> Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > İnsanda istikamet sirri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İnsanda istikamet sirri  (Okunma Sayısı 532 defa)
20 Eylül 2010, 17:45:53
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 20 Eylül 2010, 17:45:53 »



İNSANDA İSTİKAMET SIRRI

Fertlerin fıtratında çekirdek halinde bulunan manevî kabiliyetler ve buna bağlı olarak neşv ü nema bulacak maddî istidatların müspet yönde gelişerek insanı yaratılışına uygun hareket etmesine yada başka bir ifade ile, şecaat, iffet ve hikmetin imtizacından oluşan sırat-ı müstakim (hakikate giden en doğru yol, eğrisi olmayan yol)’e çıkmasıyla mümkündür. Çekirdek halinde bulunan bu kabiliyetlerin müspet yönde değil de menfi yönde kullanılması ise, insanda meydana gelen bir sürü vaziyetlerle fıtratına, yaratılışına zıt hareket meydana getirecek ve neticede ferdî hayatı tarumar olduğu gibi, ferdi hayatını ve yaşadığı cemiyet hayatını da müvazenesizliğiyle menfi ma'nâda etkileyecektir. Bu ise cemiyetleri meydana getiren fertlerin birbirinden kaçmasına, soğumasına ve buna bağlı olarak da bir sürü kin, nefret, düşmanlık ve savaş gibi insanlığı felakete sürükleyen hallerin vukua gelmesine sebebiyet verecektir.

Fert ve cemiyetlerin iyi bir tahlile tabi tutulması ve bu tahlilden çıkan neticelere göre onlara yol gösterilmesi, tarihin eski devirlerinden beri yapılagelen hareketlerdendir. Peygamberlerle (as) açılan bu bezm daha sonraları ehil olmayanların eline geçerek mecrasından saptırılmış ve günümüzde fert ve cemiyet yapılarında fıtrata zıt bir sürü yaşayış tarzı ortaya çıkmıştır. "Fertlerin fıtratında bir define gibi saklı olan manevî kabiliyetlerin ve onlara bağlı bulunan maddî istidatlar, çeşitli psikolojik ve sosyolojik baskılarla neşv-ü nema bulmasını engelleme neticesinde bu hal, ancak o manevî kabiliyetlerin ve onlara bağlı gelişecek olan maddî istidatların üzerindeki baskıların kaldırılarak en üst seviyede olgun meyveler haline gelmesini temin etmekle mümkündür" (1).

İnsanın mahiyetini bilme ve bu mahiyetle tecelli eden olayları anlama, onun psikolojik açıdan niçin fıtratına zıt hareket ettiğini idrak etmede birinci yol olmalıdır. İkinci yol ise, insanın psikolojik tahlilini yaparken kendiliğinden ortaya çıkan (tesadüf değil) sosyolojik yönüdür. İnsanın sosyolojik yönünü bütün buutlarıyla ele almak için onun "psikolojik ve sosyo-biolojik özelliklerinden olduğu kadar, insanın varlık bütününden ve bu varlığın temel şartları olan faktörlerin objektif görünüşlerinden de" (2) faydalanmak gerekmektedir. Bütün bu kaynaklardan faydalanmada, insanı hakkıyla tanımak, onun fıtratının ne olduğunu enine boyuna bilmekle mümkündür.

YARATILIŞTA GAYE

İnsanın yaratılışındaki maksadı Kur'ânî ifadeyle ele aldığımızda "ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım" (3) şeklinde karşımıza çıkar. Kulluktan gaye ise "gizli ilâhi hazineleri keşif ile göstermek ve ezelî Kâdir Zat'â bir delil, bir nurani ma'kes olmakla, Ezelî Cemâl sahibinin tecellisi için şeffaf bir ayna" (4) olarak gösterilmiştir. Mahiyet itibariyle ayna olması gereken insan fıtratındaki çekirdek halinde olan bu istidatları neşv ü nema bulduracak atmosfere yanaşmadığından köreltmekte ve haliyle yaratılış gayesine zıt hareket etmektedir. Bunda en büyük faktör şüphesiz ki; aklın mahiyetiyle fıtratı zîşuur denilen vicdanın bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Vicdan insanın mahiyetindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve insanı iyiliklere yöneltmekten lezzet duyan, kötülükten elem alan manevî histir" (5). İnsana verilen ve gayesi insanı daima iyiliklere, vücuda, hayra sevk etmek olan bu manevî hissin nasıl hareketle hakikatlara çıkacağını vahyî dairede genişçe müşahede etmekteyiz. Buna bağlı olarak insanda, insanı iyiliğe ve karşıtı olan kötülüğe götürecek kuvveleri bilmekle de, niçin fıtratına zıt hareket ettiğini görebiliriz. Şöyle ki; "değişmelere, inkılap ve felaketlere maruz şu insanın bedeninde iskan edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvve yaratılışında ona verilmiştir. Birincisi "menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviyedir ki, faydalı şeyleri alma ve kazanma kuvvetidir. İkincisi; zarar ve menfaati ayıran, iyi şeyleri kabul, kötü şeyleri reddeden kuvve ki, kuvve-i akliye diye isimlendirilir. Üçüncüsü ise zararlı işleri reddetme duygusudur ki kuvve-i gadabiyye denilmektedir" (6).

KUVVELER ve NETİCESİ
İnsanın fıtratında bulunan bu üç kuvve onun hayatındaki her türlü harekete müspet veya menfi tesir etmektedir. Bu ahsen-i takvime (en güzel yaratılış) göre tecelli ettiğinde müspet, aksi durumda ise menfi yönde hareketler zuhura gelmektedir. İnsandaki bu üç kuvveye İslâm bir had çizmişdir, ama, fıtratta bu had tayin edilmediğinden bu kuvvelerin herbirinin tefrit, vasat ve ifrat olarak üç mertebesi bulunur. İşte insandaki bütün hareketlerin, (hangi sahaya girerse girsin), temelini teşkil eden, bu kuvvelerin mezkûr mertebelerdeki tezahürlerinden ibarettir. Bunu müşahhas misâllerle anlatalım:

KUVVE-İ ŞEHEVİYE

İnsanın faydalı şeyleri kazanma ve alma kuvveti olan kuvve-i şeheviyenin tefrit dalında olan insan, nimetlerdeki meşru olan zevk ve lezzetlerden mahrumiyete düşer ve o manevî hastalığın daima azabını çeker ki buna misâl olarak Hint fakirlerini gösterebiliriz. Kuvve-i şeheviyenin ifrat mertebesine gelen insan ise ırz ve namusları payimal etmek iştihasına sahip olarak hem ferdî sahada, hem de sosyal sahada ahlâksızlığın, tecavüzlerin alabildiğine çoğalmasına sebep olarak cemiyet hayatını yaşanmaz hale getirirler. Bugünkü Amerika ve Avrupa'nın hiç bir ölçü tanımayan gençliği ile, şehevi arzuları esas kabul eden bütün insanlar buna müşahhas misâllerdir. Kuvve-i şeheviye dalının vasat mertebesi ise iffettir ki, meşru olan şeylere karşı şehveti olmasına karşılık, meşru olmayan hiçbir şeye şehveti olmaz. Bu da sosyal hayatta insanların birbirlerine güvenmelerini sağlayarak insani ilişkilerin belirli bir müvazenede olmasına yardımcı olur. Buna en büyük misâl ise, başta Peygamberler (as) olmak üzere onların mektebinde ders görüp yetişen sıddıklar, asfiyâlâr, evliyalar ve mukarrebindir (R.Anhüm).

KUVVE-İ AKLİYE
Kuvve-i akliyye dalının tefrit mertebesindeki insan gabavettedir ki, hiç bir şeyden haberi olmaz, en basit şeyleri dahi anlamaz. Gabavet kalın kafalılık, ahmaklık, anlayışsızlık olarak tarif edilir. İfrat mertebesi ise cerbezedir ki, bâtılı hak, hakkı bâtıl gösterecek kadar aldatıcı zekaya sahip olur. İnsan bu sahada ise temeli tamamıyla maddeye dayanan, tabiiyyûn (*), maddîyyûn (**), dehriyyûn (***) gibi felsefi cereyanları netice verir. Vasat mertebesi ise hikmettir ki, hakkı hak bilip ona uyar, bâtılı bâtıl bilip ondan kaçınır, bu ise en büyük bir hidayet, insanı hem bu âlemde hem ahiret âleminde saadet içinde yaşamasını temin edecek en güzel vesiledir. İnsan vasat mertebesindeki bu noktayı kaybettiği zaman itikada ait rabıtaları kesip ebedî hayatını yırtıp atar.

KUVVE-İ GADABİYE

Kuvve-i gadabiye diye isimlendirdiğimiz zararlı şeyleri reddetme duygusunun ifrat mertebesinde ise insan tehevvüre düşer ki, bu halde ne maddî ne de manevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakkümler bu mertebenin mahsûlleridir. Nemrud'un göklere merdiven dayayıp (haşa) Allah (cc)'ı öldürmeye çalışması bunun en güze! misâllerinden biridir. Hatta dünyadaki bütün ihtilallerin, kana bulanan bütün hareketlerin temelinde gadap duygusunun ifrat mertebesinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu duygunun tefrit mertebesindeki insan ise içine düştüğü psikoz ile en korkulmayacak şeylerden dahi korkar hale gelir. Korkak ya da pısırık diyeceğimiz bu mertebedeki insana gelecek namına en ufak bir şey yaptırmak mümkün olamayacağı gibi, yaşadığı hayat içinde dahi bir şey yaptırmak son derece zordur. Böyle bir insanın ruh yapısında peşpeşe meydana gelen depresyonlarla ferdi hayatını tarumar ettiği gibi, cemiyet hayatında aldığı her vazifeyi aksatacağı cihetle de ona alabildiğine zarar verme durumuna düşer. Bu duygunun vasat mertebesi, şecaat ve kahramanlıktır ki; dünyevî ve uhrevî inançları için canını dahi feda eder, buna karşılık meşru olmayan şeylere ise karışmaz. İnsan bu üç kuvvenin vasat mertebesini muhafaza etmesi halinde, şecaat, hikmet ve iffetin bir araya gelmesinden ortaya çıkan ve adaletin kendisi demek olan sırat-ı müstakimi hayat ölçüsü olarak alır ve ferdî hayatının sürûrlu geçmesini temin ettiği gibi, bağlı olan içtimaî hayatında huzurlu olmasına yardımcı olur. Bu noktayı yakalayan insan, ne ferdî hayatında ve ne de içtimaî hayatında fıtratına (ahsen-i takvim sırrına) zıt hareket etmez, daha doğru bir ifade ile kendisini fıtratına zıt hareket etmeye iten her türlü sosyal ve psikolojik atmosferden uzaklaşır. Bunun neticesinde sırat-ı müstakim ashabı arasına gireceğinden fıtratına zıt harekette bulunamaz (7).

DAVRANIŞLARIMIZ
Bu ma'nâyı teyid eden ve insanı sosyal bir varlık saymada delil gösterilen şu fikirde yukarıda anlatılan meselemize ışık tutacak mahiyettedir. Şöyleki; "İnsanda hadiselere karşı tavır takınma ve tavır takınacağı durum yönünde içten gelen bir isteğin bulunmasına bağlıdır. Böyle içten gelen bir istek olmadan bir tavır takınma mümkün değildir. Bu durumda fert kendi dışında zuhur eden hadiselerin akışına göre tavır alıyor demektir ki; böyle bir insanın her hareketinin tesadüflere bağlı olduğunu iddia etmeye kadar varılır" (8 ). Halbuki, tesadüf insan hayatı için hiçbir değer ifade etmemektedir. Kâinatta vaz' edilen intizam ve ittirad bunun en büyük delilidir.

NETİCE OLARAK

Bütün bu izah ve tahlillerden sonra diyebiliriz ki; fertlerin fıtratında çekirdek halinde bulunan manevî kabiliyetler ve buna bağlı olarak neşv-ü nema bulacak maddî istidatların müspet yönde gelişerek insanı yaratılışına uygun hareket etmesine yada başka bir ifade ile, şecaat, iffet ve hikmetin imtizacından oluşan sırat-ı müstakim (hakikate giden en doğru yol, eğrisi olmayan yol)e çıkmasıyla mümkündür. Çekirdek halinde bulunan bu kabiliyetlerin müspet yönde değil de menfi yönde kullanılması ise, in...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İnsanda istikamet sirri
« Posted on: 27 Ocak 2023, 21:30:41 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İnsanda istikamet sirri rüya tabiri,İnsanda istikamet sirri mekke canlı, İnsanda istikamet sirri kabe canlı yayın, İnsanda istikamet sirri Üç boyutlu kuran oku İnsanda istikamet sirri kuran ı kerim, İnsanda istikamet sirri peygamber kıssaları,İnsanda istikamet sirri ilitam ders soruları, İnsanda istikamet sirriönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &