> Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Hadis Eserleri >  el İtisam > Birinci problem
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Birinci problem  (Okunma Sayısı 1228 defa)
03 Haziran 2011, 15:20:18
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 03 Haziran 2011, 15:20:18 »



Fasıl
 
(Birinci Problem)

 
Devamında meşakkat olan fiilleri sürekli yapmaya karar verme­nin mekruhluğuna dair daha önceden geçen deliller, bunun aksine delâlet, eden delillerle çelişmektedir. Raaulullah (s.a) ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Kendisine denilirdi ki:
Allah Teala senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetmedi mi? Bu soruya karşılık o şöyle derdi:
"Çokça şükreden bir kul olmayayım mı?" Şiddetli sıcak­larda uzunca bir gün oruç tutar, iftar etmeden orucunu gece de devam ettirirdi. Onu yediren ve içiren Rabbinin katında geceler ve Rabbine ibadet ederken nefsini buna benzer zorluklara sokardı. Rasulullah'da (s.a) güzel bir örnek vardır ve biz de onu örnek almak­la emrolunduk.
Bu hükmün sadece ona mahsus olduğu, Rabbinin bu sebeple onu yedirip içirdiği ve ümmetinin güç yetiremeyeceği amelleri onun yapabilecek güçte olduğu gerekçesiyle bu delili reddederseniz, sahabeden, tabiinden ve böyle şeylerin mekruhluğuna dair getirdi­ğiniz bu delilleri bilen İslam müctehidlerinden sabit olan böyle şeylere ne diyeceksiniz? Hatta onlardan bazıları kendilerini ibadete verdiler ki bu yüzden ayakları tutmaz oldu, çok secde yapmaktan dolayı bazılarının alınları deve dizi gibi nasır bağladı.
Osman ibn Affan'dan gelen bir habere göre o, yatsı namazını kıldığı zaman bir rekatta Kur'an'ın tamamını okuyuncaya kadar vitir yapardı. Senelerce yatsı abdestiyle sabah namazını kılan, senelerce devamlı oruç tutan nice kişiler vardır! Onlar sünneti bilen ve bir an bile sünetten sapmayan kimselerdi.
İbn Ömer'in ve İbn Zübeyr'in (r.a) iftar etmeden yirmidört saat oruç tuttukları rivayet edildi.
İmam Mâlik -ki o kendisine uyulan bir imamdır- yıl boyu devamlı oruç tutulmasına cevaz verdi. Yani bayram günleri hariç senenin her günü devamlı oruç tutulabilir, dedi,
Veysel Karanı ile ilgili olarak anlatılan şeylerden birisi de onun sabaha kadar bütün geceyi ibadetle geçirdiğidir.
O, "Allah'ın devamlı secde eden kullarının olduğunu öğrendim." der ve çokça nafile namaz kılmak isterdi. Namazda bazan kıyamı uzatır, bazan rukûu, bazan da secdeyi uzatırdı.
Rivayet edildiğine göre el-Esved ibn Yezid, nefsini oruç ve ibadete o kadar zorlardı ki vücudu morarır ve sararırdı. Alkame ona şöyle derdi:
Yazıklar olsun sana, niçin bu vücuda işkence ediyorsun? O şöyle derdi:
İş, ciddidir, iş ciddidir.
Enes ibn Mâlik'ten rivayet edildiğine göre Mesruk'un hanımı şöyle dedi:
Mesruk, ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Bazan arkasına oturur ve onun kendisine yaptığını görünce ağlardım.
Sa'bi şöyle nakleder: (Sıcak) bir günde Mesruk (oruçlu iken) bayıldı. (Kızı kendisine acıdığı için orucunu bozmasını isteyince ona) şöyle dedi:
Yavrucuğum! Ben de, süresi elli bin yıl olan bir gün için nefsime acıdığımdan doyalı bunu yapıyorum.[37]
er-Rabi' ibn Heysenı'den:
Veysel Karanî'nin yanma gelmiştim. Onu sabah namazını kılarken gördüm. Oturmuştu. Onu teşbihinden alıkoymayayım, dedim. Namaz vakti olunca kalktı, öğleye kadar namaz kıldı. Öğleyi kılınca ikindiye kadar namaz kıldı, ikindiyi kılınca oturdu, akşama kadar Allah'ı zikretti. Akşam namaz kılınca yatsıya kadar namaz kıldı. Yatsıyı kılınca sabaha kadar namaz kıldı. Sabah namazını kılınca oturdu ve (uykusuzluktan) gözlerini tutamadı. Sonra uyandı. Onun bu esnada şöyle dediğini işittim:
Allahım! Uykucu bir gözden ve doymayan bir karından sana sığınırım.
Öncekilerden bu manada pek çok rivayet vardır. Bunlar sürekliliğinde meşakkat olan amellerin de işlenebileceğine delâlet ederler. Hiç kimse onları bu davranışlarından dolayı sünnet karşıtı olarak görmemiştir. Bilakis onlar sünnet karşıtlarının en öndeki düşmanlarıdırlar. Allah bizleri de onlardan eylesin.[38]
Ve yine yasak, matlup olan bir ibadete değil, bilakis onda gösterilecek olan aşırılığa yani o ibadeti yapanı meşakkate sokacak bir aşırılığa yöneliktir. Onun hakkında hu illet yoksa yasak onun hakkında geçerli değildir. Nitekim Şâri: "Bir hâkim öfkeliyken hüküm vermesin" deyince, bunun da illeti delilleri değerlendirme­sinde fikrin karışması olduğuna göre bu yasak, fikri karışan herkes için geçerlidir. İllet ortadan kalktığı zaman yasak hükmü de kalkar. Hatta delillerin değerlendirilmesine mani olmayan az miktardaki bir öfkenin varlığı halinde de bu yasak geçerli değildir. Usûlden yürürlükte olan sahih uygulama budur.
Hakkında illet bulunmayan kimsenin hali, korku veya ümidin veya muhabbetin kendisine galip gelmesi hükmüyle amel eden kimsenin hâlidir; Çünkü korku, itici bir kırbaçtır, ümit, sürükleyici bir liderdir; muhabbet ise alıp götürücü bir seldir. Korkan bir kişi şayet meşakkatle karşılaşırsa, yaptığı iş zor bile olsa, daha zor olana karşı duyduğu korku onu daha az meşakkatli olana sabretmeye sevk eder. Ümitvar olan, meşakkatle karşılaşsa da o işi yapar. Çünkü tam manasıyle rahata kavuşma ümidi onu bazı sıkıntılara sabretmeye sevk eder. Seven ise bütün gücünü aşkla sevgilisinin yolunda sarf eder. Bu sebeple zorluklar ona kolay gelir. Uzaklar ona yakın olur. Böylece o kuvvetlidir. Sevgisinin hakkını tam olarak ödeyemediğini nimetin şükrünü tam olarak eda edemediğini düşünür. Ömrünü bu uğurda tüketir fakat arzusunu tam olarak gerçekleştiremediğini düşünür. Hal böyle olunca da delillerin arasını birleştirmesi sahihtir. Bir ameli ya mutlak olarak veya yasaklayıcı delilin mevcut olmadığını zannederek ona kendisini vermesi ve sürekli yapmaya girişmesi daha sonra meşakkat ona dâhil olsa bile caizdir. O amelin devamlılığı sahih olunca bu, delillerin gereğine ve selefi salihin uygulamasına da uygun olur.
Birinci problemin cevabı şudur: Yukarıda geçen ve yasaklamayı ifade eden deliller sahihtir ve açıktır. (İlk Müslümanlardan bu yasağa aykırıymış gibi görülen davranışlarla ilgili) nakledilen şeyler de üç şekilde yorumlanabilir:
Birincisi: Muhtemeldir ki onlar devam ettirebileceklerini zannet­tikleri orta bir yolu izlediler ve ileride daha evla olanı veya bizzat o ameli terke sebep olacak ya da zorluğu ve ağırlığından dolayı o amelden soğumalarına sebep olarak ölçüde kendilerine meşakkat vermesi muhtemel şeylere nefislerini zorlamadılar. Bilakis kendileri hakkında nefislere kolay gelen şeylere sarıldılar. Zoru değil, sadece kolay olanı talep ettiler. Rasulullah'ın (s.a) ve yukarıda kendilerin­den birtakım haberler nakledilen öncekilerin durumu budur. Çünkü onlar sadece sünnet ile amel ettiler ve bütün mükellefler için gösteri­len genel yoldan gittiler. Problemin cevabı konusunda Taberi'nin tuttuğu yol budur. Soruda buna aykırı olarak ortaya atılan şeyler ise, bunları yapanlar kendileri örnek alman ve peşlerinden gidilen kişiler olunca hepsinin makul bir izahını yapmak mümkündür.
İkincisi: Muhtemeldir ki onlar güçleri dahilinde olan şeyleri yapmakta biraz mübalağa gösterdiler. Fakat bunu devamlı yapmak kararlığı ile veya adak sebebiyle ya da başka bir maksatla yapmamışlardır. İnsan bazan, o anda kendisine meşakkat vermediği halde devamlılığı halinde meşakkat verebilecek işlere girişebilir, ileride ortaya çıkabilecek şeyleri dikkate almaksızın özel bir durum­da o amele karşı duyduğu iştiyakını fırsat olarak değerlendirebilir. Başlangıçta meşakkatsiz bir şekilde o ameli edâ eder, nihayet güç yetiremeyecek duruma gelince onu bırakır. Bunda bir sakınca yoktur. Çünkü genel olarak mendubun terkinde bir sakınca yoktur.
Hz. Aişe'den rivayet edilen şu hadisteki ifade edilen şeyler de bu manaya gelmektedir: Söz konusu rivayette Hz. Aişe (r.a) şöyle demektedir:
Rasulullah (s.a) bazı zamanlarda o kadar çok oruç tutardı ki, biz o hiç orucuna ara vermiyor derdik. Bazı zamanlarda da oruca o kadar ara verirdi ki, biz o hiç oruç tutmuyor derdik. Ben onun Ramazanın dışında bir ayın tamamını oruçlu geçirdiğini görmedim.
Edâ edilecek amele karşı duyulan istek ve arzunun, ilgili hak­ların ödenmesinin ve amellerdeki kuvvetin nasıl gözönünde bulun­durulduğunu dikkatlice inceleyiniz. "Bir gün oruç tutmak, iki gün tutmamak" hakkında Rasulullah'ın "Keşke buna gücüm yetseydi" demesi de bu manayadır. O bu sözüyle böyle bir oruca devamı kastetmiştir. Çünkü o, bazı zamanlar o kadar sürekli oruç tutardı ki, o biç oruçsuz gün geçirmiyor, derlerdi. Bu tutum, Rasulullah'ın (s.a): "Allah'ın en sevdiği amel, az da olsa, sahibinin sürekli yaptığı ameldir" sözüyle de çelişmez. Şayet onun ameli devamlı olursa, azlığının bir sakıncası yoktur. Bu söz de devamlılığın meşakkat verdiği amel olarak yorumlanır.
Onlardan yani sahabe tabiin ve müctehit imamlardan nakle­dilen, yatsının abdesti ile sabah namazı kılmak, gecenin tamamını ibadetle geçirmek ve senenin tamamını oruç tutmak gibi delillere gelince onların da söz konusu şarta uygun olmaları muhtemeldir. Yani bu ameller onlar tarafından kendileri için bir zorunluluk olarak görülmemiştir. Ancak kişi o andaki duyduğu istek ve arzuyu ganimet bilmiş ve o ameli yapmaya girişmiştir. Başka bir zaman gelmiş aynı iştiyakı yine yakalamıştır. Bu amel, daha önemli olan başka şeyleri yapmasına engel olmadığı sürece de ona devam etmiştir. Bu iştiyakı uzun bir zaman da devam edebilir. Her halükârda onu bırakma imkanına da sahiptir. Fakat o her zaman o ameli devam ettirmek için fırsatları değerlendirir. Bu iştiyakın ömrünün sonuna kadar devam etmesi de imkansız değildir. Bu bir zorunluluk/mecburiyet olmadığı halde (başka) birisi bunu bir mecburiyet zannedebilir. Bu doğrudur. Özellikle korkunun itmesi, ümidin sürüklemesi ve sevgi­nin alıp götürmesiyle birlikte onu yapmaya devam eder. Hz. Peygamberin (s.a): "Namaz benim gözümün nuru oldu" sözünün anlamı da budur. Bu sebeple ayakları şişinceye kadar namaz kıldı ve Rabbi'nin "Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl." emrini yerine getirdi.
Üçüncüsü: Amelin devamı halinde mükellefin meşakkat veya başka bir şeyle karşılaşıp karşılaşmaması kurallara bağlı bir du...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Birinci problem
« Posted on: 04 Şubat 2023, 20:51:45 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Birinci problem rüya tabiri,Birinci problem mekke canlı, Birinci problem kabe canlı yayın, Birinci problem Üç boyutlu kuran oku Birinci problem kuran ı kerim, Birinci problem peygamber kıssaları,Birinci problem ilitam ders soruları, Birinci problemönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &