> Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Dosya Yazıları > Norveç olayı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Norveç olayı  (Okunma Sayısı 890 defa)
25 Temmuz 2012, 14:08:30
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 25 Temmuz 2012, 14:08:30 »



Norveç olayı ve Avrupa’nın İslâm ve Müslümanlarla sınavı
Özcan HIDIR • 79. Sayı / DOSYA YAZILARI


Son olarak Norveç’te yaşanan trajik olayın da gösterdiği üzere, Avrupa, Müslümanlarla zorlu bir sınavdan geçiyor. Son yıllarda özelde Avrupa’da genelde de bütün Batı ülkelerinde bunu doğrulayan birtakım gelişmeler gözlemleniyor. Üstelik nereden ve nasıl baktığınıza bağlı olarak da bu sınavın nasıl sonuçlanacağına dair bir kanaate sahip olabilmek mümkün olabiliyor. Zira bir yandan 1950 sonrasındaki işçi göçü ile Batı Avrupa ülkelerine gelen Müslümanların modern dönemde sosyo-kültürel hayatta iyice belirginleşmeye başlayan varlığı ve dinlerini yaşama tezâhürleri, Avrupalıların, modernizm ile ters yüz ettikleri kendi dindarlıklarını ve teolojilerini Müslümanlar üzerinden sorgulamalarını beraberinde getirirken, diğer taraftan da bu “Avrupalılık kimliği ve ruhu”nda çeşitli travma ve korkulara yol açıyor. Üstelik bu korku ve travma hemen her gün azalacağına daha da derinleşiyor. Mesela Ramazan’ın o kutlu iklimini soluduğumuz ve adım adım bayrama eriştiğimiz günlerde, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde daha bir öne çıkan camiler, namaz, oruç ve yardımlaşma gibi İslamî ibadetler, Müslümanlar bakımından “İslam’ın güleryüzü”nü temsil ediyor. Ancak Hıristiyan kültürüne sahip Batı Avrupa için bu, bir yandan sözünü ettiğimiz travmayı arttırırken diğer yandan da litürgie/ibadet anlamında içi boşaltılmış haldeki haftada bir günlük kilise ayininin sorgulanmasını beraberinde getiriyor.

Böylece toplumda tezahürleri olan bu ibadetleriyle ve yaşam tarzlarıyla Müslümanlar, aslında sekülerliğin alabildiğine öne çıktığı Batı toplumlarındaki günlük yaşantılarında son derece aktif ve dinamik bir inancı yaşıyorlar. Paradoks gibi görülse de, toplumda tezahürleri olan ibadetleriyle Müslümanlar, azınlık olmalarına ve bütün İslamofobik-anti İslamist söz ve eylemlere rağmen Avrupa’da toplumdan uzaklaştırılmış olan “Tanrı”yı tekrar toplumsal mekânlarda görünür hale getiriyorlar. Üstelik bu durum gittikçe daha da belirginleşiyor. Yani Avrupa’da İslam ve Müslümanlar, günümüzde Yahudi-Hıristiyan ve hümanist kültüre sahip Avrupa’nın bilincini sorguluyor; ama aynı zamanda da Avrupa ve Batı’nın çağdaşı haline geliyor. Zira geçmişte olduğu gibi, artık Doğu ve Batı gibi keskin ayırımların anlamsızlaştığı bir başka gerçek de karşımızda duruyor. Eskiden Batı'ya doğru gittikçe Doğu'dan uzaklaşılır, şimdi Batı'ya doğru gittikçe Doğu ile karşılaştığımız dinamik, iç içe geçmiş global bir süreci yaşıyoruz. Bir anlamda Müslümanlar seccadelerini Batı'nın ve Avrupa'nın her yerine seriyor; adeta oraları seccade yapıyorlar. Tebuk Seferi'ne çıkmazdan evvel Efendimiz’den (s.a.v), "Yâ Rasulallah! Bana ezberleyeceğim bir şey tavsiye buyurunuz" diye sorması üzerine Abdullah b. Revâha’ya (r.a) Efendimiz’in (s.a.v), "Sen yarın Allah'a pek az secde edilen bir ülkeye varacaksın. Orada secdeleri (namazları) çoğalt" buyurması gibi, gayr-i Müslim ülkelerde secdelerini çoğaltıyor, oruçlarının manevi atmosferini yaşıyor, iftar sofralarını ve çadırlarını Avrupa'nın merkezlerinde kuruyor, Ramazan ve bayramların bütün nuraniyet ve ruhaniyeti ile alabildiğine yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyorlar. Yani “yaşlı kıta”nın geleceğine artık sadece Hıristiyanlar yön vermiyor. Kiliselerin üye sayısının son yıllarda ciddi oranlarda azalması, bazı kiliselerin kapılarını pazar günü haricinde -ki o da çoğu yaşlı kişilere- açamaması, bunun en önemli belirtisi olarak karşımıza çıkıyor. Avrupa'nın önemli şehirlerinde bugün pek çok tarihî kilise binasının müze ve kafelere dönüştürülmüş olması, biraz daha şanslı olanların ise Müslümanlar tarafından satın alınıp camiye çevrilmiş olması, bunu gösterse gerektir.

Bu itibarla şunu söyleyebiliriz ki, İslam ve Müslümanlar, ibadetleri, bayramları ve diğer değerleriyle, günümüzde alabildiğine bir Avrupa meselesi haline gelmiştir. Bir anlamda İslam ve Müslümanlar, geçmişte olduğu gibi artık Avrupa dışındaki "öteki" değil, Avrupa içindeki "öteki"dir. Üstelik Batı'daki kaybolmuş değerleri inşa edebilecek bir "öteki" oluyor.

Bütün bunların bir sonucu olarak da, özellikle 11 Eylül sonrasında sadece Amerika'da İslam’a girenlerin sayısının 550 bin olduğu söyleniyor. Fransa'da günde ortalama 3-4 kişinin İslam’a girdiği veya ilgi duyduğundan bahsediliyor. Almanya’da yaklaşık 150-200 bin civarında yerli Müslüman'ın varlığı konuşuluyor. Bütün bunlar, az önce de söylediğimiz gibi, “Avrupa Müslümanlaşıyor mu?” sorusunu beraberinde getiriyor ve buna paralel olarak da korku pompalanıp karalama kampanyaları açılıyor.

Bu ise içeride zaman zaman değerler çatışmasını tetikliyor. Minarelerin boyundan ezan sesine ve zaman zaman kamuya ait alanlarda kılınan namazlara kadar hararetli tartışmalar yapılıyor. Bazı yerlerde camilerin minaresiz yapılması isteniyor. Yani aslında Avrupa kamusal alanının en korkulu, heyecan verici konuları, son zamanlarda hep İslam ve Müslümanlar etrafında tartışılıyor. Dolayısıyla Avrupa ülkeleri İslam’ın varlığını kendi bünyelerinde birebir yaşıyor ve bir arada yaşama ve anlama sorunu ile yüzyüze gelmiş haldeler. Bir anlamda “öteki Avrupa” “eski Avrupa”yı dinî ve teolojik anlamda ateşliyor. Yani Müslümanlık ibadetleriyle ve sembolleriyle alabildiğine görünür hale gelmişken, aynı oranda bu görünürlük de tartışılıyor.

Tabiatıyla bu durum, bir yandan Müslümanların kendine güvenlerini artırırken, Avrupalılar cephesinde ise son 10-15 yılda kendi içindeki İslam’ın daha fazla farkına varmasına ve aynı zamanda çatışma noktalarını artırıcı da bir sonuca yol açıyor. Buna karşılık iki reaksiyon gelişiyor. Şöyle ki: aşırı sağ partiler buna doğrudan cephe alıcı söylem ve eylemlerle hareket ediyorlar. Norveç’teki olayın faili olan Anders Behring Breivik’in de ilham aldığını belirttiği Hollanda’daki Geert Wilders, Almanya’da Theo Sarrazin, Fransa’da Le Pen gibi aşırı sağ siyasetçileri buna örnek gösterebiliriz. Bir de Hıristiyan merkez sağ partiler içerisinde onların paralelinde düşünen ancak şu veya bu sebeple seslerini onlar kadar net çıkaramayanlar mevcut.

Burada biraz durup söz konusu “Hıristiyan Demokrat Merkez” partilerin politik çizgisinden söz etmek faydalı olacaktır. Zira bu politik çizginin ismi her ne kadar “Hıristiyan Demokrat Merkez” olsa da, İslam, Müslümanlar söz konusu olduğunda aslında daha ziyade “demokratlık” geri plana düşmekte ve “Hıristiyanlık”, Hıristiyanlığın yön verdiği perspektif ve değerler ile İslam ve İslamî sembollere düşmanlık tayin edici bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla İslam karşıtı refleksler-eğilimler alabildiğine öne çıkıyor. Ancak bu reflekslerin dillendirilmesinde doğrudan İslam ve Müslümanlar hedef alınmıyor, genelde “entegrasyon”, “uyum”, “göçmenlik”, “özgürlükler”, “Avrupa norm ve değerleri”, “çok kültürlülüğün tartışılması gerektiği” gibi kavram ve söylemlerin arkasına saklanılıyor. Çok kültürlülüğün bittiğine dair yakın zamanlarda Angela Merkel, Nikolas Sarkozy, David Cameron, Maxime Verhagen gibi siyasetçilerin söylemleri ve akabindeki tartışmalar da bununla alakalıdır. Dolayısıyla bu tür söylem ve politikalar aslında Müslümanlar dolayımında ve onlar ana hedef seçilerek şekilleniyor. Zira çok kültürlü toplum yapısı Avrupa’da daha ziyade Müslümanları ilgilendiren bir yapıydı. Yani onlar çok kültürlü toplum yapısının imkânlarından yararlanıyorlardı. Dolayısıyla Avrupalılar, kendi kültürümüze dönmemiz gerek derken, Müslümanların o toplumda tamamen asimile olmasını kastetmektedirler. “Çok kültürlülüğün imkânlarından yararlanma devriniz artık bitti demektir”, bunun anlamı.

Norveç olayı ve Müslümanlara bakışta paradigma değişikliği
Bütün bunlara rağmen Norveç’teki olayın, Müslümanlara bakışta bir durum değerlendirmesine ve tutum değişikliğine yol açma imkânı alabildiğine mevcuttur. Nitekim bu olayın failinin Hıristiyan kökene sahip beyaz bir Avrupalı olması ve yukarıda da belirttiğimiz üzere Hollandalı İslam karşıtı politikacı Geert Wilders başta olmak üzere aşırı sağ ve İslâm karşıtı politikacılardan esinlendiğinin ortaya çıkması, Avrupa siyasileri ve karar vericileri nezdinde, İslam ve Müslümanlara yönelik söylemlerde ve kararlarda sureta yeni bir durum değerlendirmesine yol açmışa benziyor.

Hıristiyan Avrupa’nın İslam ile tarih boyunca hep bir sınavı olmuştu. İslam’ın son ilahî din olarak gelmiş olması, bunun kanaatimce esas sebeplerinden biridir. Yani Avrupa'nın problemi, görünürde Müslümanlarla gibi görünüyorsa da, esasen İslam ile olmuştur. Bunun bir sonucu olarak tarih içerisinde İslam’ı ve onun değerlerini karalama, yozlaştırmaya dair çalışmalar ve kampanyalar hiç eksik olmamıştır. Oryantalizm diye nitelenen ve İslam ile alakalı devasa bir literatüre sahip alan, bu söylediğimizin en önemli göstergelerinden biridir. Buna göre İslam, tarihte Hıristiyanlığın “sapkın/heretik bir kolu”, “bir ideoloji”, “şiddet dini” olarak görülmüş ve buna paralel olarak da Yüce Kitabımız Kur’an ve Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) yönelik oldukça çirkin tanımlamalar ortaya konmuştur. Bugün yaşadıklarımız aslında tarihin modern dönemdeki tekerrürüdür. Nitekim İngiliz asıllı insaflı yazarlardan Karen Armstrong’un kendi arka planı ve kültürel dokusu hakkındaki şu sözü bu anlamda gerçeğin ifadesidir:

“Batı’da İslam düşmanlığının kökleri derindedir. Bu nefret tohumları, Haçlı Savaşları’yla atılmıştır. Politikacılar bu derin kökleri ısrarla yeniden ortaya çıkarmaktadır. Batı medyası da bu süreçte olumsuz bir rol oynuyor. Osmanlı’nın yayılması, Batı’nın insanlık onurunu ayaklar altına alarak yayılması gibi değildir.”

Ne var ki Batı Avrupa’nın Müslümanlarla olan esas sınavının bundan sonraki süreçte olacağını söylemek safdillik olmasa gerektir. Tayini güç olan, bu sınavın Müslümanlar açısından ne oranda pozitif ve ne oranda ne...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Norveç olayı
« Posted on: 06 Ekim 2022, 16:41:54 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Norveç olayı rüya tabiri,Norveç olayı mekke canlı, Norveç olayı kabe canlı yayın, Norveç olayı Üç boyutlu kuran oku Norveç olayı kuran ı kerim, Norveç olayı peygamber kıssaları,Norveç olayı ilitam ders soruları, Norveç olayıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &