ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Memurluk ve Sınav Sistemleri ๑۩۞۩๑ > Diyanet İşleri Başkanlığı > Diyanet Duyurular > 2010 Kuran Yılı Etkinlikleri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: 2010 Kuran Yılı Etkinlikleri  (Okunma Sayısı 1376 defa)
03 Mart 2010, 18:56:39
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 03 Mart 2010, 18:56:39 »



2010 KUR'AN YILI ETKİNLİKLERİ TANITIM TOPLANTISI AÇILIŞ KONUŞMASI


Tarih: 03.03.2010

Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU

Diyanet İşleri Başkanı

 

Sayın Başbakanım,

Değerli Konuklar,

2010 yılı Kur’an’ın nüzûlünün 1400. yılı ve ve 3 Mart 2010 tarihi Başkanlığın kuruluşunun 86. yıldönümü. Bu vesileyle düzenlediğimiz tanıtım toplantısını onurlandırmanızdan dolayı hepinize teşekkür ediyor, hoş geldiniz diyor, ayrı ayrı selam ve saygılarımı sunuyorum.

3 Mart 1924 tarihi Diyanet camiamız açısından her zaman bir milat olarak değerlendirilmektedir. Bilindiği gibi Cumhuriyetimizin ilanının üzerinden henüz tam bir yıl geçmeden devletin din ve dini hayatla ilişkilerinin nasıl tanzim edileceği konusu bir hayli önem kazanmış ve bu konuda öne çıkan yaklaşım ve beklentilerin kanunla kayıt altına alınmasına ihtiyaç duyulmuştur. Böylece Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı, 86 yıl önce bugün, yeni Cumhuriyet’in ayrılmaz bir öğesi olarak ortaya çıkmıştır.

Ülkemizin bugün en baskın özelliklerinden biri, sadece nüfusta ve tezahür dünyasında değil gündelik hayatın ve beşeri ilişkilerin birçok alanında İslam’ın hissedilir şekilde var olmasıdır. Bu tespit için sokağa, mahalleye, hayata nazar etmek yeterlidir. Ancak bu nazar başka hiçbir Müslüman ülkede rastlanamayacak bir denge ve huzura da tanıklık edecektir. Gerçekten de ülkemizde varolan dini hayat, farklılıkları zenginlik kabul etmede, geçmişin mirası ile çağın dinamizmini sağlıklı bir şekilde buluşturmada, dini bilgide yenilenmeyi, davranışlarda samimiyeti, dindarlıkta ahlakiliği öne çıkarmada emsalsiz örnekler sunmaktadır.

Şüphesiz bu noktaya erişmede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın rolü asla göz ardı edilemez. Başkanlık, ilgili kanunlarda kendisine yüklenen görevleri bugüne kadar eksiksiz ve yüksek bir sorumlulukla yerine getirme gayreti içinde olmuştur. Devletin kurumları içinde belki de  sivil bir vizyona en çok sahip olan Başkanlığın siyaset üstü bir düzeyde kalma kararlılığı, her türlü polemikten uzak kalma iradesi, toplumu din konusundaki doğru bilgilendirme ve topluma kuşatıcı din hizmeti sunma çabası dün olduğu gibi bugün de hayati bir önemi haizdir.

Saygıdeğer Başbakanım,

Tıpkı 3 Mart 1924’de aynı Kanunla kurulan Genelkurmay Başkanlığı gibi siyaset üstü bir kurum olarak tasarlanan Diyanet İşleri Başkanlığının başlangıçta yüksek itibarlı bir kurum olarak tasavvur edildiğini, ancak bu öngörünün ve bu yöndeki ilk dönem uygulamaların ileriki dönemlerde çok iyi algılanamadığını, korunamadığını ve kurumun giderek sıradanlaştırıldığını söylersek kimseye haksızlık etmiş olmayız. Başlangıçta yeni kurulan devletin itibarını pekiştirerek şekillenen Diyanet İşleri Başkanlığı, ilerleyen süreçlerde maalesef kendi itibarını kendisi üretmek zorunda kalmıştır. Elbette bu gelişmenin birçok açıklaması yapılabilir ve her biri tartışılabilir. Ancak, Rahmetli Atatürk’ün bunu geçici ve muktezay-ı hal bir durum olarak öngördüğünü ve uyguladığını, sonrakilerin ise asıl olması gerekeni yaptığını ileri sürmek, gerek zihni arkaplan, gerek içerdiği imalar, gerekse doğurduğu sonuçlar yönüyle kabul edilemez.

Cumhuriyet’in başta gelen kazanımları arasında saydığımız Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bugün geldiği nokta, baktığımız yön ve sahip olduğumuz duruşa göre birbirine zıt nitelendirme ve değerlendirmelere konu olabilmektedir. Avrasya coğrafyasından tarihte birçok acı ve tatlı hatırayı paylaştığımız yakın komşularımıza kadar, Balkanlar, Kafkasya, Rusya, soydaş ve akraba topluluklardan Afrika’nın içlerine kadar geniş bir alanda, özgün, güvenilir, donanımlı ve yol gösterici bir dini tecrübeyi temsil eden, bağlılık ve vefa karışımı bir duyguyla kendisine yönelen bu dünyaya bilgi ve hizmet sunan Diyanet, Avrupa’daki insanımız için sadece bir din hizmetinin değil, adeta bir kimlik ve özüyle varoluş mücadelesinin de adıdır. Başkanlığın dış dünyadaki temsil gücü ve etkinliği, kurumsal inisiyatifin yanı sıra, tarihten bu yana milletimizin bu coğrafyalara götürdüğü hizmet ve ülkemizin dışarıda sahip olduğu önem ve itibarla da bağlantılı bir husustur.

Yurtdışından, özellikle de İslam ülkelerinden bakıldığında Diyanet, Müslümanlıkla modern hayatın, laikliğin ve demokrasinin birbiriyle yarıştırılmadan ve karşı karşıya getirilmeden ahenk içerisinde yaşatılabileceğini, 21. yüzyıl dindarlığının sahih dini bilgiyi, barış ve hoşgörüyü esas alarak, bid’at ve taassuptan uzak biçimde inşa edebileceğini gösteren önemli ve özgün bir örnek olarak görülür. Bugün başta yakın ve civar komşularımız olmak üzere birçok İslam Ülkesinde üzülerek izlediğimiz kaos ortamı, bizlere Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun ne anlama geldiğini yeterince anlatmaktadır sanırım.

Ülkemize gelince, çevresine din konusunda sağlıklı bilgi ve hizmet sunması ölçüsünde rehberlik, saygınlık ve otorite yönü öne çıkan binlerce personeli sebebiyle Diyanet Teşkilatı, kamuoyunun, dini bilginin ve gündelik dindarlığın, hatta geleceğin şu veya bu yönde oluşumunun baş sorumlusu veya umudu olarak da algılanır. İyi günde kötü günde birlik ve beraberliğin, acıyı, umudu ve coşkuyu paylaşmanın en bilinen, Milletin merkezle ve devletle buluşması için açılan ana yol, kulvar ve güzergâhlardan biridir kurum.

Ancak çevreden merkeze yani Ankara’ya doğru gelindiğinde durumun bir hayli değiştiğini görürüz. Merkezde, bakarsınız, sıradanlaşan, zaman olur yöneticilerinin uyumlu bürokratlar olması yeterli görülen, Ankara’daki birçok önemli kurum ve kuruluş arasında yer edinmekte zorlanan, her bir yeni ve önemli kurum ortaya çıktığında durumu tekrar gözden geçirilen, 657’nin sistemi içine alınarak ve bürokratik yapısı güçlendirilerek hal çaresi bulunduğu varsayılan, kamusal niteliğini kimilerinin laiklik adına reddettiği, kimilerinin sivilleşmesini ve özerkliğini Cumhuriyet adına tehlikeli gördüğü bir kurum oluverir. Kimilerine göre devletin dini kontrol ve baskı altında tutmasının bilinen en açık yöntemi, kimilerine göre devlet eliyle toplumu dindarlaştırma aracı. Ve bu bakış açıları uzayıp gider.

Avrupa Birliğine üyelik ve küreselleşme sürecinin hız kesmeden sürdüğü ve bizi yarınlara hazırlanmaya zorladığı şu günlerde keşke, özgüvenimizi kazanıp, yaşadığımız eski tecrübeleri ve 86 yıllık son tecrübeyi sağlıklı biçimde değerlendirip, iyi yaptıklarımızı geliştirip eksiklerimizi tamamlayabilsek. 21. yüzyılı kendimizce ve öz yararımıza hizmet eder tarzda inşa edebilsek.

Saygıdeğer Başbakanım,

Kuruluş gününde Başkanlıkla ilgili olarak arzettiğim bu kısa değerlendirmeden sonra, ilk kez bu yıl kutlamayı planladığımız hayırlı bir projeyi de yine bu önemli günde yüksek huzurlarınızda sizlerle paylaşmak isterim.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Dinimizin temel kaynağı Kur'an-ı Kerim'in, Peygamber Efendimize (s.a.s)'e vahyedilmeye başlanmasının 1400. yılı münasebetiyle 2010 yılını  ‘Kur’an Yılı’ ilan etmiş ve bu yılda toplumu Kur’an-ı Kerim ve Hazreti Peygamber konusunda daha etkili bir şekilde aydınlatmayı planlamış ve bu çerçevede bir dizi program düzenlemiştir. Başkanlığın, kuruluşunun ertesi yılında, 1925’de  Atatürk’ün emriyle ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararı ve bütçe tahsisi ile Hak Dini Kur’an Dili adlı Tefsiri ve Buhari’den seçme hadislerin şerhini neşir hazırlığına başlaması, İslam Dininin bu iki ana kaynağı konusunda toplumu doğru bilgilendirmenin Başkanlığın ilk günden itibaren üstlendiği temel bir misyon olduğunu göstermektedir.

Kuruluşundan bu yana, bilgi ve ahlak eksenli din hizmetini şiâr edinen Başkanlığımız, bu vesileyle milletimizin inancına, kültür ve medeniyetine kaynaklık eden Kur’an-ı Kerim’in insanlığa sunduğu rahmet yüklü mesajlarını bütün toplum kesimleriyle paylaşmak ve getirdiği değerlerin anlaşılması ve yaşanması için yeni farkındalıklar meydana getirmek düşüncesindedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı,  toplumu din konusunda doğru bilgi ile aydınlatma görevinin ayrılmaz parçası olarak, İslam’ı doğru anlamanın yolunun Kur’an’ı ve Peygamber Efendimizin sahih Sünnetini anlamadan ve bu iki temel kaynağın bilgisini ahlaki sorumluluk olarak hayatımıza yansıtmaktan geçtiğini her platformda ısrarla vurgulamaktadır. Çünkü dinin iyi anlaşılmadığı yerde bid’at ve hurafenin, törelerin, çıkar ilişkilerinin, dinle şöhret ve servet kazanmanın dini bir zemin bulması ve burada kökleşmesi kaçınılmaz olur.

Hedonizmin, çıkarcılığın ve acımasızlığın öne çıktığı, manevi ve ahlaki değerlerin hırpalandığı, aile değerlerinin ve toplumun ortak bağlarının hoyratça yok edildiği, dünyanın sanal ve geçici meşgalelerinin ve sonu gelmez heveslerinin bütün hayatımızı ve geleceğimizi ipotek altına aldığı modern dönemde, Rabbimizin rahmet yüklü mesajı Kur’an-ı Kerim’i ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamberimiz (sav)’in Sünnetini daha iyi anlamaya, bunun için de gönlümüzü Kur’an’a açmaya, onun ahlak değerlerini yaşamaya ve yaşatmaya ve Sevgili Peygamberimiz(sav)’in örnek hayatını ve ahlakını rehber edinmeye büyük ihtiyacımız var. Çünkü Kur’an ve Sünnet, bize kendimizi, Rabbimizi ve varoluşun sırrını tanıtan bir hakikat bilgisi olarak 14 asırdır bizleri korumuş, dünya hayatının engebeli yolculuğunda dimdik ayakta durmamızı ve dosdoğru yol üzere yürümemizi sağlamıştır.

Bugün yüksek bir sadakat ve derin bir duyarlılıkla kendisine itibar ettiğimiz ve sağlam bir melce’ olarak da kabul edip teyit ettiğimiz yüce Kitabımızın, kamuoyunda bu ilgiye paralel bir duyarlılıkla kavrandığından, anlaşılıp müzakere edildiğinden, inanç ve amellerimize bihakkın yansıdığından söz etmek ne yazık ki zordur. Kabul etmek gerekir ki her Müslüman, Kur’an-ı Kerim’in, içinde yaşadığımız dünyanın dili içinde kavranması konusunda pek çok sorunla karşı karşıyadır. Bu nedenle, Kur’an-ı Kerim’le sadece duygu değil bilgi ve amel yönüyle de irtibat ku...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: 2010 Kuran Yılı Etkinlikleri
« Posted on: 20 Ağustos 2019, 06:54:49 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: 2010 Kuran Yılı Etkinlikleri rüya tabiri,2010 Kuran Yılı Etkinlikleri mekke canlı, 2010 Kuran Yılı Etkinlikleri kabe canlı yayın, 2010 Kuran Yılı Etkinlikleri Üç boyutlu kuran oku 2010 Kuran Yılı Etkinlikleri kuran ı kerim, 2010 Kuran Yılı Etkinlikleri peygamber kıssaları,2010 Kuran Yılı Etkinlikleri ilitam ders soruları, 2010 Kuran Yılı Etkinlikleriönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &