ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Efendimiz > Kaza umresi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kaza umresi  (Okunma Sayısı 719 defa)
25 Nisan 2011, 11:11:58
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 25 Nisan 2011, 11:11:58 »



Kaza Umresi

Yedinci yılın Zi'l-Kade ayıydı; Cibril-i Emin de gelmiş, "Hiir­metli ay, hiirmetli aya bedeldir ve hürmetler karşzlzklzdzr."293 me­alindeki ayeti getirmişti. Geçen yıl yapılamayan umrenin, artık ger­çekleşme vaktinin geldiğini hatırlatıyordu.w- Efendiler Efendisi de, bir yıl önce anlaşıldığı gibi ashabına umre için hazırlanmalan emri­ni verdi; bu süre içinde şehit olanların veya kendi eceliyle ölenlerin dışında Hudeybiye'de bulunanlardan hiç kimsenin geri kalmaması gerektiğini ilan ediyordu.

292 Bu nöbet sırasında Abbiid İbn Bişr'e ardı ardına ok isabet edecek, ancak o, na­mazında okuduğu Kehf suresinden aldığı hazzı zedelememek için yanındaki arkadaşı Hz. Ammar'a bunu haber vermeyecekti. Bkz. Vakıdi, Megazi, 1/396; Sa­lihi, Sübillü'l-Hüdii ve'r-Reşad, 5/180

294 Bu umreye, 'Kaza Umresi' denildiği gibi bir önceki teşebbüste anlaşmaya vesi­le olduğu için 'Kazıyye', yapılamayan önceki umreye bedelolduğu için 'Kısas' ve anlaşmaya vesile olduğu için de 'Sulh' umresi de denilebilmektedir. Bkz. Siilihi, Siibülıi'l-Hiida ve'r-Reşad, 5/196
Bu arada umre için hali vakti yerinde olmayan insanlar da yola çıkmak istiyorlardı; ne üzerlerine binebilecekleri bir binekleri ne de gidip gelinceye kadar kendilerine yetebilecek yiyecekleri vardı:

- Ya Resülullah, diyorlardı. Allah'a yemin olsun ki, bizim eli­mizde yol azığımız hiç olmadığı gibi bizim elimizden tutup da bize yardım edecek birileri de yok!

Gönülden talepte bulunuyorlardı ama gerçekten de imkanla­rı yoktu; aralarında, bilhassa Medine dışından buraya gelip hicret etmiş insanlar vardı! Öyleyse bu insanların da elinden tutulmalı ve birlikte yola çıkabilmek için gerekli olan yardım yapılmalıydı.

Bunun için Fahr-i Kainat Efendimiz, ashabım infaka teşvik etti; Allah için verene, Allah'ın da bol miktarda vereceğinden şüphe yoktu. Böylelikle fani olan dünya malının, ahiret adına ebedi bir ser­vete dönüşme fırsatı elde edilebiliyordu:

- Tasaddukta bulunun ve sakın elinizi çekmeyin; yoksa helak olursunuz, diyordu. Ancak bu sıkıntı, sadece belli insanlarda değil, ashab-ı kiramın genelinde vardı ve:

- Ya Resülullah, dediler. Elimizde hiçbir şey yokken ne infak edebiliriz ki!

- Bir hurmanın yarısı bile olsa elinizde olanlardan, buyurdu Allah Resülii (sallallahu aleyhi ve sellern). Zaten, Cibril-i Emin'in getir­diği, "Allah yolunda infakta bulunun ve sakın ola ki kendi eliniz­le kendinizi tehlikeye atmayın"295 mealindeki ayet de bunu anlatı­yordu. Demek ki esas tehlike, insanın er meydanlarında cepheden cepheye koşması değil, muhtaçları görüp de onlara infakta bulun­mamak suretiyle kendi kendisini helak etmesiydi! Mesele şimdi an­laşılmıştı; vermek için illa da zengin olmayı beklemek gerekmiyordu ve ashab-ı güzin hazretleri, bulabildiği kadarıyla elindeki imkanları ortaya döküyor ve Beytullah'a yolcu olan kardeşlerine destek olma­ya çalışıyordu.

Derken Medine'den Kabe'ye, kadınlarla çocuklar hariç iki bin kişilik bir yolculuk başlıyordu. Efendimiz (sallallalıu aleyhi ve sellem) Me­dine' de yerine, Ebii Ruhm ei-Gıfôri'yı bırakmıştı.s?" Bir yıl önce gö-
rülen riiya ve geri dönüşte inen ayetlerde anlatılan müjde tahakkuk etmek üzereydi; emniyet ve güven içinde Kabe'ye gidecek ve asırlar­dan beri ilk defa burada ibadetin nasıl yapılması gerektiğini bütün aleme göstereceklerdi! Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellern), Mescid-i Nebevi'nin kapısında ihrama girdi ve telbiye getirmeye başladı; O'nu duyan herkes, aynı telbiyeyi söylemeye başlamıştı. Medine:

- Lebbeyk Allahümme lebbeyk; lebbeyke la şerike leke lebbeyk.

İnne'l-hamde ve'n-Ni'mete leke ve'l-mülke la şerike lek, ifadeleriyle sarsılıyordu.

Yanlarına, kurbanlık olarak atmış deve almışlardı. Allah Resülü (sallallahu aleyhi ve sellem) kendi kurbanını bizzat hazırlamış ve boynu­na nişan olarak bir işaret koymuştu. Kurbanlıklarının başına yine Nôciue İbn Cündeb'i tayin etmiş ve yanına kattığı beş kişiyle birlikte onları, yeşilliklerde otlatarak sağ salim Mekke'ye ulaştırmakla gö­revlendirmişti.

Her ne kadar bu yolculukta esas maksat, Allah'a kulluk vazifesi­ni ifa ise de Allah Resülü, tedbiri elden bırakmıyor ve yanına silah­larını da almak istiyordu. Hatta ashab arasından Muhammed İbn Mesleme başkanlığında yüz kişilik bir grubu seçmiş ve bunları atlı birlikler olarak önceden göndermişti! Kılıç, kalkan, miğfer ve mız­rak gibi silahların başına da Beşir İbn Sa'd'ı görevlendirmiş ve onları da Muhammed İbn Meslemelerle birlikte göndermişti. Gelişmeleri ashab da dikkatle takip ediyordu; Bir anlam verememişlerdi ve:

- Ya Resülullah, diyorlardı. Bizler Mekke'ye girerken onlar, ya­nımızda sadece yolcu kılıcı olması ve bunun da kınında bulunma­sını şart koştukları halde Seni bu kadar silah almaya sevk eden de nedir?

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu soruya:

- Biz, onlarla Harem' e girecek değiliz; ancak onların, bize yakın bir yerde durmasında fayda var! Şayet onlardan, olur da bize karşı bir saldırı söz konusu olursa, bunlar elimizin altında olur, diyerek cevap verdi. Anlaşılan, Kureyş'in sözünde durup durmayacağından hala emin değildi; belki de ashabına, her halilkarda tedbire riayet etmenin lüzumunu anlatmak istiyordu.

Zü'l-Huleyfe'de ayrılıp da önden giden Muhammed İbn Mes­leme ve arkadaşları Merrü'z-Zahran denilen yere geldiklerinde Ku-
reyş'ten bir grup insanla karşılaştılar; endişelenmişlerdi ve onlara, bu hareketliliğin sebebini soruyorlardı. Muhammed İbn Mesleme ve arkadaşları onlara, Resülullah'ın da arkadan gelmekte olduğu­nun haberini verdiler. Hele Beşir İbn Sa'd ve beraberindeki silahla­ra muttali olduklarında yürekleri ağızlarına gelmiş ve yüzlerinde de renk kalmamıştı! Koşarak Mekke'ye geldiler ve durumdan ileri ge­lenleri haberdar ettiler. Kureyş'i büyük bir telaş almıştı:

- Nasılolur, diyorlardı. Bizler, sözleşmeyi ihlal eden yanlış bir şey yapmadık; anlaşmamıza da sözleşmemize de bağlıyız! Öyleyse Muhammed ve arkadaşları, ellerinde silahlarıyla birlikte bizim üs­tümüze niye geliyor ki!

Durumu daha yakından takip etmek ve gelişmelere muttali ola­bilmek için de, Mikrez İbn Hafs başkanlığında bir heyet tertip edip Ye'cec denilen yere gönderdiler. Bu sırada Kainatın İftiharı da bura­ya gelmiş bulunuyordu.

- Vallahi de ya Muhammed, diyorlardı. Senin, ne küçükken ne de daha sonraları insanlara gadrettiğin görülmemiştir; şimdi ise bu silahlarla birlikte kavminin üzerine Harem'e girmek istiyorsun! Hal­buki Sen, kavminle yaptığın anlaşmada sadece yolcu kılıçları ve on­ların da kınlarında olması şartını kabul etmiştin!'

Rahatlatan cevap Allah Resülü'nden geliyordu:

- Ben onların üzerine silahlarla birlikte girmeyeceğim ki! Mikrez ve arkadaşları rahat bir nefes aldılar; rahatlamışlardı!

Efendimiz'e dönerek:

- Zaten Sana yakışan da budur; zira Sen, hep iyilik ve vefa ile tanındın, dediler ve doğruca Mekke'nin yolunu tuttular. Şöyle di­yorlardı:

- Şüphe yok ki Muhammed, sizinle yapmış olduğu anlaşmaya sadık ve buraya da silahlı olarak girmeyecek!

Bu arada Kureyş, ashabın zayıflıktan yürüyemeyecek kadar güç­süzleştiklerinin dedikodusunu yapmaya başlamış ve bu ifadeler as­habın kulağına da gelmişti. Medine hummasından kol ve kanatları­nın kırıldığını ileri sürüyor ve onları küçümsüyorlardı! Bunu duyan ashab-ı kiram hazretleri, Resülullah'ın huzuruna gelip şunları söy­leyeceklerdi:

- Şu develerimizi kesip etlerinden yiyip çorbalarından içsek de yarın onların yanına giderken daha zinde ve daha güçlü olsak!
Ancak bu, Allah Resülii tarafından makul görülmeyecekti.

Önce:.

- Sakın böyle yapmayın, dedi ve ardından da:

- Biz, elinizde bulunan azıklarınızın tamamını Bana getirin,

diyerek onlara yeni bir kapı daha aralanacağının müjdesini vermiş oldu.

Herkes, elinde avucunda ne varsa alıp huzura getiriyordu; orta­ya bir sergi sermişler ve getirilen her şey bu serginin üzerine dökül­müştü. Çok geçmeden ortada büyükçe bir tepecik meydana geliver­mişti! Sayıları iki binin üstündeki bu insanlar gelip buradan karnını doyurup geri gidiyordu ama ortadaki tepecik hala olduğu gibi duru­yordu. Demek ki, yeni bir ikrama daha mazhar oluyorlardı. Artık her biri, develerini de kesme ihtiyacı hissetmeden doya doya bu ikram­dan istifade etmiş ve azıklarını da doldurarak geri çekilmişti.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kaza umresi
« Posted on: 26 Mayıs 2020, 13:20:46 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kaza umresi rüya tabiri,Kaza umresi mekke canlı, Kaza umresi kabe canlı yayın, Kaza umresi Üç boyutlu kuran oku Kaza umresi kuran ı kerim, Kaza umresi peygamber kıssaları,Kaza umresi ilitam ders soruları, Kaza umresiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &