ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Gece nöbetleri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gece nöbetleri  (Okunma Sayısı 374 defa)
01 Aralık 2010, 18:52:12
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 01 Aralık 2010, 18:52:12 »




Gece Nöbetleri


“ Hüzün bazen deli dalgalar gibi gelir.”

 
“Bir kederin, hep beni takipte ağır gölgesi, sana sığınıyorum. Artık iç çekişlerimi de dua sayıyorum. Hatalarıma af, günahlarıma bağış diliyorum. İçimde bir an küçük bir kıpırtı, seviniyor, sana koşuyorum. Bir vesvese kulağımda çınladığında, kalbim korkuyla vurmaya başladığında, sana yöneliyorum.”

Bir sükûnet bekliyor ruhum. Ve hep bir ayazda gibi üşüyor. Örtüyorum onu. Tek masum yanımı. Belki de onunla beraber ayıplarımı. Kendimin bile, görmeye tahammülü olmadığı çirkinliklerimi, kimseler görsün istemiyorum. Ve korkuyorum. İliklerim bile bu korkudan titriyor. Eğer gözyaşlarım tufan olupta beni boğmazsa, korkularım boğacak. Biliyorum. Soluk almaya çalışıyorum.

“Ey sahibim! Ne kadar da acizim, görüyorsun. Bütün bunları sen zaten biliyorsun. Ama ben aczimi, mahçubiyetimi, zayıflığımı bir kez daha dile getiriyorum ki, beni lütfün güzelleştirsin. Sen benim efendimsin. Bana yardım et. Bir teselli ver, gözümü aç, yolumu aydınlat. Sana hamdolsun. Ne zaman biter bu buhran bilen sensin. Ben sorulardan bunaldığım için,“ ne zaman bitecek, ne zaman” diye soruyorum ya.. Oysa cevabı değil, rahmetini bekliyor gönlüm. Zira imtihanlarımın müsebbibi olmaktan korkuyorum.”

Nefsimin ağırlığından kurtulmam lazım bir an önce. Kendimi bulmam, kendime kızmam, kendime gelmem lazım bir an önce. Yok olmadan, yok etmeden, var olmam lazım önce. Ruhuma huzur, kalbime inşirah, aklıma sabır lazım önce.

Yok, anladım, bana sen lazımsın bir tek. Ben, kendimi içimdeki uçurumdan atmadan, sen de soluk almayı başarabilmeliyim. Günde kaç defa ruhumu, kalbimi, nefsimi öldürürken, kaç defa katil, kaç defa maktul olurken, bu işten sağlam çıkabilmek için, bana sen lazımsın.

Güya hep sana gidiyorum, hep sana yürüyorum. Oysa yolun neresindeyim, hangi iz üzerindeyim bilmiyorum. Telaşım çok, sabrım az, yolum uzun, yüküm ağır. Ve üstelik ben o yükü, her saniye ağırlaştırmaktayım. Sana yürüyorum. Yoo, hayır! Yürüyemiyorum. Soluk aldığım her durak, aslında gözyaşlarımdan boğulduğumu sandığım, anlardaki duraklar. İşte o duraklardan birinde anladım ki; ben gözü kapalı, güya sana yürüyorum.

Dualarım, iç çekişlerim, feryatlarım, isyanlarım, yakarışlarım, umutsuz umutlarım sana yürüyorum. Bir teselli istiyor gönlüm ve ben, sana yürüyorum.

Yaralarımı iyileştirecek olanı istiyorum artık. Ve biliyorum sen verecek ve beni razı edeceksin. Ama o zamana dek sabredebilir miyim, bilmiyorum. Birden sorular yumağına dönüyor beynim. Bir mahşer yeri endişesinde. Soruyor; sen, peki sen O’nun razı olduğu gibi istiyor ve teslimiyet gösteriyor musun? Ve sen, O’nun vereceğine razı olacak mısın?

İşte burada başlıyor soru ve kuşku. Aslında o soruyu doğuran da o kuşku. Sonra ardından mahcubiyet, pişmanlık ve tövbe. Ama bir başka zaman, yine aynı manzara, yine aynı sahne. Ruhumda bir hüsran. Utanıyorum artık! Dualarımı, yakarışlarımı, tövbelerimi değiştiriyorum. Hangisi bu utancı biraz olsun siler ve teselli ederse, onda ısrar ediyorum. İçimdeki o büyük ağıtı ve yalnızlığı ancak böyle dindiriyorum. Bir zaman böyle dindiriyorum, yaralarımın acısını. Ama birde azmaya görsünler hiçbir söz, yakarış, gözyaşı hatta azar kar etmiyor, teselli etmiyor ve susturamıyor onu.

Sen hiç kendine arkadaş, ana, baba, kardeş, dost,  terapist, hasta, doktor oldun mu? İçinde büyüyen o sana, yani kendine teselli verdin mi?  Azarladığın, güldüğün, aşağıladığın, gayrete getirdiğin oldu mu? Olduysa bilirsin tüm bunları. Hele çığlıkları kulaklarını tırmaladığında, feryadı figanı içini yaktığında, teselli etmek ne kadar da zordur kendini.

Yaslanacak bir omuz ararken utanmak, kendine yaslanmak, kendine kaçmak ve kendinden kaçmak. Her hıçkırığını göğsünde söndürmek çok zor, bazen güldürmek, bazen ağlatmak, oyalamak, kandırmak, ümitlendirmek, unutturmak kendini kendine. Her halinize sadece kendinizin şahit olması ne yakıcıdır. Oysa başkası şahit olmasın diye fersah fersah kaçanda kendimim yine. Kitabın buyurduğu gibi; “ insana şahit olarak nefsi yeter.”

Ben şahitliğimi fazlasıyla yaptım herhalde. Buna benim şahitliğim kabul görülmezse eğer, gece nöbetlerim şahitlik yapabilirler. Yahutta gece, zira o da nöbetteydi hep.

Şimdi; bekleyenlerin olduğu yere, onlarla birlikte beklemeye gidiyorum. Zira ruhum, beni çoktan terk etti. Şimdi, beni bu halimle tanıyabilir ve kabul edebilir mi bilmiyorum. Aklımı size bırakıyorum, sizin olsun. Bir tek kalbimi toprağa gömeceğinizi biliyorum, zira bir tek onu öldürmüştüm. Hırslarım, arzularım, iştihalarım, en korkunç yanlarım, yalanlarım benimle birlikte gömülecekler. Umarım, toprak onları çürütmeyi, yok etmeyi başarabilir.

Vasiyetimdir; meslektaşlarımdan bu halimi resmedecek biri varsa eğer, bunu çizsin ve bir ibret tablosu olarak sergilesin.

“ Aciz dostun ”

Mektubun ne zaman postaya verildiğine baktı. Geçen ayın 11’inde verilmiş. Bugün ayın 28. Tatil dönüşü masasında bulmuştu bu zarfı. İçinde bu mektup ve bir anahtar. Zarfı aldığı gibi atladı arabaya, zarfın üzerindeki adrese doğru yol aldı. Adrese vardığında kapıyı tereddütle açtı. İçinde bir korku fırtınası, heyecanına hâkim olmaya çalıştı. Küçük dairenin odalarına göz attı. Kimse yoktu. Sonra neden masanın üzerindeki kitapları gördü, garip bir duyguyla inceledi. Ayaklarının önüne bir kâğıt parçası düşüverdi. Aldı eline, üzerinde yazılanları, iç içe geçmiş pek çok duyguyla birlikte okudu. Şöyle yazıyordu; “sana veda edemediğim için üzgünüm. Umarım beni ve yaptığım bu şeyi anlayabilirsin. Davetinle gezindiğim bu yolda, şimdiye kadar yaşamadığım başka bir tad vardı. Verdiğim sözü tutamadığım için özür dilerim. Sen anlattıkça, affına hayran kaldığım Yaratan, belki beni affedebilir. Yalnız benim kendimi affedemediğim bir gerçek.”

Hiç bu kadar tuhaf hissetmemişti kendini, suçlu, yanlış, eksik, çaresiz yani. Şimdi, bir vicdan azabında titrediğini hissediyordu. Her günahın suçlusu kendini görecek kadar, yandığını da. Artık ne dese, ne hissetse, ne düşünse de anlamı yoktu. Olan olmuş, elini tutmak istediği kimse, ellerinden kayıp gitmişti. Bunun ne kadar ağır olduğunu düşündü bir an. “Allah’ım bana yardım et.”diye mırıldandı.

Günler geçiyordu bir şeyler yapmalıydı. Bu hikâye böyle yarım kalamazdı. Derhal harekete geçti. Islak kumlara yazılan hikâyeler, ummana karışıp silinse de yavaş yavaş, yinede; yapmalıydı. Gazeteci dostunu aradı ve geçen ay intihar eden ressamın hikâyesini anlattı. Bir hafta sonra gazete, ressamın yazılarını yayımlamaya başlamıştı bile. Gazeteyi eline aldı, birçok duygunun eşliğinde satırlara göz gezdirdi. Acı bir gülümsemeyle yazının başlığını okudu, şöyle yazıyordu. “Gece nöbetleri”



Halise Ekemen

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Gece nöbetleri
« Posted on: 15 Kasım 2019, 15:30:49 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Gece nöbetleri rüya tabiri,Gece nöbetleri mekke canlı, Gece nöbetleri kabe canlı yayın, Gece nöbetleri Üç boyutlu kuran oku Gece nöbetleri kuran ı kerim, Gece nöbetleri peygamber kıssaları,Gece nöbetleri ilitam ders soruları, Gece nöbetleriönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &