ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Evliyaların Hayatı > Dimitrofçalı Muslihuddin Efendi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dimitrofçalı Muslihuddin Efendi  (Okunma Sayısı 241 defa)
28 Nisan 2009, 22:47:31
armağan
Ziyaretçi
« : 28 Nisan 2009, 22:47:31 »



Rumeli evliyâsının büyüklerinden. Sınır boylarında yetişerek, Rumeli'de İslâmiyetin yayılması için gayret gösteren gâzî dervişlerdendir. Doğum târihi ve yeri bilinmemektedir. 1575 (H.982) senesinde Dimitrofça'da vefât edip, orada defnedildi.

Muslihuddîn Efendi, ilim tahsîlinden sonra, memleketinde sanat ile meşgûl oldu. İnsanlara bildiklerini öğretir, yanlışlıkları düzeltir, garib ve kimsesizlere yardımda bulunur, herkese iyilik ederdi. Soğuk bir kış gününde, çoluk-çocuğunun maîşetini temin ettiği dükkânında çalışırken, bir kadın ve iki çocuğunun yoldan geçtiğini gördü. Çocukların hâline çok acıdı. Garîblerin üşüdükleri, yürüyüşlerinden belli oluyordu. Hemen peşlerinden koşup:

"Bre kadın, bu garibleri bu kış gününde sokağa döküp de nereye gidiyorsun?" dedi. Çâresiz kadın, iki gözü iki çeşme ağlayarak; "Bu garîblerin babaları vefât etti. Yakınımızda bulunan bir zâlim de, eline geçirdiği sahte hüccetle (senetle), yetimlere babalarından mîrâs kalan çiftliği elde etmek istedi. Bu kış günü bizi tâciz ediyor." dedi. Kadıncağız bunları anlatırken, hasmı da geldi. Muslihuddîn Efendi, adama çıkışıp; "Behey adam, bu garîbleri niçin incitirsin? Senin gibiler bunlara yardım edecek yerde, bu fakirleri incitirse, kimden merhamet beklenir?" dedi. O adam da, kendisini savundu. Muslihuddîn Efendi, onları kâdıya götürdü. "Resûlullah efendimizin hürmetine bu kadıncağızın işlerini hallediverin." dedi. Deliller, senetler karşılaştırıldı. Adamın yalan söylediği anlaşıldı. Elindeki hüccet, senet alınıp yırtıldı. Yetimler için yeniden hüccet yazıldı. Muslihuddîn Efendi, yetimlerin ihtiyaçlarını görüp köylerine gönderdi. Kadın ve çocuklar, yana yakıla duâ ettiler. O gece Muslihuddîn Efendi rüyâsında Resûlullah efendimizi görmekle şereflenip, hazret-i Ali'nin terbiyesi ile müşerref olarak, aynı yola hizmet etmesi işâret edildi. Sabahleyin yol hazırlığı yapıp, yanına bir yol arkadaşı da bularak, Çelebi Halîfe'nin halîfesi ve dâmâdı Sünbül Sinân Efendinin halîfesi, Saraylı Aynî Dede'nin yanına gitti. Yıllarca onun hizmetinde bulunup, ilim ve feyzinden istifâde etti. Ahlâkını, Resûlullah efendimizin ahlâkına uydurmak için çalışıp, yüksek makamlara kavuştu. Sofyalı Bâlî Efendiyi görmek için hocasından müsâade istedi. Ancak, bir başka zâta gitmesine müsâade edildi. Hocasının bildirdiği zât için istihâreye yattı. Rüyâda bildirilen usûl dâhilinde hazırlıklarını yapıp, yanına aldığı yol arkadaşı ile birlikte, gitmesi emredilen zâtın bulunduğu Dimitrofça kasabasına vardı. Câmi önünde konakladı. İki-üç gün orada kalıp, ibâdet ile meşgûl oldu. Aradığı zâtı bulamadı. Câmiden ayrılıp çarşıya vardı. Dükkânlardan birinde, ölü gibi duran bir zâta gözü takıldı. Âdetâ mıknatısın demiri çektiği gibi, ihtiyâr onu yanına çekti. Dükkâna varıp selâm verdi. O zât selâmını alıp; "Hoş geldin, Muslihuddîn Efendi, sen gelince bizim gitmemiz îcâbeder." dedi. Muslihuddîn Efendi de; "Ben, ülfet ve sohbete, sizden istifâde ümîdiyle geldim. Ayrılık arzusuyla gelmedim." dediyse de, o mübârek zât; "Elbette sizin gelmeniz, bizim gitmemizi îcâbettirir." buyurdu. Bir-iki gün içinde de oradan ayrılıp gitti.Muslihuddîn Efendi, Dimitrofçayı vatan edinip, âilesini ve çocuklarını getirdi. Yıllarca orada insanlara feyz saçtı. Çevre kasaba ve köylerden birçok talebe geldi. Vakitlerini tâat ve ibâdetle, kıymetlendirdi. Onu sevenler, Velî Bey Câmii yakınlarında bir dergâh inşâ ettiler. Orada yüzlerce insan ilim öğrendi. Kalplerini tasfiye ve nefslerini tezkiye edip, nice makamlara yükseldiler. Nice garibler, dertliler, Muslihuddîn Efendinin mübârek duâları ile dertlerinden kurtulup sıhhat ve âfiyet üzere yaşadılar.

Şikloş kasabasından Dervîş isminde bir hattata bir cinnî musallat olmuştu. Gidip Muslihuddîn Efendiye hâlini arzetti. Muslihuddîn Efendi; "Eğer sen burada iken cinnî gelirse bana göster." buyurdu. O kimse de, birkaç gün orada kaldı. Cinnî hiç gelmedi. Hâlini Muslihuddîn Efendiye arzetti. O da bir duâ yazıp verdi. "Bunu üzerinde taşırsın. İnşâallah gelmez." buyurdu. O kimse Şikloş'a geri döndü. Bir hafta sonra o cinnî kapıda göründü. İçeri giremiyordu. Oradan; "Bre zâlim, ben sana neyledim ki, beni şikâyet ettin?" dedi. Adamcağız, utanç ve korkusundan birşey diyemedi. Sonra cinnî, "Âh!" deyip feryâd ederek gitti. On beş gün sonra tekrar göründü. Daha sonra hiç görülmedi.

Bir gün Muslihuddîn Efendinin huzûruna gâzi-levend kılığında bir kimse geldi. Bir mikdâr sohbetten sonra gitti. Muslihuddîn Efendi talebelerine; "Levendi gördünüz mü? O ebdallerdendi." dedi. Muslihuddîn Efendinin de ebdallerin reisi olduğu söylenirdi. Pâdişâhlar, paşalar, uç beyleri ondan istimdâd eyler, yardım beklerdi. O da, gönlü cihâd aşkıyla yanan gâzilerin yardımına koşardı.

Bu hâdiseyi, Muslihuddîn Efendi daha önce Hüseyin Dede'ye haber vermişti. Hüseyin Dede o sıralarda Sâkmâr önlerindeki İslâm askerlerinin hâlinin ne olduğunu düşünür, meraklanırdı. Bir gece rüyâsında, Muslihuddîn Efendiyi gördü. Câminin bahçesi önünde silâh kuşanmış, savaşa gidecek bir hâldeydi. Bu sırada pür-silâh bir grup asker ortaya çıktı. Hüseyin Dede; "Bunları Şâkmâr'a gönderelim. Oradaki askerlere imdâda gitsinler." dedi. Kabûl etmedi. "Onlar rahattırlar, istersen bak da gör." deyip işâret etti. O da işâret ettiği yere dönünce, oradaki askerlerin ne kadar rahat olduklarını gördü. "Ama Hasan Paşaya imdâda gidelim." deyip, onu da yanlarında götürdüler. Sonra da; "Kâfirin Hasan Paşa tarafından yenilmesi muhakkaktır, inşâallah." buyurdu. Birkaç gün sonra Korşik'in yenilip esir edildiği haberi geldi.

Talebelerinden Dimitrofçalı Dürrî Efendi gençliğinde ağır hasta olmuştu. Yakınları ondan ümitlerini kesmişlerdi. Annesi son çâre olarak gidip Muslihuddîn Efendiden duâ istedi. O da duâ ettikten sonra, duâlar yazıp verdi. Annesi daha eve gelmeden, Allahü teâlânın izniyle bedenine kuvvet geldi. Kalktı, abdest alıp namaza durdu. Bu sırada annesi geldi. Onu namazda görünce aklı başından gitti. Allahü teâlâya nasıl hamdedeceğini şaşırdı. Muslihuddîn Efendiye içten duâlar etti ve büyüklüğünü yakînen anlamış oldu.

Dimitrofçalı Gaybî Efendinin kardeşleri doğduktan birkaç ay sonra ölürlerdi. O doğunca, dedesi Muslihuddîn Efendinin huzûruna varıp; "Kızımın evlâdı yaşamıyor. Şimdi de bir oğlancığı oldu. Hayır duânızı beklerim." dedi. Muslihuddîn Efendi duâdan sonra; "Adını Gaybî koy, inşâallah yaşar." buyurdu. Gaybî Efendi Allahü teâlânın izni ile uzun yıllar yaşadı ve Muslihuddîn Efendinin talebesi olmakla şereflendi.

Kânûnî Sultan Süleymân Han, Zigetvar seferi esnâsında kaleyi kuşatınca, Pertev Paşa da Küle kalesini kuşatıp, topa tuttu. Zafer müyesser olmadı. Muslihuddîn Efendi, Dimitrofça'dan talebelerini toplayıp, Küle'ye doğru yola çıktı. Muslihuddîn Efendinin oraya ulaştığı gün, asker arasında zafer haberi yayıldı. Askerin mâneviyâtı çok yükseldi. Askerler, daha kale alınmadan birbirlerini tebrik ediyorlardı. Kısa süre sonra İslâm ordusu kaleyi fethetti. Muslihuddîn Efendi, fetihten sonra Hüseyin Dede'ye; "Hemen bir (atlı) araba bul, öğleyin çıkıp Zigetvar gazâsına yetişelim!" diye tenbih etti. Hüseyin Dede, arayıp taradı, münâsip bir şey bulamadı. Bütün arabacılar, askere erzak ve silâh yetiştirmekle meşgûldü. Gelip Muslihuddîn Efendiye durumu arzetti. Muslihuddîn Efendi; "Ne yapıp yapmalı, bir araba bulmalıyız. Bütün erenler, gazâya çıktılar." dedi. Hüseyin Dede, yeniden araba aramaya çıkıp, ikindiye doğru bir araba buldu. O gece Travnik kasabasına vardılar. Ertesi gün ikindi saatine doğru, havâlideki nehre ulaştılar. Ancak yakında konak yeri olmadığından, bir saldırı tehlikesi vardı. Bunun için köprüden geçmeyip yukarıdan dolaştılar. Cumâ günü seher vakti kalkıp, öğle vaktinden sonra Şikloş'a yetiştiler. Oradan da sevenleri yanlarına katılıp, akşama doğru pâdişâhın ordusuna ulaştılar. Ertesi gün savaş alanına vardılar. Çok geçmeden hisâr tutuştu, yanmaya başladı. Bir müddet sonra da İslâm bayrağı Zigetvar kalesi burçlarında dalgalandı.

Gargarofça kasabasından Koca Şâban adlı bir sipâhi, Terzi Sûfî nâmında sâlih bir kimse ile berâber Zigetvar seferine katıldı. Sirem sancakbeyi, Bâlî Beyin yanında karakol hizmetinde idiler. Çevreyi kontrol ettikten sonra, sahrada uyuya kaldılar. Bir müddet sonra uyanan Terzi Sûfî, Şâban Beyi uyandırıp; "Gel Şâban Bey, hücûma katılalım. İnşâallah hisar fetholunur." dedi. O da latîfe edip; "Düşte görmüşsen hayrola." dedi. Terzi Sûfî de; "İnşâallah olur. Ak abalı dervişler gelip, hisarı ateşe verip içeri girerler, hayır alâmetidir." dedi. Abdest alıp yola koyuldular. Kaleye yaklaştıklarında, sevinç çığlıkları atan askerler; "Muslihuddîn Efendi geldi. Kalenin fethini haber verdi." diyorlardı. Onlar yürüyüşe devâm ettiler. İşte bu sırada, hisarın alevler içinde yandığını gördüler. Hep berâber hücûm edip, fetihten ümitsiz iken, o gün kaleyi ele geçirdiler.

Hoca Paşa adlı bir talebesi günahlar içerisinde yuvarlanıp, kötülerle düşüp kalktığı günlerden birinde rüyâsında, Muslihuddîn Efendi yanına geldi. Tabanına öyle bir değnek vurdu ki, acısı tepesine çıktı. Sabah olunca, tabanının acısıyla bir merkebe binip, Dimitrofça'ya Muslihuddîn Efendinin huzûruna vardı. Onu görür görmez; "Ey zavallı! Seni döven ben değildim. Başka bir kimseydi." deyince, hayretinden dona kaldı. Aklı başına gelince, tövbe edip, Muslihuddîn Efendinin talebesi oldu.

Muslihuddîn Efendi, her sene Kurban bayramından önce öksüzleri toplar, kimisine ayakkabı, kimisine elbise alıverir, onları gözetirdi. Vefât ettiği senenin Zilhicce ayının sekizinci günü, öksüzlere alacaklarını alıp, topluca hamama götürdü. Hamamda, Üstâd Oruc nâmında bir tellak vardı. Aynı zamanda berberlik yapardı. Muslihuddîn Efendi; "Üstâd Oruc, şu oğlancıkların da gönüllerini hoş et ki, son bir işimizi daha görmüş olasın." dedi. Çocukların traş işi bitince, hepsini yanına alıp gitti. Ertesi gün sabah namazını kıldıktan sonra, gün doğarken Hakk'ın rahmetine kavuştu. 15...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Dimitrofçalı Muslihuddin Efendi
« Posted on: 03 Nisan 2020, 14:03:06 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Dimitrofçalı Muslihuddin Efendi rüya tabiri,Dimitrofçalı Muslihuddin Efendi mekke canlı, Dimitrofçalı Muslihuddin Efendi kabe canlı yayın, Dimitrofçalı Muslihuddin Efendi Üç boyutlu kuran oku Dimitrofçalı Muslihuddin Efendi kuran ı kerim, Dimitrofçalı Muslihuddin Efendi peygamber kıssaları,Dimitrofçalı Muslihuddin Efendi ilitam ders soruları, Dimitrofçalı Muslihuddin Efendiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &