ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Çeşitli Konularda Eserler > El-Akl ve Fehmül Kuran > Yol Ayırımı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yol Ayırımı  (Okunma Sayısı 1478 defa)
09 Temmuz 2011, 15:12:13
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« : 09 Temmuz 2011, 15:12:13 »



Yol Ayırımı


Muhâsibî: "Otuz yıl boyunca aklımın emirleri dışında hiç birşey dinlemedim. Sonra bir otuz yıl da Allah'ın emirleri dışında hiçbir emir dinlemedim" demektedir.[43]

Hâris'in hadis ve kelam ilmi ile alimlerinden ve bütün bu mez­hep ve fırkalardan ayrılarak kendi mezhebine yöneldiği kavşağı belirlemek açısından bu ifade son derece önemlidir. Şayet biz onun H. 165 yılı civarında doğduğunu göz önünde bulundurursak, bu yol ayrımı'nın H. üçüncü asrın başlarına kadar götürülebilece­ğini söyleyebiliriz.

Bu dönemin başlarında hocalarından rivayet ettiği ve özel önem verdiği hadislerin türünü dikkate aldığımızda; bu tezi des­tekleyen bir başka delil daha karşımıza çıkacaktır: Muhâsibî'nin et-Tayalusî ve Yezid b. Harun'dan yaptığı bütün rivayetler, Kur'ân'ı anlama sorunu ile ilgili rivayetlerdir. Ayrıca onun, yakla­şık bu yıllarda hukema ismini verdiği tasavvuf ehli, sonradan müslüman olan yahudî müellif Vehb b. Münebbih, el-Akvalu'l-Ğarabe fı'l-Kur'ân isimli eserin müellifi Mücahid ve er-Riaye isimli ese­rinde bir çok sözüne yer verdiği el-Hasanu'l-Basrî gibi önceki ku­şaktan bazı alimlerin görüş ve düşünceleri üzerinde yoğunlaştığı sonucuna ulaşabiliriz.

Muttaki ve dindar olarak nitelenmeleri mümkün olan başka bir­çok düşünür gibi Haris b. Esedi'l-Muhâsibî'nin de içinde yaşadığı psikolojik ortam ile sosyal çevrenin taban tabana zıt olduğunu görmekteyiz. Biraz geriye gidecek olursak, arazi ve mesken alımı için yapılan harcamalar, mal ve yaşam standartları artmakta, bu yeni medeniyetle birlikte gelen yeni davranış ve alışkanlık türlerinin toplumun değişik kesimlerine doğru hızla yaygınlaşmakta olduğu­nu görebiliriz. Bu ve benzeri nedenlerle es-Seffah (H. 132-136) ve el-Mansur'un (H. 136-158) tesis ettiği otorite sarsılmış ve el-Mehdî (H. 158-169) döneminde toplumsal dokuda yer yer çözülme ve çürümeler baş göstermiş, bütün bu olumsuzluklar geriye toplumsal doku ve takvayı koruma amaçlı canhıraş feryatlar bırakmıştı. Ülkenin her yanma hakim olan istikrar ortamı servet artışına, devlet hazinesinin dolup taşmasına neden olmuştu. Halife içki içiyor, cariyelerinden şarkı dinliyor ve özel hayatın mahremiyetine özen göstermiyordu. Halife'ye ve lütf u ihsanları, cömertlikleri efsane­leşmiş olan Bermekî vezirlere (H. 187) methiyeler söylemekte bir biri ile yarışan şairler, bu sayede ölçüsüz ihsanlara garkoluyorlardı. Bu yıllarda refah zirvede idi. El-Emin İbn-i er-Reşid (H. 193-197) hilafete gelince bütün bunlarla yetinmemiş, daha önce görül­memiş oranlarda servet vergileri alarak israfta sınırı aşmış, el-Mansur'un şehri (Bağdat); devasa bir eğlence, ölçüsüzlük ve hedonizm kenti görünümüne bürünmüştü. El-Mansur'un devlet hiyerar­şisinde sağladığı otorite ve denge bozulmuş, meşhur temizlik hare­keti ile Harun er-Reşid'in yönetimden temizlediği Fars nüfuzu ge­nişlemiş ve oğlu el-Emin'in şahsında adeta Harun er-Reşid'ten inti­kam almaya başlamışlardı. Halife el-Emin ile -veliahdlığı terke zorlamasına karşılık veliahdlığını korumaya çalışan el-Emin'in va­risi ve kardeşi- el-Me'mun arasında yok edici savaşlar bir kaç ay­lık bir zaman dilimi içerisinde bütün dengeleri alt-üst etmişti. Bağ­dat'ın yazlık ve kışlık mesire yerleri yoksul düşmüş, el-Emin'in sa­vunduğu ve Tahir b. Hüseyin tarafından kuşatılan başkent Bağdat üzerine ölüm ve felaket bir karabasan gibi çökmüş; sonuçta ise el-Emin öldürülerek Tahir b. Hüseyin Bağdat'a hakim olmuştu. Ülke­de bir yandan bu olaylar başdöndürücü hızla gelişirken diğer yan­dan Mutezile gücünü gün geçtikçe artırıyor ve yeni yeni taraftarlar kazanıyordu.

Mutezile'ye karşı olan hadisçiler ise Mutezile'yi fısk, küfür ve bid'at ehli olmakla itham ediyorlardı.

Öte yandan sufiler sosyal hayattan gün geçtikçe uzaklaşarak kendi dünyalarına çekiliyor, sosyal ve siyasî hayatta yükselen çığ­lıklardan habersiz Irak çöllerinde, sağa sola itilmiş, serseri bir ha­yatın cenderesinde yitip gidiyorlardı.

El-Me'mun Bağdat'a girer girmez Mutezîhler hemen onun san­cağı altına girmeye ve meclislerine katılmaya başladılar. Çünkü el-Me'mun'un hocası el-Yezidî kendilerinden biriydi.

Sonra Halife'nin de tiryakilerinden biri olduğu entellektüel refah (et-Turafu'l-Aklî) ile o dönemde yalnız onlar yetinebilirdi.

Çok geçmeden hadisçilerin baş düşmanı olan Bişr el-Müreysî'ye (H. -219) olan aşın bağlılığı kendisini çeşit çeşit utanmazlık­lara iten ve çok sayıda insanı öfkelendiren Sümame b. Eşres ile İbn-i Ebu Duad, el-Me'mun'un meclislerinde baş köşeyi işgal etti­ler. Sonraları bunlara Ebu Huzeyl el-Allaf (H. 227) da katılmıştır ki bu meclisler çok değişik tartışmalara sahne olan ilim ve politika meclisleriydi. Böylece el-Me'mun iki zümrenin etkisi altına gir­mişti kî bunlardan biri Mutezile, diğeri ise İranlılar ve onların Şia etkisi idi. Şia'nın bir telkini sonucu Hz. Ali soyundan Ali b. Musa er-Rıza'yı kendisine veliahd tayin eden el-Me'mun, Mutezile'nin bir telkini sonucu da akılcıların (ehlu-t-te'vil), kelamcıların, Süryanice ve Yunanca'dan tercüme yapan mütercimlerin devlet kade­melerinde etkin mevkilere gelmelerini sağlamıştı.

el-Me'mun açık fikirli ve dengeli bir Mutezilî idi. Muruc'tâ yer alan bilgilere göre o, İbn-i Şekle diye meşhur amcası İbrahim b. el-Mehdî'yi hicvetmişti; çünkü el-Me'mun'un Şia'ya olan eğilimle­ri nasıl belirgin ise amcasının da Sünnî eğilimleri açık ve belirgin­di. [44] Daha sonraları İbn-i Duad'ın el-Me'mun üzerindeki etkileri artmış ve bu etkiler sonucu el-Me'mun Mutezile inancını zorunlu hale getirerek son adımını da atmıştı.

H. 212 yılında dellal, el-Me'mun adına: "Muaviye'yi hayırla yadeden, ona Hz. Peygamberin diğer ashabından daha fazla itibar eden ve Kur'ân ayetleri hakkında konuşarak onların mahluk olma­dığını savunanlardan zimmetimi kaldırdım" [45] diye ilan etmiş; bu­nunla da yetinmeyerek, Muaviye'ye minberden lanet okumuş, bu­na karşılık bu durumdan rahatsız olan halk da el-Me'mun hakkın­da bir takım dedikodular üretmeye başlamıştı.[46]

Daha sonra H. 218 yılında Bizans'a karşı sefere çıktığı bir dö­nemde ulema ve halkı Mutezile'ye katılmaya zorlamak sureti ile ikinci bir adım daha atmış, polis müdürü İshak b. İbrahim'e hadis ve fıkıh alimlerini Bağdat'a getirmesini emretmiş, halkı da Kur'ân'ın mahluk olduğu iddiasını tartışmaya davet etmişti. Ahmed b. Hanbel ve Nuh dışında alimlerin çoğu biraz sıkıştırma neti­cesinde bunu kabul etmişlerdi. Bu iki alim ise zorla el-Me'mun'un huzuruna getirilirken yolda el-Me'mun'un öldüğü bildirilmişti. Bu haber üzerine geri dönerlerken Nuh vefat etmiş, Ahmed b. Hanbel ise alelacele serbest bırakılmıştı.

el-Me'mun'dan sonra Mutezile doktirinini hemen hiç bilmeyen, buna karşılık ağabeyi el-Me'mun'a hayran olan el-Mu'tasım halife olmuş (H. 218-227) ve el-Me'mun'un, Ebu Duad'ı danışman ola­rak alıkoyması ile ilgili tavsiyesi doğrultusunda hareket etmiş, o da halkı Kur'ân'ın mahluk olduğunu kabule zorlamıştı. H. 219 yı­lında bizzat kendisi Ahmed b. Hanbel'e Kur'ân'ın mahluk olduğu­nu söyletmek için otuz kırbaç vurdurmuş, buna rağmen Ahmed b. Hanbel kendisine boyun eğmemişti. Bu dönemde Kur'ân'ın mah­luk oluşu etrafında kopan fitne yaygınlaşmış ve her köşeye sıçra­mıştı. Halkın diline düşen bu sorun H. 229 yılında el-Mu'tasim'ın ölümü sonrasında da herhangi bir gerileme ve gündemden düşme belirtisi göstermemiştir.

Böyle bir ortamda tahta çıkan el-Vasık, bu kez Mutezile'nin 'adl' ilkesi ile ilgili olarak baba ve amcasını izlemiş ve H. 231 yı­lında Kur'ân'ın mahluk olduğu iddiasını kabul etmeyen Ahmed b. Nasru'l-Huzaî'yi katlettirmişti.[47]

Basra valisine gönderdiği bir emirle alimlerin (imamların) Kur'ân'ın mahluk oluşu ile ilgili olarak imtihan edilmelerini iste­yen el-Vasık'ın H. 231 tarihli bir de fermanı bulunmaktadır.[48]

Bu konuda el-Vasık da babasının izinden giderek, Ahmed b. Hanbel'in evinde gözetim altında tutulmasını, dışarı çıkarılmama­sını ve insanlarla görüşmesinin engellenmesini emretmiştir.[49]

Bu sorun H. 231 yılında el-Vasık'ın ölümüne kadar sürmüştür.

H. 195-213 yılları arasındaki bu dönemde Haris el-Muhâsibî de düşünce ve eylem itibarı iie sürekli değişim gösteren bir çizgi izli­yordu. Bu dönemde kaleme aldığı eserlerinde Haris, refahın yay­gınlaştığını ve toplum ahlâkının bozulduğunu savunuyordu. Ayrıca o, kendi ideallerini hayata geçirmek isteyen Mutezile elinde aklın kendi mecrasından çıktığını düşünüyordu. Hâris'e göre Mutezile irade Özgürlüğünü savunduğu halde kendi iddialarını halka kılıç ve kırbaç zoru ile kabul ettirmeye çalışıyordu.

Haris, el-Emin ve el-Me'mun arasında patlak veren kahredici fitne yıllarında Allah (c) katında masun ve mahrem olan insan ha­yatının ne denli aşağılandığını görmüştü. Yine kindar hadisçilerin kendilerini devlet kademelerinden uzak tutarak ortaya koydukları tepkinin de Mutezile'ye karşı koyma söz konusu olduğunda herhan­gi bir anlam ifade etmeyeceğini anlamıştı. Yine bu dönemde Haris kendi bilgi ve kabullerini yeniden gözden geçirmeye (muhasebe) başlamış ve bunu kendisi için bir hayat felsefesi haline getirmişti. Fehmu'l-Kur'ânda Mutezile'nin tezlerini ortaya koyarken ve tam bir dirayetle bunlara cevap verirken aynı zamanda konuya ne denli vakıf olduğunu da görtermektedir. Ayrıca o, uzun etüd ve incelemeler yaparak hadisçilerin düşünce ve görüşlerine de vakıf olmuş­tu. Bağdat ve diğer eyaletlerde kadılık yapan Hanefîlerden re'y fık­hını öğrenmişti ki er-Riaye isimli eserinde İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin en büyük öğrencisi olan Ebu Yusuf’tan rivayette bulunmak­tadır. Şafii'den hem kendi mezhebini, hem de hocası İmam Mâlik'in mezhebini öğrenmişti. Bu arada o, el-Hasanu'l-Basrî (H. 110), İbra­him b. Ethem (H. 162), Davut et-Taî (H. 166) ve Fudayl b. İyaz (H. 187) gibi sufilerin sahip oldukları ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Yol Ayırımı
« Posted on: 17 Eylül 2019, 07:13:30 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Yol Ayırımı rüya tabiri,Yol Ayırımı mekke canlı, Yol Ayırımı kabe canlı yayın, Yol Ayırımı Üç boyutlu kuran oku Yol Ayırımı kuran ı kerim, Yol Ayırımı peygamber kıssaları,Yol Ayırımı ilitam ders soruları, Yol Ayırımıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &