> Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Dosya Yazıları > Suriye dersleri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Suriye dersleri  (Okunma Sayısı 1316 defa)
01 Ekim 2012, 15:00:28
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 01 Ekim 2012, 15:00:28 »



Suriye dersleri: Aşil topuğunu gören Türkiye
Mehmet Akif OKUR • 91. Sayı / DOSYA YAZILARI


“Son Dakika”lara doymayan bir medya anaforunun ortasındayız. Kulaklarımız, sınırlarımızın içinden ya da dışından en yeni, en taze ölümleri evlerimize taşıma yarışındaki haber kanallarında. Nefeslerimizi tutmuş, her gün bir yenisinin adını duyduğumuz çatışma bölgelerini zihinlerimizdeki haritalara yerleştirmeye, olaylar arasında bağlantılar kurmaya çalışıyoruz. Ancak sağanak halinde üzerimize yağan analizler işimizi pek de kolaylaştırmıyor. Belirli kanaat eksenleri etrafında kümelenerek benzer şeyleri tekrarlayan yorumcuların büyük bölümüne iyi gözle bakmıyoruz. Yönlendirilmek değil, anlamak istiyoruz. İçimizi kemiren tedirginlik, şu temel sorularla gün yüzüne çıkıyor; Suriye’de ve çevremizdeki diğer coğrafyalarda neler oluyor? Yaşadığımız çalkantılı süreçte Türk dış politikasının izlediği rota doğru mu?

Olayların dinamik akışına paralel olarak bu sorulara verilen cevaplar da geniş bir yelpazeye yayılıyor. Esed rejiminin iktidarını hâlâ koruması, Türkiye sınırındaki bazı yerleşim bölgelerinde denetimi ele geçiren PKK’nın saldırılarını hızla arttırması, İran-Irak-Suriye ekseniyle ilişkilerin gittikçe gerilmesi… Sıcak polemikleri, daha da uzatılabilecek bu sorunlar listesi tetikledi. Bir tarafta, saydığımız aktüel gelişmelerden yola çıkıp Türk dış politikasının ilkesel yönelişlerini eleştirenler var. Onların karşısında da dış politikamızı şekillendiren vizyonun güçlü yanlarını vurgulayarak mevcut problemleri geçici ve önemsiz bulanlar yer alıyor. Takipçisi en bol tartışmalar ise şüphesiz siyaset kulvarında yapılanlar.

[/b]Ana muhalefetin dış politika kaygıları
CHP liderinin yer yer yüz kızartıcı, saldırgan bir üslupla yürütmeye çalıştığı muhalefetin eksenini pratikteki başarısızlıklardan hareketle dış politika ilkelerinin sorgulanması oluşturuyor. Bu tavrı tahlile, hayli kişiselleştirilmiş hırçın bir dilin tercih edilme sebeplerinden başlamak gerekiyor. Eleştirilerin odağındaki isim, Ahmet Davutoğlu, parlak akademik kariyerinin ardından Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturmuş bir politikacı. Kendisini siyasete taşıyan saygınlığının kaynağı yalnızca çalışmaları değil. Yetişmelerine katkıda bulunarak devlet bürokrasisi ve üniversiteye taşıdığı çok sayıda öğrencisi var. Nitekim, Dışişleri bürokrasisinin beslenegeldiği dar çevreyi aşarak insan kaynağı havuzunu genişletmesinde Davutoğlu’nun bu niteliği önemli bir rol oynadı. Eski Dışişleri, sivil bürokrasinin kendisini CHP ile en yoğun biçimde özdeşleştirdiği bakanlık olarak bilinirdi. Kılıçdaroğlu’nu dinlerken bu dönüşümü hatırda tutmak lazım.

CHP’nin dış politikaya ilkesel düzeydeki temel itiraz gerekçesini ise Enver Paşa benzetmesi özetliyor. Ancak mefkurecilik, maceracılık olarak yaftalanırken parti kimliğinin bileşenlerindeki önemli paradokslardan biri de açığa çıkıyor. CHP’de de temsil edilen ulusalcılık, retorik/politik düzeyde Batı karşıtlığını kullanmasına rağmen varoluşunu Batılı hayat tarzının kültürel yeniden üretimine dayandırıyor. Ulusalcı muhayyile bu gerilimi reel Batı/ütopik Batı tasnifiyle aşmaya çalışıyor. CHP örneğinde ise Batı’yı kültürel varoluşun son tahlildeki garantörü kabul eden refleks gayet güçlü. Garantinin işlemesi için reel Batı’yla yaşanan kriz ve çatışmaların radikal bir kopmaya yol açmaması, Türkiye’nin Batı sistemiyle bağlarını koruması gerekiyor. Bu pencereden bakıldığında, özellikle Ortadoğu ve Türkistan coğrafyalarında Türkiye’ye kültürel yansımaları/mesajları olabilecek her dış politika açılımı kaygı doğuruyor. Retorik düzeyde aksi söylense bile, söz konusu bölgelerde inşa edilebilecek ittifaklar ağının Türkiye’ye Batı’yla varoluş kaygısı gütmeksizin pratik ilişkiler kurabileceği zemini sağlama potansiyelinden ürkülüyor. CHP’nin Suriye ile bağlantılı sıkıntıları gerekçe göstererek, Batı sistemi içinde statik bir dış politika anlayışına geri dönüşü niçin savunduğu sorusu bu arka plan göz ardı edilerek cevaplanamaz.

Tartışmanın diğer kutbunda ise iktidarın uluslararası ilişkiler vizyonuna ya da pratiklerine yönelik her türlü sorgulamayı kökten reddeden savunmacı tavır yer alıyor. Pratik sorunlardan kaynaklanan eleştiriler aynı düzlemde ele alınmıyor. Daha çok, yaygın kabule mazhar genel ilkeler vurgulanıyor, tarihe, kültüre ve medeniyet değerlerine referans yapılıyor. Örneğin, düşürülen F4 uçağımızla ilgili değişik devlet makamlarının çok sayıda ve çelişkili açıklamalarından şikâyet etmeniz sizi, Esed’in insanlığa karşı işlediği suçlara, yahut tarihî akışın doğru tarafında yer almamız gerektiğine dair uzun bir nutka muhatap hale getirebiliyor. İlk bakışta işe yarıyor gibi gözüken bu tavrın, orta vadede hataları örtmek için seferber edilen ilkeleri aşındırması sürpriz olmayacak.

Tarihin akış yönü ve hızına dair gerçekçi bir kavrayış
Bazı parametrelerine dokunmaya çalıştığımız bu tartışma çerçevesi, Suriye krizinin aynasından Türk dış politikasına bakacakların makul değerlendirmeler yapmak istiyorlarsa kendilerine her iki pozisyonun dışında bir yer seçmeleri gerektiğini gösteriyor. Gelişmeleri tahlil edeceğimiz noktanın tespitinden sonraki ilk meselemiz ise tarihin akış yönü ve hızına dair gerçekçi bir kavrayışa erişmek olmalı. Bize bu yolda kılavuzluk edebilecek tüm parametreler, bölgemizin ve dünyanın Braudelci bir uzun vadeyi sonlandırıp, diğerine geçmeye hazırlandığına işaret ediyor. Belli başlı güçlerin tamamı, tarihin sadağından yüzyılda bir çekilen kader okunun yaydan fırladığını biliyorlar.

Farklı kanallardan, ancak birbirlerine paralel biçimde akan zaman ırmaklarının kesiştiği tarihsel bir ânı yaşıyoruz. Bunlardan ilki, dünya sistemi içinde kuvvet ve zenginliği geçmişte emsaline rastlanmayan yoğunlukta Batı’da toplayan eğilimin istikrarlı biçimde tersine dönüşü. Batı dışı coğrafyalardan yeni güç merkezlerinin, millet-imparatorlukların yükselişlerinin habercisi olan bu hayatî değişim, bölgemizin en uzun yüzyılına şahitlik eden ikinci zaman ırmağını kesiyor. Ortadoğu’da son on yıla damgasını vuran gelişmeler, coğrafyamızın asırlık bir uzun vadeye yayılan kendi alt zamanıyla söz konusu küresel eğilimin buluştuğu bu noktada anlam kazanıyorlar.

Yeni bir siyasi mimarinin inşası ve Türkiye
Bahsettiğimiz katmanları üst üste yerleştirdiğimizde ise karşımıza, değişim enerjisi ve dinamiklerinin artık dizginlenemediği bölge ülkeleri, yeni statükonun şeklini belirleyebilmek için Ortadoğu’daki dalgalanmaya elde kalan tüm imkânlarıyla müdahil olan Batılı devletler ve bu iki grup arasında mekik dokuyarak herkesin kabul edebileceği yeni bir siyasi mimarinin inşasına katkıda bulunmaya çalışan Türkiye çıkıyor. Tüm işaretler, yeni Ortadoğu’nun bu farklı vizyonlar arasındaki denge noktası üzerinde kurulacağını gösteriyor. Sular durulduğunda karşımızda bulabileceğimiz üç muhtemel gelecek var. Eğer coğrafyamız, sürecin sonunda yeniden çevreleşecekse, aktörler değişirken Batı’yla mevcut bağımlılık ilişkilerinin daha rafine formlarda devam edeceği bir gelecek kapımızda bekliyor demektir. Balkanlaşma senaryosu gerçekleşirse bölge, farklı nüfuz küreleri arasında bölünerek çatışma alanına dönüşecek. En arzu edilir gelecek perspektifi ise, Ortadoğu toplumlarının ortaklaşa bir vizyon inşa edebilecekleri varsayımına dayanıyor. Kadim medeniyetimizin ölçülerini zamanın diline tercüme ederek yeniden tarihimizin öznesi olabileceğimizi düşünenlerin umutları, bu son ihtimale bağlı.

Ütopyanın hakikat olması ise değişime kılavuzluk yapacak; süreci, bozucu dış müdahalelerden koruyacak gücün/güçlerin şuurlu çabalarıyla mümkün. Çünkü şahit olduğumuz şey, yüz milyonların, yüz yıllık yapılardan göç edişi. Katedilmesi gereken uzun mesafe tuzaklarla dolu. Kervanın cesameti ve tehlikeler ortada iken Türkiye zorlu yolculuğa kısmen nezaret etmek için gönüllü oldu. Ülkemizin, kontrol edilemeyecek kadar fazla değişken tarafından yönlendirilen krizlere, kendisini istisnâî kılan niteliklerle uyumsuz biçimde çekilme ihtimali, soyunulan misyonu riskli kılıyordu. Nitekim korktuklarımız, Suriye’de kapımıza dayandı...

Gelecek adına geçmişi eleştirel gözle tahlil
Suriye krizinde Türkiye, vizyoner ilkelere dayalı kararlı bir duruş ve diplomatik aktivizmin dış politikada sonuç almak bakımından tek başına yeterli olmadığı gerçeğiyle yüzleşti. Geleceğe sağlam adımlarla ilerlemek istiyorsak, bulunduğumuz noktadan geriye doğru tüm süreci eleştirel bir gözle tahlil etmemiz gerekiyor.

Küresel sistemin dinamikleriyle başlayalım. Yukarıda işaret ettiğimiz büyük dönüşümün Suriye krizini nasıl etkileyeceği sorusu, planlamalar yapılırken yeterince sorulmuş muydu? Krizin ilk aşamalarındaki beyanatlara bakıldığında Libya benzeri bir sürecin yaşanmasının öngörüldüğünü düşünmek mümkün. Olaylar belirli bir kıvama geldiğinde Batı müdahale etmek isteyecek, Türkiye buna karşı çıkarken müdahale ihtimalinin oluşturduğu ortamı da Esed’i göndermek için kullanacaktı. Bu “arada” pozisyon ile hem sonuca ulaşmak için gerekli askerî baskı maliyetsiz yaratılacak, hem de Türkiye bölgesel perspektifini yitirmemiş olacaktı.

Ancak beklentiler gerçekleşmedi. Batı dışı dünyanın yükselişini fark eden Amerika, Irak’tan çekilerek Asya-Pasifik’i merkezine alan bir güvenlik mimarisini hayata geçireceğini tam da krizin başlarında ilan etti. Yeni dönemde Washington, Ortadoğu’daki çatışmalara çok büyük ulusal çıkarları söz konusu değilse müdahil olmayacaktı. Bu strateji değişimine Amerikan Başkanlık seçimlerinin takvimi de eklenince, Esed’i yerinden oynatacak kaldıraç işletilemedi. Üstüne üstlük dünya düzenindeki değişim Esed’in güçlenen müttefiklerini sahneye çıkardı. Rusya, Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez Ortadoğu’da Batı’yla karşı karşıya gelmeyi gö...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Suriye dersleri
« Posted on: 25 Eylül 2022, 00:44:27 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Suriye dersleri rüya tabiri,Suriye dersleri mekke canlı, Suriye dersleri kabe canlı yayın, Suriye dersleri Üç boyutlu kuran oku Suriye dersleri kuran ı kerim, Suriye dersleri peygamber kıssaları,Suriye dersleri ilitam ders soruları, Suriye dersleriönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &