> Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Düşünce > O olmadan asla
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: O olmadan asla  (Okunma Sayısı 975 defa)
21 Temmuz 2012, 19:21:34
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 21 Temmuz 2012, 19:21:34 »



[Fütûhât-ı Medeniyye Yolculuğu] O olmadan asla!
Yusuf Kaplan • 77. Sayı / DÜŞÜNCE


Müslümanların İslam’la ilişkilerinin problemli olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. İslam tarihi boyunca Müslümanların İslam’la ilişkilerinin bu kadar problemli olduğu başka bir zaman diliminin söz konusu olmadığını biliyoruz. O yüzden yaklaşık iki asırdır içinden geçmekte olduğumuz zaman dilimini fetret dönemi olarak adlandırabileceğimizi söyleyebiliriz rahatlıkla.

Müslümanların İslam’la ilişkilerinin problemli olmasının nedeninin, içinde yaşadığımız çağ’la, hayatımızı da doğrudan ve dolaylı şekillerde yönlendiren, belirleyen bu çağın temellerini, temel dinamiklerini, varoluş serüvenini tam olarak kavrayamayışımızla irtibatlı olduğunu kavrayabildiğimizi de söyleyebilecek durumda değiliz, ne yazık ki.

Bu çağı bütün yönleriyle ve boyutlarıyla kavrayamadığımız sürece, hem bizim İslam’la ilişkilerimizi nasıl problemli hâle getirdiğini, hem de İslam’la ilişkilerimizi sarsılmaz, muhkem bir şekilde hal yoluna koyamayacağımızı da henüz tam olarak idrak edebilmekten uzağız.

Burada içinde yaşadığımız çağın insanlık tarihinin başka çağlarından, dönemlerinden, zaman dilimlerinden ayrılan başka özellikleri de var ve maalesef bu özelliklerin neler olduğunu da tam anlamıyla kavrayamadık.

Metafizik felâketi görebilmek
Bu çağın diğer çağlarından ayrılan en temel özelliği, ona yalnızca tek bir uygarlığın, yani Batı uygarlığının hâkim olmasıdır. Bu durum, insanlığın hakikate, eşyaya ve tabii Yaratıcı’ya ilişkin temel algılama, düşünme ve varolma biçimlerini Batı uygarlığının seküler görünümler arzeden zeitgeist’ının / zamanın ruhu idraki’nin belirlemesine yol açıyor.

Gerçekten de, bir uygarlık, insanlık tarihinde ilk defa kendisi dışındaki bütün medeniyetleri etkisiz veya “ölü” hale getirmiş, bütün insanlığın hakikat ve varoluş yürüyüşünü doğrudan ve dolaylı yollarla devre dışı kılmış durumdadır. Bu, tarihte, daha önceki dönemlerde yaşanmamış bir durumdur ve yalnızca Müslümanların değil, Batı dışındaki bütün medeniyetlerin, kültürlerin ve dinlerin temellerinin sarsılmasına yol açacak kadar insanlığı, insanlık tarihinde ilk kez, köklü bir metafizik felâketin eşiğine sürüklemiştir.

Dalga-kırabilmek ve dalga-kurabilmek için
Batı dışındaki bütün dinlerin ya da medeniyetlerin karşı karşıya kaldığı iki temel varoluşsal sorun var: Birincisi, seküler Batı uygarlığının tahrifkâr ve tahripkâr saldırısını nasıl püskürtebilecekleri meselesi üzerinde, ikincisi de, yeniden tarihe girerek tarihin akışını yönlendirebilmek için kendi temel dinamikleriyle nasıl imaginatif ilişkiler kurabilecekleri meselesi üzerinde kafa patlatmak.

Birinci çaba, dalga-kırma; ikinci çaba ise dalga-kurma çabasıdır. Eğer şu an görünüşte içinde yaşadığımızı sandığımız ama gerçekte Batı uygarlığının seküler zeitgeist’ının istisnasız her alanda algılama, düşünme, duyma ve varoluş biçimlerinin saldırısına maruz kaldığımız gerçeğini bütün görünür-görünmez yönleriyle göremezsek, kavrayamazsak ve bu taarruzu nasıl aşabileceğimiz meselesi üzerinde doğru şekillerde kafa yoramazsak, bizim kendi hayat-dünyamızı gerçekleştiremeyeceğimizi, kendi temel kaynaklarımızla sahih ve sahici ilişkiler kuramayacağımızı idrak etmek zorunda kalırız.

Başka bir ifadeyle, bütün insanlığın, tek bir uygarlığın her cepheden gerçekleştirdiği hissî, ruhî ve zihnî saldırılarına maruz kaldığı bir zaman diliminde, eğer önce bu taarruzun mahiyetini, özelliklerini tanıma çabası gösteremezsek ve ardından da bu taarruzu nasıl püskürtebileceğimiz meselesi üzerinde gerekli zihnî, fiilî ve ruhî çabayı ortaya koyamazsak, kendi temel kaynaklarımıza gitme konusunda başarılı olamayacağımızı özenle, dikkatle ve de özellikle hatırlatmak isterim.

Şunu demek istiyorum: Burada, daha önce de, farklı bir bağlamda dikkat çektiğim gibi, eğer bizi taarruzlarına maruz bırakan ve algılama, duyma, düşünme ve varolma biçimlerimizi sakatlayan çağı, çağın temel çağrısını (imkânlarıyla ve zaaflarıyla) kavrayamazsak, her şeyimizi belirleyen bu çağın bizi içine fırlattığı ağlardan ve bağlardan nasıl kurtulabileceğimizi de bilemeyiz. Yani çağla tanışmadan, çağla hesaplaşmadan, çağın ağlarından ve bağlarından nasıl kurtulabileceğimiz konusunda zorunlu zihnî çabayı göstermeden, hem İslam’ın bize ve dünyaya ne söylediğini, hem de çağın bizi mahkûm ettiği “demir kafes”ten nasıl çıkabileceğimizi idrak edemeyiz.

Çağı tanımanın da, çağın ağlarından ve bağlarından kurtulabilmenin de, bu çağa esaslı bir şeyler söyleyebilmenin de yegâne yolu Efendimiz’i (s.a.v) bütün yönleriyle tanıyabilmekten geçiyor. Kavramakta zorlandığımız sorunlardan biri de, Efendimiz’i (s.a.v) bütün yönleriyle tanıyabilme çabası, yalnızca Müslümanların karşı karşıya kaldıkları varoluş ve hakikat bunalımını aşmalarında değil, bütün insanlığın varoluş ve hakikat bunalımını aşmalarında da aynı şekilde belirleyici, yol gösterici ve önaçıcı bir çabadır.

Bendeniz şahsen Batılıların, bu yakıcı gerçeği kavradıkları için, bütün dikkatlerini esas itibariyle Efendimiz’in (s.a.v) hem bizim, hem de bütün insanlığın zihin, ruh ve hayat dünyasından uzaklaştırma meselesi üzerinde yoğunlaştıklarını gözlemliyorum.

Protestanlaşma tehlikesi: Din’in bitirilişi
Geçtiğimiz ay, 22 Haziran günü, Protestanlığın kurucusu Martin Luther’in kiliseye (Katolik Kilisesi’ne) meydan okuduğu Almanya’daki Wittenberg Kilisesi’ne gittim. Kilisenin giriş kapısına Luther’in şu sözünü asmışlar: “Artık bundan böyle, ben İncil’le doğrudan irtibat kurabilecek durumdayım.”

Luther’in bu sözü, kilisenin Hıristiyanlığın tarihinde yaptığı ve büyük bir yıkımla sonuçlanan tahribatın nerede gizli olduğunu çok özlü ve enfes bir şekilde özetliyor. Hıristiyanlığın tarihi, peygamberin olmadığı bir tarihtir. Hz. İsa tanrılaştırıldığı için ve Hz. İsa’nın bu dünyadan “göç”ünden sonra Hıristiyanların önünde onlara Allah’ın kelamını anlatacak ve hayat haline getirecek bir peygamber olmadığı / kalmadığı için, Hıristiyanlar, zamanla bir ruhban sınıfı icat ettiler. Kutsallık atfettikleri ve İsa-Mesih’in tecessüm ve tebeddün ettiğini söyledikleri kiliseyi tanrılaştırdıkları için, Hıristiyanlık, ruhban sınıfının keyfî yorumlarıyla tarumar edildi.

Luther, Osmanlı üzerinden İslam’la ve İslam medeniyetiyle doğrudan irtibat kuran kilisenin bu tahrifkâr ve tahripkâr yönelimine dur demek için, bu kez Hıristiyanlığı bitirecek, paçavraya çevirecek bir başka tehlikeli yönelimin tohumlarını ekmiş, temellerini atmıştı. Önceden, ruhban sınıfı, Allah’ın kelamının ne anlama geldiğini açıklayan yegâne otorite olarak kabul edilmişti. Luther’den, dolayısıyla Protestanlık’tan sonra ise, bu kez, bütün Hıristiyan müminler, Allah’ın kelamını anlama ve açıklama konusunda yegâne otorite olarak kabul edildiler.

İşte Luther, Katolik Kilisesi’ne baş kaldırdığı Wittenberg Kilisesi’nin girişinde yer alan yukarıda alıntıladığım sözüyle, bütün insanların kitabı doğrudan anlayabilecekleri gibi bir başka sapmanın önünü sonuna kadar açtı. Bunun sonucunda da hem herkes İncil’i kafasına göre anlamaya çalıştı, hem de Hıristiyanlık ve İncili, anlamını ve konumunu bütünüyle yitirmek gibi bir felaketin eşiğine sürüklendi.

Hıristiyanlığın paçavraya çevrilmesinin ve sonuçta da hayattan çekilmesinin birincil nedeni, Hıristiyanlık’ta bir peygamberin olmamasıdır. Yüce Kitabımız’da bu gerçeğe Hadid Sûresi’nin 26. ayetinde özenle dikkat çekilir ve Hıristiyanların, önce insanın fıtratına müdahale etmelerinin, ardından da bir ruhban sınıfı oluşturmalarının Hıristiyanlığın sonunu hazırladığı hatırlatılır bize.

Burada unutmamamız gereken gerçek şu: Kitabımızda Hıristiyanlık ve diğer dinler, inanışlar, mitolojiler üzerinden yapılan hatırlatmalar, Müslümanlar için de özenle dikkat kesilinmesi gereken uyarılardır aynı zamanda.

Hz. Peygamber’in (s.a.v) “Burhan” olarak yön belirleyici konumu
İşte bu nedenledir ki, Kur’ân-ı Kerîm’de, hem Hz. Peygamber’in (s.a.v) konumu, hem de özellikleri çok sayıda ayette dikkat çekici ve çarpıcı bir dille hatırlatılmıştır.

Bendeniz, âcizâne, Efendimiz’in konumunu ve sünnet-i seniyyede özetlenen özelliklerini eksene aldığımız zaman, İslam’ın yeniden hayatımız hâline getirilebilmesi ve bütün insanlığa yeniden hayat sunabilmesi meselesi olarak gördüğüm medeniyet tasavvuru ve fütûhât-ı medeniyye konusunda hem zihnî bir berraklığa kavuşabileceğimizi, hem de somut adımlar atmaya başlayabileceğimizi düşünüyorum.

Kitabımızda, Efendimiz’in (s.a.v) konumu, Nisa Sûresi’nin 174. ayetinde şöyle anlatılır bize: “Ey insanlar! Şüphesiz ki size Rabbinizden kesin bir delil (burhan) geldi ve size apaçık bir nûr indirdik.”

Bu ayet-i kerîmede üç noktaya özellikle dikkatlerinizi yoğunlaştırmanızı istirham ediyorum: Birinci nokta şu: Ayette geçen “burhan” nitelemesiyle Efendimiz’in, (s.a.v) “apaçık nûr” nitelemesiyle de Kur’ân-ı Kerim’in kastedildiği konusunda bütün müfessirler hemfikirdir.

İkinci nokta da şu: Ayetin muhatabı bütün insanlardır; bu “insanlar”ın içinde elbette ki, Müslümanlar da yer almaktadır.

Üçüncü nokta ise şu: Efendimiz’in, ayette, Kur’an’dan önce zikredilmiş olmasıdır ki bu nokta, hayati önemi haiz bir noktadır. Özellikle de İslam’la ilişkimizin sakatlandığı, kıblemizi ve istikametimizi yitirmeye ramak kaldığımız zaman dilimlerinde Müslümanlar’ın önüne harikulade koridorlar açan bir işlev görmektedir.

Dünyaya söylenecek söz ve “biz”
Burada altını çizmemiz gereken hayatî mesele şu: Bugün, dünya üzerinde tek başlarına hakimiyet kurduğunu söylediğimiz Batılılar da dahil olmak üzere, bütün diğer dinler, medeniyetler ve düşünce sistemleri de hakikatle ilişkileri bakımından...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.039


View Profile
Re: O olmadan asla
« Posted on: 29 Ekim 2020, 07:26:33 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: O olmadan asla rüya tabiri,O olmadan asla mekke canlı, O olmadan asla kabe canlı yayın, O olmadan asla Üç boyutlu kuran oku O olmadan asla kuran ı kerim, O olmadan asla peygamber kıssaları,O olmadan asla ilitam ders soruları, O olmadan aslaönlisans arapça,
Logged
10 Ocak 2014, 15:27:40
Kader 7/C

Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.088



« Yanıtla #1 : 10 Ocak 2014, 15:27:40 »

Çevreye anlat formasyon derdini herkes soruyor.15 20 kontejanlarla sadece adam avutuyorlar batsın böyle sistem.:)Ya birileri bana edebiyat mezunu birinin öğretmenlik dışında ne iş yapacağını anlatsın daha ne açıyorsunuz bu bölümleri:)
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Dünya güzel olsaydı,doğarken ağlamazdık...

Yaşarken temiz olsaydık,ölünce yıkanmazdık.
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &