa mu habbetini kalbimden boşanırım. Böylece iki ayrı hayız zamanında vaki olan iki talak olmuş olur. Sana kesin olarak benden
üçüncü talak geldiği zaman, Sıbeyn (iki Sıb´ın) valiliği seni bu durumun vehamet ve felâketinden kurtaramaz.

Din ile ilgili bir işte kardeşin hakka muhalefet ederse, bu hususta ona uymanın vefakârlıkla uzaktan yakından zerre kadar alakası yok tur. Aksine vefakârlık bu hususta ona muhalefet etmeyi gerektirir.

Zira İmam Şâfiî, Muhammed b. Abdülhakem´le kardeş oldu.102 Ona yaklaşır, ona özel bir ilgi gösterirdi ve derdi ki: ´Beni Mısır´da durdu ran Muhammed b. Abdülhakem´den başka birşey değildir´.

Bir aralık Muhammed hastalandı. İmam Şâfiî onu ziyarete giderek şu şiiri okudu:
Dost hastalandı. Ben onu ziyaret ettim. Onun için korktuğumdan hasta düştüm. Muhammed b. Abdülhakem de cevap olarak şu şiiri okudu: Dost beni ziyaret etmeye geldi. Ona baktım ve şifa buldum.

Halk bu iki zatın arasındaki büyük sevgiden ötürü zannederdi ki, İmam Şâfiî öldükten sonra tedrisat halkasını bu zata teslim edecek tir. Bunun üzerine İmam Şâfiî´nin ölüm hastalığında kendisine şöyle soruldu: ´Ya Ebu Abdullah! Senden sonra kimin meclisinde oturalım?´ O anda İmam Şâfiî´nin baş ucunda oturan Muhammed b. Abdülhakem, İmam´a baktı ki İmam ona işaret etsin! Bunun üzerine İmam Şâfiî hayret ederek şöyle dedi: ´Sübhânallah! Bu hususta şüphe mi var? Ebu Yâkub Buveytî´den103 başka kimin meclisinde oturacaksınız?´
Muhammed bu söze kırıldı. İmam Şâfiî´nin en iyi takipçilerinden olduğu halde, İmam Şâfiî´nin talebeleri Ebu Yâkub´a akın ettiler.

Çünkü ondan daha üstün, zühd ve takvaya daha yakındı. Dikkat edi lirse İmam Şâfiî burada ALLAH için ve müslümanlar için nasihatta bulunup yağcılık ve müdaheneciliği terketmiştir. Halkın rızasını ALLAH´ın rızasından üstün tutmamıştır. İmam Şâfiî vefat ettiği za man Muhammed b. Abdülhakem onun mezhebinden ayrılıp ba basının mezhebini kabul etti. İmam Mâlik´in kitaplarını okuttu. Çünkü o, Mâlikin en büyük talebelerindendi. Ebu Yakub Buveytî ise zühd ve takvayı ve sessizliği tercih etti. Toplantılar ve ders halka larında oturmak onun hoşuna gitmedi. Sadece ibadetle meşgul oldu. Rebi b. Süleyman´a nisbet edilen ´Ümm´ adlı kitabı yazdı. Kitap, Buveytî´nin telifi oldu...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
02 Şubat 2010, 22:25:43
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #4 : 02 Şubat 2010, 22:25:43 »

Sekizinci Hak

Kardeşine yük olmamalı, gereksiz tekliflerde bulunmamalıdır. Kardeşine ağır geleni teklif etmemeli, aksine ihtiyaçlarını ona belli etmemeli, mümkün olduğu kadar gizlemelidir. Ondan mal ve mevkî hususunda yardım istememelidir. Gereksiz tevazû, hürmet, hizmet gibi şeylerle ona sıkıntı vermemeli, sevgisi sadece Allah için ol malıdır. Onun duasından faydalanmak, onunla yakınlaşmak, din hususunda yardım istemek için dost olmalıdır. Onun hak ve huku kuna riayet etmek suretiyle onun birtakım ihtiyaçlarını giderirken Allah´a yakınlaşmayı kasdetmelidir. Seleften biri şöyle demiştir: ´Kim arkadaşlarından onların almadığını veya istemediğini alır veya isterse onlara zulmetmiş olur ve kim arkadaşlarının kendisinden aldıklarının benzerini alırsa bu kimse de onları yormuş demektir. Onlar kendisinden aldıkları halde onlardan birşey almazsa bu tak dirde onlara ihsanda bulunmuş olur´.

Hükemadan biri şöyle demiştir: ´Kim nefsini, arkadaşlarının yanında kıymetinin üstünde tutarsa, hem kendisi, hem de ar kadaşları günahkâr olur. Kim nefsini tam kıymetinde tutarsa hem kendisini, hem de arkadaşlarını yormuş olur. Eğer nefsini kıymetinin altında tutarsa hem kendisi, hem de arkadaşları felâket ten emin kalırlar´.

Arkaaşlıktaki yük olmamanın tamamı ancak teklif sergisini tamamen ortadan dürüp kaldırmakla olur ki kendi nefsinden utan madığı konularda arkadaşından da utanmasın.

Cüneyd-i Bağdadî şöyle demiştir: ´İki kişi Allah için arkadaş ol dukları zaman biri diğerinden çekinirse muhakkak bu birisinde olan bir illetten ileri gelir´,

Hz. Ali şöyle demiştir: ´Dostların en şerlisi, senin için külfetlere katlanan ve seni özür dilemeye mecbur bırakandır!´

Fudayl b. Iyaz şöyle demiştir: ´İnsanlar ancak arkadaşlık husu sunda gösterdikleri yapmacık hareketler ve zorluklardan ötürü ayrılırlar. Biri Allah yolundaki kardeşinin ziyaretine gider. Ziyaret edilen zatta onun için birtakım külfetlere girer. Böyle hareket etmek, kişinin ikinci bir defa ziyarete gelmesine mani olur´.
Hz. Aişe şöyle demiştir: ´Mü´min mü´minin kardeşidir. Mü´min, ne mü´mini ganimet gibi görür, ne de onu haşmetli görür´. (Bazı nüshalarda ´ganimet gibi görür´ yerine ´ona hile yapmaz´ sözü vardır).

Cüneyd-i Bağdadî şöyle demiştir: ´Sûfilerin dört grubuyla ar kadaşlık yaptım. Her grup otuz kişiden ibaretti. Birincisi Hâris el-Muhâsibi ve grubudur. İkincisi Hasan Mesuhî ve grubu, üçüncüsü Sırrî es-Sakatî ve grubu, dördüncüsü İbn Kureyş ve grubu idi. Bunlardan hiçbir zaman görmedim ki, Allah için arkadaş olan iki kişiden biri kendisini arkadaşından daha büyük görsün veya ondan çekinsin. Ancak birisinde herhangi bir bozukluk olursa o başka...´

Seleften birine şöyle soruldu: ´Biz kimlerle arkadaşlık yapalım?´ Cevap olarak şöyle dendi: ´Senden teklif ağırlığını kaldıran, seninle arasındaki resmiyet zorluğunu düşüren bir kimse ile arkadaşlık yap´.

Câfer b. Muhammed Sadık (r.a) şöyle derdi: ´Benim için ar kadaşlarımın en ağırı ve çekilmez olanı o kimsedir ki, benim için bir takım zahmetlere girer ve ben de ondan çekinir ve resmiyete bürünü rüm. Arkadaşlarımın en hafifi o kimsedir ki, onunla beraber sanki tek başımaymışım gibi olurum´.

Seleften biri de ´Dünya ehli ile olduğun zaman zahirî edepten ayrılma! Ahiret ehliyle beraber olduğunda ilimden ayrılma. Ariflerle beraber olduğunda ise istediğin şekilde davran´ demiştir.

Başka biri ´Sakın günah işlediğin zaman senin yerine tevbe eden, kötülük yaptığın zaman senin yerine özür dileyen, öz nefsinin yükle rini senin yerine sırtlayan ve aynı zamanda sana kendi yüklerinden herhangi birisini yüklemeyen bir kimseden başkasıyla arkadaşlık etme´ demiştir.

Böyle diyen zat ´dostluk ve arkadaşlığın´ yolunu oldukça da raltmıştır. Bu bakımdan durum onun dediği gibi değildir. Aksine her dindar ve akıllı kimse ile arkadaşlık yapmak gerekir. Öyle bir kimse ile arkadaşlık yapmalısın ki, bütün bu zikrettiğimiz şartları yerine getirmeye, bu şartları başkasına yükletmemeye azimli ve niyetli ol sun. Böylece arkadaşlar çoğalır. Zira bununla ancak Allah için ar kadaş edinmiş olursunuz. Aksi takdirde arkadaş olmak sadece nef sinin isteklerine dayanmış olur.

Bu sırra binaendir ki, sıradan bir adam Cüneyd-i Bağdadî´ye şöyle sordu: ´Arkadaşlar bu zamanda görünmez oldu. Acaba Allah için kardeş edineceğim bir kimse var mıdır?´ Cüneyd yüzünü çevirip cevap vermedi. Adam bu suâli üç defa tekrar edince, Cüneyd kendi sine şöyle dedi: ´Eğer sen, senin yükünü sırtlayabilecek, eziyetlerine tahammül edecek bir arkadaş arıyorsan, yemin ederim ki böyle ar kadaş pek azdır. Eğer sen Allah için bir arkadaş arıyorsan ki, sen onun yükünü alasın, onun eziyetine katlanasın, bu vasıfta benim yanımda birçok kimseler vardır, onları sana göstereyim ve tanıtayım!´ Bunun üzerine adam sustu.
İnsanlar üç sınıftır:

a) Sohbetinden faydalandığın insan.
b) Kendisine faydan dokunup, ondan zarar görmediğin insan.
c) Kendisine faydan dokunmadığı gibi, ondan zarar gördüğün insan.

Bu ahmak veya ahlâksız bir kimsedir, işte esas sakınman gereken bu üçüncü şahıstır. İkinci şahıstan ise, sakınmaya gerek yok. Çünkü ahirette ondan faydalanırsın.

Allah Teâlâ Hz. Musa´ya ´Eğer bana itaat edersen arkadaşların çok olacaktır. Yani onların zahmetlerine katlandığın, eziyetlerine göğüs gerdiğin ve onları kıskanmadığın takdirde çoğalacaktır´ diye vahyetmiştir.
Seleften biri ´Elli sene halkla arkadaşlık yaptım. Benimle onlar arasında herhangi bir ihtilaf olmadı. Çünkü ben onlarla beraber da ima nefsimin aleyhindeydim´ demiştir. Ahlâkı boyle olan bir kimse nin elbette arkadaşları çoğalacaktır.

Arkadaşlığın alâmetlerinden biri de, nâfile ibadetlerde ona zorluk çıkarmamaktır. Dört şeyde eşitliğe riayet etmek şartıyla arkadaşlık yapmalıdır.

1. Eğer onlardan biri gündüzleri devamlı yeyip içse bile arkadaşı ona ´oruç tut´ dememelidir.
2. Eğer bütün sene oruç tutarsa, arkadaşı kendisine ´orucunu ye´dememelidir.
3. Eğer bütün gece uyursa, arkadaşı kendisine ´kalk´ dememelidir.
4. Eğer bütün gece, sabahlara kadar namaz kılarsa, arkadaşı kendisine ´uyu´ dememelidir.

Bunlardan ötürü onun durumu arkadaşının yanında ne artmalı ne de eksilmelidir. Çünkü durumların tefavut göstermesi, tabiatı ri yakarlığa ve çekingenliğe sürükler.

Denilmiş ki, külfeti terkeden bir kimsenin muhabbeti devam eder. Külfeti az olan bir kimsenin sevgisi devam eder. Ashab-ı kirâmdan biri şöyle demiştir: ´Muhakkak ki, Allah Teâlâ zorluk gösterenlere lânet etmiştir!´

Nitekim Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur
Ben ve ümmetimin muttakîleri zorluk çıkarmaktan uzağız.104

Biri de şöyle demiştir: Kişi arkadaşının evinde dört şeyi yaparsa aralarında ünsiyet tamam olmuş demektir:

a. Arkadaşının evinde yemek yerse
b. Onun helasına girerse
c. Arkadaşının evinde namaz kılarsa
d. Arkadaşının evinde uyursa..."

Bu söz, meşayihten birine söylendiği zaman dedi ki: ´Beşinci bir şart daha vardır. O da şudur: (Eğer) helâliyle beraber kardeşinin evine gidecekse orada guslü gerektiren harekette dahi çekinmeden bulunabilmelidir. Çünkü ev, esasında bu sayılan beş şey hususunda kolaylık olsun diye edinilir. Kişi bunları yaptığı takdirde arkadaşının evini kendi evi olarak görüyor demektir. Çünkü ev, bunları yapabil mek için inşâ edilir. Eğer böyle olmazsa, ibadet için mescidler daha müsaittir. Bu bakımdan kişi, arkadaşının evinde bu saydığımız beş şeyi yaptığı takdirde arkadaşlık tam mânâsıyla güçlenir. Çekingenlik ortadan kalkar. Karşılıklı sevgi tamamlanır.

Arapların selâmında bu mânâya işaret vardır. Zira araplardan biri arkadaşına ´Merhaba, ehlen ve sehlen´ der. Merhaba; yani ´senin için bizim nezdimizde genişlik vardır. O da, hem kalbimizdeki hem de evimizdeki genişliktir. Ehlen; yani senin için bizim ailemiz senin ailendir. Bizden hiç çekinme. Sehlen; yani senin için bütün bu husus larda kolaylık mevcuttur. Yani senin istediğin her meşrû şey bize ağır gelmeyecek ve temin edilecektir´ demektir.

Kişi, nefsini arkadaşlarından daha aşağı görmedikçe ar kadaşlığın gereği olan kolaylık ve teklifsizlik tamamlanmaz. Kişi ar kadaşları hakkında iyi zan beslemedikçe ve nefsinin hakkında su-i zann etmedikçe arkadaşlığın gereği olarak istenilen kolaylık olmaz. Ne zaman kişi onları nefsinden hayırlı görürse, o vakit onların hep sinden daha hayırlı olmuş olur. Nitekim Ebu Muaviye Esved şöyle demiştir: ´Bütün arkadaşlarım benden hayırlıdır´.
Bu söz üzerine kendisine soruldu:
- Bu nasıl olur?
- Onların herbiri beni kendisinden daha faziletli görür. Oysa beni
kendi nefsinden daha faziletli gören kimse, benden daha hayırlıdır.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Kişi dostunun dinr üzerindedir. Kendisi için istediğini senin için de istemeyen bir kimsenin arkadaşlığında hayır yoktur.105

İşte bu derece derecelerin en düşüğüdür. Kemâl, fazileti ar kadaşından bilmektir. Bu sırra binaen Süfyan es-Sevrî şöyle demiştir:

"Sana insanların en şerlisi´ denildiğinde sen de kızarsan hakîkaten insanların en şerlisi olursun". Bunun izahı Kibir ve Ucub bölümünde gelecektir.

Tevâzuun mânâsının, arkadaşlarını kendinden faziletli görmek olduğu hakkında şu beyitler söylenmiştir:
Öyle bir kimseye karşı gönül alçaklığı göster ki, senin bu hare ketini gördüğünde hamakata değil de fazilete hamletsin.

Dostlara karşı kendisini faziletli olarak gören bir kimseni...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &