ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Gündem ve gündemimiz
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gündem ve gündemimiz  (Okunma Sayısı 407 defa)
03 Aralık 2010, 15:18:02
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 03 Aralık 2010, 15:18:02 »



Gündem Ve Gündemimiz*


Biz Müslümanların zihinlerinin, beyinlerinin, zamanlarının, emeklerinin, ilgi, bilgi ve birikimlerinin çokça işgal altında bulunduğu ve bu yüzden de bir ufuksuzluk, bir verimsizlik, bir üretimsizlik, bir bereketsizlik; dahası: büyük bir şaşkınlık ve tutarsızlık içinde kaldıkları kanısındayım. Durumumuz ve duruşumuz, çare arayışı içindeki bir kimsenin çevresini kuşatanlarca çözüm ve yardım vaadiyle çağrılmasına karşın, güvensizlik içinde seslenenlerden kime doğru yöneleneceğini kararlaştıramayarak bir o yana, bir bu yana koşuşturup durmasına benziyor. Güven duyamıyoruz, çünkü, öncesinde aldatılmışlıklarımız var.. Seslenmeleri kulak ardı edemiyoruz, çünkü, çağırıcılar çözümlerini önerirken sorunumuzun ne olduğunu da dile getiriyorlar ve biz gerçekten de öyle bir sorunla karşı karşıya bulunduğumuzu, haliyle de o soruna çare arayışı içinde çırpındığımızı görüyor, biliyor veya sanıyoruz.. Halimizdeki perişanlığı bilip dile getirerek, daha doğrusu önce bizi halsizliğin perişanlığı içine itip ardından da bu fotoğrafı gözlerimizin önüne sererek çare önerisinde bulunuyor, en azından bunun çaresini aramak zorunda bulunduğumuza bizi inandırıyorlar.

Evet; Müslüman yurtlarının işgal altında bulunması, Müslümanların yaşamlarının işgale uğramış olması, Müslüman toplulukların korkunç bir zillet ve meskenetin işgalinde kalması, Müslüman kimsenin beyninin aynı işgalden bir türlü kurtulamaması bağlamlarındaki çok yönlü bir işgalin getirdiği büyük üzüntü, kaygı, sancı, acı ve bunlara eklenen sorumluluk duygusuyla çıkış yolları arama çabası, andığımız işgali tohumluyor, tetikliyor, geliştiriyor, büyütüyor, yaygınlaştırıyor, derinleştiriyor ve çok yoğun bir sis tabakası gibi kuşatıyor.. Ve, Müslüman, “derdim çoktur hangisine yanayım” dercesine yanıp yakılmanın ötesine geçemiyor; çünkü, bu çoklardan hangisine el atıp da onarmak, gidermek, çözmek istediğinde, yine aynı işgal ortamının gerçekleri, gerekleri ve zorlamaları doğrultusunda hareket ediyor.. Ve, hala çünkü o, değerlendirmeleri aklıyla yapıyor, çözümleri bilgisiyle üretmeğe kalkışıyor, uygulamalarında birikimlerini, yaşadığı bu ortam ve koşullar içinde edindiği birikimlerini esas almaktan vazgeçemiyor.. Müslüman kimliği ile değil kendi kişiliğiyle er meydanına soyunuyor..

Ve, bu donanımla çıktığı er meydanında ise, bir kez daha yenilerek, bir kez daha yıkılarak, bir kez daha vurularak, bir kez daha müzmahil hale düşerek geri çekiliyor ve ardından yine aynı işgal ortamında işgale uğramış aynı kafasıyla gözlerini ufuklarda gezdirip nereden başlaması gerektiğini düşünmek zorunda kalıyor.. Ufukta ise, işte yalnızca kendisine gösterilmek istenenler var ve işte o onları görüp, bir kez daha bu gördüklerine göre toparlanma sürecine girmeğe çabalıyor..

“Nereden başlamam gerekir?” sorusu yerine, ah bir kez “nerede yanlış yaptım?” sualini aklına getirebilse.. Andığımız işgal öğelerinin ve üyelerinin hazırladığı bir meydanda onların çaldığı havaya göre oynamakta bulunduğunu ve bu çırpınışının da çare arayışı bağlamında ne kadar aldatıcı olduğunu anlayacak…

Peki, bunu yapabilecek mi?.. Evet; eğer Kuran-ı Kerim’i, bu Yüce Kitap’ın müminler için sürekli bir biçimde, kesintisiz ve tekrar ve tekrar vahyedilmekte olduğunu akledebilir de, kendi aklının yerine bu akletmeyi oturtabilirse, ancak o zaman bunu başarabilecek…

Çünkü, böylece, dünyanın halini, bu dünya içinde kendi konumunu, durumunu, sorununu fark ederek, sürekli bir rahmet yağışı halindeki vahiyden kendi payına düşeni görüp alacak ve o doğrultuda atacağı adımla belki her şeyi yerli yerine oturtmak ve çözümlere erişmek imkânını bulacak..

●●●

Yaşadığımız ortama bir bakalım: Egemen güçlerin planlamalarıyla insanlar çeşitli ayırımcı araçlar kullanılarak bölük pörçük edilip her bölüğün önüne ayrı bir hedef, ağzına ayrı bir söylem konulmuş, erkeklerin katledilircesine baskılarla kuşatılıp kadınların her bakımdan kollandığı bir uygulama neredeyse doruk noktaya ulaşmış, aykırı sayılan tutumların sahipleri toplumun her kesiminden dışlanıp ancak alt katmanlarda hizmet tutuklusu olarak kullanılmak üzere konumlandırılmış ve daha sayın sayabildiğiniz kadar…

Firavunların zulmü altındaki İsrailoğullarının içinde yer aldığını Kuran-ı Kerim’de gördüğümüz bir fotoğraf, bu uygulamalarla ve böylece yeniden çerçeveletilip günümüzün görüntüsü, gerçeği olarak toplumun her kesiminin görebileceği bir alana yerleştirilmiş..

Ve biz, Kuran-ı Kerimdeki fotoğrafı anımsayamadığımız ya da algılayamadığımız için hala bu fotoğrafı yeni bir olay veya olgu olarak değerlendirdiğimizden ötürü bu iki fotoğraf arasındaki aynılığı görememekte, haliyle de içinde bulunduğumuz şartlara göre düşünmekte, araştırmakta, yol yordam belirlemeğe, yöntem geliştirmeğe çalışmaktayız..

İşte bu göremeyiş, gözden kaçırış, yazımızın girişinde vurguladığımız “işgal”in bir sonucu olarak ortaya çıkmakta; bu da sürekli inen vahyi algılayamama, bu sürekli vahyin eldeki nüshası olan Kuran-ı Kerim’i akledememe, fıkh edememe biçimindeki basiretsizliğimize yol açmakta…

Bakacak olsak, göreceğiz şu yaşadıklarımızı yaşadıkları sırada kurtuluş ve yardım dileyen İsrailoğullarına inen buyrukları ve anlayacağız neyi nereye koyacağımızı, neyi nasıl değerlendireceğimizi, adımlarımızın niçin akamete uğradığını ve müzmahil olmaktan neden kurtulamadığımızı…

Buyruluyor: “Biz Musa ve Kardeşine ‘halkınıza Mısırda sığınacakları evler hazırlayın ve evlerinizi kıble edinin, “Sâlât”ı süreklileştirin; inanları müjdele’ diye vahyettik” (10/87)

Ve İsrailoğullarının göz ardı ettiği ya da unuttuğu bir uygulamanın müminlere hatırlatılması bağlamında sâlâtın süreklileştirilmesiyle birlikte sabrın vurgulandığı buyruk: “Sabır ve sâlâtla yardım dileyin; bu, huşu içinde olanlar dışındakiler için zordur..” (2/45)

Görüldüğü gibi, ilk buyruk “evler” edinmektir; ama, oturulacak değil, “sığınılacak evler”.. İkincisi bu evlerin “kıble” edinilmesidir.. Üçüncüsü ise, “sâlâtı süreklileştirmek”..

Sâlâtın yanı başında bir de “sabır” buyruğu bulunuyor, yardım dileklerinin iletilmesi ve kabulü için..

Sığınmak, her türlü dış etkiden korunma amaçlıdır. Demek ki, “evler” bütün olumsuzlukların dışarıda bırakıldığı korunmuş yerler olacak; bize göre, bize özel ve bize özgü..

Ve bu evler “kıble” edinilecek.. Buradaki bu kelime genelde “ibadethane” olarak anlaşılmakla ve aslında o anlamı taşımakla birlikte, kavram olarak daha ileri ve derin bir içeriğe sahiptir. Kıble edinmek, kıble edinileni karşısına almak, merkezde tutmak, ona yönelmek ve uyarlanmak demektir. Onun dışındakilere sırt dönmek, gayriyi dışlamak demek.. Nitekim salât buyruğunun ayrıca vurgulanması, “kıble”nin yalnızca ibadet yeri anlamı taşımadığının göstergesi...

Sâlât ise, yaygın anlayıştaki gibi elbette “namaz”, ama, yalnızca “namaz” değil; “bağlantı”, “bağlılık hali”.. Süreklileştirme ifadesi de, nitekim, sâlât kavramındaki Yüce ALLAH’a yöneliş, bağlanış, O’nunla bağlantı halinde olma anlamını pekiştiriyor..

Sabır ise, elbette “sabretmek”, ama öncelikle ilk tepkilerimizi, reflekslerimizi dengeleme erdemi.. İlk tepkiler, refleksler eğer dengelenememişse, gelişmelerin ipi elden kaçırılmış demektir ve bu gidişle varılan bu noktadaki sabır, geç kalmış ve etkisizleşmiş bir sabır olacaktır.

Biz, bu bakış açısından yola çıkarak diyoruz ki, kurtuluş ve yardım dilemenin yolu kendi evimize sığınmak, kendi evimizi kıble edinmek, sâlâtı süreklileştirip, sabrı diri tutmaktan geçer.. Bir başka deyişle gündem diye önümüze konulanlar yerine kendi gündemimizi hazırlayıp onu düşünce merkezimize yerleştirmek, süslendirilmiş sözleri içselleştirmeği bırakarak sâlâtı/Yüce ALLAH ile bağlantıyı süreklileştirmek ve bunu başarabilmek için ise, “sabır”ı diri tutup, sabrı bir bekleyiş değil de bir dengeleme eylemi olarak işlevlendirip böylece günübirlik etkilerin güdümünden korunmakla…

Bizim, bir rahmet olarak sürekli inmekte olan vahyin elimizdeki nüshası olan Kuran-ı Kerim’den anladığımız budur.. Ve, elbette, “bu, huşu içinde olanlar dışındakiler için zordur”..

Huşuyu yaşamanın bir yolunu bulmalıyız…



Zübeyir Yetik
 

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 03 Aralık 2010, 15:18:40 Gönderen: Sumeyye »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Gündem ve gündemimiz
« Posted on: 04 Nisan 2020, 08:02:06 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Gündem ve gündemimiz rüya tabiri,Gündem ve gündemimiz mekke canlı, Gündem ve gündemimiz kabe canlı yayın, Gündem ve gündemimiz Üç boyutlu kuran oku Gündem ve gündemimiz kuran ı kerim, Gündem ve gündemimiz peygamber kıssaları,Gündem ve gündemimiz ilitam ders soruları, Gündem ve gündemimizönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &