ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Kalbdeki çıban kibir ve gurur
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kalbdeki çıban kibir ve gurur  (Okunma Sayısı 460 defa)
19 Aralık 2010, 17:00:18
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 19 Aralık 2010, 17:00:18 »



Kalbdeki Çıban Kibir ve Gurur


Cenâb-ı Hak dünyâ hayâtını bir imtihan âlemi olarak yaratmış, bu yüzden insanoğlunu hayra da şerre de temâyül edebilecek bir kâbiliyet ile techîz etmiştir. Dolayısıyla her bir kulun iç dünyâsı, hak ile bâtıl ve hayır ile şer temâyülleri arasında bir mücâdele sahasıdır. Cenâb-ı Hak, kullarının bu mücâdeleden gâlip çıkarak cennete nâil olabilmeleri için onlara başta peygamberler olmak üzere hidâyet rehberleri lutfetmiştir.
Bu ilâhî yardıma rağmen, insanların pekçoğu gafleti bertaraf edemedikleri için yaratılışlarındaki nefsânî arzuları azgınlaştıracak bir yol tutarlar. Böyle kimselerde görülen en çirkin iki vasıf da "kibir ve ucub"dur.
Kibir, kendinden başkasını hor ve hakir görmek; ucub ise, kendini beğenmek ve şahsını başkalarından üstün bilmektir. Kibir ile ucub birbirinden ayrılmayan iki çirkin vasıftır. Bu illetlerin netîcesi, dünyâda huzursuzluk, âhirette ise ilâhî azap tecellîleridir. Bu iğrenç huylar, kişinin kalbi ile güzel ahlâk arasına çekilen birer mânevî âfet perdesidir.
Kibir ve ucub sâhibi kişi, herkesi küçük görme illetine müptelâ olduğu için "gayz, kin, yalan, iftirâ ve öfke" gibi her türlü nefsânî kötülüğü sînesinde barındırır ve netîcede rûhuna zehir saçar. Diğer yandan bunların zıddı olan "tevâzu, merhamet, samimiyet, doğruluk, kanaat" gibi ne kadar insanî güzellikler varsa, onlara da menfîliklerdeki şiddeti nispetinde vedâ eder. Çünkü cennete girmeye mânî olan bu cehennemî vasıflar, ahlâkî kıymetler ile bir arada barınamaz.
Ashâb-ı kirâmdan Hazret-i Câbir -radıyallâhu anh- diyor ki:

Birgün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e gittim ve kapısını çaldım. Rasûl-i Ekrem Efendimiz:
"-Kim o?" diye sordular.
"-Benim!" diye cevap verdim.
Bunun üzerine Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
"-Benim, benim!" diye tekrar etti. Gâliba bu cevâbımdan hoşlanmamıştı." (Buhârî, İsti'zân, 17) 1
Ârifler sultânı Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-, bu hadîs-i şerîfteki nükteleri gönül lisânıyla şöyle şerh eder:
"Birisi geldi, bir dostun kapısını çaldı. Dostu içerden:
"-Ey güvenilir kişi, kimsin?" diye seslendi.
Kapıyı çalan:
"-Benim." deyince, dostu:
"-Öyleyse git! Senin için henüz içeri girme zamanı değildir. Böyle bir mânevî nîmetler sofrasında ham kişinin yeri yoktur." dedi.
Ham kişiyi, ayrılık ve firak ateşinden başka ne pişirebilir? Nifaktan, iki yüzlülükten onu ne kurtarabilir? O zavallı adam kapıdan döndü, tam bir sene yollara düştü, dostunun ayrılığı ile yandı, yakıldı. O yanık âşık, ayrılık ateşi ile pişerek döndü geldi, dostunun evi etrafında yine dolaşmaya başladı. Ağzından sevgili dostunu incitecek bir söz çıkmasın diye, binbir endişe içinde ve yüzlerce defa edep gözeterek kapının halkasını yavaşça vurdu. Dostu içerden:
"-Kapıyı çalan kimdir?" diye seslendi.
Adam:
"-Ey gönlümü almış olan! Kapıdaki de sensin." cevabını verdi.
Dostu:
"-Mâdemki şimdi "sen" "ben"sin. Ey "ben" olan, "ben"den ibâret olan, haydi gir içeri! Bu ev dardır, bu evde iki "ben"i alacak yer yoktur. İğneden geçirilecek bir iplik, ayrılır da iki iplik olursa, yâni ucu çatallaşırsa iğneden geçmez. Mâdem ki sen tek katsın, birsin; gel bu iğneden geç!" dedi." (Mesnevî, beyt: 3052-3064)
Demek ki seven, sevdiğinin hâliyle hâllenip onunla aynîleşme yönünde belli bir kıvâma gelmeden, gerçek bir dost olamaz. Bu sebepledir ki artık, o olgunluğa erişen kapıdaki adam, içeriden gelen:
"-Kim o?" suâline:
"-Bir ben ki, baştan başa sen!" ifâdesiyle karşılık vererek, dostuyla hemhâl oluşun makbûl olan seviyesini elde ettiğini bildirmiş olmaktadır.
Hazret-i Mevlânâ şöyle devam eder:
"Ey nefsindeki benliği alt eden kişi! Gel, içeri gir. Sen artık bahçedeki dikenler gibi gülün zıddı değilsin! Sen şimdi güllere şâh olansın!
Nefsini alçak gören kişiye ne mutlu. Kendini üstün gören kimsenin de vay hâline! Şunu iyi bil ki, bu kibir ve ucub, yâni kendini üstün görme hâli kahredici bir zehirdir. Ahmaklar bu zehirli şarabın sarhoşu oldukları için kendilerinde varlık hissederler.
Bahtsızın biri bu zehirli iksirden içerse neşe ile bir an başını sallar. Sallar amma biraz sonra da insanlığa vedâ eder, rezil olur.
Ey aklı başında kişi! Şunu iyi bil ki; kılıç, boynu olan kişinin boynunu keser. Gölge ise yerlere serilmiştir. Boynu ve bedeni olmadığı için onun yaralanması ve kesilmesi de mümkün değildir.
Ey doğruluktan sapmış kişi! Büyüklük taslamak, kibre, gurura ve ucba kapılmak, odunun üzerine ateş koymak gibidir. Böyle bir ateş üzerine sen nasıl gidiyor da kendini ateşe atıyorsun?
Dikkatle bak da gör, yerle bir olan gölgeler hiç oklara hedef olabilir mi?
Yerden başını kaldırıp varlık gösteren, böbürlenen kişi ise oklara hedef olur. Çâresiz, oklar onu delik deşik ve perişan eder durur."
Âyet-i kerîmelerde buyrulur:
"Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme! Ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zîrâ Allâh, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri aslâ sevmez! Yürüyüşünde tabiî ol! Sesini alçalt!.." (Lokmân, 18-19)
"Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin." (el-İsrâ, 37)
Birgün, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular:
"Kalbinde hardal tanesi kadar îmân olan hiçbir kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan hiçbir kimse de cennete giremez." (Müslim, Îmân, 148-149)
Ebedî saâdet için kalbdeki îmânın ne büyük bir cevher olduğunu, buna mukâbil insanın rûhunu zehirleyen kibrin de ne kadar vahim bir âhiret felâketi olduğunu vurgulayan bu nebevî beyân üzerine ashâbdan biri:
"-Yâ Rasûlallâh! İnsan elbisesinin, ayakkabısının güzel olmasını istemez mi?" deyince, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şu karşılığı verdi:
"-Şüphesiz ki Allâh güzeldir; güzelliği sever. Kibir (ise nîmetleri kendinden bilerek) hakkı inkâr etmek ve insanları küçük görmektir." (Müslim, Îmân, 147; Tirmizî, Birr, 61)
Yine Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, katı kalpli, kaba, cimri kimselerle birlikte, kurularak yürüyen kibirli insanların da cehennem ehlinden olduğunu belirtmiş2 ve:
"Elbisesini kibirle yerde sürüyen kimseye Allâh merhamet nazarıyla bakmaz." (Müslim, Libâs, 42) buyurmuştur.
Kibir ve ucbun ne ağır bir cürüm olduğunu tebârüz ettiren diğer hadis-i şerîflerde de şöyle buyrulmuştur:
"Vaktiyle kendini beğenmiş bir adam, güzel elbisesini giymiş, saçını taramış, çalım satarak yürüyordu. Allâh Teâlâ onu yerin dibine geçiriverdi. O şahıs kıyamete kadar debelenerek yerin dibini boylamaya devam edecektir." (Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Libâs, 49-50)
"Cennet ile cehennem münâkaşa ettiler.
Cehennem:
"-Bende zorbalar ve kibirliler var." dedi.
Cennet:
"-Bende zayıflar ve yoksullar var." dedi.
Bunun üzerine Allâh Teâlâ onların çekişmesini şöyle hâlletti:
"-Ey cennet! Sen benim rahmetimsin, dilediğime seninle merhamet ederim. Ey cehennem! Sen de benim azâbımsın. Dilediğime seninle azâb ederim. Ben, her ikinizi de dolduracağım."" (Müslim, Cennet, 34)
"Bir kimse kibirlene kibirlene sonunda zâlimler gürûhuna kaydedilir. Böylece zâlimlere verilen cezâ ona da verilir." (Tirmizî, Birr, 61)
Kibir ve ucub târihi, iblisten başlayarak Nemrudlar, Firavunlar, Kârunlar ve Ebû Cehiller gibi nice ahmakların âleme ibret olan âkıbetlerini sergilemektedir. Bu zavallılar silsilesi sayıya gelmeyecek kadar uzundur.
Kur'ân-ı Kerîm'de kibrin ilk temsilcisi olarak iblis gösterilmektedir. O, "Âdem'e secde et!" emri karşısında büyüklük taslamış, neticede bu kibri onu küfre sürüklemiştir. (el-Bakara, 34) Allâh Teâlâ, iblis'in bu davranışına karşı:
"…Böbürlendin mi, yoksa gerçekten yücelmiş olanlardan mısın?" (Sâd, 75) buyurmak sûretiyle de, onun secde etmeyişinin gerçek yücelikle bir alâkasının bulunmadığını ve sadece büyüklük kuruntusundan kaynaklandığını beyân etmiştir.
Demek ki "ben" iddiâsı, mânevî yolun bir nevî kanseridir. İblis, meleklerin hocası iken benliği yüzünden ebedî hüsrâna dûçâr olmuştur.
Nemrud da, Hazret-i İbrâhîm'in "tevhid dâvâsı" karşısında kibre kapılarak:
"Ben, İbrâhîm'in söylediği semâların Rabbine harp îlân ediyorum." dedi. Böylece büyüklük taslayıp etrafındakilere böbürlenmek sûretiyle, kudret ve azametini değil, bilâkis hamâkat ile alçaldığı seviyesini ortaya koydu.
Ebû Cehil ve emsâlleri de Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in nübüvvetini vicdânen kabul ettikleri hâlde, nefsâniyetleri sebebiyle inkâr etmişlerdi. Zîrâ îmân ederek, o zamanlar ekseriyeti zayıf ve kölelerden oluşan mü'minlerin safında yer almayı gururlarına yediremedikleri için budalaca bir inada sürüklenmişler ve:
"…Bu Kur'ân, iki şehirden bir büyük adama indirilse olmaz mıydı?" (ez-Zuhruf, 31) diyecek kadar kibir ve ucbun gayyâlarına düşmüşlerdi.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in saâdet rehberliğini ve getirdiği istikbâl haberlerini teşekkürlerle, minnetlerle karşılayacakları yerde -ne hazindir ki- kibir ve gururları sebebiyle çok çetin bir inatla, yüz kızartıcı menfîliklerle, alay, hakaret ve iz'âclarla karşılamışlardır.
Firavun da, vezîri Hâmân'a:
"-Bana tuğla pişirip yüksek bir kule yap ki, şu Mûsâ'nın Rabbini araştırayım." diyecek kadar ahmaklaşmıştır.
Bu ahmaklar silsilesinin yakın tarihimizdeki temsilcilerinden Rus astronot Gagarin'in:
"-Ben gökyüzünde Allâh'a rastlamadım." demesi de aynı ahmaklığın tekerrüründen başka bir şey değildir.
Gönüllerin îmân güzellikleri ve ahlâkî fazîletlerle tezyîn edilebilmesi, ancak "kibir ve ucub"dan temizlenmesiyle mümkündür. Geldiği yeri düşünmeden, gideceği yeri hesâba katmadan, kendisine türlü nîmet ve imkânlar bahşeden Allâh Teâlâ'nın emirlerine...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kalbdeki çıban kibir ve gurur
« Posted on: 01 Nisan 2020, 22:42:39 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kalbdeki çıban kibir ve gurur rüya tabiri,Kalbdeki çıban kibir ve gurur mekke canlı, Kalbdeki çıban kibir ve gurur kabe canlı yayın, Kalbdeki çıban kibir ve gurur Üç boyutlu kuran oku Kalbdeki çıban kibir ve gurur kuran ı kerim, Kalbdeki çıban kibir ve gurur peygamber kıssaları,Kalbdeki çıban kibir ve gurur ilitam ders soruları, Kalbdeki çıban kibir ve gururönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &