ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > İhya-u Ulumiddin 1-2 > II. Rükün
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: II. Rükün  (Okunma Sayısı 650 defa)
04 Şubat 2010, 17:02:17
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 04 Şubat 2010, 17:02:17 »



II. Rükün

Uyarıcılığın yapıldığı yer. Bu hâlihazırda mevcut olan, uyarıcıya araştırmaksızın görünen, ictihad olmaksızın münker olduğu bilinen münker demektir. Bu saydıklarımız dört şarttan ibarettir. Biz bu şartları inceleyelim:

1. Birinci şart yapılan işin münker olmasıdır. Münkerden gayemiz; şer´an mahzurlu bulunan demektir. Biz masiyet terimini terk edip münker terimini kullandık. Çünkü münker terimi, masiyet teriminden daha umumidir. Zira içki içen bir deliyi veya bir çocuğu gören bir kimseye o delinin veya çocuğun elindeki içkiyi dökmek ve kendisini içkiden menetmek gerekir. Böylece bir deli erkeğin, bir deli kadınla veya bir hayvanla zina ettiğini gördüğünde onu menetmesi gerekir. Bu engelleme, yapılan işin çirkin olmasından ve insanlar arasında yapılmasından ötürü değildir. Aksine bu fiili tenha bir yerde görürse, yine de menetmesi farzdır. Oysa deli bir insanın bu yaptığına günah denilmez. Zira yapanı bulunmayan bir günahın düşünülmesi mümkün değildir. Bu bakımdan ´münker´ terimi ´masiyet´ teriminden daha geniş ve bu şekillere daha fazla delâlet eder. Biz ´münker´ teriminin kapsamına, küçük ve büyük günahların tamamını soktuk. Hatta hamamda avretini açmak, yabancı bir kadınla tek başına bir yerde bulunmak, yabancı kadınları süzmek, bütün bunlar küçük günahlardandır ve bunlar için uyarıcılık yapmak da farzdır. Küçük ve büyük günah arasındaki fark hakkında bazı yaklaşımlar vardır ve Tevbe Kitabında izah edilecektir.

2.İkinci şart hâlihazırda mevcut olmasıdır. Bu şart, içkisini bitirdikten sonra uyarılmak istenen bir kimseye karşı uyarma vazifesini yapmaktan sakınmak demektir.Zira böyle bir kimseyi uyarmak artık fertlerin vazifesi değildir.Münker de zâten işlenilmiştir. Bu şart aynı zamanda ikinci bir durumda meydana gelecek bir münkerden dolayı uyarmaktan da kaçınmak demektir. Hâlinin karînesiyle gelecek gecede içki içeceği bilinen bir kimse gibi... Böyle bir kimse ancak va´z ve nasihatle uyarılır. Fakat bu niyetinden vazgeçerken va´z ile uyarılması da caiz değildir. Çünkü bu takdirde yapılan vaazda Müslüman hakkında sui zann söz konusudur. Kişi çoğu zaman doğru söyleyip yapmayı düşündüğü bir fiili herhangi bir sebepten dolayı yapmayabilir. Bu bakımdan bizim söylediğimiz bu inceliğe dikkat etmelidir. Şöyle ki, yabancı bir kadınla tenhada yalnız kalmak, mevcut bir günahkârlıktır. Kadın hamamının kapısında beklemek ve buna benzer hareketler de böyledir.

3.Üçüncü şart münker açıkça yapılıyor olmalıdır. Muhtesib(uyarıcı ve nasihatçi) araştırmaksızın, onu görebilmelidir.Bu bakımdan herhangi bir kimse evinde, kapısını kilitlemek sûretiyle günahını gizlerse, onun günahını öğrenmek için araştırmak caiz değildir. Allah Teâlâ böyle bir araştırmayı yasaklamıştır.Hz. Ömer ile Abdurrahman b. Avf'ın bu husustaki kıssaları meşhurdur. Biz bu kıssayı Sohbet Âdâbı bahsinde zikretmiştik.

Yine rivayet edilir ki, Hz. Ömer (r.a) bir adamın duvarına tırmandı. Adamı kötü bir durumda gördü. Adamın yaptığını tenkid etti. Bu durum karşısında adam şöyle dedi:
-Ya emir´ul mü´minîn! Eğer ben bir yönden Allah´a isyan
etmişsem, sen üç yönden Allah´a isyan etmiş bulunuyorsun!
-Onlar nelerdir?
-Allah Teâlâ ´Araştırmayınız´(Hucurât/12)buyurmuştur.Oysa sen araştırdın. Allah Teâlâ;´İyilik, evlere (cahiliyyet devrinde olduğu gibi) arkalarından (girmeniz) değildir´ (Bakara/189) buyurmuştur. Oysa sen damdan içeriye baktın. Allah Teâlâ ´Ey iman edenler! Kendi ev ve odalarınızdan başka evlere, sahiplerinden izin almadan ve selâm vermeden girmeyiniz´(Nûr/27) buyurmaktadır. Sen ise, selâm vermeden girdin.

Bu durum karşısında Hz. Ömer adamı cezalandırmadı. Fakat tevbe etmesini şart koştu ve bunun için de Hz. Ömer (r.a) minberde hutbe okurken sahabe ile istişare mahiyetinde ´Devlet başkanı şahidsiz olarak bir münkeri bizzat görürse tek başına ceza tatbik edebilir mi?´ diye sordu. Hz. Ali ´Bu cezanın tatbiki iki adil şahide bağlıdır. Burada bir kişi yeterli olmaz´ dedi.

Biz bu haberleri Sohbet Âdabı bahsinde Müslümanların hakkını beyan ederken zikretmiştik. Burada ikinci bir defa tekrara lüzum görmüyoruz.

Soru: Münkerin açık veya gizli olmasının şekli nedir?
Cevap:Kapısını arkadan kilitleyen, duvarlarla kendini örten bir kimsenin izni olmaksızın evine girip durumunu öğrenmeye ve günahını tesbit etmeye çalışmak caiz değildir. Ancak evde yapılan günah, dışarıdakilerin haberi olacak derecede açığa çıkarsa, o vakit içeriye girilebilir. Mizmar ve telli sazların dışarıdan dinlenen sesleri gibi... Bu sesler, duvarları aşacak derecede yükseldiği zaman, bu saz nağmelerini dinleyen bir kimse için, eve izinsiz girmeye ve melahi (oyun) aletlerini kırmaya yetkisi vardır.

Sarhoşların naraları, aralarında belirli olan kelimeleri konuşmaları, seslerinin çarşıdaki insanların duyabileceği şekilde yükseldiği zaman da, günah açıkça işleniyor demektir. İşte bu tarz bir açıklık, uyarıcılığı gerektiren açıklıktır. O halde, ancak duvarlardan girmekle bir ses veya koku duyuluyorsa, onun içki kokusu olma ihtimali olduğu gibi, helâl meşrubâtın kokusu olma ihtimali de varsa, onu dökmek için oraya girmek caiz değildir. Eğer halin karînesiyle ´bu adamlar içmeyi âdet edinmişlerdir´ diye düşünüyorsa ve kokuyu alıyorsa, bu takdirde uyarıcılık yapmanın gerekliliği muhtemeldir ve açıkcası bu durumda uyarıcılık caizdir. İçki şişesini yeninde veya eteğinin altında sakladığı zaman veya oyun aletlerini sakladığı zaman da durum böyledir...

Bu bakımdan fâsık olduğu bilinen bir kimsenin eteğinin altında birşey bulunduğu zaman o şeyin münkerlerden olduğu özel bir alâmetle bilinmediği takdirde, onu görmek için onun elbisesini kaldırmak caiz değildir. Çünkü onun fâsıklığı mutlaka onun eteğinin altında bir şarap şişesi sakladığına delâlet etmez.

Çünkü fâsık bir kimse sirkeye ve başka meşrubatlara da muhtaçtır. Bu bakımdan gizlenmiştir diye ´şaraptır, eğer helâl bir meşrubat olsaydı gizlemezdi´ şeklinde bir delil getirmek caiz değildir. Zira gizlemenin sebepleri oldukça çoktur. Eğer koku geliyorsa, bu takdirde düşünmek gerekir. Açık fetvaya göre, bu takdirde uyarıcılık vazifesini yapabilir. Çünkü koku, zannı ifade eden bir alâmettir. Zann ise, bu durumlarda ilim gibidir. Eğer kendisini örten elbise inceyse, ud aleti böyle bir durumda çoğu zaman şekliyle bilinir. Bu bakımdan şeklin işareti, koku ve sesin işareti gibidir. İşaretle bilinen birşey ise, gizlenmemiş sayılır. Hatta açık kabul edilir. Oysa Allah Teâlâ bize ´Allah´ın gizlediğini gizlememizi´, kötü tarafını gösterene karşı da uyarıcılık yapmamızı emrediyor. Kötü tarafının gösterilmesinin birçok dereceleri vardır. Bazen kulak, bazen koku, bazen görme, bazen de dokunma duyusuyla bilinirler. Biz bilmeyi sadece ´göz´ duyusuna tahsis etmiyoruz. Aksine burada gaye ´ilim´dir. Gözün haricinde kalan diğer duyular da, göz gibi, ilim ifade eder. Bu bakımdan ancak elbisenin altında saklı bulunanın içki olduğu bilindiği takdirde kırılması caiz olur. Uyarıcı, elbisesi altında birşey saklayan kimseye ´Onu bana göster, ne olduğunu bileyim´ demeye yetkili değildir. Çünkü bu casusluk demektir. Casusluğun mânâsı ise saklanan şeyi bildiren emare ve alâmetleri istemek demektir. Bu bakımdan saklanan şeyi bilmeyi sağlayan emare olur ve bilgiyi gerektirirse, istediğine göre hareket etmek caiz olur. Fakat emare ve alâmet istemeye ruhsat verilmemiştir.

4.Dördüncü şart, ictihadsız münker olduğunun belli olmasıdır. Bu bakımdan ictihada bağlı durumlarda uyarıcılık yapılamaz. O halde Hanefi mezhebinden olan bir kimse ´Dub´ (keler) ´Deb´ (Sırtlan) denilen hayvanların etini veya besmelesiz kesilen hayvanın etini yiyen bir Şafiîye ´sen neden bunları yiyorsun, bunlar haramdır´ diye uyarıcılık yapamaz. (Zira bunlar Şâfiîlere göre helâldir).

Şafiî olan bir kimse için de sarhoş etmeyen ´nebiz´i içen bir Hanefî´ye çıkışması ve uzak akrabaların mirasını yemesi, şufa hakkıyla aldığı bir evde oturması ve bunlara benzer ictihad konusu olan şeyler yaptı diye çıkışma yetkisi yoktur.

Evet eğer Şâfiî bir kimse, kendisi gibi Şâfiî olan bir kimsenin nebiz içtiğini görürse veya velisiz bir kadını nikah ettiğini ve bu nikahla cima´da bulunduğunu görürse, burada uyarıcılık yapar mı, yapmaz mı diye düşünülmüştür. Fakat en açık fetvaya göre burada uyarıcılık yapmak ve bu fiili reddetmek yetkisine sahiptir. Zira ilim tahsil edenlerden hiçbiri ´müctehid için başkasının ictihadına göre amel etmek caizdir´ dememiştir ve yine ´Taklid etmek için bir şahsı seçmiş ve o şahsın bütün âlimlerden daha üstün olduğunu kabul etmiş bir mukallid için, o şahsın mezhebini bırakıp başkasının mezhebine yapışma yetkisi vardır´ da dememişlerdir. Böyle bir mukallid ´mezhebleri kritik edip onların içinden hoşuna gideni alabilir´ diyen de mevcut değildir. Aksine her mukallid için, bütün tafsilatta taklid ettiği imama tâbi olmak gerekir. Hal bu iken, taklid ettiği imama muhalefet etmesi tahsil erbabı arasında ittifakla münker bir harekettir. Bu çirkini yaptığından dolayı âsi kabul edilmiştir. Bundan daha girift bir mesele doğar.

Hanefî olan bir kimse için, velisi bulunmayan bir kadınla evlenen bir Şâfiî´ye itiraz etme selahiyeti vardır. ´Senin bu yaptığın esasında haktır. Fakat senin için hak değildir. Çünkü Şâfiî mezhebinin doğruluğuna inanmanla beraber böyle yapman senin bu fiilini iptal eder. Senin için doğru olan bir mezhebe muhalefet etmen senin için günahtır. Her ne kadar bu yaptığın Allah nezdinde sevap ise de...´

Şâfiî bir kimsenin, kendisiyle beraber ´dub´ (keler) denilen hayvanın etini yemeye, besmelesiz kesilen ve benzeri hayvanların etini yemeye ka...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: II. Rükün
« Posted on: 26 Mayıs 2020, 09:05:29 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: II. Rükün rüya tabiri,II. Rükün mekke canlı, II. Rükün kabe canlı yayın, II. Rükün Üç boyutlu kuran oku II. Rükün kuran ı kerim, II. Rükün peygamber kıssaları,II. Rükün ilitam ders soruları, II. Rükün önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &