ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Kendimizden başlayalım hayata
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kendimizden başlayalım hayata  (Okunma Sayısı 554 defa)
03 Aralık 2010, 14:52:55
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 03 Aralık 2010, 14:52:55 »



Kendimizden Başlayalım Hayata


Bir gün Sadi Şirazi’ye sorarlar “İnsan kimdir?” diye. Sadi ise şu cevabı verir: “İnsan, tek damla kan ve endişedir.”
Sadi insanı endişe olarak, kaygı olarak görür. Doğru bir tespittir fakat eksiktir. Çünkü insan aynı zamanda umuttur, özlemdir, aşktır, yarındır, yaratılmışların en güzelidir, en şereflisidir yani her şeydir.
İnsan olmasa kâinatın olmayacağı; olsa bile hiçbir mâna ve öneminin kalmayacağı bir gerçek iken nedendir bu huzursuzluk, bu endişe? Kâinatın var olma gerekçesi insan ise insanoğlunun endişe, kaygı ve korkularının sonu neden gelmiyor?
Toplumumuz bu gün çok hassas bir duygu değişimi yaşamaktadır. Evet, şu an bu cümleyi yazarken zihnimden o kadar çok şey geçti ki anlatamam. Biliyorum ve sizlerin de bu cümleyi okuduğunuzda sadece bizim toplumumuzun mu çok hassas bir duygu değişimi yaşadığını aynı anda düşündüğünüzü fark ediyorum. Bugün dünyanın belki de en iyi günlerini yaşayanlardanız desem bilmiyorum abartmış olur muyum? Zira dünyanın hangi köşesine baksak, nereye el atsak, nereden tutsak kopmakta, parçalanmakta ve dağılmaktadır. Kendi içinde sorun yaşamayan, küresel ve toplumsal sorunlardan arınmış olan tek bir ülke, tek bir şehir gösteremezsiniz.
Bunun böyle olmasının en temel sebebi de yine insanın kendisindendir. Başka hiçbir sebep yoktur insandaki değişimden başka… Ekonomiden, sağlığa; toplum yaşamından aileye ve bizzat kişinin kendisine kadar, tamamen kriz çıkmazında olan bir dünyada yaşıyoruz artık. Ancak unutmadan söylemek istiyorum: Krizde olan dünya değil, ekonomi ya da sağlık da değil; bizzat insanlığın kendisidir. Yersiz endişeler, korkular ve kaygılar insanlığı en tehlikeli krize sürüklemiştir: GÜVENSİZLİK…
Kendine bile güvenemeyen çağımızın insanı diğerlerine nasıl güvenebilir ki?
Eşlerin birbirlerine, anne-babanın çocuklarına, patronun işçisine, müdürün personeline ve ilk başta dediğim gibi kişilerin bizzat kendilerine bile güvenemez olduğu bir dünya…
Bir toplumda insanların bir birlerine güvenememesi, bir birlerinden endişe ve kuşku duymaları çok tehlikeli bir boyuttur. Peki, ama bu güvensizlik atmosferi nereden gelmektedir? İnsanlar niçin bir birlerine güvenemez olmuşlardır? Bu çok zor bir soru değildir. Cevabı olmayan ya da bulunamayan bir paradoks da değildir.
İnsanlara rahmet olarak gönderilen ve kâinatın yaratılış sebebi olarak zikredilen, Allah’ın: “Sen olmasaydın ey Habibim, dünyayı yaratmazdım.” dediği Peygamber Efendimiz (s.a.v), günümüzden çok önceleri söylediği; fakat bu günün toplum hayatına ayna olan şu sözüne dikkatle bakın: “Yalan söylemeyiniz, emanete ihanet etmeyiniz ve verdiğiniz sözü yerine getiriniz.”
Şimdi soruyorum size: Bir insanın başka bir insana takılıp kalmasının, ona güvenmemesinin sebebi; yalancı oluşu, emanete riayet etmeyişi ve verdiği sözde durmayışı değil midir? Öyleyse bu sese kulak verelim.
Yosun tutmuş beyinlerimizi, karanlıkta kalmış, aydınlatmak için bir fener bekleyen his ve düşüncelerimizi, çürümeye, paslanmaya düçar olmuş bilinç ve şuurumuzu artık canlandırmak zorundayız.
İnsanın, insana takılıp kalması normal bir şey değildir. İnsan, insanın aynası olması gerekirken kusur ve noksanlarıyla uğraşıp hep olumsuz ve eksik yönleriyle ilgilenip onu “endişe”ye sokması güvensizlik oluşturması doğal bir şey değildir.
Nasrettin Hoca bir gün oğlu ile pazardan bir eşek alır. Hoca, eve gitmek için kendisi eşeğe biner oğlu da yaya olarak yola çıkarlar ve her şey bundan sonra başlar. Yoldan geçmekte olan birisi Hoca’ya: ‘Kendisi eşeğe biniyor, oğlunu ise yürümek zorunda bırakıyor’ der.
Bunun üzerine Hoca eşekten iner ve oğlunu bindirir. Sonra başka birisi: “Yahu bu nasıl iştir, artık büyüklere saygı da kalmamış” der.
Hoca onu da dinledikten sonra bu kez eşeğe oğluyla beraber biner. İnsanlara bunu da beğendiremez: “Hiç insafınız yok mu be Hoca! Zavallı eşeğe hiç iki kişi biner mi?” derler.
Ardından ikisi de eşekten inerler ve yürümeye başlarlar. Tüm bu durumların tamamında hoca gülünç duruma düşmüştür. Sonunda artık dayanamaz ve yeni bir karar verir. Hoca oğlunun yardımıyla eşeği kendi üzerine yüklenir, insanların iğneleyici alaylarına aldırış etmeden yürümeye koyulurlar...
Bunu sadece bir Nasrettin Hoca hikâyesi olarak değerlendirmeyeceğinizi biliyorum. Çağımızın kaygılı insanları arasında dolaşırken hiçbir şeyden memnun olmayan, hiçbir şeyi beğenmeyen, sürekli eleştiren ve karşısındakilerin hata yapmasını bekleyen hatta hata yapmaları için zemin hazırlayan o kadar çok kişiyle karşılaşıyoruz ki… Yanı başımızdadırlar. Tüm olumsuzluklarıyla etrafımızı çevirirler. Kendileri daha iyisini yaptıklarından ya da yapacaklarından değil; diğerlerini suçlamak, yargılamak ve zedelemek için yaşarlar. Tüm krizlerin baş mimarlarıdır onlar…
Bu insanların sizin hakkınızdaki düşüncelerine takılıp kaldığınızda hayatınız ve ruh dünyanız tam bir keşmekeşe dönüşür. Sonra depresyonlar, bunalımlar hatta sonu intihara kadar gidecek olan ruhsal sorunlar yaşarsınız. Hastalıklı ve saplantılı bir kişiliğe bürünürsünüz. Diğerleri için yaşayan, onları memnun etmek için kendi hayatını feda eden insanlarda olur ve diğerlerinin hayatında yok olur gidersiniz.
Elbette ki tüm insanlık böyle değildir ancak etrafınıza baktığınızda sizler de göreceksiniz bu insanları…
İşte biz de onlar da olmayalım diye ve etrafımızdaki insanlara karanlık yerine ışık saçmak, umut aşılamak, hayatlarına can katmak için ilk başta bunu yapabileceğimize inanalım. Güvenelim önce kendimize. Dimdik duralım ve kendimize olan inancımızla hepimiz kendi işimizi en iyi yapanlardan olalım. Kendimizle yarışalım. Sevgi dolu, özlem dolu ve ille de hayat dolu bireyler olarak katılalım topluma.
Her şey insanla başlıyordu ya…
Bizler de insanız işte nihayetinde…
O halde tek başımıza da olsak, kendi insanlığımızla duralım dünyanın önünde.
Hiç kimseye geçmese de sözümüz, kendimize geçer diyelim.
Kendimizden başlayalım hayata.
Arif Nihat Asya’nın: “Elmas ol ki yandığın zaman ne yerde külün ne de gökte dumanın kalsın!” dediği gibi ve şu an ismini hatırlamadığım bir şairin şu latif mısraları gibi yaşayalım hayatı:
“Cihan bağında ey âşık, budur maksûdu ins-ü cinin;
Ne senden kimse incinsin ne sen bir kimseden incin!”
“İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya!” diyen Necip Fazıl ve daha niceleri…
Şairler ve şiirleri ile konumuzu bağlamışken son olarak Can YÜCEL’in “İnsanlar Vardır” adlı şiirini, tam da yeri gelmişken yorumlarınıza sunarak sizi kendinizle baş başa bırakıyorum:
 
İnsanlar Vardır
       
İnsanlar vardır;
Üstü nilüferlerle kaplı, bulanık bir göl gibi.
Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı,
İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı.
Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz.
Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz.
 
İnsanlar vardır; derin bir okyanus.
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi.
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız.
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.
 
İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu.
Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler.
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz.
Bu tip insanla bir ömür dolmaz.
 
İnsanlar vardır; sakin akan bir dere.
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.
 
İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her şey meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dışı birdir çekinme ondan.
Her sözü içtendir, her davranışı candan...
 
İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.
Her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.
Her şeyden önemlisi:
İNSAN, İNSAN OLMALI...



İdris Bilen

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kendimizden başlayalım hayata
« Posted on: 06 Nisan 2020, 01:35:56 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kendimizden başlayalım hayata rüya tabiri,Kendimizden başlayalım hayata mekke canlı, Kendimizden başlayalım hayata kabe canlı yayın, Kendimizden başlayalım hayata Üç boyutlu kuran oku Kendimizden başlayalım hayata kuran ı kerim, Kendimizden başlayalım hayata peygamber kıssaları,Kendimizden başlayalım hayata ilitam ders soruları, Kendimizden başlayalım hayataönlisans arapça,
Logged
03 Aralık 2010, 15:14:48
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« Yanıtla #1 : 03 Aralık 2010, 15:14:48 »

 

    Allah razı olsun kardeşim..Güzel satırlar..Güzel tespitler..Tabii kim olduğumuzu bizi bilenlere sormak lazım..Ve ondan da önemlisi:Rabbimizin katında ne olduğumuz..İnşaallah içi dışı bir berrak sular olabilmek duasıyla..Rahman'aemanet olunuz..
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &