ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum >  ๑۩۞۩๑ Eğlence Dünyası ๑۩۞۩๑ > Çoçukların Dünyası > Masal Dünyası > Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı  (Okunma Sayısı 971 defa)
27 Haziran 2010, 17:57:39
Eflaki
Gökte oturan melek
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9.997



« : 27 Haziran 2010, 17:57:39 »





Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı

Bir varmış, bir yokmuş, hem de Allahın kulu çok­muş, bu kullardan biri de herkesin adını sanını işittiği bizim ünlü Keloğlanmış.
Keloğlan’ın bir arkadaşı varmış. Adı Hüsemmiş.

Yedikleri içtikleri bir gidermiş. Çok samimi imişler.

Böyle imiş ama Hüsem aşırı derecede kıskanç ruh­lu biriymiş. Bir gözünü diğer gözünden kıskanırmış ve çok da çekemez bir yapısı varmış…

Keloğlan o kadar masum, o kadar safmış ki, ca­nım ciğerim diyerek sevmekte olduğu Hüsem’in bu çok çirkin huyunu bilmezmiş. Kendisi gibi bilirmiş.

Anası ile çok fakir bir hayatı varmış. Ama artık, bu hayatı çekemezmiş ..

Gurbet ellere çıkıp iş bulmakmış amacı bundan böyle. Fakat, tek başına gidemezmiş, çünkü hiç gur­bete çıkmamış. Bu yüzden arkadaşı Hüsem’e açmış fikrini. O da münasip bulmuş ve beraberce çıkmaya karar vermişler.

Keloğlan anasının elini öpmüş, tam evden çıkacakken, anası, kuruş kuruş biriktirdiği bir miktar para­yı, oğlunun avucuna sıkıştırmış ve iyice tembih etmiş:

“Ey benim saf oğlum, dünyalar çiçeği çocuğum. Bilirim ben seni, birlikte olduğun arkadaşına dikkat et. Herkesi kendin gibi saf ve temiz sanma. Yoksa, başın çok ağrır. Gurbete ilk defa çıkıyorsun. Ne hain ol, ne de hainliğe uğra. Hadi uğurlar ola, kara talihin açık ola. Yalnız, çok bekletme beni, gözlerimi yollarda koma emi!”

Hüsem’le köy dışında buluşan Keloğlan, azık torbaları ellerinde kara gurbet yollarına çıkmışlar. Gitmişler gitmişler, bir yere gelip oturmuşlar. Karınları da çok acıkmış. Oturup azıklarını yemişler bir güzel. “Ya bismillah” diyerek, yeniden yollara revan olmuşlar. Dağ, dere, tepe aşıp bir kasabaya girmişler. Karınları yine çok acıkmış, ama azıkları bitmiş. Hüsem, Keloğlan’ın parası olduğunu bilirmiş, ken­disinin de varmış parası elbette ama, bunu O’na hiç söylememiş.

Hüsem, kendisine acındırır bir ruh haliyle, şöyle demiş: “Keloğlan gardaşlığım, yoktur beş param, varsa olsun haram. Açlıktan bir hal olduk, yolumuza yürü­mekten aciz kaldık. Yap bana bir iyilik. Fırından koca birer somun alalım, açlığımızı bastıralım”.

Çok yufka yürekliymiş ya Keloğlan, doğru girmiş fırına iki somun ekmek ve biraz helva alıp çıkmış. Bir çeşme başına varıp, güzelce karınlarını doyurmuşlar.

Az gitmişler, uz gitmişler, altı ay bir güz gitmişler. Karınları öyle acıkmış ki, mideleri gurul gurul edermiş. Ama, Keloğlan’ın parası tükenmiş. Arkadaşında da olmadığını sanıyormuş:

“Yahu demiş Keloğlan, kaldık beş parasız, ne olacak bizim halimiz?”

O kadar aç gözlüymüş ki Hüsem, hâlâ, cebinde parası olmadığını söylemekteymiş, varsa kuşkusunu tamamen yok etmek için arkadaşının.

Karınlarına taş bağlayıp yollarına devam etmişler. Bir yokuşa yukarı çıkarken, bayılıp düşmüşler açlıktan. Bir süre öylece kalmışlar. Biraz ham erik yemişler ve tekrar yürümüşler. Büyük bir ormanlığın yanına gelmişler. Birden bi­re etraflarının eşkıyalar tarafından sarılması ile neye uğradıkların anlayamamışlar. Ama, Hüsem çok daha fazla korkmuş, çünkü, tüm foyası şimdi ortaya çıka­cakmış. Parasını eşkıyalar alacakmış. Pos bıyıklı eşkıyanın biri, yüksek sesle emir vermiş. “Heey, Keloğlan, önce sen çıkar bakayım altın­ları, paraları!”

Kendinden emin bir şekilde, söylenmiş Keloğlan. “Yok param, yalansa ölsün anam, ister inan ister inanma, yalnız kötülük yapma bana!”

Eşkıya, hiç inanır mı?

Tutmuş kulağından, çekiştire çekiştire, “Ulan”, demiş “süt çocuğu, kel kafanı koparırım bak. Beni zorlama, çıkar dök şuraya, üstündekileri”.

Bizimki pek neşeliymiş. Nasıl olsa bir şey bulamayacaklarmış. Hiç ciddiye almazmış gibi bir eda içindeymiş. Buna sinirlenen eşkıya, kuşak altlarını, iç ceplerini, çarığının içini bile aramış Keloğlan’ın, tabii hiçbir şey bulamamış… Keyifli keyifli gülmüş Keloğlan, “Demedim mi ben size, anacığımın verdiği üç beş kuruşum vardı. Yolda bitirdim. İnanmazsanız Hüsem’e sorun”.

Haramibaşı, çirkin bir kahkaha atmış. “Yok anasının gözü, kim kimin şahidi ulan? Dazlak kafanı yüzerim ha… Peki, şimdi çok sevgili arkadaşını görelim bakalım”.

Hemen savunmaya geçmiş Keloğlan, “O zavallıyı da boşuna aramayın. Yoktur beş parası, gözlerine baksana kör talih karası”.

Hüsem, asıl şimdi çok daha perişan hale düşmüş. Bu çok sevgili arkadaşına yalancı çıkmak, haramilerin yapacağı kötülükten daha fazla üzmüş kendisini.

Buna rağmen, yalan söylemekten geri durmayan Hüsem, “Ben de Keloğlan’dan nafakalandım. Yoktur pa­ram, varsa olsun haram”.

Fakat haramibaşı, yutmamış. Çünkü, bu oğlan, hiç de Keloğlan gibi saf görünmüyormuş. Bed bed ba­ğırmış, “Ulan” demiş “Ananın sütü daha ağzında kokuyor, bir de bize yalan söylüyorsun. Ben ararsam fena olur. En iyisi mi, dök şuraya paraları”.

Hâlâ direnirmiş Hüsem, “Arayın şu çarpık oğlanın üstünü”, diye emir ver­miş Haramibaşı. Hemen aramışlar ve gömleğinin iç cebinden epey para çıkmış. Tabii yüzü gözü kıpkırmızı olmuş utancından, korkusundan. En çok, arkadaşının yalanını anlamasından, yerin dibine girmiş sanki…

Çok sinirlenen eşkıyalar, öyle bir girişmişler ki Hü­sem’e, ağzı burnu kanamış. Yüzü gözü morarmış dayaktan. “Hadi defol, cehennem ol buradan”, diyerek kovmuşlar. Keloğlan, korkusundan tir tir titrermiş. Acaba, kendisini de dövecekler miymiş?

Yalvaran bir dille şöyle demiş, “Etmeyin eylemeyin, beni öldürmeyin! Bırakın gideyim yoluma, kavuşayım garip anama”.

Fakat haramibaşı, hiç de sandığı ve korktuğu gibi konuşmamış. Şöyle demiş, “Sen, çok temiz ve safsın. Yalan söylemedin bize. Biz senin gibi harbileri severiz be Keloğlan. Dünyalar Keloğlan’ın olmuş. Eşkıyaların başı, “Şimdi sana bir yer tarif edeceğim”, diye devam etmiş konuşmasına, “Bak, şu tepeyi görüyor musun; hah işte o tepeye çık, sağ tarafa bakınca, büyük bir mağara göreceksin. Mağaraya in, sağ köşesinden itibaren otuz metre kadar ileride büyük bir taş göreceksin. Üzerinde dev resmi vardır. O taşın altını kaz, altın bulacaksın”.

Eşkıyalara dünyalar dolusu teşekkür edip hemen yola çıkmış Keloğlan. Tepeye tırmanıp, zirveye ulaşmış. Şöyle bir bakınmış, söylenen mağaraya doğru gitmiş. Kısacası üzerinde dev resmi bulunan taşın yanına varmış. Etrafına bakınmış, kimseler yokmuş. Sivri bir taşla taşın altını oymaya başlamış. Çok fazla yorulmadan bir testi altın bulmuş.

“Şükür şükür, buldum altını, mutlu edecem anamı, doğruluğumun gördüm ödülünü” diye diye yürümüş gitmiş. Evine doğru gelirken anası onu görmüş. “Acaba niye erken döndü” diye geçirmiş içinden. Keloğlan, çil çil altınları annesinin gözleri önünde dökmüş. Kadıncağız o kadar sevinmiş ki düşüp bayılmış.

Biz, bakalım Hüsem’in maceralarına. Hüsem, nice memleketleri dolaşmış, işe girmiş, işten çıkmış, ama bir türlü para biriktirememiş.

Varmış, birine şöyle sormuş, “Ne var bugün burada, bu kalabalık neyin nesi?”

Adam, “Koğlan, köyün fakir ailelerinin çocuklarını sünnet ettiriyor” demiş. Bu duyduğu haber karşısında, tuz yemiş keçiler gibi yalanmaya başlamış, inanamamış. Kıskançlık damarları kabarmış ve yine sormaya devam etmiş. “Yahu” demiş, “Hadi bu şöleni anladık diyelim, peki şu konak da neyin nesi? Benim bildiğim burada zavallı bizim Keloğlan’ın fakir anası ile oturduğu kötü bir ev vardı. Yanılıyor muyum yoksa?”

Adam, “Yoo”, demiş, “hiç de yanılmıyorsun”.

Hayret dolu bakışları, adamın da şaşkınlaşmasına sebep olmuş ve sürdürmüş konuşmasını adam, “Gördüğün gibi konak üç katlı. Bir katında anası ile kendisi oturuyor Keloğlan Bey’in. Öteki katta ise köyün hocası oturuyor. Hem de burada çocuklara ders veriyor. Üçüncü kat ise, misafirhane. Köyümüze gelen yabancılar, burada kalıyorlar. Bitmedi demiş adam, daha bitmedi. Az aşağıda yeni bir bina daha yaptırıyor. Orayı da yetim ve sahipsiz hastalara ayıracak. Senin anlayacağın Keloğlan, artık hepimizin beyi, hepimizin babası oldu”.

Hüsem’in kıskançlık damarları çatlamış ve düşüp bayılmış. Herkes koşarak Hüsem’in olduğu yere gelmiş. Tabii, Keloğlan da gelmiş ama arkadaşını tanıyamamış. Neden mi? Çünkü, çok zayıflamış, adeta iskeleti çık­mış. Üzerine su dökerek Hüsem’i ayıltmışlar. Fakat, sağ tarafına felç vurduğu için yerinden kalkamamış. Kimse sahip çıkmamış Hüsem’e.

Keloğlan, “Konağın bir odası boş, oraya götürün” demiş, “Bakarız çaresine”.

Kısa zamanda özürlüler evinin inşaatı bitince, Hüsem oranın ilk sakini olmuş. Bu arada epey düzelmiş Hüsem, sadece sağ kolu tutmazmış. Keloğlan’ın eline düşmekten dolayı gururu incinmiş ama, ekmek elden su gölden kabilinden böyle rahat bir ortamı da terk etmek istememiş. O nedenle, kendisinin tanınmaması için, her şeyi yapmış. Bir yabancı rolü oynamış. Fakat, kendisinin cıs cıbır olup da, daha düne kadar fakir biri olan bu arkadaşının, böyle servete kavuşmasını bir türlü hazmedemiyormuş. Hep bir hainlik düşünürmüş.

Keloğlan görkemli bir düğün yaparak çok ünlü bir beyin kızıyla evlenmiş. İsmi Gülşah olan bu hanıma, özürlüler Gül abla derlermiş. Çünkü, bir anne gibi onları ziyaret eder, hallerini hatırlarını sorar, ihtiyaçlarını karşılarmış. Hüsem, Keloğlan’a karşı artık ciddi bir düşmanlık beslemeye başlamış. Kendisinin bir çulu bile yokmuş ama, arkadaşı hem zengin olmuş, hem de güzel bir kızla evlenmiş. Bunları düşündükçe erim erim erirmiş. Mutlaka, bir kötülük yapmak için, fırsat kollarmış.

Günün birinde Gülşah, özürlüleri ziyarete gelmiş. Her birine güzel hediyeler vermiş, nasıl olduklarını sormuş, morallerini tazelemiş. Tam kapıdan çıkacakken, ayağı kayıp yere düşmüş ve ayağı kırılmış. Keloğlan bu olaya çok üzülmüş, hanımı ile birlikte yatakta yatmış. O kadar çok severmiş ki Gülşahı’nı. Yine böyle bir gecenin birinde, karıs...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı
« Posted on: 03 Nisan 2020, 00:18:18 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı rüya tabiri,Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı mekke canlı, Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı kabe canlı yayın, Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı Üç boyutlu kuran oku Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı kuran ı kerim, Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı peygamber kıssaları,Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı ilitam ders soruları, Keloğlan ve Vefasız Arkadaşı önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &