ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Halkın dramı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Halkın dramı  (Okunma Sayısı 690 defa)
17 Kasım 2010, 19:12:34
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 17 Kasım 2010, 19:12:34 »



HALKIN DRAMI


K/87-88:

“Musa’ya kitabı verdik ve sonra da art arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı beyyinelerle ve Ruh-ül-Kudüsle takviye ettik. (Ne var ki) ne zaman size hoşlanmadığınız (ama doğru) şeyleri söyleyen bir elçi gelse, ona karşı büyüklük tasladınız ve onların kimini yalanladınız, kimini de öldürdünüz.

“(Böyle büyüklenerek hareket eden bir kısım da) “kalplerimiz perdelidir” dediler, (istihza ettiler). Hayır, küfür ve isyanları sebebiyle Allah onlara lanet etmiştir. Onlardan pek azından başkası iman etmezler.”


Kuşkusuz halk’ın kendisi bir güçtür; sosyal ve siyasal olayların temelinde araç ve amaç olarak halk görülmektedir. Bu gün geri kalmış ülkelerde yönetimlerin ve istihbarat örgütlerinin, alt edilecek ve üzerinde oynanacak hedef olarak halkı seçmeleri bundandır.

Ama hiçbir asil başarı da salt halk istek ve desteğiyle gerçekleşmemiştir sanıyorum, insanlık tarihinde... Bazı ütopik demokrasi sevdalılarının yanılgısı da budur zaten. Bir hareket, halka HAK’kı egemen kılmayı hedeflediği zaman kutsallaşır. Nitekim, hakkın gözetilmediği salt halk egemenliğine zaten hiçbir düşünür, ideal değer manasında demokrasi adını dahi vermiyor. Geçmiş yıllardaki klasik demokrasi teorileriyle sosyalist demokratlar arasındaki çatışmanın müphemiyeti de bundan kaynaklanıyordu. O halde insan için aslolan, bireyin haklarını yok ederek salt halk hakimiyetini kurmak değil, bireyin bitimsiz mutluluk yolundaki yolculuğunu engelleyecek hak ihlallerini yok etmeyi hedefleyen, halka dost bir yönetim tarzını davet etmektir. Yoksa, bu değerden yoksun bir halk egemenliği, kurulabilse dahi, neticede halkı despotların insaf ve merhametine terk eden bir demagoji oluşturur. Uygulamada, bu bilincin gelişmediği toplumlardaki demokrasi uygulamalarının sonuçta çirkin ve sırıtan bir demagoji oluşturarak, temel ve tabii hakları dahi gasbetmekten utanmayan bir diktatoryaya dönüşmesi de bundandır. Çünkü, halkın tabiatında bu var. Bir Batılı düşünürün tarifini kibarlaştırarak söylersek halk güçlünün arzusuna ram olma temayülündedir. Halkın bu genel niteliğini tabii ki hakkı esas alan birey ve kitlelere teşmil etmemiz mümkün değildir. Onun için, halk arasında iyiliği emredip kötülükten alıkoyan grup ve mekanizmaların “insani haklar”ın bekçisi olarak varlığını sürdürmesinin çok büyük önemi vardır. Aslında insan Tanrı huzurunda bu önemle imtihan ediliyor, sınanıyor. Lokman, Kur’anda oğluna bu görevi vasiyet ederken ona, insani faziletin muhafazası konusundaki yükümlerini hatırlatmış oluyor.

Esasen, insanlık böylesi yükümleri savsaklamış halkların acı bir dramını hemen her gün yaşıyor. Fazla derine inmeyen bir hatırlatmayla söylersek mesela, haksız kral karşısında Fransız ihtilaline vücut veren halkın, bir süre sonra, bu ihtilali kendi adına güden haktan habersiz hürriyet çığırtkanlarının diktasına maruz kalması, ve yine, haklarını öne sürerek Sovyet İhtilalini yapan proleter sınıfın ahfadının, daha sonra kendi ürünü olan Kızılordunun handiyse karın tokluğuna çalışan kölesi haline gelmesi; Stalin gibilerin eliyle milyonlarca evladını KGB istatistiklerine kurban etmesi bu dramı iyi yansıtmaktadır.

Bunun tersi de varit olagelmiştir, tabii, insanlık tarihinde. Halkın aydınlanarak muasırlaşmasını hedefleyen Sultan Abdulhamit’in, çoklukla, ülkenin ufkunu açmak için vücut verdiği mülkiye, rüştiye, tıbbiye, ve harbiye gibi okulların yetiştirdiği kuşaklardan oluşan İttihat-Terakki grubunca alaşağı edilmesi, yakın tarihimizde de bir grup statükocu bürokrat ve kara cübbeli Prof. Rehberliğinde, gözü tok ve sevimli bir başbakanın, ayağına ayakkabı giydirerek devlet kapısında hak arama şahsiyetini vermek istediği halk adına tahkir ve tezyif edilmesi düşünce ufuklarımızı tahrik eden anılar olarak toplumsal belleğimizden nedense uzaklaşmıyor.

Aslında insanlık tarihi böylesi halk hareketleriyle dolu bir ibret hazinesidir. Vaktiyle eski bir kitapta, Firavunun “kafatası doktoru” Sinuhe’nin hatıralarını okumuştum. Sinuhe, bu kitapta hatıralarını anlatırken, halkların, yukarıda işaret ettiğim tipte bir başka trajedisini resimlendiriyor ve bir çok olay arasında, Mısır’da, firavunun dinini örgütleyen statükocu rahiplerin, her yıl ülkenin en güzel bir kızını seçerek ailesinin de iştirak etmek zorunda bırakıldıkları bir törenle, o firavunun şahsında simgeleşen egemen tanrılara kurban edilişini de anlatıyor. Firavun namına halka empoze edilen eza ve cefalarla saçmalıkları sergilerken, firavunun yerine halef olacak genç bir prensin, yüreğinde bu saçmalıklara karşı tepki geliştirdiğini ve tek tanrıya inanan bu prensin daha sonra işbaşına geldiğinde, zihnen halkı kurtarmayı planlayarak, “sinsice”, uzun vadede sonuç alacak şekilde uygulamaya koyduğunu naklediyor. Ama, sonuçta tek ilaha inanan bu prensin “sinsi” niyetini hisseden statükocu rahiplerin, statükodan olan çıkarlarını tehlikede görünce korunmak için, nasıl halkı örgütleyerek, ilah gibi tapınma konumunda oldukları bu genç hükümdarı alaşağı etmeyi becerdiklerini kitapta ızdırapla sergiliyor.

Belli, asil ve geçerli bir ülkü etrafında bilinçlenerek millet vasfını kazanmamış olan örgütsüz halklar böyledir işte. Kendini kurtaracak ve kendine hayat verecek hususları dahi idrak edemez. Ona, neyin kendisine yarayacağını çeşitli beyin yıkama yöntemleriyle empoze ederler, benimsetirler ve kendi bindiği dalı da kendisine kestirirler. Bu, Mısırda böyle olduğu gibi, Tayland’da, Somali’de, Sırbistan’da, Rusya’da da böyledir işte. Arap’ta acem’de böyle olduğu gibi, Yahudi’de de böyledir işte. Nitekim, Kur’an Yahudilerle ilgili bir kıssasında sanki ibretle buna işaret ediyor. Diyor ki Mushafta, Bakara suresinin 87 ve 88. Ayetlerinde:

“Musa’ya kitabı verdik ve sonra da art arda peygamberler gönderdik. Meryam oğlu İsa’yı beyyinelerle ve Ruh-ül Kudüsle takviye ettik. (Ne var ki) ne zaman size hoşlanmadığınız (ama doğru) şeyleri söyleyen bir elçi gelse, ona karşı büyüklük tasladınız ve onların kimini yalanladınız, kimini de öldürdünüz.

“(Böyle büyüklenerek hareket eden bir kısım da) “kalplerimiz perdelidir” dediler, (istihza ettiler). Hayır, küfür ve isyanları sebebiyle Allah onlara lanet etmiştir. Onlardan pek azından başkası iman etmezler.”

İşte, ölçüsü olmayan başıboş halk budur. Rasgele yalpalanır, yaltaklanır, hoşuna gitmeyen bir kısım gerçeklere düşman olur, büyüklenir, alay eder, öldürür ve sonra da kendini güçlünün emellerine teslim eder.


M. Selami Çekmegil
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Halkın dramı
« Posted on: 12 Kasım 2019, 03:36:15 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Halkın dramı rüya tabiri,Halkın dramı mekke canlı, Halkın dramı kabe canlı yayın, Halkın dramı Üç boyutlu kuran oku Halkın dramı kuran ı kerim, Halkın dramı peygamber kıssaları,Halkın dramı ilitam ders soruları, Halkın dramıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &