ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Savaşın öğrettiklerine dair
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Savaşın öğrettiklerine dair  (Okunma Sayısı 445 defa)
02 Aralık 2010, 14:00:15
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 02 Aralık 2010, 14:00:15 »



Savaşın Öğrettiklerine Dair


Olaylardan ibret alınır, yaşananlar akl-ı selim ile değerlendirilebilirse, yaşananlar tecrübedir ve her tecrübe insanın olgunlaşmasına ve ‘zekâsının işlerlik kazanmasına’ hizmet eder. Tecrübeler bunun için çok önemlidir. Buradan hareketle, hayatın içerisinde öğrenilen ed-din’in insana sarsılmaz ve kalıcı istikamet katacağını düşünebiliriz. Gazze’de yaşananlar acı da olsa hem oradakilere hem de buradan orayı görmeye, hissetmeye, akl-ı selim ile değerlendirmeye çalışanlara çok şey öğretmiş olmalıdır. Aslında önemli olan öğrenilenlerin çokluğu da değildir. Önemli olan bilginin çokluğu değil hayata istikamet verip vermediği, yaralı bilinçleri onarıp onarmadığıdır. Bir bilinci onarmıyor, sabitkadem kılmıyorsa insanı, tecrübelerin ve bilmenin ne değeri vardır ki! Elde edilen her bilgi ve fikir bir takım sorumlulukları da beraberinde getirir. Filistinliler, özelde ise Gazze halkı acılı, bağrı yanık ve dertlidir ama dost ve düşmanını bilmede de maharetlidir. İşte bizim ‘bilmek’ derken kastettiğimiz de budur. Gözleri önünde çocukları katledilmiş ailelerin İsrailoğullarıyla anlaşma yapılamayacağını bilmesi, yaşayarak öğrenilen vahyi bir gerçektir. Çünkü İsrailoğulları peygamberlerini öldürmüş, kitaplarına ihanet etmiş bir topluluktur.

 

Savaş her ne kadar acı ve keder getirse de öyle sağlam ölçüleri hatırlatıyorki insana, yaşanılmadan öğrenilmiyor işte. Savaş yanlısı olduğum zannedilmesin, ama bugünkü ‘savaş karşıtları’ gibi olmadığımın da bilinmesini isterim… Ashabın da bazı şeyleri savaşta, hem de bedeli çok ağır olarak öğrendiğini hatırlatmaktır niyetim… Huneyn de, Uhud’da, Tebük’te… İşte bugün Gazze; düşmanını tanıyıp ondan medet ummama ve uzlaşmama, dostu ve düşmanı tanımanın izzetli günlerini yaşıyor. Hakta sebattan büyük izzet var mıdır acaba? Peki ya hakkı batıla bulayan insana ne demeli! Gazze’de İsrailoğullarının sürdürmekte oldukları azgınlığın ‘hakkı batıla bulayanlara’ öğrettiği bir gerçeğe dikkat çekmek istiyoruz bu yazımızda. Savaşın, ‘dinlerarası diyalog yanlılarına’ gösterdiği bir gerçeğe…

 

Hayat zıtlıklar üzerine kuruludur. Doğru ile yanlışın, teslim olanlarla olmayanların, taat sahipleriyle âsilerin, şirk ehliyle tevhit ehlinin ayrışması üzerine kuruludur. Bu manada yaşanan ayrışma güzeldir, rahmettir. Mümin için billurlaşma, berraklaşma sürecidir, berraklaşma süreci olduğu için de rahmet getirir mü'mine. Sireti ‘ayrışma süreci’ gözüyle okursak sanırım yanılmış olmayız. Vahyin gelmeye başlamasıyla ehli kitap sınanıyor ve akabinde müminlerden ayrışıyor. Kimileri İslâmı seçiyor ve Müslüman oluyor, kimisi ben ehli kitabım diyerek hevasının ardına düşüyor. Süreç şirkte direnenlerle direnmeyip teslim olanları da ayrıştırıyor. Devamında Müslümanların üzerine savaş yazılıyor, savaşa katılanlar, katılmakta ayak direyenler... Bu safhada da bir ayrışma yaşanıyor. Vahyin gelme sürecinde bu yasa sürekli işlemektedir. Tevhidi bilinçlenme ve tevhidi hayata geçirme süreci aslında ayrışma sürecidir. Öyle görünüyor ki ayrışmanın en etkilisi ve gereklisi ise tevhid ehlinin şirk ehlinden ayrışmasıdır. Bu kabulle devam edecek olursak… Yukarıdan beri anlattıklarımız çerçevesinde bugün müminlerle kâfirler bir ayrışma yaşayamıyorlarsa ne düşünmelidir acaba? 'Ayrışmayalım, birleşelim’ diyenlere, ben, ‘bırakın ayrışalım', ‘ayrışalım bakalım kendi inisiyatifimiz ve irademizle hak üzerinde buluşabilecek miyiz?’ demenin daha doğru olduğunu düşünenlerdenim. Bugün hakta olanlar, inancına batıl bulaşmış olanlardan ayrışmaz ise yarın savaş ortamında birleşmek hayal olmaz mı? Bugün İsrailoğulları ve avanelerinin, ne idüğü hala belli olmayan 'diyalog fitnesi'yle sızmasını buna bağlıyorum. Müslümanlar, aralarındaki ayrık otlarını farkedecek kadar ayrıştılar mı ki! Nedir bugün Müslümanlar arasındaki ayrık otları? Bir usul ve ilkeler bütününe yaslanmayı ‘birleşelim’ diyenlerin 'sünnetullah'ta olan bu ayrışma sürecindeki yerleri nedir acaba? Yapılan çağrı Müslümanların şuurları üzerine çöreklenecek kotalar olmasın!

 

Bu yazıda üzerinde durmaya çalışacağımız mesele İsrail’in Gazze barbarlığı ve pervasızlığıyla daha da belirginleşen bir nokta olan dinler arası diyalog söyleminin sahiciliği ve ehl-i kitabın kim olduğuyla alakalıdır. Evet, şimdi birkaç soru sormak istiyorum. Bugün akidesine şirk bulaştırmamış, Allah’a çocuk isnat etmeyen ehli kitap var mıdır acaba? Bağlı olduklarını zannettikleri kitaba ihanet etmeyen ve Musa ve İsa’ya vahyedilen asıl kitabı merak eden ehli kitap var mıdır bugün? Rasullerine zulmettiklerini kabul eden vicdan sahibi ehli kitap nerededir? Tevhit ehli ve dahi tevhide hizmet eden âlimleri var mıdır ehli kitabın? Şayet şirkten teberri etmiş ve Allah’a ve Rasullerine bir takım yakıştırmaları yapmayanlar varsa biz bunlara zaten Müslüman demiyor muyuz? Bugün Yahudi veya Hıristiyanlarda, tevhidi yönelişe dair bir emare var mıdır? Bugün fitne daha sistemli bir hal almış olarak devam etmektedir? Dolayısıyla Müslümanlarla kendisini bir Rasul ve kitaba nispet edenlerle aralarında onulmaz bir savaş ve mücadele vardır. Kuran ‘Deki ey Kâfirler…’, ‘Ey iman edenler…’, ‘Ey müşrikler…’ diye ayrıştırıyorsa eğer, müminlere düşen ‘iman edenler’ safına dâhil olmak ve Müslümanım demenin asaletiyle yaşamaktır.

 

‘Doğu ile batıyı buluşturma/barıştırma’ gibi bir hayal vardır ortada. Bu hayal kötü de değildir hani! Keşke Doğu ile batı, kuzey ile Güney toptan Allah’ın ipine sarılsa… Zulme karşı dursa mesela… Adaleti tutup kaldıracak olsalar… Hesap vereceklerine inansalar, sakınsalar bir karıncayı bile incitmekten… ‘Ne olursan ol, gel’ deseler İslâma… Devam etmeli miyiz bu sözlere... Yoksa vakıayı doğru tespit edip haktan yana tavır mı takınmalıyız?

 

Bir benzetme ile ‘hancı yolcuyu içeriye almıyor, yolcu hana girersem yayımı, okumu nereye asacağım, diyor. Sizin, 'ehli kitaptandır' diye bağrınıza basmaya çalıştıklarınızın, kendi kitaplarına ilgileri, teşehhüt miktarı anlama ve sorgulama çabaları var mıdır? Kendisini bir kitaba nispet eden güruhun bugün kitaplarını anlama çabası olmadığı gibi ehli İslam'ı direk karşısına almış durumdadırlar. Gazze'de yaşananlar hangi toplantının konusu olabilir ya da ehli kitabın kendilerini ehli saydıkları kitapları konusundaki samimiyetleri konuşulmaya cesaret edilebilir mi mesela! Yoksa yürütülen tüm çabalar hancı misali bir temenniyi mi ifade etmektedir? Dinleri barıştırma gibi bir çabanın içerisinde olanlar 'hain' değillerse vakıayı tespit edemeyecek kadar saf durmaktadırlar.

 

Bugün ehli kitap denilen zevat, Müslümanların din algısını kendi algılarına çevirmek istemektedir. Bunun için de tevhit veya şirk; kurtuluşun kaynağının İslâm olduğu, cennete Müslümanların gireceği, küfredenlerin ya da şirk koşanların, peygamberlerine eziyet edenlerin ve onun vahyinden teberri edenlerin asla cennete giremeyecekleri gerçeği onları rahatsız etmektedir. Yok edemeseler bile silikleştirebilirlerse bu vahyi gerçekleri kendilerini başarılı sayacaklardır. Bugün Gazze’de yaşananlara mutlak manada bir din savaşıdır demek istemesem de, en önemli ideallerinin İslâmı zaafa uğratmak ve İslâm’ın muhkem sınırlarını korumaya çalışan, ilke sahibi olan ve kendilerinin tıynetlerini bildiklerini fark eden müslümanlara zarar vermek olduğunu farkedebilmek çok zor değildir.

 

Bir ülkünün adamıysanız asil ve vakur olmak durumundasınız. Çizgileriniz olmalı ve o çizgileri korumalısınız. İşte bu duruş ‘öteki’ için hiçbir kelimenin ifade edemeyeceği tebliğ gücüne sahip olacaktır.

 

Tevhit inancının yani İslâm'ın sınırlarını ortaya koyma ve savunmayı ‘terör sebebi’ gibi gösterip müslümanların zihinlerini bulandırmaya çalışanlar Gazze savaşıyla bir uyanıklık daha yapmaktadır. Fakat bunu çok az kişi farkedebilmektedir. Yukarıdakine benzer bu uyanıklığı İsrailoğulları anti-semitizm kavramsallaştırmasıyla yürütmektedir. Birkaç hafta önce basında bir yazar kendince Müslümanları İslâm’ın çizgisine çekecek bir uyarıda bulunuyor. Aman Yahudilere düşman olmayın. Bu süreç anti-semitizmi besleyebilir(miş)... Anti-semitizm dalgası yükseliyor vs… Uydurulan, kökü dışarıda her kavramda taraf olmak zorunda mıdır Müslüman? Biz İsrailoğullarını biliriz, iman edeni mü'min, şirki tercih edeni müşrik belleriz. Müslümanların, ortada hiçbir şey yokken bir kişiyi müşrik veya kâfir olduğu için öldürmeleri vaki midir ki, ‘aman ha anti-semitizm hortlamasın’ ikazları müslümanlara yapılmaktadır! Müslümanlar için vaki olmayan katletme vasfı İsrailoğulları için vakidir. Müslümanlar ne düşüneceğini, neye hangi gözle bakacağını kitaplarından bilir. Birileri Siyonist de dese, Yahudi de dese, semitik de dese anti-semitik de İsrailoğulları geleneğini bilir, mümin olmayanın iman etmediği için öldürülemeyeceğini kitabımızdan öğreniriz. İsrailoğullarını tanıtan ayetleri de unutmamız mı bekleniyor acaba!  Müslüman, semitik, anti semitik tartışmasında taraf olmak zorunda değildir. Fakat İsrailoğulları uyanıklığı değişik şekillerde karşımıza çıkmaktadır ve duyarlılığını İsrail'e lanetler yağdırarak gösteren çoklarını bile rahatlıkla etkileyebilmektedir.

 

Gazze de yaşananlar yüreklerimizi kanatmaktadır lakin şu da görülmelidir: şirk ehlinin Gazze’deki hali, şirkin ve küfrün Müslümanın karşındaki en net halini andırmaktadır. Onlar katlediyorlar, elinizde silahınız varsa ya siz de öldüreceksiniz ya da şehit olmayı umacaksınız… Semavi din mensuplarını buluşturmayı iş belleyenler, Gazze savaşıyla kendisini kitaba nispet edenlerin Müslümanlara karşı ne kadar kinli olduklarını görmüş olmalı ve dinlerarası diyalog söylemiyle de kinlerinin kültürel ayağı olan İslâm’ı ‘muğlaklaştırma’ hedeflerine hizmet ettiklerini görmüş olmalıdırlar.

 

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Savaşın öğrettiklerine dair
« Posted on: 15 Kasım 2019, 15:52:13 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Savaşın öğrettiklerine dair rüya tabiri,Savaşın öğrettiklerine dair mekke canlı, Savaşın öğrettiklerine dair kabe canlı yayın, Savaşın öğrettiklerine dair Üç boyutlu kuran oku Savaşın öğrettiklerine dair kuran ı kerim, Savaşın öğrettiklerine dair peygamber kıssaları,Savaşın öğrettiklerine dair ilitam ders soruları, Savaşın öğrettiklerine dairönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &