ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  >  Kuran dan uzaklaştırma amaçlı yeni bir çıkış
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kuran dan uzaklaştırma amaçlı yeni bir çıkış  (Okunma Sayısı 468 defa)
01 Aralık 2010, 18:44:16
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 01 Aralık 2010, 18:44:16 »



 

Kur’an’dan Uzaklaştırma Amaçlı Yeni Bir Çıkış


Değişik bir etiket altında, yeni giysiler içinde ve üstelik bir de farklı bir yönden bizim dünyamıza girmesine, gündemimize yerleşmesine karşın, “Dinsel Çoğulculuk” eylemcisi kimlik -kavram olarak değilse bile- olgu olarak oldukça eski bir tanıdıktır; eski bir tanışımızdır.

Dahası; Geçmiş dönemlerde yalnızca bize, bizim dünyamıza gelmiş de değildir. Bize gelişinin öncelerinde bizden önceki ümmetlerin de arasına girmiş, içlerine karışmış, onları karıştırmış, zaman içinde onlarla kaynaşmış; kaynaşma sürecinde de onların her birini, hepsini kendine dönüştürmeği başarmıştır.

Bu kimliği tanımak, yaşadığı ve yaşattığı serüveni izlemek için konuya “Dinsel Çoğulculuk” kavramını irdeleyerek girmemiz gerekecek. Kavramı oluşturan her iki kelimenin de anlamı açık: Dinsel ve de çoğulculuk. Demek ki ortada bir “din”, dine ilişkin bir durum/durumlar var, bir de çoğulculuk. Çoğulculuk denildiğine göre de, “din” yerine “dinler”, birden daha çok sayıda din söz konusu. Ve haliyle de bu dinlere “çoğulcu” bir anlayışla yaklaşımda bulunmak.

“Din” -kelimenin hem sözlük hem de Kur’an-î anlamını bir yanda tutacak olursak- kavram olarak “tanrısal” bir olgu; doğrudan doğruya “Tanrı” inancıyla bağlantılı bir yapı, bir disiplin.

Gündemimiz tek tanrılı/tek tanrıcı dinlerin çoğulculuğu, daha doğrusu bu dinlere çoğulcu yaklaşım olduğuna; “Dinsel Çoğulculuk” bu dinlerin bağlıları bağlamında/arasında gündemleştiğine göre, hemen sormak gerekir:

Tek Tanrı inancını taşıyan kimselerin bağlandığı birden ziyade din olur mu? Ya da daha doğru bir deyişle, “Tanrının tek olduğuna inananların bu inançlarının yaşama yansıması olan dinleri de ‘tek’ olmalı değil midir?” Bu soruya Kur’an-ı Kerim’in verdiği yanıt oldukça açıktır: Evet, “din” tektir ve o da “İslâm”dır.  Âdem âleyhisselamdan ta Efendimiz âleyhissalâtvesselama kadar gelmiş geçmiş elçilerin tümü “din” olarak İslam’ı tebliğ etmişlerdir.

Bu değişmez gerçeğe/gerçekliğe karşın bütün zamanlar boyunca Yeryüzüne baktığımızda kendilerini/inançlarını şu ya da bu elçiye nispet edenler, dayandıranlar da içlerinde olmak üzere insanların çok çeşitli dinlere bağlı olduklarını görürüz. Tek olması gereken “din” çoğalmıştır, çoğaltılmıştır.

Geldiğimiz bu noktada dinlerin çoklaşmasının gerekçesi olarak “Her gönderilen elçi ile birlikte yeni bir din de gelmiştir.” savını öne sürmek tutarlı değildir. Çünkü her gelen elçi yeni bir din getirmemiş, elçilerin her biri ile yeni bir din gönderilmemiştir de, her elçi öncekinin/öncekilerin tebliğ ettiği “din”i -yalnızca- yenilemiştir. Efendimiz âleyhissalâtvesselamın insanları “İbrahim’in Dini”ne çağırdığı doğrultusundaki Kur’an-ı Kerim haberlerini hem bir misal hem de kanıt olarak gösterebiliriz. Bunu yeterli görmeyenler, sözgelimi, Yakup âleyhisselamın oğullarına söylediği sözlere de bir göz atabilirler.

Buradan çıkarak Yüce Allah’ın gönderdiği “tek din”i insanların kendi elleriyle çoğalttıklarını -rahatlıkla- söyleyebiliriz.

Ama nasıl?

Soru sorarak, çokça sorarak; akılları ile yanıt bulamayacakları alanlarda sorgulama yaparak…

Efendimiz âleyhissalâtvesselamın çokça soru sorulmaması, geçmiş kavimlerin bunu yapmaları yüzünden sapkınlığa düştükleri doğrultusundaki uyarısını anımsattıktan sonra, bu yoldaki/doğrultudaki/yaklaşımdaki ilk “soru”nun Yüce Yaratıcı’ya ilişkin olduğunu ve sonrasının buna bağlı olarak geliştiğini belirterek sözlerimizi sürdürelim.

Evet; Yüce Allah elçiler göndererek insanlara kendi dinini iletmişken ve bu bağlamda da kendisiyle ilgili olarak insan kafasının kavrayabileceği ölçülerde bilgileri de ulaştırmışken, insanoğlunun O’nun mahiyetini araştırmağa kalkışması. Ve de kendince belirlediği kimi sanıları gerçek gibi algılayarak savlaştırması, ilkin farklı Tanrı inançlarına yol açmış, ardından da bu “inanç” temeli üzerine farklı söylemler ortaya çıkmış; “din” farklılaşarak “dinler”e dönüşmüştür. Şeytanın/şeytanların bu olaydaki payını, önermelerini, yönlendirişini, vs. bir yanda tuttuğumuzda bile yapabileceğimiz en iyimser yorum budur.

“Din” diye adlandırılan disiplinler ayrı bir kategori içinde alınsa ve Ateizm de mutlak inançsızlık olarak kabul edilip bir yanda tutulsa bile, yalnızca “Tanrı” konusundaki, Tanrı’nın mahiyeti bahsindeki görüşlerini belli bir söyleme oturtmuş bulunan ekol/meslek/mezhep sayısı –ana gövde 4 olsa da- bu yüzdendir ki 50’ye ulaşmıştır. “Tanrı vardır ve tektir.” denilmesine karşın O’na ilişkin, O’nun mahiyetine ilişkin kanıların, sanıların, savların gündeme girmesiyle, dile getirilmesiyle ortaya çıkan 50 farklı ekol/mezhep/meslek...

Ancak şu var: “Din diye adlandırılan disiplinler ayrı bir kategori içinde alınsa bile” vurgulamamıza karşın, “din” olmak ya da dinlerin yerini almak gibi bir sav öne sürmemiş olsalar da, andığımız inanç ekolleri/mezhepleri/meslekleri hemen hemen bütün “din”leri çok derinden etkilemekten de geri durmamışlardır. Bu etkileyiş sebebiyle de belli bir dinin bağlıları arasında da farklılıklar baş göstermiş, inanç ekollerinin sayısı 50’ler dolayında iken, “dinler” kapsamındaki farklı inançların sayısı bunu belki yüzlerce kez katlamıştır.

Tanrı inancına ilişkin dört ana gövdeyi Teizm, Deizm, Panteizm ve Panenteizm diye sıralamamız mümkün. Sırasıyla Tanrıcılık, Yaratancılık, Vahdeti Mevcutçuluk ve Vahdeti Vücutçuluk diye Türkçeleştirebileceğimiz kavramlar. Vahdeti Vücutçuluğun Panteizm mi yoksa Panenteizm mi sayılması gerektiği ve Vahdeti Vücut inancındaki dozajın kişiyi bu kategorilerden hangisine dâhil ettiği konusu tartışılıyor olmakla birlikte biz ayrıntıda boğulmamak için, yalnızca adlandırmayla yetineceğiz.

Bu inançlardan özellikle Vahdeti Vücutçuluğun, kısmen de Vahdeti Mevcutçuluğun dinleri etkilemekte ve dönüştürmekte başat bir rol oynadığını görürüz. Burada “dinler” derken Nebevî dinleri söz konusu ettiğimizi hatırlatıp, bu inançların istisnasız bütün dinlere Tasavvuf yoluyla içirtildiğini, ilka edildiğini, Müslümanların büyükçe bir bölümünün de bundan kurtulamadığını belirtmeliyiz.

İlk kilise babalarının, akademisyen olarak adlandırılan bu inanç sahiplerinden korunmak için nasıl çırpındığı, bununla birlikte onların süslü sözler ve güçlü çevreleri ile yine de kendilerini kimi önde gelenlere kabul ettirdikleri ve bunun sonucunda da İseviliğin Hıristiyanlık adı altında Kilise Dini’ne nasıl dönüştüğü, bir ibret levhası olarak tarihlerde kayıtlıdır. Büyük baskı, işkence ve zulüm altındaki ilk Hıristiyanlar onların inancını benimsediği ve özümsediği oranda özgürleşmişler ve sonuçta da -işlem tamamlanıp asimilasyon gerçekleşince- Hıristiyanlık “devletin dini”, “devlet dini” olmuştur.

Niçin?

Nebevî dinler ve bu arada da İsevîlik, kullara kul olmanın, Yüce Allah’ın kullarını kendine kul edinmenin önünü kesmekte, yolunu tıkamaktadır da, ondan. Bu inanca sahip olanlara her türlü baskı ve zulüm yapılmalıdır ki, sultanlar/monarklar/meleler/oligarklar düzenlerini sürdürebilsinler…

Ve de, istisnasız tamamı Vahdeti Vücut temelli ya da ona teslimiyet içindeki Tasavvufun öngördüğü kendi özgür iradesini terk söylemi ve öğretisi sultanların/melelerin işine ve işlemine uygun düşmektedir de ondan. Benimsenmişse bu inanç, varsın din de -hangi ad altında olursa olsun- hem serbest bırakılsın, hem yüceltilsin, hem de devletin dini olarak seçilsin; fark etmez…

Evet; bizim kendi tarihimiz boyunca da -kimi kısa süreli istisnalar hariç- Tasavvuf erbabı iradelerini koşulsuz olarak ketmettikleri/körelttikleri halkı sultanların kulluğuna rıza gösterecekleri doğrultuda eğitimden geçirmiş, böylece madde âleminin sultanları ile mana âleminin sultanları halk kitlelerinin sırtlarında saltanatlarını sürmüşler/sürdürmüşlerdir.

İşte biz “Dinsel Çoğulculuk” adıyla gündemimize giren kavram ya da olguyu bu tarihi süreç içinde tanıyoruz. Onunla böyle bir tanışıklığımız var.

Evet; gelmişler, devletin/sultanların/güçlülerin desteğini de alarak Nebevî dinin bağlılarına yanaşmışlar, onlara süslü sözler söylemişler, sözleri öylesine süslendirilmiş sözlermiş ki, halk, dinin hakikatinin onlarda olduğuna, kendileri zahirde yaşarken onların bâtında/derinliklerde dinin özüne sahip bulunduğuna kani olmuş;  böylece “Dinsel Çoğulculuk” yöntemleriyle Muhammed Arabî’nin dininin yerine Muhyiddin Arabî’nin dini ikame edilip, operasyon tamamlanmıştır. Aynen Yunan Akademisyenlerinin ilk kilise babalarına yanaştıkları yöntemlerle: “Bakın aynı şeylere inanıyoruz ama biz daha bilgiliyiz, inancınızın derin gerçekliği bizdedir; niye birlikte olmayalım ki?...”

 

 “Dinde Çoğulculuk” kavramını/olgusunu/olayını şu yaşadığımız günler/yıllar bağlamında irdelemek için ise az bir şey geçmiş yıllara dönmemiz gerekecek:

Batı Emperyalizminin İslâm Âlemini, Müslümanları tıknefes ettiği, nefessiz bıraktığı yıllar. Onun canavarlığına karşı koyabilecek bir diriliş atağı için çözüm üretilmeğe çalışılıyor. Batı’nın taklidi, teknolojisinin alınması filan yetmemiş. Kendimiz olarak ayağa kalkmanın yolları aranıyor.

Bu arayış bağlamında Sultan Abdülhamid’in buyruğu, Cemaleddin Efgani’nin organizasyonu ile dünyanın her yöresinden gelen ulemanın katılığı Mekke Kongresi toplanıyor. Yıl: 1894

Kongrenin aldığı kararı, Mehmet Akif Ersoy şöyle özetleyecek: “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı/ Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı…”

 Ayrıntısını bir yana bırakarak Kur’an’a dönüş hareketinin bu Kongre ile başladığını söylemekle yetinelim.

Abdülhamit’i alaşağı ettiren sebep bu muydu? tartışılabilir…

Ama tartışılmayacak gerçek şu:

Kur’an’a dönüş hareketinin başlamasıyla birlikt...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kuran dan uzaklaştırma amaçlı yeni bir çıkış
« Posted on: 15 Kasım 2019, 15:30:10 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kuran dan uzaklaştırma amaçlı yeni bir çıkış rüya tabiri, Kuran dan uzaklaştırma amaçlı yeni bir çıkış mekke canlı, Kuran dan uzaklaştırma amaçlı yeni bir çıkış kabe canlı yayın, Kuran dan uzaklaştırma amaçlı yeni bir çıkış Üç boyutlu kuran oku Kuran dan uzaklaştırma amaçlı yeni bir çıkış kuran ı kerim, Kuran dan uzaklaştırma amaçlı yeni bir çıkış peygamber kıssaları, Kuran dan uzaklaştırma amaçlı yeni bir çıkış ilitam ders soruları, Kuran dan uzaklaştırma amaçlı yeni bir çıkışönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &