ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Hak ve adâlet 2
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hak ve adâlet 2  (Okunma Sayısı 469 defa)
02 Kasım 2010, 17:19:10
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 02 Kasım 2010, 17:19:10 »



Hak ve Adâlet - 2 -


İçinde yaşadığımız bu muazzam kâinât, tesâdüfen meydana gelmemiştir. Nefsânî arzuların menfaat sahası olarak da yaratılmamıştır. Ancak yüce bir gaye ve maksat için yaratılmış ve bu çerçevede insanoğlu için bir imtihan mekânı kılınmıştır. Dolayısıyla cihanın da insanın da yaratılışı, abes değil; yani sebepsiz, gâyesiz, hikmetsiz ve boşuna değildir.

Çünkü yüce Rabbimizin bir ism-i şerîfi de, “el-Hak”tır ve O, her türlü abeslikten/sebepsizlikten, gayesizlikten, hikmetsizlikten ve boşunalıktan münezzehtir. O’nun her şeyi, ancak haktır. Âyet-i kerîmede buyrulur:

“O, gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yaratandır...” (el-En’âm, 73)

İşte muhteşem birer sanat harikası olan cihan, insan ve diğer varlıklar!.. Hepsi de sayısız hikmetler, ibretler, fevkalâde hassas ölçüler ve dengeler içinde yaratılmıştır. Akl-ı selîm sahibi her insan, bu ilâhî kudret ve azamet tecellîlerini, derin derin tefekkür etmek mecbûriyetindedir. Hak Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de bu hakîkate dikkat çekerek biz kullarını şöyle îkaz buyurur:

“Göğü Allah yükseltti ve mîzânı (dengeyi) O koydu. Sakın dengeyi bozmayın!” (er-Rahmân, 7-8)

“Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların (yani insanların) çoğu (gafletlerinden dolayı) bilmiyorlar.” (ed-Duhân, 38-39)

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!” (el-Kıyâme, 36)

“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (el-Mü’minûn, 15)

Âyet-i kerîmelerde açıkça ifade edildiği üzere bir imtihan mekânı olan bu cihâna gâyesiz gelmediğimiz gibi, burada başıboş bırakılmış da değiliz. Rabbimiz, hayra da şerre de kullanabileceğimiz irâdemizi, bazı yasak ve hudutlarla sınırlandırmış ve bu sınırlara riâyeti emretmiştir. Buna bîgâne/duyarsız kalıp da dünya hayatında ilâhî hudutlara gerektiği kadar dikkat etmeyen insan, nefsinin fesâdına râm olarak kolayca zâlim olabilir. Böylece kendisinin ebedî hayatını ziyân etmiş olur.

İlâhî hudutlara riâyet demek olan kulluk da, aslında kişinin kendi nefsini ilâhî azaptan koruması demektir. Aksi hâlde, kendi azâbına kendisi sebep olduğundan, bizzat nefsine zulmetmiş olur. Unutmamalı ki:

Adâlettin Zıddı, Zulümdür...

Cenâb-ı Hak, âyet-i kerîmede insanoğlunun şu vasfına dikkat çeker:

“…Doğrusu o (insan), çok zâlim ve çok câhildir.” (el-Ahzâb, 72)

Cehâlet, insanı zulme ve haksızlığa sürükleyen belli başlı sebeplerden biridir. Âyet-i kerîmede bahsedilen cehâletin zıddı ise ilimdir.

Gerçek ilim; kişiyi mârifetullâha, yâni Cenâb-ı Hakk’ı kalben tanımaya sevk eden ilimdir. Dolayısıyla cehâlet, kişiyi zulme dûçâr ettiği gibi, ilim de insanı hayra, hakka ve adâlete istikâmetlendirir.

Hak ve hakîkatlerin merkezi ve kaynağı, Allah Teâlâ’dır. Kâinâtın yaratıcısı ve sahibi, bize hak ve hakîkat nâmına neyi bildirmiş ise, hak ve hakîkat odur. Âyet-i kerîmede buyrulur:

“…De ki: Allâh’ın hidâyeti, doğru yolun ta kendisidir. Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir.” (el-En’âm, 71)

O hâlde Allah ve Rasûlü’nün ebedî saâdet rehberi olan emir ve yasaklarına bîgâne kalmak; o yüce hakîkatlere haksızlık ederek kişinin nefsine zulmetmesidir. Zulümlerin en fecî olanı da, ilâhî hakîkatlere âmâ kalmaktır. Her zulmün belli ağırlıkta bir cezâsı vardır. Fakat ilâhî hakîkatlere karşı işlenen haksızlığın cezâsı, “ebedî bir azâb” olarak takdîr edilmiştir. Bu da gösteriyor ki, kişinin kendisini ebedî cehennemlik kılacak olan îmansızlık; zulüm ve haksızlığın en büyüğüdür.

Zulüm, zâhirde her ne kadar başkalarına zarar veriyormuş gibi gözükse de, neticede dönüp dolaşıp o zulmü irtikâb edeni acı bir azâba sürükleyecektir. Yâni zâlimin en büyük zararı yine kendisinedir. Bunun içindir ki Kur’ân-ı Kerîm’de sık sık; “nefislerine (kendilerine) zulmedenler” ifâdesi zikredilir.

Mevlânâ -kuddise sirruh-, adâlet ve zulmü şu çarpıcı teşbihlerle îzâh eder:

“Adâlet nedir? Meyve ağaçlarını sulamaktır. Zulüm nedir? Dikenleri sulamaktır.”

“Adâleti bilmeyen kişi, kurt yavrusunu emziren keçiye benzer.”

Yâni besleyip büyüttüğü zulüm, kendi helâkini hazırlar, gün gelir onu paramparça ederek ortadan kaldırır.

Tarih şahittir ki, fânî menfaatler için hakkı ihlâl edenler, ancak kendi kuyularını kazmış olurlar. Sonunda o girdapta boğulur giderler.

O hâlde, nefse ne kadar ağır gelse de, dâimâ adâlet üzere bulunmak ve hakkı şiâr edinmek îcâb eder.

Velhâsıl zulüm; haksız yere acı çektirmektir.

Varlıklar içinde en şerefli bir mevkîde yaratılan insanoğlunun; fânî hazlar, nefsânî arzular ve gelgeç sevdâlar sebebiyle, özündeki yüce kıymet ve haysiyete yazık ederek günah ve isyan bataklığına sürüklenmesinin ebedî azap faturası kime kesilecektir?

Öyleyse kişinin başkalarına karşı âdil olması, evvelâ kendi nefsine karşı âdil ve merhametli olmasının bir îcâbıdır. Bunu gerçekleştirebilme hususunda da en yüce örneğimiz, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir.

Adâlette En Güzel Örnek...

Rabbimiz, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i bütün insanlığa örnek şahsiyet olarak lutfetmiştir. Bütün emir ve nehiylerini, Peygamber Efendimiz’in nezih hayatıyla örneklendirerek ümmet için fiilî kıstaslar bahşetmiştir.

Dolayısıyla yüce dînimiz İslâm, en güzel şekilde yaşanabilir bir hayat dîni olarak doğmuştur. Yani İslâm’ın yüce prensipleri, hayâta tatbik edilemeyen ve nazariyeden ibâret kalan beşerî dünya görüşleri gibi değildir. Çünkü Cenâb-ı Hak, İslâm’ın bütün hükümlerini fiilî örneklerle insanlığa takdîm etmiştir.

Nitekim Peygamber Efendimiz, ümmetine bir şeyi emredince, onu evvelâ kendisi ve yakınları tatbik etmiş, bir şeyden nehyedince de evvelâ kendisini ve yakınlarını ondan sakındırmıştır. Adâlet önünde kendisi hakkında bile aslâ bir imtiyaz kabul etmediği gibi, toplumdaki zenginlerin veya önde gelenlerin de diğer insanlardan farklı muâmele görmesine kesinlikle müsâade etmemiştir.

Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’ın örnek şahsiyeti, her hususta olduğu gibi hak ve adâlet mevzuunda da hayranlık verecek ölçüde yüksek fazîlet numûneleriyle doludur. İşte bunlardan birkaçı:

Kızım Fâtıma Bile Olsa...

Asr-ı saâdette birgün, Benî Mahzûm Kabîlesi’nden hatırı sayılır bir aileye mensup bir kadın hırsızlık yapmıştı. Kadının yakınları, kimi aracı gönderelim ki Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onu affetsin, diye düşünmeye başladılar. Sonunda Peygamber Efendimiz’in çok sevdiği sahâbîlerden biri olan Üsâme bin Zeyd’i göndermeye karar verdiler.

Üsâme, Peygamber Efendimiz’e giderek kadının affedilmesini talep etti. Bu talep karşısında Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mübârek yüzünün rengi değişti. Çok sevdiği Üsâme’ye sitem dolu nazarlarla bakarak:

“–Allâh’ın koyduğu cezâlardan birinin tatbik edilmemesi için aracılık mı yapıyorsun?!” diye sordu.

Üsâme -radıyallâhu anh-, Peygamber Efendimiz’in ne kadar üzüldüğünü görünce son derece pişman oldu ve derhal özür dileyerek:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Benim bağışlanmam için duâ et!” dedi. (Buhârî, Megâzî, 53; Nesâî, Kat’u’s-Sârik, 6, VIII, 72-74)

Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- ayağa kalktı ve halka şöyle hitâb etti:

“–Sizden önceki milletler, şu sebeple helâk olup gittiler: Aralarından soylu, makam-mevkî sâhibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezâlandırırlardı.

Allâh’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim!” (Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Hudûd, 8, 9)

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Ey îmân edenler! Adâleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabânız aleyhinde bile olsa Allâh için şâhitlik eden kimseler olun. (Haklarında şâhitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar, Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adâletten sapmayın...” (en-Nisâ, 135)

İşte örnek hayatı âdeta canlı bir Kur’ân tefsîri mâhiyetinde olan Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, adâlet önünde kendi âilesinin bile bir imtiyâzının olmadığını çok açık bir üslûb ile beyân ederek toplumdaki güçlü kimselere imtiyaz tanınmasına kat’î bir lisanla karşı çıkmıştır.

Hakkı Tutup Kaldırmak...

Peygamber Efendimiz’in, daha risâletle vazîfelendirilmeden evvel iştirâk ettiği “Hılfü’l-Fudûl” adlı cemiyet de, ticârî ve ictimâî hayatta adâleti hâkim kılma gâyesine hizmet etmekteydi. Hakkı gasbedilen ve hakkını arayamayan zayıf ve yabancı kimselere yardımcı olunur, zayıfın gasbedilen hakkı, güçlüden alınıp sâhibine teslim edilirdi.

Bu hassâsiyetin tezâhürleri, Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’ın bütün hayatında görülmekteydi. Nitekim bu hâl, O’nun hadîs-i şerîflerine de şöyle yansımıştı:

“…İçindeki zayıfların, incitilmeden haklarını alamadıkları bir cemiyet iflâh olmaz...” (İbn-i Mâce, Sadakât, 17)

“…Güçsüzlerin hakkının güçlülerden alınmadığı bir toplumu Allah nasıl temize çıkarır?!” (İbn-i Mâce, Fiten, 20)

“Kıyâmet gününde insanların Allah Teâlâ’ya en sevgili olanı ve O’na en yakın yerde bulunanı adâletli idârecidir. Kıyâmet gününde insanların Allah Teâlâ’ya en sevimsiz olanı ve O’na en uzak mesâfede bulunanı da zâlim idârecidir.” (Tirmizî, Ahkâm, 4/1329; Nesâî, Zekât, 77)

Yine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, dünyaya vedâ ederken kendilerinden duyulan son hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşl...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hak ve adâlet 2
« Posted on: 07 Nisan 2020, 07:05:04 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hak ve adâlet 2 rüya tabiri,Hak ve adâlet 2 mekke canlı, Hak ve adâlet 2 kabe canlı yayın, Hak ve adâlet 2 Üç boyutlu kuran oku Hak ve adâlet 2 kuran ı kerim, Hak ve adâlet 2 peygamber kıssaları,Hak ve adâlet 2 ilitam ders soruları, Hak ve adâlet 2 önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &