ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Gönül kabemizdeki putlar
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gönül kabemizdeki putlar  (Okunma Sayısı 606 defa)
18 Mayıs 2010, 16:53:17
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 18 Mayıs 2010, 16:53:17 »



GÖNÜL KA’BEMİZDEKİ PUTLAR   

Günlük hayatımızda şirk izleri
    
‘Nasıl olsa imanımız garantide’ (!)

Hepimizin ortak meselesi, “son nefeste iman üzere ölmek”… Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz hadisi şeriflerinde buyuruyorlar ki: “Bana Cebrâil aleyhisselam gelerek, ‘Ümmetinden her kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer’ müjdesini verdi.” (Buhârî, Tevhid: 33; Müslim, İman: 153, (94))

Bu hadisi şerifi okuduğumuz zaman, cennete girmenin pek de zor olmadığını düşünüyoruz. Gerçekten de bugün hiçbirimiz eski devirlerde görüldüğü gibi putlara, dağlara, yıldızlara, cinlere veya meleklere tapıyor değiliz. Bizi kendisine secde ettiren veya ilâhlığını kabul etmemiz için baskı yapan Nemrutlar ve Firavunlar da ortalıkta yok. Yine, hiçbirimiz Allah’ın hükümlerini bir yana bırakıp bir ruhban sınıfının hükümlerine göre bir şeyleri helal veya haram sayıyor da değiliz ki onlara tapmış olalım.

Hepimiz, Allah’ı biricik ilâhımız olarak kabul ediyoruz. Mabud olarak hiçbir şeyi ona eş koşmuyoruz. Galiba bu duruma bakarak cennete gireceğimizi kesin gibi görüyoruz. Belki bu düşünce sebebiyle rehavete kapılıyoruz.

“Nasıl olsa müminiz, öyleyse Allah günahlarımızı bağışlar. Yahut günahlarımız sebebiyle azaba düçar olsak bile eninde sonunda cennete gireriz,” diye güveniyoruz. Öyle ya, hepimiz Müslüman anneden babadan doğmuş olmak gibi büyük bir nimete mazhar olmuş nasiplileriz. Zannediyoruz ki bu nasipten sonra bizim için bir tehlike yok!

Peki, Sahabe neden korkuyordu?

Biz böyle düşünüp kendimizi avuturken bir de bakıyoruz ki Hz. Ömer gibi defalarca Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş ve cennetle müjdelenmiş bir sahabe, Efendimizin sırdaşı Hz. Huzeyfe’ye, “Ne olur söyle ey Huzeyfe, Allah’ın Resulü sana münafıkların adını sayarken benim adımı da söyledi mi?” diyor…


 


Yalnız o da değil; Tâbiin’den İbnu Ebi Müleyke rahimehullah anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâmın ashabından olup da Bedir Gazvesi'ne katılanlardan otuz kadarına yetiştim. Hepsi de kendi hesabına nifaktan (gizli şirk) korkuyorlar ve dinlerinde fitneye düşmekten kendilerini emniyette hissetmiyorlardı.” (Buharî, İman, 36.)

Ne tuhaf değil mi? Bizler böyle kendimizden eminken, onlar Bedir Ashabı olarak haklarında verilen garantiye rağmen, böyle endişeye düşüyorlardı. Neden acaba? Yoksa onlar bizim bilmediğimiz bir şeyler mi biliyorlar?...

Elbette onlar bizim bilmediğimizi biliyorlardı. Onlar, nefis, şeytan ve dünyanın hileleri hususunda bizden çok daha bilgiliydiler. Allah’ ın Resulünün yüzünün hep hüzünlü olduğunu, tebessüm hariç pek gülmediğini görüyorlardı. Hz. Aişe, Peygamberimizin bir bulut görse “Acaba bu azap bulutu mudur?” diye tedirgin olduğunu bildiriyor.

Yine, sahabeden Ebu Zerr radıyallâhu anhu anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Semada dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur, her tarafta Allah'a secde için alnını koymuş bir melek vardır. Allah'a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilse idiniz az güler, çok ağlardınız, yataklarda kadınlarla telezzüz etmezdiniz, yollara, çöllere dökülür, (belânızı defetmesi için) Allah'a yalvar yakar olurdunuz.”

Ebu Zerr radıyallâhu anh bunları naklettikten sonra: “Keşke sökülen bir ağaç olsaydım.” buyurdu. (Tirmizî, Zühd, 9, 2313; İbnu Mâce, Zühd, 19, 4190.)

Hz. Enes radıyallâhu anhu anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şu duayı çok yapardı: ‘Ey kalbleri çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzerine sâbit kıl!’ Ben bir gün kendisine: ‘Ey Allah'ın Resulü! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?’ dedim. Bana şöyle cevap verdi: ‘Evet! Kalpler, Rahmân'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir.” (Tirmizî, Kader, 7, 2141.)

    



Ya gerçek halimiz…

Demek ki Müslüman memlekette, Müslüman ana babadan doğmuş olduğumuz için hiç de garanti altında değiliz. Öyle değil midir? Kalbimizin günden güne değil, bir andan bir ana değişip durduğunu biz de görmüyor muyuz?

Hususi bir çaba göstererek ahret hazırlığına yönelmezsek, kalbimizin dünyaya pek çabuk daldığına şahit olmuyor muyuz? Eğer namazdan namaza hatırlamazsak, Cenabı Hakkın bizi görüp durduğundan gaflet etmiyor muyuz?

Peki, o halde kalbimizi son ana kadar tevhid inancı üzerinde muhafaza edebilecek miyiz? Hele nefsimiz bizi şirke sürüklemekte bu kadar mahirken…

Pek çoğumuz nefsimizin olur olmaz şeyleri Allah’a ortak koşma temayülünden habersiziz. Birçoğumuz Allah’ın rızası ile hayatımızdaki birilerinin rızası, bizi bir yol ayrımına getirdi mi Allah’ ın rızasını kolayca feda ediveriyoruz.

Neden? Çünkü o insanî münasebetteki peşin menfaat gözümüze daha önemli görünüyor, Allah ile münasebetinin neticeleri ise uzak gibi vehmedildiği için gözümüze pek küçük görünüyor. Tıpkı dünyamıza yakın olduğu için Ay’ı büyük, yıldızları küçük görmemiz gibi. Hâlbuki gerçekte Ay, en küçük yıldızın yanında bile küçücük kalır. Bu gerçeği bize astronomi bilginleri haber veriyor. Biz de onlar sayesinde gözümüzün yanıldığını anlıyoruz.

İşte, hislerimiz de tıpkı gözümüz gibi peşin veya yakın vadeli olan dünya menfaatini, önemli; uzak gibi görünen ahret hesabını ise önemsiz görüyor. Bu gerçeği de din âlimleri sayesinde anlıyoruz. Fakat anlasak da iş uygulamaya gelince, yine peşin olan dünya münasebetlerini, ebedi olan ahret münasebetine tercih ediveriyoruz.

Pek çoğumuz birilerinin bizi kınamasın, aşağılamasın diye korkup ibadet etmeyi, inancımıza göre giyinmeyi ve yaşamayı erteliyoruz. Fakat bu durumda, farkında olmadan, o birilerinin bizi beğenmesini ve onaylamasını, Rabbimizin beğenip onaylamasından üstün tutmuş oluyoruz. Gönüllerimizde böyle büyüttüğümüz, Allah’tan korkar gibi korktuğumuz, Allah’ ın rızasını gözetir gibi rızasını gözettiğimiz bu kişilerin bize ne faydası veya ne zararı var?...

Gönül Ka’be’mizdeki putlar

Öyleyse Arabistan putperestlerini kınamayalım. Biz de bize ne bir faydası ne de zararı olmayacak olan kişilerin rızasını arayarak, onları Rab ittihaz ediyoruz. Birer put haline getiriyoruz.

Korkusu sebebiyle şeytanlara, cinlere tapan, kötü ruhlara kurban sunan vahşîlere niye gülüyoruz ki? Biz de vehmi/hayali korkularımız sebebiyle birilerini gözümüzde büyütüyor, ebedi hayat sermayemiz olan ömrümüzü onların rızasını kazanmaya kurban etmiyor muyuz?

Şimdi bizler toprağı, denizi, nehiri tanrı sayıp tapanlara şaşıyoruz. Halbuki onlar da sebeplere tapıyorlardı biz de aynısını yapıyoruz. Onlar da “rızık verici” diye gördüğü ‘toprak ana’ya, güneşe, nehire adaklar adıyor, sunular sunuyordu; biz de rızkımızı veriyor zannettiğimiz şirketlere, patronlara, ticaretimize, işimize hayatımızı adıyoruz.

Birçok kişinin beş vakit namazını kılmamaktaki en büyük mazereti, “Çalışıyorum. Şirkette namaz kılamam!” Acaba o kişi, patronun rızasına uymayan pek çok şey yapmıyor mu? Hem ne zaman vazifesini hakkıyla yerine getirdikten sonra, günde 20 dakikasını ibadete ayırdı da bundan ötürü işten atıldı? Farz edelim atıldı, “Rızık verenlerin en hayırlısı” onu aç mı bırakacak?

İşin doğrusu, dürüst ve işini en güzel şekilde yapan bir elemanının aynı zamanda dindar olması, birçok âmirin ve patronun hoşuna gider. Namazı bahane ederek işten kaytarma gibi istismarlar olmadıktan sonra, kimse kimsenin namazına karışmaz.

Öte yandan, eğer patronunuz sebepsiz yere ibadete karşı çıkacak kadar Allah düşmanı biriyse zaten onun emrinde çalışmamak bizim için daha hayırlı olabilir. Yahut böyle birinin gönlünü güzel davranışlarımızla yumuşatmamız veya kararlı tutumumuzla onu bu davranıştan vazgeçirmemiz mümkün olabilir pekâlâ. Ama yeterince gayret göstermiyoruz. Çünkü zaten Allah ın emirleri nefsimize zor geliyor, o sırada en ufak bir pürüz bile bize engel oluveriyor.


 


‘Sohbete gitmeme kocam izin vermez’ (!)

Birçoğumuzun mazeretleri o kadar ehemmiyetsiz ki. Meselâ bir hanımı dini sohbetlere davet ediyorsun, “Kocam izin vermez” diyor. Onu yaratan Allah’a kulluk edip etmeme hususunda kocasının iznini bekliyor. Hem de sohbete gelmesinin, ibadet etmesinin kocasın hukukuna hiçbir zararı yok, hatta belki faydası var. Sohbete gelip hakkı ve sabrı tavsiye eden nasihatler dinlese aile için saadete ne zararı olur? Aksine faydası olur…

Hem farz edelim kocası bunu idrak edemiyor olsa bile, istese başka şeylere razı ettiği gibi tatlı dille konuşup gönlünü edemez mi? İşin tuhafı şu ki, aynı hanımın beyine desen ki; “Gel, kazancının bir kısmını hayır işlerine sarf et. Yahut hiç değilse anne babana, akrabana iyilik yap.” O da bunları yapmak hususunda karısından çekiniyor. İtiraf etmese de hanımının muhalefetinden ve dırdır etmesinden korkuyor. Kem küm ediyor. Peki, “Karım bozulur, surat eder” diye, hayır işlerini ve akraba ilişkilerini ihmal eden bu adam, karısının razı olmadığı hiçbir şey yapmaz mı?

İşin doğrusu nefsinin arzu ettiği birçok şeyi gizli veya açık yapar. Kendi istediği bir işe azmetti mi karısı karşısına dikilse bile “Sana mı soracağım!” diye çıkışıverir. Ama iş Allah rızası için yapılacak bir hayır olunca o azmi görmek ne mümkün!

Aynı şekilde; sözde kocasının izin vermediği bahane göstererek sohbetlere gelmeyen hanımların pek çoğu, kocasının izin vermeyeceği birçok malayani gezmeye pekâlâ gizli saklı gider. Yahut kocasına ısrar etmek suretiyle istediklerini aldırır, yaptırır. Ya iyilikle gönlünü ederek veya dırdır edip başını ağrıtarak istediği şeye ikna eder. Ama iş Al...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.033


View Profile
Re: Gönül kabemizdeki putlar
« Posted on: 22 Mayıs 2019, 05:58:05 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Gönül kabemizdeki putlar rüya tabiri,Gönül kabemizdeki putlar mekke canlı, Gönül kabemizdeki putlar kabe canlı yayın, Gönül kabemizdeki putlar Üç boyutlu kuran oku Gönül kabemizdeki putlar kuran ı kerim, Gönül kabemizdeki putlar peygamber kıssaları,Gönül kabemizdeki putlar ilitam ders soruları, Gönül kabemizdeki putlarönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &